Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

1 Temmuz 2008

Cengiz Aytmatov

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Kültür

 


Çağdaş Futbol Kültürü” Genç Kızlarımızı da İçine Alsın


-Bedri Baykam-


Futbol kültürü, yine yüz milyonlarca kadına “Tanrım bu ne zevkli spormuş meğer” dedirterek hayatımıza girdi çıktı. Ben geçen hafta söylediklerimde haklı olduğumu kanıtladım. Hala milli takımımızı 30 yıl önceki seviyesinde sananlar, bayağı şaşırdılar. “Almanlar bize beş çeker” diyenler, acaba rakibimizin son saniyeye kadar korkuyla titrediği ve maçın sonunda Brezilya’yı yenmiş kadar sevindiği sahneleri görünce acaba ne hissettiler?

 

Evet, son dakika gollerinden şikayet etme hakkı olan son takım biziz, biliyorum. Ama yine de içim içimi yiyor. O finali bizim İspanya ile oynayıp kazanacağımıza inanıyordum. Yenilmesini istediğim her dişli rakip, Hollanda, İtalya, Rusya aradan çıkmıştı. Dört dakika daha sabredip maçı uzatmaya taşısak, alacağımıza emindim, ama sağlık olsun, böyle oldu. Ah ah! Federasyon Başkanı, attığımız her golden sonra, Abdullah Gül’ü unutup, karısına sarılıp kalmasa belki de bu uğursuzluk olmazdı! Ölsem unutmam o anı: Gül, Hasan Doğan’ın kaburgalarına, kapıyı çalar gibi vuruyor: “Pardon, ben de biriyle kucaklaşabilir miyim?”

 

Bu ülkede bir de “Fatih Terim düşmanlığı” yüzünden, milli takımın yenilmesini isteyenler var. Benim bu duyguyu anlamama imkan ihtimal yok. Kafalarında spor, siyaset, uluslararası ilişkiler, soruşturmalar, sağ-sol, mafya, hepsi bir çorba olmuş, böyle bir sonuca ulaşmışlar! Hem de bayağı “akıllı” bildiğimiz dostlar! Ne diyelim, ben çok farklı düşünenlerdenim. Şablonlara esir olup, geçmeli matruşka bebeklere konmuş neden-sonuç ilişkileriyle bu kararlara ulaşanlara, “pes” diyorum. Terim, Türk futbolcusunu ve ülkenin futbol zihniyetini en iyi anlamış insanlardan. Türk insanının “motivasyon” olgusunu anlaması mümkün olmayan insanlarla hiçbir şey başaramadığını hep yaşadık.

 

Turnuva bizim için bittiğinden beri, Rüştü’ye yükleniyor herkes. Rüştü Fenerbahçe ve milli takımı neredeyse 15 yıl taşıdı. Refleksle yapılan bir hatalı çıkıştan dolayı onu bir ömrü karalamayalım. “Keşke o maçta anlık kararları daha yerinde olsaydı” diyelim, ama Rüştü’ye saygısızlık yapmayalım.

 

Entelektüel çevreler tarafından bu kadar horlanan futbolun nasıl “birleştirici” bir unsur haline geldiğini umarım herkes gördü. Turnua boyunca tüm ülke beraber yattı, beraber ayağa kalktı! Kim Alevi, kim İslamcı, kim Ateist, kim Kürt, ilgilenen olmadı bu Ortaçağ konularıyla. Hatta İspanya’da bile, “İspanyollar ve Katalanlar” belki çok uzun süreden beri ilk defa bu kadar ortak yoğun duygular yaşadılar! Ya da Türk ve Alman kültürleri, o 3-2’lik maçtan sonra, belki son 50 yılda yaşananların üstüne ilk defa farklı bir “ortak nefes aldılar”.

 

Futbol çağdaş kültürün bir parçasıdır. İnsanlar beraber, kızlı erkekli gruplar olarak eğlenirken, bira içerler, maça beraber giderler. Kahkaha vardır, beraber gol sevinci yaşama vardır… Bu dünyada cennet ve cehennemi kabul etmek ve mağlubiyeti hazmetmeyi öğrenmek vardır. Bana şimdi mafya, silah ve şikeyi hatırlatmayın. Bunlar silmeye mecbur olduğumuz kötü örnekler. İşin özü değil. Futbol, tam tersine keyif, mutluluk, heyecan ve başarıdan kaçan gericiliklerin tam karşıtı olan evrensel formüldür. Tüm aynı düzeyde spor heyecanları arasında en tutkulu olandır. Futbol utanılacak bir zaaf değil, çağımızın evrensel bir büyük tarihi gerçeğidir. Ve artık kadınlar da bu heyecanın fazlasıyla kapsama alanı içindeler.

