Yazar | 
M. Cemil Kılıç |  | | Kişisel Web | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi |  | |  | Maksim Gorki ----------------------- "Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."----------------------- Ekmeğimi Kazanırkeni |  | | |
| 
İslami Ekolleri/Mezhepleri Kuran'da Buluşturma Çabası
-Mustafa Cemil Kılıç-
Hiçbir düşünce, hiçbir din ilk çıktığı haliyle varlığını sürdüremez. Dinlerin özellikle de ilahi diye vasıflanan dinlerin dogmatik/nassı yapısı bile değişimden uzak kalamamıştır. Değişim doğaldır ve kaçınılmazdır. Dinlerde ve düşüncelerde/ideolojilerde yaşanan değişimlerle kendiliğinden oluşan ekolleşmeleri yadsıyan pekçok kişi "öze dönüş" söylemiyle söze konu farklılaşmaları ortadan kaldırabilme imkanını zorlamıştır. Fakat şurası nettir ki, bu uğraşlar hiçbir zaman amacına ulaşamamış, tersine yeni ekolleşmelerin zeminini oluşturmuştur. Bu cümleden olarak İslami ekollerin meydana geliş koşullarını tam anlamıyla idrakten yoksun ya da başkaca nedenlerle söze konu koşulları görmezlikten gelerek yeni bir takım siyasal, dinsel oluşumları gerçekleştirme amacını güden kimseler İslam'ın temel kaynağı konumunda bulunan Kur'an'a dönüş sloganıyla kendilerince müslüman toplulukları inançta ve ibadette birleştirme davasını gündeme getirmektedirler. Bunun ülkemiz koşullarındaki en belirgin örneği Alevileri ve Sünnileri "Kur'an Ortak Paydası"nda birleştirme çabasıdır. Öncelikle bu noktada şunu sormak hayatidir:
Bu çabanın failleri kendi mezhepsel kimliklerinden tümüyle bağımsız davranabilme becerisine sahip midirler ya da böyle bir davranış gerçekten mümkün müdür ?
Alevileri ve Sünnileri Kur'an ortak paydasında buluşturma iddiasının sahipleri her iki akımın mensuplarının Kur'an dışına çıkmış olduklarını kabul etmeli değil midirler ? Ayrıca bu iddianın bizzat sahipleri doğrudan doğruya Kur'an karşısında hangi konumdadırlar? Kendilerini tam anlamıyla Kur'ani görerek Alevileri ve Sünnileri kendi Kur'ani çizgilerine çekme uğraşısı içinde bulunanlar bizce iki sonuca ulaşabilirler: Birincisi, yeni bir akımı başlatırlar ve bu yeni akım hiçbir zaman daha evvekileri yok etmez, edemez. İkincisi, bu birleştirme uğraşısı doğal olarak egemen anlayışın / Sünniliğin yararına meyvalar sunar. Bu da Aleviliğin ve Alevilerin asimilasyonu demektir. Ulaşılması olası birinci sonuç da kendiliğinden egemen anlayışın yeni bir türevi olarak karşımıza çıkacaktır. Yani aslında Sünnilik yeni unsurlar kazanarak Aleviliği absorbe edecektir.
Ulusal birlik ya da Müslümanların birliği adına Alevi ve Sünni ekolleri inançta ve ibadette birleştirme uğraşısı yükseldiği zemin itibariyle böylesi bir olayın gerçekleşmesinin imkansızlığını ilan etmiyor mu ? Zaten bu ekoller ortak payda denilen Kur'an karşısında geliştirdikleri farklı yorumlar ve başkaca sosyal, siyasal nedenlerle oluşmuş değil midir ? Bu ekolleşmeleri özellikle de Aleviliği sadece siyasal, sosyal, kültürel nedenlere bağlamak ve inançsal faktörleri göz ardı etmek ne denli bilimseldir ?
Prof. Dr. Orhan Türkdoğan'ın " Alevi Bektaşi Kimliği " adlı çalışmasının bilimsel kaygılardan ziyade bilimsellik maskesiyle Alevileri Sünnileştirmek için yapıldığını görmemeye olanak yoktur. Bu çalışmada Aleviler, İslam'ın temel ibadetlerinden habersiz, temel inanç esaslarından uzaklaşmış, hurafelere teslim olmuş bir topluluk olarak nitelenmektedir. Alevilerin söylemde Kur'an'a bağlı olduklarından hareketle, sözüm ona onları bağlı oldukları Kur'an konusunda bilgilendirerek, namazı, ramazan orucunu, haccı vb. sünni ritüelleri tatbike yönelterek Alevi Sünni farklılaşmasını ortadan kaldırmak iddiası tam anlamıyla saldırgancadır. Sünniliği İslam'la eşdeğer görmek asimilasyoncu ilahiyatçıların asla kurtulamadıkları ve asla kurtulamayacakları bir handikaptır. Bunun reddine imkan yoktur.
Türkiye'de kentleşme sürecinin Alevilerin aleyhine işlediğini biliyoruz. Gerçekten bu süreç Aleviler arasında bir çözülme meydana getirmiştir. Pek çok Alevi bu süreçte Sünnileşmiştir. Kendi kimliğine yabancılaşmıştır. Bu durum hergeçen gün daha da belirginleşmektedir. Ancak şurası kesin ki hiçbir zaman Aleviler ve Alevilik sıfırlanamayacaktır. Bu imkansızdır. Çünkü Alevilik pek çok başka unsurla beraber Türklerin Emevi İslamına direnişi temelinde dinci/şeriatçı baskıya karşı yükselen bir başkaldırıdır. Dinci/şeriatçı baskı sürdüğü müddetçe Alevilik devam edecektir. Belki ileride başka isimlendirmeler ve başkaca oluşumlarla egemen anlayışın hegemonyasına karşı tarihten gelen göçebe Türkmen kitlelerinin torunları Türkmen yaşamının kentesel zemindeki yansımaları paralelinde Aleviliği/Bektaşiliği sürdürecektir. Bundan asla kuşku duymuyorum. Burada çok hayati bir mesele olarak tekraren dile getirelim ki, Alevileri asimile etme uğraşısının milliyetçi bir söylemle ulusal birlik için yapıldığını dillendirmek bu kitleyi ve egemen anlayışın dışında kalan diğer tüm toplulukları Türk kimliğinden daha da uzaklaştırmaktan başka sonuç doğurmayacaktır.
Prof. Dr. Hasan Onat'ın "Değişim Sürecinde Alevilik" adlı makalesinin asimilasyoncu çabaların ürünü olduğunu görüyoruz. Alevileri Kürt etnisitesi ile irtibatlandırma çabalarına karşı çıkmak için tam tersi bir iddia ile onları Türklük adına Sünnileştirmeye çalışmak Türk kültürü dairesi açısından bakıldığında aslında gerçekten tam bir paradoks hüviyetindedir. Alevileri Kürt etnisitesi ile ilintilendirmek ve Alevi inancını Zerdüştilikle, Mazdek inancı ile açıklamaya çalışmak ne denli haince ve ne denli bilimsellikten uzaksa Alevi/Bektaşi topluluğunu milliyetçi argümanları kullanarak eritmeye uğraşmak - belki aşırı bir yorum olacak ama - bilmeden Türklüğün aleyhine çalışmaktır.
Artık herkes kabullenmelidir ki, Alevilik/Bektaşilik, her inanç gibi değişim süreci yaşasa da her ne şekilde olursa olsun varlığını sürdürecektir. Özgün kimliğinin dejenere edilmesine yönelik çalışmalara direnerek yeniden yapılanacaktır.
Cem eyinleri sürecek, cemevleri hızla çoğalacaktır. Dedelik/Babalık, müsahiplik vb. kurumlar çağın ve kentin koşullarına uyarlanarak yaşatılacaktır.
Alevi/Bektaşi kimliğinin en belirgin özelliklerinden olan inanç ve ibadet esasları korunacaktır. Camide ibadet, Ramazan'da oruç, Kabe'yi ziyaret, Alevi İslam inancında yoktur. Aksini iddia etmek hiçbir sonuç doğurmayacaktır.
Tıpkı Kur'an'da olduğu halde hiçbir Sünninin kız çocuklarına mirastan yarım pay vermediği, kadınların şahitliğinin mahkemelerde yarım kabul edilmediği. kölelik kaldırılmadığı halde köle edinmediği gibi, Aleviler de sırf Kur'an'da olduğu savıyla kendilerine dayatılmaya çalışılan ritüellerle ilgili olarak geliştirdikleri özgün yorumlardan vazgeçecek değillerdir. Alevilik yaşayacaktır. Değişerek ve gelişerek yaşayacaktır. Ama Sünnileşerek sıfırlanmayacaktır.
Mustafa Cemil Kılıç 23 Nisan 2006
|
Türk Birliği Ülküsü Yolunda Din Engeli -Mustafa Cemil Kılıç-
Türk halkları yaklaşık olarak 260 milyonluk nüfusa sahiptir. Türklük bilincine bağlı her Türkün en büyük ülkülerinden biri bu görkemli topluluğun birliğidir. Birliğini ülkülediğimiz bu topluluğun ortak değeri Türklüktür. Türklük; Türk soyundan gelmek ve Türkçe konuşmaktır. Türk soyundan gelmediği halde Türklük bilincine sahip olan ve Türkçe konuşup başka bir ulusa mensubiyet duymayan herkesi de Türklük kimliği çerçevesinde değerlendirmekteyiz.Daha açık ifade etmek gerekirse kendini Türk bilen herkes Türktür. Ancak Türk olmadığı halde kendini Türk hissettiğini söyleyen kimseleri Türk addetmeye olanak yoktur.
