Yazar | 
M. Cemil Kılıç |  | | Kişisel Web | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi |  | |  | Maksim Gorki ----------------------- "Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."----------------------- Ekmeğimi Kazanırkeni | | | | |
| 
Açık Mektuba Yanıt
-Mustafa Cemil Kılıç-
Sayın Bektaş Kızılırmak,
Türk halkları dünyada benzeri hiç görülmemiş derecede dinsel / mezhepsel ayrışma yaşamıştır ve yaşamaktadır. Türk tarihindeki en büyük ayrışma kanımca İslam'ın kabulüyle yaşanmıştır. Müslümanlaşma büyük ölçüde baskıyla hatta çeşitli katliamlarla gerçekleşmiştir. Muhafazakar milliyetçilerin savlarının tersine Arap / İslam orduları Türk ülkelerinde büyük kıyımlara girişmiştir. Türkler soyca Türk olduğu halde huyca Türk olmayan kendi yöneticilerince de katledilmişlerdir.
Müslümanlaşma sadece bir inanç değişikliği olarak değil tümüyle bir kimlik değişikliği olarak algılanmıştır. İslam inancının kabulünün Arap dil ve kültürünün de kabulünü gerektirdiği düşünülmüştür. İslam ile Araplık özdeş görülmüştür. Böyle olunca da Gazneli, Seçuklu gibi devletler Türklerce kurulmuş olmasına karşın Türk kültürüne yabancı bir hüviyet kazanmışlardır. Arap dilinin ne denli kutsal bir dil olduğu yönündeki uydurma hadislerin ve din bilginlerinin etkisiyle Arap dili ve kültürü Türk seçkinlerince istekle benimsenmiştir. Çağın koşulları nedeniyle halka aynı derecede ulaşması mümkün olmayan bu yabancılaşmaya Türk kitleleri doğal bir direniş göstermişlerdir. Bu direniş o denli güçlüdür ki sizin de belirttiğiniz gibi 1950 lere kadar kırsalda yaşayanlarca sürdürülmüştür. Müslümanlık neredeyse yüzeysel kalmıştır. Benzer bir direniş halen Orta Asya’da sürmektedir. Özellikle Kazak ve Kırgız Müslümanların Müslümanlığı tam anlamıyla yüzeysel bir Müslümanlıktır. Türklerin kadim inançları neredeyse İslam sanılarak yaşatılmaktadır. Bu konuda sanırım en çarpıcı örnek LAHÇİLER’dir. Sayın Dr. Ali YAMAN’ın bu konudaki çalışmaları malumdur. Lahçiler Orta Asya’da tıpkı Anadolu Alevi / Kızılbaşları gibi yaşamaktadırlar. Cem yapmakta, semah dönmekte, bağlama / kopuz çalmakta hatta onlar hakkında da tıpkı Anadolu Kızılbaşları için söylenen “ mum söndü “ iftirası mevcuttur.
Gazneli, Selçuklu devletlerinde resmi dilin Arapça ve Farsça olmasını dönemin geçerli uygarlık dillerinin bunlar olduğu savıyla açıklamak kanımca yanlış ve hatta gülünçtür. Arapça olgusunu dinle açıklamak durumundayız. Farsça etkisi ise İslam’ın öncelikle Farslar yoluyla öğrenilmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Ancak bu açıklama da kanımca yetersizdir. Fars coğrafyasına siyaseten egemen olan Türkler kültürel olarak egemen olamamışlardır. Fars coğrafyası binlerce yıldır Farslarla meskundur ve Farslar yerleşik bir halk olarak kendi ülkelerine sonradan ve dışarıdan gelen Türklere kültürel açıdan üstünlük sağlamışlardır. Ayrıca göçebe Türkmenler zaten ne Selçuklu ile ne de Gazneli ile barışık değildi. Zaten bu, işin doğasına da aykırıdır. Göçebelerin yerleşiklerle barışık olması mümkün değildir. Bu nedenle söz konusu devletleri kuran lider unsur Türk / Türkmen olsa da hemen hemen tüm memuriyetler Farsça konuşanlardan oluşmuştur. Ve yine söz konusu devletlerin kurucuları Türk olsa da halklarının büyük çoğunluğu Farsça’yı yada çeşitli şivelerini konuşan insanlardan meydana gelmekteydi.
