Yazar | 
Hasan Bülent Paksoy |  | | Kişisel Web | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi |  | | |  | |  | Maksim Gorki ----------------------- "Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."----------------------- Ekmeğimi Kazanırkeni | | |
| 
Efes
-Hasan Bülent Paksoy-
İleri gelen kentlerin dünya çevresindeki yerleşim konumlarına bakılacak olursa, ortaya ilgi çekici bir görünüm çıkar. Bu kentlerin çoğunluğu, ya deniz kenarındadır, ya da bir akarsuyun üzerinde. Bu durum, özellikle başkentler için daha da önemlidir. Ancak, doğal koşullar kentlerin bir suya olan yakınlığını değiştirebilir. Örneğin: Efes, ilk kayıtlara geçtiğinde tam deniz üzerinde bir liman idi. MÖ. 600’lü yıllarda kurulduğu varsayılır. Günümüzde karaya vurmuş bir balık gibi deniz kıyısından kilometrelerce içerde bulunuyor. Gemilerin yanaştığı kordon'unun eski deniz yanında "yılan yastığı" adi ile bilinen görkemli ve gizemli otlar bitmekte; gemilerin bağlandığı büyük dövme demir halkaların kimi, toprağa gömülü duruyor. Ortalama iki bin yıl önce, Roma egemenliğine girdiğinde, Efes'in limanının iyice dolduğu söylenir. Günümüzde, İzmir’in dolmakta olduğu gibi…
Efes, gününde, neden önemli ve canlı bir şehir idi? Deniz kıyısında olduğu için, alış-veriş en önemli bir nedendir. Ayrıca Artemis (Diana) Tapınağı da büyük bir gelir kaynağı idi. Başka bir deyiş ile Efes inanç kökenli alış-verişe çok önem vermekte ve Artemis görüntülü satışlarından kazanç sağlamaktaydı. Konumu dolayısı ile Atina ve Pers imparatorlukları arasında kaldığı için de, üzerinde Tuğ Bağlayanlar çok kez değişmiş, diğer Bati Anadolu şehirleri ile teke-tek alışveriş yarışmalarına girmiş. Bu yarışmalar ara sıra savaşlara neden olduğundan, Efes bu savaşlardan da payına düşeni almış, varlığı eksildiği gibi, yaşamından da odun vermek durumunda kalmış. Bu süreç içinde, Atina ve Ispartalılar birbirleri ile savaşırken, Atina bir savaş ve yönetim birlikteliği ve yandaşlığı kurmak üzere atılıma geçmişti. Atinalıların amacı, yerleşim alanları Atina’nın kuzeyinde olan Ispartalılara karşı savaş açarak, Atina’nın yandaşları gibi, Ispartalıları da Atina egemenliği altına almak idi. Bu anlaşmalara göre, Ege denizindeki bütün bağımsız kentler (özerk tuğluklar) bu birlikteliğe her yıl gemi, denizci ve para ile büyüklükleri oranında katkıda bulunacaklar idi. MÖ. 5 yüzyılda gerçekleşen bu olay sonucunda, Atina küçük tuğluklara baskı yaparak gemi ve denizci yerine yalnız para ile katkıda bulunmalarını istedi. Elli yıl kadar suren bu yandaşlıklar sonucunda Atinalıların başlattığı Peloponez savaşını Ispartalıların kazanmaları, beklenmedik bir yan sonuç da verdi. Olup bitenleri kayıt altına almak ve yer alan olayların altında yatan gerçekleri öğrenmek; yanlışları ilerde yenilememek için, Kutluk Bilgisi kitapları yazılmaya başlandı. Geçmiş boyunca da, ordu ve donanmalar, savaşlar için tek gerek değil idi. Günümüzde olduğu gibi, düşünce çarpışmaları çok daha önemli olarak, sıcak vuruşmalardan önce başlıyordu. Bilmek düşüncesini yitiren, anlama ve yapma yeteneklerini bulamayacak