Yazar |

Bedri Baykam |
 | | Kişisel Web | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi |
 | |
 | Maksim Gorki ----------------------- "Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."----------------------- Ekmeğimi Kazanırkeni |
 | | |
 | | |
 | | |
|

“Çağdaş
Futbol Kültürü” Genç Kızlarımızı da İçine Alsın
-Bedri Baykam-
Futbol kültürü, yine yüz milyonlarca
kadına “Tanrım bu ne zevkli spormuş meğer” dedirterek
hayatımıza girdi çıktı. Ben geçen hafta söylediklerimde haklı olduğumu
kanıtladım. Hala milli takımımızı 30 yıl önceki seviyesinde sananlar,
bayağı şaşırdılar. “Almanlar bize beş çeker” diyenler,
acaba rakibimizin son saniyeye kadar korkuyla titrediği ve maçın sonunda
Brezilya’yı yenmiş kadar sevindiği sahneleri görünce acaba ne
hissettiler?
Evet, son dakika gollerinden şikayet
etme hakkı olan son takım biziz, biliyorum. Ama yine de içim içimi
yiyor. O finali bizim İspanya ile oynayıp kazanacağımıza inanıyordum.
Yenilmesini istediğim her dişli rakip, Hollanda, İtalya, Rusya aradan
çıkmıştı. Dört dakika daha sabredip maçı uzatmaya taşısak, alacağımıza
emindim, ama sağlık olsun, böyle oldu. Ah ah! Federasyon Başkanı,
attığımız her golden sonra, Abdullah Gül’ü unutup, karısına sarılıp
kalmasa belki de bu uğursuzluk olmazdı! Ölsem unutmam o anı: Gül, Hasan
Doğan’ın kaburgalarına, kapıyı çalar gibi vuruyor: “Pardon, ben
de biriyle kucaklaşabilir miyim?”
Bu ülkede bir de “Fatih Terim
düşmanlığı” yüzünden, milli takımın yenilmesini isteyenler var. Benim bu
duyguyu anlamama imkan ihtimal yok. Kafalarında spor, siyaset,
uluslararası ilişkiler, soruşturmalar, sağ-sol, mafya, hepsi bir çorba
olmuş, böyle bir sonuca ulaşmışlar! Hem de bayağı “akıllı” bildiğimiz
dostlar! Ne diyelim, ben çok farklı düşünenlerdenim. Şablonlara esir
olup, geçmeli matruşka bebeklere konmuş neden-sonuç ilişkileriyle bu
kararlara ulaşanlara, “pes” diyorum. Terim,
Türk futbolcusunu ve ülkenin futbol zihniyetini en iyi anlamış
insanlardan. Türk insanının “motivasyon” olgusunu anlaması mümkün
olmayan insanlarla hiçbir şey başaramadığını hep yaşadık.
Turnuva bizim için bittiğinden beri,
Rüştü’ye yükleniyor herkes. Rüştü Fenerbahçe ve milli takımı neredeyse
15 yıl taşıdı. Refleksle yapılan bir hatalı çıkıştan dolayı onu bir ömrü
karalamayalım. “Keşke o maçta anlık kararları daha yerinde olsaydı”
diyelim, ama Rüştü’ye saygısızlık yapmayalım.
Entelektüel çevreler tarafından bu
kadar horlanan futbolun nasıl “birleştirici” bir unsur haline geldiğini
umarım herkes gördü. Turnua boyunca tüm ülke beraber yattı, beraber
ayağa kalktı! Kim Alevi, kim İslamcı, kim Ateist, kim Kürt, ilgilenen
olmadı bu Ortaçağ konularıyla. Hatta İspanya’da bile, “İspanyollar ve
Katalanlar” belki çok uzun süreden beri ilk defa bu kadar ortak yoğun
duygular yaşadılar! Ya da Türk ve Alman kültürleri, o 3-2’lik maçtan
sonra, belki son 50 yılda yaşananların üstüne ilk defa farklı bir “ortak
nefes aldılar”.
Futbol çağdaş kültürün bir parçasıdır.
İnsanlar beraber, kızlı erkekli gruplar olarak eğlenirken, bira içerler,
maça beraber giderler. Kahkaha vardır, beraber gol sevinci yaşama
vardır… Bu dünyada cennet ve cehennemi kabul etmek ve mağlubiyeti
hazmetmeyi öğrenmek vardır. Bana şimdi mafya, silah ve şikeyi
hatırlatmayın. Bunlar silmeye mecbur olduğumuz kötü örnekler. İşin özü
değil. Futbol, tam tersine keyif, mutluluk, heyecan ve başarıdan kaçan
gericiliklerin tam karşıtı olan evrensel formüldür. Tüm aynı düzeyde
spor heyecanları arasında en tutkulu olandır. Futbol utanılacak bir zaaf
değil, çağımızın evrensel bir büyük tarihi gerçeğidir. Ve artık kadınlar
da bu heyecanın fazlasıyla kapsama alanı içindeler.