-Malazgirt savaşı bir fetih savaşı değildir. Yani maksat İslam’ı yaymak değildir. Amaç devlete yeni topraklar kazandırmaktır. Daha doğrusu tarihteki tüm savaşlarda olduğu gibi bu savaşta da asıl neden ekonomiktir. Diğer nedenler daima talidir. Hiçbir etkilerinin olmadığını söylemek elbette ki yanlıştır. Ancak kanımca belirleyici neden kesinlikle ekonomiktir. Hristiyan Türklerin Selçuklu ordusunda yer alması da yine ekonomik nedenlerle açıklanmalıdır. Yani Hristiyan Türklerin sırf Türklük duygusuyla Selçuklu ordusunda yer aldığını söylemek bence gülünçtür. Çünkü o çağlarda Türklüğün bu denli önemli bir kimlik olarak algılandığını düşünmek yanlıştır. -Yunanistan’la yapılan nüfus mübadelesinde bir kısım Hristiyan Türk Yunanistan’a gönderilmiştir. Türklük duygu ve bilincinin o dönemde de halk katında güçlü olduğunu düşünmek yanlıştır. İnsanlar etnik kimlikleriyle değil dinsel kimlikleriyle kendilerini tanımlamaktaydılar. Türklük bilincinin sadece entelektüel düzeyde bir anlama sahip olduğunu düşünmek daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Yani Hristiyan Türk kendini Müslüman Türk’ten ziyade Hristiyan Rum’a yakın hissetmiştir. Daha doğrusu halkın gözünde Hristiyanlık ve Rumluk iç içe geçmiştir. Tefrik edip ona göre davranmalarını beklemek de mümkün değildir. Böyle olunca da mübadelede neden din ve mezhep esasına göre davranıldığını anlamak kabil olacaktır. Bunca yıla rağmen Alevi Türk ile Sünni Türk’ü Türklük kimliğinde buluşturamayan Cumhuriyet idaresi Hristiyan Türk ile Müslüman Türk’ü nasıl buluşturabilsin ki ?
-Yeniçeri ocağı ve yeniçerilerin tümünün devşirme olduğunu ileri sürmek yanlıştır. Dince devşirme olsalar da soyca büyük çoğunluğu devşirme değildir. Kanımca Yeniçeriler bir muhafiz alayı gibi düşünülmüş lakin zamanla yozlaşmıştır.
-Osmanlılar gayri Müslimleri Müslümanlaştırmak için uğraşmamıştır, sözü tam olarak gerçeği yansıtmamaktadır. O halde Müslüman Arnavutların, Boşnakların ve Pomakların varlığını nasıl izah edeceğiz ? Bunların kendiliklerinden Müslüman olduklarını ileri sürmek asla bilimsel değildir. Hiçbir topluluk kendi dinini kolayca ve kendi isteğiyle değiştirmez.
Alevilerle çok uğraşılması kanımca devletin resmi ideolojisi olan SÜNNİ HANEFİ ANLAYIŞIN dışında oluşları nedeniyledir. Sünni Hanefi toplulukların devletle problemleri ideolojik nedenlerden ziyade ekonomik nedenlere dayanmıştır.