durumda kalıyor; kendini koruyamayıp, varlıklarını da elden çıkarıyorlardı. Bu neden ile günümüzde de, geçmişten geleceğe doğru her tur inançlar birbirleri ile çarpışır. Hem de sürekli olarak. Ancak, bu tur düşünce vuruşlarını "Kazananların," "onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine" gibi deyim ile sonsuzluğa kadar başarılarının gölgesinde yasayabilecekleri anlamına gelmez. Çünkü görünüşte vurusu yitirmiş düşünce, bu sırada toprağa, diğer düşüncelerin içine, tohum atmış olabilir. Kazananların bakmadığı bir yerde, düşünceler arasındaki çatlaklarda, bu tohumlar büyüyerek gene yeşerebilir. Böylelikle, ilk ağızda kazanmış olan düşüncelerin büyük bir bölümü, bir süre sonra yenik düşüp, yok olup gitmiş. Efes, bu tur önemli bir çarpışmanın yer aldığı kent olarak da kayıtlara geçmiştir. Paul (MÖ. 10 - MS. 67) (Pavlus vb olarak da bilinir), Atatürk’ün çizdiği "Misak-I Milli" içindeki Tarsus'da, İsrail koklu Bünyamin boyundan Saul olarak doğmuş. Bir Hıristiyan olarak, Yahudi olmayanlara Hıristiyanlığı (genellikle Yunanca konuşarak) tanıtmakla unludur. Isa ile kişisel olarak tanışmamış olmasına karşılık, İsa’nın sözlerinin ve öğretilerinin yayıcısı olarak bilinir. On dört önemli 'inanç yazısı' yazdığı söylenir. Bu ondördünü de yazıp-yazmadığı kesinlikle bilinmiyor. Ama yazdığı varsayılanlar, Hıristiyanlık kutsal kitabi İncil’in belirli bölümlerini oluşturur. İncil’in "Efesliler" kesimini oluşturanlar da bu kapsama girer. Bu mektupların, Efesliler ve ötesindeki yerleşim alanları içinde oturanlar üzerindeki etkilerinin büyük olduğu su götürmez. Pavlus'un bir Mektubunun içeriği: "Bu mektup, Tanrı'nın Mesih İsa aracılığıyla gerçekleştirdiği yüce tasarıyı gözler önüne seriyor (Ef.3:11). Tanrı'nın bu tasarısı, inanlıları, inanlılar topluluğunu ve Mesih'i kapsıyor. Pavlus'a göre, biz inanlılar bir zamanlar günah içinde ölüydük, "ama merhameti bol olan Tanrı... "bizi Mesih'le birlikte yaşama kavuşturdu" ( Ef.2:1-10). Bizleri kendi «kutsal ve kusursuz» oğulları olmak ve «yüceliğinin övülmesi için» yaşamak üzere önceden seçmiştir (Ef.1:4,5,12). Tanrı'nın öngördüğü iyi işleri yapmamız için «Mesih İsa'da yaratılmış olarak Tanrı'nın eseriyiz» ( Ef.2:10). İnananlar yalnız Tanrı'ya değil, birbirlerine de yakın olmalıdırlar. Mesih, Yahudilerle diğer uluslar arasındaki düşmanlık duvarını yıkmıştır. Buna göre her iki topluluktan inananlar da Tanrı'nın ev halkındandır ( Ef.2:11-22). 3:1-10 ayetleri, Pavlus'un Müjde'yi diğer uluslara ulaştırmakla görevlendirildiğini anlatır." Kısacası, Pavlus daha sonraları adi gecen topraklara gelen "cerr'e çıkmış derviş" turunun öncülerindendir.
Pavlus, İsa’nın öğretilerini yaymak için Efes'e vardığında, Efes'in durumu ne idi? Deniz kıyısında varlıklı bir alış-veriş şehri; büyük (gün’ü için çok bilgiyi saklayan) kitaplığı ve Tanrıça Artemis'e (Diana olarak da bilinir) adanmış büyük bir tapınağı var. Bu tapınağa gelen 'hacı’lar, büyük yoğunlukta alışverişte bulunuyorlar. Bu alışverişçilik, Efeslilere büyük kazanç sağlıyor. Paul, Efes'te Hıristiyanlık öğretilerini yaymaya başlıyor.