 

Gelelim köyümüze… Bildiğiniz gibi bu ülkede “özgürlük ve demokrasi”, malum “taraf”lar tarafından yalnız genç kızlarımızın “türban” hakkı olarak anlatıldı yeni kuşağa… Şimdi size Türkiye’ye bu Ortaçağ tartışmalarını sollatabilecek bir formül önerisi getiriyorum: Genç kızlarımız, her ilimizde, şortlarını giyip, takımları kurup antrenmanlara başlasınlar! Bakın futbolun o kadar zor tanıtıldığı Amerika’da bile, Mia Ham, yıldız kadın futbolcu olarak tarihe kalabildiyse, bu ülke niye kendi yıldızlarını yetiştirmesin? Sakın beni “zaten kadınlar da top oynuyor” diye aldatmayın. Ben, aynen basketbol ve voleybolda olduğu gibi gerçek federe “Kadınlar Futbol Ligi”nden söz ediyorum. Bütün büyük takımlarımızın katılımıyla tüm Anadolu’nun katılımıyla, yeni büyük bir heyecan kasırgası! Futbolda Fenerbahçe Galatasaray ya da Eskişehir-Beşiktaş veya Sivasspor-Trabzonspor aynı hafta ligde kapışsın, hatta Erman Toroğlu bile yorumlarını bu ligden esirgemesin. Genç kızlarımız özgürlüklerini sporla beraber, dünyaya ve başarıya açılma üstünden yaşasınlar.

 

Ülkenin üstüne çökertilen sıkıntılı havayı futbol tutkumuzu kullanarak kaldıralım. En azından genç beyinlere “gıcır formaları giyip, antrenmana, deplasman maçlarına kalkıp gitmenin” de başka bir demokrasi açılımı olduğunu anlatalım!

 

Sakın şaka yapıyorum sanmayın. Bu fikri bugünden itibaren tartışmaya açıyorum. Internet ve facebook’da da “Kadınlar Futbol Ligi Kurulsun” grubu kuruyorum ve desteğinizi bekliyorum.  

 

Bedri Baykam

1 Temmuz 2008



Paris'te Gençliğime Rastladım... -Bedri Baykam-


Paris’te Saint-German Bulvarı’nda, 3-2 lik büyük Euro 2008 zaferinin keyfiyle cafe alternatifleri arasında elimde gazetelerim kalakalmışken, karşı kaldırımda gençliğimi gördüm. Yarı hızlı, yarı aylak adımlarla yürüyordu. Yanında anımsayamadığım kumral bir kız vardı. Acaba 70’lerin modasına uygun olarak İskandinav mıydı, yoksa Amerikalı mı? Onu süzmekle yetindim önce, şaşkınlığımı gizlemeye çalışarak. O hala “şerefli mağlubiyetler” dönemini yaşıyordu... Futbol patlamamızdan bihaberdi...



Deniz Gezmiş'ten Mektup Var... -Bedri Baykam-


Türkiye’nin gündemi Anayasa Mahkemesi’nin kararlarıyla sarsılıyor. Bu konuda biz Atatürkçülerin ne düşündüğümü öğrenmek için herhalde bu karara ihtiyacınız yoktu. Zaten son dört günde Türkiye’de bu konuda konuşmayan da kalmadı. “Referanduma götürelim” diyen zırvalardan başlayarak, tüm hazımsızlar, kurtlarını döktü! Çünkü onlara göre laik-demokratik Atatürkçü Türkiye’yi savunmak isteyen herkes “taraf” olmuş oluyor ve “demokrasi suçu” (!) işliyor!! Ancak kapanmayı  yayan görüşlere çarpık beyinleri demokrasi diye bakabildiği için, onları kendi aralarında yapacakları bayramlık, malum kanallara ve TRT’ye (içim acıyor) havale etmek lazım...



Türk Sanatının Önündeki "Müzayede" Tehlikesi!.. -Bedri Baykam-


Türk Çağdaş Sanatı her türlü ilgisizliğe rağmen kendi yağıyla kavrulup, büyük bir atılımı yaşama geçiriyor. Batıdaki meslektaşlarıyla kıyaslanamayacak kadar zor şartlar altında bu mesleği seçen Türk sanatçıları, Atatürk dönemindeki onca maddi manevi destekten sonra öksüz kaldılar. Bu üzücü ortama rağmen özellikle son 30 yılda, çağdaş sanatımız çok yol aldı, Batı’yla eş zamanlı işler üretmeye başladı. Sanatçılar ve galericiler kendi özverili çabalarıyla koleksiyonerler ürettiler… Bugün ise, kendisini tüm bu sistemin tepeden inme kanun koyucusu ilan eden, kimseyle hiçbir yapıcı diyaloga girmeyen bazı müzayedeciler, bu ortam için artık büyük bir tehlike oluşturuyorlar.