-Anadolu’da pek çok Türkmen aşireti asimile olmuştur. Kürt, Zaza, Arap olanlar mevcuttur. Bu asimile olma süreci ne üzücü ki cumhuriyet döneminde bile sürmüştür. Sünni Hanefi tercih özellikle 1946’dan sonra bu süreci hızlandırmıştır. 1946’dan sonra DP iktidarı döneminde aşiret oyları için feodal yapı lehinde uygulamalar Doğu ve Güneydoğu’da Kürtleşme paralelinde sonuçlar doğurmuştur. Doğudan gelip batıya yerleşen Türkmenlerin çocukları kendilerini Kürt addetmişler ve bunlardan elbette ki PKK’ya katılanlar olmuştur. Çünkü batılı pek çok Türkün gözünde doğuların tümü Kürt zannedilmektedir. Her doğuluya Kürt denilmiş ve öyle davranılmıştır. Bu da doğal olarak o bölgeden gelen Türkmenlerin çocuklarını Kürtlüğe itmiştir. Tıpkı Bulgaristan göçmeni Türkmenlere Bulgar denilmesi ve bu nedenle kimi Bulgaristanlı Türklerin kendilerini Türkiye’den ziyade Bulgaristan’a yakın hissetmeleri ve bir zamanlar kendilerine zorla verilen Bulgarca adları hala değiştirmiş olmamaları gibi…
-Bayram Meral zannımca Alevi Türklerdendir. Alevi kimliği nedeniyle o köyün de bölgedeki Sünni Türklerce ve bilinçsiz yöneticilerce Kürt safına itilmiş olması mümkündür. Ne acı ki hala bu tip olaylar sürüyor. Yazıklar olsun ki bu gibi olayların baş sorumlularından biri de sözde Milliyetçilerdir. Milliyetçiliği Sünnilik sanan budalalar şahsımı bile gayri Türk ilan ettiler ! Yakında ben de Kürt safına geçersem şaşırmayın !
-Bugün Türkiye’de Türk kimliği aleyhine çalışan en etkili kurum DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞIDIR. Bu kurum kuruluş amaçlarının tam tersine çalışmaktadır. Sünni İslam propagandası çerçevesinde Anadolu Türkmenlerini Vahhabileştirmeye çalışmakta bu da Sünni Türklerin pek çoğunu Türk kimliğine yabancılaştırmaktadır. Alevi Türk köylerine zorla yaptırılan camiler bu köylerin halkına yönelik iğrenç bir aşağılamadır. Aşağılanan aslında Türklüktür. Pek çok Alevi Türkmen köyü bu aşağılamaya KÜRTLEŞEREK yanıt vermektedir. Devlet karşıtlığı çerçevesinde bir araya gelen Sünni Kürtlerle Alevi Türkmenler, karşıtlığın öncü gücünün Kürtlerden oluşması nedeniyle KÜRT ÜST KİMLİĞİNDE BULUŞMAKTADIRLAR. Alevi Türkmenleri Kürt safına iten hain ve iğrenç politikalar güya “ devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü “ ilkesine dayandırılarak tam anlamıyla trajikomik bir hüviyete büründürülmektedir.
Başta Diyanet Vakfı olmak üzere tüm dinci vakıflar Türk kimliğini yok etmek için çalışmaktadırlar. Üstelik bu vakıfların pek çoğu kendilerini “ milliyetçi “ olarak adlandıran kimi budalaların yönetimindedir.
Ve son söz…
Alevilik yada Sünnilik değildir bizim meselemiz. Türk kimliğini korumaya çalışmaktan başka yaptığımız bir şey yok. Ancak herkesçe malumdur ki Alevilik, Sünniliğe nazaran özgün Türk kültürüne kıyas edilemeyecek derecede daha yakındır. Bu nedenle Aleviliği savunmak mevcut politik, kültürel ve sosyolojik koşullarda Türklüğü savunmaktır.
Tanrıdağ’da tutuşmuş
Türklük Alevi
Tanrı bize Türk demiş Ne Sünni ne Alevi !
Mustafa Cemil Kılıç İstanbul 18 Kasım 2006
|
68 Yıldır Türk Ulusu'nun Kalbinde Yaşıyor
Türk Ulusu 68 yıl önce, yetiştirdiği en büyük evlatlarından birini bağrına gömerek sonsuzluğa uğurladı. Kuşkusuz ölüm her canlı için kaçınılmazdır. Yüce Allah bunu böyle takdir etmiş. Dolayısıyla Allah'ın koyduğu yasalara karşı boynumuz kıldan incedir. Her canlı gibi biz de bir gün ölümü tadacağız.
|
Ey Devlet!