Bu öğretiler Efes'in temelindeki varlık yaratıcı Artemis ilkeleriyle doğrudan çatıştığından, şehrin alışverişçilerine ve satıcılarına de ters düşüyor. İncil'de yazılı olduğuna göre MS. 57 çerçevesinde Paul hapse alınıyor, şehirde Hıristiyanlığa karşı ayaklanma oluyor. İncil’in Yuhanna ve Olaylar bölümlerinde de bu konulara yer veriliyor. Paul'un, Efes'den ayrıldıktan sonra Göreme'ye gittiği, yeraltı şehrinde ve kiliselerinde öğretilerini sürdürdüğü söylenir. Daha sonra, Romalılarca, "kargaşa çıkarmaktan" suçlandığı ve yargılanmak üzere götürüldüğü Roma'da, Nero'nun (M.S. 15–68) imparatorluğu sırasında, kafası’nın kesilerek öldürüldüğü varsayılır. Böylelikle, Efes, Hıristiyanlığın ilk ve en kutsal "Yedi Kilise'sinin" başında gelir. (Kilise adından sonra belirtilen, İncil’de adi gecen bölümler): Ephesus (Efes): Revelation 1:11, 2:1-7, Acts 18:19-28, 19:1-41, Ephesians; Laodicea (Pamukkale): Revelation 3:14-22, Colossions 2:1, 4:13-16; Pergamum (Bergama): Revelation 2:12-17; Philadelphia (Alaşehir): Revelation 3:7-13; Sardis (Salihli): Revelation 3:1-6; Smyrna (İzmir): Revelation 2:8-11; Thyatira (Akhisar): Revelation 2:18-29, Acts 16:14. Bu adı geçen yedi kilise birer taş-toprak yapı olmayıp, Tanrı’nın isteklerini insanlara açıkladığı, yerleşim alanları olarak tanımlanır. Yedisi de Anadolu'nun batısındadır.
Kilisenin büyük "kural koyucu" toplantılarından birinin MS. 431 de Efes’te yer aldığı, Meryem Ana’nın "kilise kuralları" ve "inancı düzenleyici temelleri" içindeki yerinin belirlenmesinde yordam verdiği söylenir. Ayrıca MS. 3cu Yüzyılda yaratılan "Yedi Uyuyanlar" kurgu öyküsü, Efes çevresinde yer almış, daha sonra Avrupa’da, 1776 Amerikan Devrimi öncesi bir Amerikalı yazar'ca ele alınan "Rip Van Winkle" ad’lı öykünün yazılmasına esin vermiş. Daha önce, Asya içinde de ayrıca yayılmış. Bu kurgu bilim öyküsüne göre Hıristiyanlığı yaymak için uğraşırken olmuş olan yedi kişi, olağanüstü güç nedeni ile ölümden dönmüş. Bu öykü, günümüz Afganistan’ında bulunan, Herat Tuğluğunu kuran (Timur Bey'in Torunlarından) Sultan Hüseyin Baykara (Tuğluğu 1469–1506) ile es süreçte yaşamış olan Navai'nin (1441–1501) "Ashab-ı Kehfimiz " şiirlerine kadar girmiş. Ömer Seyfettin 'in (1884–1920) yazdığı ve 1918 de basılan "Ashab-I Kehfimiz" başlıklı kısa öyküsü ile Anadolu'ya geri dönen bu anlatım (Bkz: H.B. Paksoy, "Nationality and Religion: Three Observations from Ömer Seyfettin" Central Asian Survey (Oxford) Volume 3, No. 3; 1984. Pp. 109-115), Kuran'da (Yaşar Öztürk Meali) da yer alır: Kehf 9 suresi. MS. 6ci yüzyılda Bizans imparatoru Justinian sırasında önemini kaybeden Efes, 1090 da küçük bir yerleşim alanı olarak Selçuklular eline geçmiş. 14cu yüzyılda ise unutulmuş bir şehir olmuş. Bu küçülme ve unutulmanın ve sonunda toprak altında kalarak yok olmanın, depremlerle ilgisi olup-olmadığı çözüm bekleyen sorulardan biri.
Üstü toprak ile örtülmüş Efes'in yeri, 19. yüzyılda, Londra'daki Büyük Britanya toprakaltı sergisinde çalışan J.T. Wood tarafından bulunmuş. Yirminci yüzyılda gene adi gecen toprakaltı sergisinden gelen D.G Hogart, yeni kazılar yaparak ek temellere ve eski Efes paralarına ulaşmış. Daha sonra Avusturyalılar kazılarını sürdürmüşler. Günümüzde, diğer uluslararası kuruluşlar ve yüksek öğrenim kurumları da (yukarıda adı geçen diğer Yedi Kilise şehirlerinde olduğu gibi) kazılarını sürdürmekte, bu yoldan da Hıristiyanlığın en önemli doğuş ve yayılma şehirlerinden olan eski Efes'in anısı canlı tutulmaktadır. Hasan Bülent Paksoy 23 Mayıs 2007
|
Evrim Düşüncesinin Devrimi -Hasan Bülent Paksoy-
Soylu düşünceler, genellikle büyük güçlükleri yasayanlarca ileri atılır. Bu soylu düşünceler dünyayı aydınlatıp, toplumları yüceltebilir. Ancak, bütün ileri sürülmüş düşünceler, Toplumsal kuşakların başından geçen düzen’de yaşam sürdürürler: "Para’yı dede kazanır; oğul saklar, torun savurur." Bu örneğe göre, düşünceler: Bir kuşakta yaratılırlar; İkinci kuşakta korunurlar; Üçüncü kuşakta dışlanırlar. Ama düşünceler ölümsüzdür, kullanmakla bitmezler. Bu üçlü aşamadan geçebilen ve gene de yaşayan düşünceler, etkilerini yükselterek sürdürürler. Dördüncü kuşakta, ardından gelenlerin düşlerine girerler; Bir kesim'e güç verir, diğer bir kesim'e karabasan gösterirler.
|
Topraksız Toplumların Çoğulcu Yönetim Düzeni -Hasan Bülent Paksoy-
1960 sonrası Ankara'da, bir Bakan'a "Toprak Reform'u" üzerine soru yönetenlere, Bakanın verdiği yanıt unutulamaz. Tespihini havaya atıp, "Nil demah Torpah Refommu; oyla(r) aha cebimde" diyerek bağırmış idi. Konu, Osmanlı’dan kalma toprak ağalarının elindeki köylerin, toprağı isleyen köylüye dağıtılması idi. Bu yönden, secim bölgelerinin de yeniden düzenlenmesi söz konusu da olduğundan, Sayın Bakan'dan, bu konuda ne düşündüğü sorulmuş idi.
|
Alış-Veriş Kuruluşlarının Yönetimi -Hasan Bülent Paksoy-
Gücünün en üst düzeyinde olduğu süreçte, Birleşik Krallık Doğu Hindistan Alışveriş Kurumunun ilgi çekici bir alt yapısı görev yapmakta idi. Üniversitesi, gemi yapım işlevleri, uzmanlık okulları, Hindistan içinde görev yapacak yerlileri eğitme okulları, araştırma birimleri, vergi toplama kolluk gücü, kara ordusu, donanması, bilgi toplama ağları, Dışişleri Bakanlığı ve ticari isler altbölümleri ilk göze çarpan özelikleri arasında idi. Yukarıda sözü edilen her üç Alışveriş Kurulusu günümüzde doğrudan var olmamakla birlikte, her ucunun de temelini attığı diğer Alışveriş Kuruluşları, çalışmalarını ve alışverişlerini dünyanın değişik yerlerinde yüksek güç ile sürdürmektedirler.
|
| | 
Hasan Bülent Paksoy
Doktorasını İngiltere'nin Oxford Üniversitesi'nde, Birleşik Krallık (United Kingdom) Üniversiteleri Rektörler Kurulu bursu ile bitiren Hasan Bülent Paksoy, Ohio State University, Franklin University, University of Massachusetts-Amherst ve Central Connecticut State University tarih bölümlerinde öğretim üyesi, Harvard Universitesi Orta Doğu Merkezinde Araştırmacı olarak görev yapdı.
Prof. Paksoy'un elliyi aşkın araştırma yazısı son yirmi yıl içinde Amerika, Avrupa ve Asya kıtaları üzerindeki onbir ülkede (ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, Türkiye, Japonya, Kazakistan, Hollanda, Belçika, Güney Kore, Kanada) çıkarılan bilimsel dergilerde yayınlandı.
Paksoy, 1970 yılında ABD de Bostwick bursu ile Lisans ve ABD National Science Foundation araştırma programı destegi ile de 1976 yılında Yüksek Lisans diplomalarını aldı.
ESERLERİ
IDENTITIES: HOW GOVERNED, WHO PAYS? (2001); ESSAYS ON CENTRAL ASIA (1999); INTERCULTURAL STUDIES (New York: Simon and Schuster, 1998); TURK TARIHI, TOPLUMLARIN MAYASI, UYGARLIK (Izmir: Mazhar Zorlu Holding, 1997); CENTRAL ASIA READER: THE REDISCOVERY OF HISTORY (New York: M. E. Sharpe, 1994); CENTRAL ASIAN MONUMENTS (Istanbul: ISIS Yayinevi, 1992); ALPAMYSH: CENTRAL ASIAN IDENTITY UNDER RUSSIAN RULE (Hartford, Conn: AACAR, 1989)
| 
| Uğraş |


| İnsan İnciyi Denizden Çıkarmadıkça O İster İnci Olsun İster Çakıltaşı Farketmez
Bir ulus, var oluşunun ve yaşam temelinde yatan değerleri korumak ve geliştirmek için belirli çizgide uzun süreli atılımlarını belirler ve uygulamaya geçer. Bu yöndeki köklü ve sürekli araştırmaları geleceğe dönük olarak düzenler, ve uygulamaya koyar. Düşünce önderleri, uygulayıcı önderlerle işbirliği eder. Tarih boyunca bu tür yaklaşımların çok örneği kaydedilmiştir.10 Ömer Seyfettin (1884-1920), bu konuda gerekli adımların atılmasını ilk salık veren 20. yüzyıl Türk düşünürlerinden biridir. 1919- 1924 Türk Kurtuluş Savaşı öncesi, Birinci Dünya Savaşı sırasında, Ilk Düşen Ak ve Ashab-ı Kehfimiz yazılarını yazmıştır.11 Bu yazılarda, Türk maya'sının korunması üzerine düşüncelerini genel kavramlar olarak ele almıştır:
|
| 
| Düşünce |

| Düşünce İşvereni
Hiç bir Düşünce İşvereni, bu yazıda ele alınan kural ve gözlemlerin üzerinde değildir. Her Düşünce İşvereninin çalışmalarının, bütün Düşünce İşverenlerince, ve toplumca, düşünce kuramları ve uygar tartışma düzenleri içinde, topluma açık olarak, ince elenip sık dokunması gereklidir. Bu tür "eleme" ve değerlendirmeden geçmeyen Düşünce İşverenleri'nin düşünceleri, ilerde dünyadaki toplumların kanları ve canları ile yüksek kertede ödeme yapmalarını gerektirebilir.
|
| 
| Kimlik |

| Orta Asya'daki "Köktendinci" Kimlik Üzerine Düşünceler
Kimlik bileşenleri güçlü bir şekilde kültürden etkilenmişlerdir. Kültür gerçek anlamda aklın geliştirilmesidir. Bu yer ve zaman açısından kesindir. Kuşaktan kuşağa, babadan oğula devredilen neydi? Bir jenerasyondan diğerine aktarılan değerlerin bileşeni muayyen bir yönetim şeklinin genel kültürünü belirlemektedir. Bu hem değişken, hem de sabittir. Söz konusu olan bu çelişki en iyi belirli bir kültürü öğrenmekle anlaşılabilir.
|
|  | Okumakta Olduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | |  | Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | |
|
|