Gelelim
köyümüze… Bildiğiniz gibi bu ülkede “özgürlük ve demokrasi”, malum
“taraf”lar tarafından yalnız genç kızlarımızın “türban” hakkı olarak
anlatıldı yeni kuşağa… Şimdi size Türkiye’ye bu Ortaçağ tartışmalarını
sollatabilecek bir formül önerisi getiriyorum: Genç kızlarımız, her
ilimizde, şortlarını giyip, takımları kurup antrenmanlara başlasınlar!
Bakın futbolun o kadar zor tanıtıldığı Amerika’da bile, Mia Ham, yıldız
kadın futbolcu olarak tarihe kalabildiyse, bu ülke niye kendi
yıldızlarını yetiştirmesin? Sakın beni “zaten kadınlar da top
oynuyor” diye aldatmayın. Ben, aynen basketbol ve voleybolda olduğu
gibi gerçek federe “Kadınlar Futbol Ligi”nden söz ediyorum. Bütün büyük
takımlarımızın katılımıyla tüm Anadolu’nun katılımıyla, yeni büyük bir
heyecan kasırgası! Futbolda Fenerbahçe Galatasaray ya da
Eskişehir-Beşiktaş veya Sivasspor-Trabzonspor aynı hafta ligde kapışsın,
hatta Erman Toroğlu bile yorumlarını bu ligden esirgemesin. Genç
kızlarımız özgürlüklerini sporla beraber, dünyaya ve başarıya açılma
üstünden yaşasınlar.
Ülkenin üstüne çökertilen sıkıntılı
havayı futbol tutkumuzu kullanarak kaldıralım. En azından genç beyinlere
“gıcır formaları giyip, antrenmana, deplasman maçlarına kalkıp gitmenin”
de başka bir demokrasi açılımı olduğunu anlatalım!
Sakın şaka
yapıyorum sanmayın. Bu fikri bugünden itibaren tartışmaya açıyorum.
Internet ve facebook’da da “Kadınlar Futbol Ligi Kurulsun” grubu
kuruyorum ve desteğinizi bekliyorum.
Bedri Baykam
1
Temmuz 2008
|
Paris'te
Gençliğime Rastladım...
-Bedri Baykam-
Paris’te Saint-German Bulvarı’nda, 3-2 lik
büyük Euro 2008 zaferinin keyfiyle cafe alternatifleri arasında elimde
gazetelerim kalakalmışken, karşı kaldırımda gençliğimi gördüm. Yarı hızlı,
yarı aylak adımlarla yürüyordu. Yanında anımsayamadığım kumral bir kız
vardı. Acaba 70’lerin modasına uygun olarak İskandinav mıydı, yoksa
Amerikalı mı? Onu süzmekle yetindim önce, şaşkınlığımı gizlemeye çalışarak.
O hala “şerefli mağlubiyetler” dönemini yaşıyordu... Futbol patlamamızdan
bihaberdi...
|
Deniz
Gezmiş'ten Mektup Var...
-Bedri Baykam-
Türkiye’nin gündemi Anayasa Mahkemesi’nin
kararlarıyla sarsılıyor. Bu konuda biz Atatürkçülerin ne düşündüğümü
öğrenmek için herhalde bu karara ihtiyacınız yoktu. Zaten son dört günde
Türkiye’de bu konuda konuşmayan da kalmadı. “Referanduma
götürelim” diyen zırvalardan başlayarak, tüm hazımsızlar, kurtlarını
döktü! Çünkü onlara göre laik-demokratik Atatürkçü Türkiye’yi savunmak
isteyen herkes “taraf” olmuş oluyor ve “demokrasi suçu” (!) işliyor!!
Ancak kapanmayı yayan görüşlere çarpık beyinleri
demokrasi diye bakabildiği için, onları kendi aralarında yapacakları
bayramlık, malum kanallara ve TRT’ye (içim acıyor) havale etmek lazım...
|
Türk
Sanatının Önündeki "Müzayede" Tehlikesi!..
-Bedri Baykam-
Türk Çağdaş Sanatı her türlü ilgisizliğe
rağmen kendi yağıyla kavrulup, büyük bir atılımı yaşama geçiriyor.
Batıdaki meslektaşlarıyla kıyaslanamayacak kadar zor şartlar altında bu
mesleği seçen Türk sanatçıları, Atatürk dönemindeki onca maddi manevi
destekten sonra öksüz kaldılar. Bu üzücü ortama rağmen özellikle son 30
yılda, çağdaş sanatımız çok yol aldı, Batı’yla eş zamanlı işler üretmeye
başladı. Sanatçılar ve galericiler kendi özverili çabalarıyla
koleksiyonerler ürettiler… Bugün ise, kendisini tüm bu sistemin tepeden
inme kanun koyucusu ilan eden, kimseyle hiçbir yapıcı diyaloga girmeyen
bazı müzayedeciler, bu ortam için artık büyük bir tehlike
oluşturuyorlar.
|
|
|
|
 Bedri Baykam
Bedri Baykam 1957 yılında Ankara'da CHP milletvekili Dr. Suphi Baykam ve Yüksek Mimar Mühendis Mutahhar Baykam'ın ikinci çocuğu olarak doğdu. İki yaşında resim yapmaya başladı. Altı yaşında Ankara, Bern ve Cenevre'de ilk eserlerini sergiledi. Harika çocuk olarak tanımlandığı 1960'lı yıllarda Avrupa ve Amerika'nın birçok sanat merkezinde sürekli olarak sergiler açtı, büyük ilgi gördü. İstanbul Fransız Lisesi'ne devam eden Bedri Baykam 1975 yılında Paris'e taşındı. Sorbonne Üniversitesi'nde işletme ve ekonomi tahsili yapan Baykam, bu fakülteden master aldı. Paris'te aynı süreç içinde L'Actorat isimli özel okulda aktörlük tahsili de yaptı. Baykam 1970'li yıllar boyunca aynı zamanda Türkiye Şampiyonaları'nda önemli dereceler alan ünli bir tenisçi oldu.
1980 yılında Amerika'ya taşınan sanatçı, 1984'e kadar California College of Arts and Crafts'de resim ve sinema eğitimi gördü. 1987 yılına kadar Amerika'da kalan Baykam, bu süre içinde de San Francisco, New York, İstanbul ve Paris'te birçok sergiler açmaya devam etti. 1987'de atölyesini İstanbul'a taşıyan Baykam, bugüne kadar 89 kişisel sergi açtı, birçok grup sergisine katıldı, birçok kısa metrajli film ve video filmleri çekti, kısa ve uzun metrajlı filmlerde aktörlük yaptı. Baykam'ın yayınlanmış 20 kitabı bulunuyor.
Çagdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Atatürkçü Düsünce Dernegi'nin aktif üyelerinden olan sanatçı, aynı zamanda UNESCO'ya bağlı Uluslararası Plastik Sanatlar Dernegi'nin de kurucularından ve halen bu örgütün Türkiye ulusal komitesi başkanı. Sosyal demokrat üç partinin birleşmesini sağlamak amacıyla kurulan Taban Operasyonu hareketini, çesitli demokratik kitle örgütleri başkanları ile beraber örgütleyen ve yönlendiren Baykam, 1995 yılı CHP kurultayında, CHP Parti Meclisi Üyeliğine seçildi ve bu göreve üç sene boyunca devam etti. Daha önce Güneş, Tempo, Siyah-Beyaz, Cumhuriyet, Aydınlık ve Aksam'da köşesi olan, üç yıl boyunca "Dönemin Rengi" isimli bir kültür tartışma programını Prima TV'de hazırlayan ve sunan, 2 yıl boyunca Artist-Skala sanat dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapan Baykam, ayrıca Cumhuriyet Gazetesinde siyasi ve diğer sanat dergileri için de sanatsal makaleler yazıyor. FBTV'de "2 F 1 B" isimli bir futbol tartışması sunuyor.
Yeni Dışavurumculuk akımının öncülerinden olan ve ayrıca yaptığı multi-medya enstalasyonları (Livart) ve kolajli siyasi sanat eserleriyle de tanınan Baykam, sürekli kabuk değiştirmeyi seven bir sanatçı. 80'lerin başından bu yana birçok 16mm kısa film yönetti ve çesitli uzun metrajli filmlerde oyuncu olarak rol aldı.
1999 Aralık ayında, 40 yıllık sanat serüvenini ele alan retrospektif sergisi İstanbul'da, AKM'de açıldı. Amerikalı yönetmen Stefan R. Svetiev'in "This Has Been Done Before" isimli filmi, sanatçının tüm kariyerini ve siyasi yaşamını ele alan bir belgesel olarak aynı süreçte tamamlandı. Boyut Yayın Grubu aynı vesileyle Baykam'ın tüm dönemlerini biraraya getiren 480 sayfalık, "I'm Nothing But I'm Everything" isimli geniş monografiyi yayınladı. 2003 yılında CHP kurultayında Parti'nin Genel Başkan adaylarından olan ve "Yurtsever Hareket"in kurucusu ve yönlendiricilerinden olan Bedri Baykam, yıllardır ülkemizde siyaset sahnesinin ortasında yer alan aydınlardan biri.
Baykam ayrıca merkezi İstanbul'da bulunan Piramid Film Prodüksiyon Yapımcılık ve Yayıncılık şirketi ile Piramid Sanat'ın kurucusu. 1997 Mayıs ayında gazeteci Sibel (Yağcı) Baykam ile evlendi. Ocak 1999'da çiftin Suphi adını verdikleri oğulları oldu.
|
|
|
 | Umumi Siyaset |
|
 | Dünya |
|
 | Kavram |

|
...
|
|
 |
 | Okumakta Olduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | |
 | Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | |
|
|