İnsan halkına küser mi? İnsan devletine darılır mı? İnsan bir millete mensup olduğu halde kendini yapayalnız ve milletsiz hisseder mi? İnsan kendisinin devletin üvey vatandaşı olduğu kanısına kapılır mı?
|
Kürd Zaferi -Mustafa Cemil Kılıç-
Batılı emperyalistlerce dünyadaki devletsiz en kalabalık " ulus " olarak nitelenen Kürtler, bu vasıflarını yitirmek üzereler. Yaklaşık yüz yıllık bir proje son aşamaya gelmiş bulunuyor. Emperyalizmin malumlar dünyasındaki üç büyük devletleştirme projesinin son halkası olan Kürdistan Devleti doğmak üzere… Deyim yerindeyse emperyalizmin bir kukla devleti daha olsun diye “ Kürt Ulusu “ doğum sancıları çekiyor.
|
| | 
Cemil Kılıç
İlahiyatçı / Sosyolog
1975 İstanbul doğumludur. Sinop nüfusuna kayıtlıdır. İlk öğrenimini Sinop ve İstanbulda tamamladı. İstanbul^da Küçükköy İmam Hatip Lisesi^nin ardından Marmara Üniv. İlahiyat Fakültesinin Kelam ve İslam Felsefesi Bölümünü bitirdi. 1998 de aynı Üniversitenin Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Enstitüsü, Sosyoloji ve Sosyal antropoloji Anabilimdalında master eğitimine başladı.1999 yılında Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliğine atandı. 2001 yılında master eğitimini tamamladı. 2005 Yılında " Laik Türkiye İçin Yükselen Alevilik " adlı kitabını yayımladı. Kitabı nedeniyle soruşturma geçirdi. Sürgün edildi. 2006 yılında 2. kitabı olan "Türk Ulusçuluğunun Yeniden Doğuşu" adlı yapıtını yayımladı. www.turkcutoplumcu.com ve www.sultangaliyevinyolunda.com adlı web sitelerinin yöneticiliğini yapmaktadır. Halen eğitimcilik görevini sürdürmektedir.
|
| 
| Alevilik |

| Alevilik İslam'ın Türk'e Özgü Yorumudur
Alevilik / Bektaşilik, İslam’ın ve İslam’dan önce gelen bütün göksel dinlerin özüdür. Alevi / Bektaşi inancını İslam dışı olarak nitelemek olanaksızdır. Alevilik / Bektaşilik, İslam’ın Türke özgü yorumudur. Bir anlamda “ İslamiyetin Türkçe konuşmasıdır.” Kadim Türk inançlarının tanrısal vahiyle birleşimidir.
|
| 
| 21 yy'a Girerken Türkçülük |

| Türk Tanımı
Türk, Türklük soyundan gelen ve Türklük soyundan gelenler kadar Türkleşerek kendini TÜRK BİLENDİR. Başka bir kimliğe sahip olduğu halde kendini Türk hisseden veya hissettiğini söyleyen kimseleri Türk kabul etmeye imkan yoktur. Çünkü; böylesi kimseler bilinçaltlarında bir yerde o gayri Türklük kimliğini muhafaza etmektedir. Bu ise daima potansiyel bir kopuşun mevcudiyetini bildirmektedir. O halde biz, tıpkı Yusuf AKÇURA gibi Türklüğü ırk temelli tanımlıyoruz ki, gerçekten bilimsel olan da budur.
|
| 
| Tarih Algısında Seçkincilik Sona Ererken |

| Tarih Algısı
Türk tarihi, içinden çıktıkları Türk / Türkmen halkına yabancılaşmış olan, Türkmenlerden “ Etrak-ı Bi İdrak “ Araplardan ise “ Kavm-i Necib-i Arap “ diye bahseden kimi Osmanlı Sultanlarının ve elitlerinin tarihi değil, Türk ve Moğol halklarını bir devlet altında toplayıp Emevi / Abbasi zulmünün öcünü kanırta kanırta Araplardan alarak Türkün yanan bağrına soğuk sular serpen Cengizlerin, Türk katliamlarının planlandığı Bağdat’ı yakan Hülagu'ların, Sekizinci yüzyılda Azerbaycan’da Arap ordularına ve Arapların satın aldığı Türk soylu Afşın ile onun satılmışlar ordusuna karşı kahramanca direnen Babek'lerin, “Biz Türkün başbuğuyuz !” diye haykıran Timur'ların, Uzun Hasan'ların tarihidir…
|
|  | Okumakta Olduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | |  | Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | |
|
|