|
Türklerin İslam’a girişiyle birlikte Türk kültüründe çok büyük değişimler yaşanmaya başlamıştır. Kültürün en önemli öğesi ve taşıyıcısı olan dildeki değişimler ise bu değişimlerin en bariz olanlarındandır. İslamlaşmadan kısa bir süre sonra Türkler, Arap alfabesini kullanmaya başlamışlardır. Uygur ve Gök Türk alfabeleri terkedilmiştir. Arap alfabesiyle birlikte Türk diline öncelikle dinsel alanda olmak üzere pek çok Arapça ve Farsça sözcük girmeye başlamıştır. Zamanla Türk dili tanınamayacak dereceye gelmiş, Arap ve Fars diline ait söz ve dilbilgisi kurallarıyla boğulmuştur.
|
Tarihin En Mazlum Milleti: Türkler! -Mustafa Cemil Kılıç-
Türk ulusu hamasi milliyetçilik söylemleri üzerine kurulu sözde Türk milliyetçiliğini savunan Türk / İslam sentezcisi, milliyetçi muhafazakar güruhun bilim dışı ve tarihen hakikat olma vasfından mahrum bulunan masallarından artık kurtulmalıdır. Aksi halde kendi kendimizi kandırmaktan ve içinde bulunduğumuz elim durumdan kurtulmamız söz konusu olmayacaktır.
|
| | 
Mustafa Cemil Kılıç
İlahiyatçı / Sosyolog
1975 İstanbul doğumludur. Sinop nüfusuna kayıtlıdır. İlk öğrenimini Sinop ve İstanbulda tamamladı. İstanbul^da Küçükköy İmam Hatip Lisesi^nin ardından Marmara Üniv. İlahiyat Fakültesinin Kelam ve İslam Felsefesi Bölümünü bitirdi. 1998 de aynı Üniversitenin Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Enstitüsü, Sosyoloji ve Sosyal antropoloji Anabilimdalında master eğitimine başladı.1999 yılında Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliğine atandı. 2001 yılında master eğitimini tamamladı. 2005 Yılında " Laik Türkiye İçin Yükselen Alevilik " adlı kitabını yayımladı. Kitabı nedeniyle soruşturma geçirdi. Sürgün edildi. 2006 yılında 2. kitabı olan "Türk Ulusçuluğunun Yeniden Doğuşu" adlı yapıtını yayımladı. www.turkcutoplumcu.com ve www.sultangaliyevinyolunda.com adlı web sitelerinin yöneticiliğini yapmaktadır. Halen eğitimcilik görevini sürdürmektedir.
|
| 
| Alevilik |

| Alevilik İslam'ın Türk'e Özgü Yorumudur
Alevilik / Bektaşilik, İslam’ın ve İslam’dan önce gelen bütün göksel dinlerin özüdür. Alevi / Bektaşi inancını İslam dışı olarak nitelemek olanaksızdır. Alevilik / Bektaşilik, İslam’ın Türke özgü yorumudur. Bir anlamda “ İslamiyetin Türkçe konuşmasıdır.” Kadim Türk inançlarının tanrısal vahiyle birleşimidir.
|
| 
| 21 yy'a Girerken Türkçülük |

| Türk Tanımı
Türk, Türklük soyundan gelen ve Türklük soyundan gelenler kadar Türkleşerek kendini TÜRK BİLENDİR. Başka bir kimliğe sahip olduğu halde kendini Türk hisseden veya hissettiğini söyleyen kimseleri Türk kabul etmeye imkan yoktur. Çünkü; böylesi kimseler bilinçaltlarında bir yerde o gayri Türklük kimliğini muhafaza etmektedir. Bu ise daima potansiyel bir kopuşun mevcudiyetini bildirmektedir. O halde biz, tıpkı Yusuf AKÇURA gibi Türklüğü ırk temelli tanımlıyoruz ki, gerçekten bilimsel olan da budur.
|
| 
| Tarih Algısında Seçkincilik Sona Ererken |

| Tarih Algısı
Türk tarihi, içinden çıktıkları Türk / Türkmen halkına yabancılaşmış olan, Türkmenlerden “ Etrak-ı Bi İdrak “ Araplardan ise “ Kavm-i Necib-i Arap “ diye bahseden kimi Osmanlı Sultanlarının ve elitlerinin tarihi değil, Türk ve Moğol halklarını bir devlet altında toplayıp Emevi / Abbasi zulmünün öcünü kanırta kanırta Araplardan alarak Türkün yanan bağrına soğuk sular serpen Cengizlerin, Türk katliamlarının planlandığı Bağdat’ı yakan Hülagu'ların, Sekizinci yüzyılda Azerbaycan’da Arap ordularına ve Arapların satın aldığı Türk soylu Afşın ile onun satılmışlar ordusuna karşı kahramanca direnen Babek'lerin, “Biz Türkün başbuğuyuz !” diye haykıran Timur'ların, Uzun Hasan'ların tarihidir…
|
|  | Okumakta Olduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | |  | Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | |
|
|