 

Bedri Baykam


Bedri Baykam 1957 yılında Ankara'da CHP milletvekili Dr. Suphi Baykam ve Yüksek Mimar Mühendis Mutahhar Baykam'ın ikinci çocuğu olarak doğdu. İki yaşında resim yapmaya başladı. Altı yaşında Ankara, Bern ve Cenevre'de ilk eserlerini sergiledi. Harika çocuk olarak tanımlandığı 1960'lı yıllarda Avrupa ve Amerika'nın birçok sanat merkezinde sürekli olarak sergiler açtı, büyük ilgi gördü. İstanbul Fransız Lisesi'ne devam eden Bedri Baykam 1975 yılında Paris'e taşındı. Sorbonne Üniversitesi'nde işletme ve ekonomi tahsili yapan Baykam, bu fakülteden master aldı. Paris'te aynı süreç içinde L'Actorat isimli özel okulda aktörlük tahsili de yaptı. Baykam 1970'li yıllar boyunca aynı zamanda Türkiye Şampiyonaları'nda önemli dereceler alan ünli bir tenisçi oldu.

1980 yılında Amerika'ya taşınan sanatçı, 1984'e kadar California College of Arts and Crafts'de resim ve sinema eğitimi gördü. 1987 yılına kadar Amerika'da kalan Baykam, bu süre içinde de San Francisco, New York, İstanbul ve Paris'te birçok sergiler açmaya devam etti.


1987'de atölyesini İstanbul'a taşıyan Baykam, bugüne kadar 89 kişisel sergi açtı, birçok grup sergisine katıldı, birçok kısa metrajli film ve video filmleri çekti, kısa ve uzun metrajlı filmlerde aktörlük yaptı. Baykam'ın yayınlanmış 20 kitabı bulunuyor.

Çagdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Atatürkçü Düsünce Dernegi'nin aktif üyelerinden olan sanatçı, aynı zamanda UNESCO'ya bağlı Uluslararası Plastik Sanatlar Dernegi'nin de kurucularından ve halen bu örgütün Türkiye ulusal komitesi başkanı. Sosyal demokrat üç partinin birleşmesini sağlamak amacıyla kurulan Taban Operasyonu hareketini, çesitli demokratik kitle örgütleri başkanları ile beraber örgütleyen ve yönlendiren Baykam, 1995 yılı CHP kurultayında, CHP Parti Meclisi Üyeliğine seçildi ve bu göreve üç sene boyunca devam etti. Daha önce Güneş, Tempo, Siyah-Beyaz, Cumhuriyet, Aydınlık ve Aksam'da köşesi olan, üç yıl boyunca "Dönemin Rengi" isimli bir kültür tartışma programını Prima TV'de hazırlayan ve sunan, 2 yıl boyunca Artist-Skala sanat dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapan Baykam, ayrıca Cumhuriyet Gazetesinde siyasi ve diğer sanat dergileri için de sanatsal makaleler yazıyor. FBTV'de "2 F 1 B" isimli bir futbol tartışması sunuyor.

Yeni Dışavurumculuk akımının öncülerinden olan ve ayrıca yaptığı multi-medya enstalasyonları (Livart) ve kolajli siyasi sanat eserleriyle de tanınan Baykam, sürekli kabuk değiştirmeyi seven bir sanatçı. 80'lerin başından bu yana birçok 16mm kısa film yönetti ve çesitli uzun metrajli filmlerde oyuncu olarak rol aldı.
 

1999 Aralık ayında, 40 yıllık sanat serüvenini ele alan retrospektif sergisi İstanbul'da, AKM'de açıldı. Amerikalı yönetmen Stefan R. Svetiev'in "This Has Been Done Before" isimli filmi, sanatçının tüm kariyerini ve siyasi yaşamını ele alan bir belgesel olarak aynı süreçte tamamlandı. Boyut Yayın Grubu aynı vesileyle Baykam'ın tüm dönemlerini biraraya getiren 480 sayfalık, "I'm Nothing But I'm Everything" isimli geniş monografiyi yayınladı.
 

2003 yılında CHP kurultayında Parti'nin Genel Başkan adaylarından olan ve "Yurtsever Hareket"in kurucusu ve yönlendiricilerinden olan Bedri Baykam, yıllardır ülkemizde siyaset sahnesinin ortasında yer alan aydınlardan biri.

Baykam ayrıca merkezi İstanbul'da bulunan Piramid Film Prodüksiyon Yapımcılık ve Yayıncılık şirketi ile Piramid Sanat'ın kurucusu. 


1997 Mayıs ayında gazeteci Sibel (Yağcı) Baykam ile evlendi. Ocak 1999'da çiftin Suphi adını verdikleri oğulları oldu.


 Umumi Siyaset



 


 


 Dünya



 


 


 Kavram




...


 
 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar