Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

3 Haziran 2008

Hasan Hüseyin Korkmazgil

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Kültür

 


Türk Sanatının Önündeki "Müzayede" Tehlikesi!..


-Bedri Baykam-


Türk Çağdaş Sanatı her türlü ilgisizliğe rağmen kendi yağıyla kavrulup, büyük bir atılımı yaşama geçiriyor. Batıdaki meslektaşlarıyla kıyaslanamayacak kadar zor şartlar altında bu mesleği seçen Türk sanatçıları, Atatürk dönemindeki onca maddi manevi destekten sonra öksüz kaldılar. Bu üzücü ortama rağmen özellikle son 30 yılda, çağdaş sanatımız çok yol aldı, Batı’yla eş zamanlı işler üretmeye başladı. Sanatçılar ve galericiler kendi özverili çabalarıyla koleksiyonerler ürettiler… Bugün ise, kendisini tüm bu sistemin tepeden inme kanun koyucusu ilan eden, kimseyle hiçbir yapıcı diyaloga girmeyen bazı müzayedeciler, bu ortam için artık büyük bir tehlike oluşturuyorlar.

 

Birkaç hafta önce başkanı olduğum UPSD ve Doğan Paksoy’un başkanı olduğu  Sanat Galericileri Derneği, İstanbul’da bir otelde yapılan müzayedenin önünde müşterek eylem yaparak, müzayedecilere kamuoyu önünde açık bir “sarı kart” çıkardılar. Bu çok önemli bir adımdı.

 

Konu özetle şu: Müzayedeciler, ikinci el piyasasından ellerine geçirdikleri resimleri, çoğuna çok düşük bir çıkış bedeli koyarak piyasaya veriyorlar. Resimler bu fiyatlarla kataloglara giriyor. Müzayedeciler normal satış fiyatlarının dörtte biri gibi fiyatlandırdıkları resimlerin yanı sıra, kendi spekülatif yatırım yaptıkları bazı sanatçıları da reel fiyatlarına, ya da birkaç misline satışa koyuyorlar! Çünkü ancak bu şekilde ciddi bir rant elde edebilecekler. Diğer sanatçılara da , “sürümden kazanç” sağlanacak bir koyun sürüsü muamelesi yapıyorlar.

 

Yıllardır sanatın bu tüccarlarından hep tek bir önemli dileğimiz oldu ve bu bildiride bunu tekrarladık: Lütfen sürümden kazanmak için, kendi geleceğinizi karartmayın. Elinize bir eser geçtikten sonra, o eser sahibinin galericisine ve kendisine ne fiyat koymanız gerektiğini sorun. O anda vefat etmiş ve galericisi olmayan bir sanatçıysa gerçekçi araştırmanızı yapın. O sanatçının, fiyatı 10’sa  7’den satışa koyulması müzayedeyi çekici kılmak için normal bir “ortayol” yöntem olabilir. Ama bunun yerine, gerçek değerin %20’si ile satış başlatıldığı zaman, bu gaf, hem sanatçıları hem galericileri onursuz ve neredeyse dolandırıcı (!) bir konuma taşımış oluyor, değerlerini yeni oturtmaya çalışan bir piyasaya da sorumsuzca çok büyük zararlar veriyor, dinamitleyerek güvensizliğe itiyor...

 

O anda yıllardır piyasada var olan bir imzanın beşte birine satıldığını gören bazı koleksiyonerler, kendi geleceklerinin bile yok edildiğini göremeden, “iyi iş” yaptıklarına inanarak işleri alıyorlar ve hemen o güne kadar bu yapıtları gerçek fiyatından satanları suçlamaya başlıyorlar. Vefat veya iflas eden bir iş adamından gelen işleri “kaç para verirseniz verin” diye müzayedeciye veren bilinçsizlerde, bu “sürümden kazanılan” akbaba ortamının mağduru oluyorlar. Genç bir sanatçı çıkışını ancak önemli galerilerde yapabilecekken, yaratılan güvensizlik piyasasında galeriler çalışamaz hale geliyorlar.

 

Müzayedecilerin, bunlara verdikleri ilk yanıt, bu yapıtların bir kısmının zaten galericiler ve sanatçıların tarafından kendilerine teslim edildiği savı. Aslında bu bir yanıt değil çünkü konumuz dışı. Biz burada kendi arasında “alan-satan memnun” şeklinde yapılanlardan söz etmiyoruz ki! Verilen ikinci yanıt, “Efendim, bir yapıt alıcısı varsa zaten gerçek değerine çıkar, ayrıca serbest piyasa kanunları böyle işler, bu Batı’da da böyledir.” Birincisi, o yapıt hangi fiyata satılırsa satılsın, kataloglarda o düşük satış fiyatı kalıyor ve ortalarda, her yerde bunlar geziniyor. Dolayısıyla müzayede dışında, etrafta binlerce kişi o yapıtları, tamamen “uydurulmuş”  fiyatlarıyla görmüş oluyorlar. İkincisi, bu, Türkiye’nin yarattığı ve vahşi kapitalizmin sanata el atması olan sözde “serbest piyasa” ortamının, Batı’yla kıyaslanabilir tek bir noktası yoktur!  Hiçbir modern ve çağdaş Devlet Müzesi olmayan ve en “yaşlı” müzenin 4 yaşında olduğu bir Türkiye’yi, neredeyse asırlardır birbiriyle ilişkide binlerce müze, yüz binlerce koleksiyoneri olan, gazeteleri her gün sanata iki tam sayfa ayıran ve her yenilikçiliğin anında değer karşılığının verilmesi için sürekli bir çaba harcanan, milyarlarca dolarlık Kültür Bakanlığı bütçeleri kullanılan Batılı sistemlerle kıyaslanmaya kalkışılması gülünçtür. Olsa olsa 1899’da Moda da “Black Stockings” Futbol Kulübü’nün şartlarıyla, UEFA-FIFA kurallarıyla dev stadlarda işleyen günümüzün endüstriyel futbol mekanizmasını kıyaslamaya benzer!

 

Ayrıca, Batıda “Commissaires Priseurs” ler ve “Auction House”lar, her biri hukuk diploması sahibi devlet denetiminde bu işi yapan, her sanat yapıtı için en önemli tarihçi-eksperlerin gözetimi altında çalışan, son derece profesyonel kuruluşlardır. Bırakın müzayedeci olmayı, her tabela asan galerici de olamaz. Hisse senedi piyasasından bıkıp “biraz da resim satalım” diye her kafasına esen bu işe balıklama atlayıp onca insan ve kuruma çamur sıçratamaz .

 

Denkleri olan önemli Batılı yaşayan meslektaşlarının %1 fiyatında olan Türk sanatçılarını bu affedilmez spekülatif oyunlarla binde 1’e çekmeye çalışanlar, tavırları sürerse, bu ülkenin tüm sanatsal geleceğine ve prestijine ihanet etmis olacaklar. Onlara önerilen formül, tek yapıcı uzlaşma yoludur...

 

 

Bedri Baykam

3 Haziran 2008



27 Mayıs Coşkusu -Bedri Baykam-


Bugün 27 Mayıs 2008. 1960 Devrimi’nin 48. yılını kutluyoruz. Ankara’daki 27 Mayıs Milli Demokratik Devrim Derneği Başkanı Sn. Hüseyin Avni Güler’in Anıtkabir’e çelenk bırakma davetine katılamadığım için çok üzgünüm. Bu akşam 1961 Anayasası Vakfı’nın da kutlama yemeği var. Bugün ve yarın saat 18.00’de Piramid Sanat’ta 68 kuşağının 27 Mayıs ve 12 Mart’la ilişkileri üzerine forumlar olacak. Yarınkinde ben de konuşmacıyım.



Filmin Sonunu Bilmeden Yaşamak! -Bedri Baykam-


Yorgunum. Listemin yeniden kazandığı Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği Genel Kurulu yeni bitmiş… Önümde Facebook açık. Listemdeki arkadaşlarımdan Elif Bengü’den şu sözlere bakıyorum: “Hem çok zor, hem çok kısa bir macera ömür, ömür imtihanla geçiyor”. Kim aksini söyleyebilir? Sabah saat 02:00, televizyonda Lig TV açık. Ama konu futbol değil. “Gökkubbede Gezinti” isimli, nefis bir belgesel yayınlanıyor. Dünya, Güneş, Samanyolu, rakamlar uçuşuyor…



AKP, Yargı, “Ergenekon” ve Ordu… -Bedri Baykam-


AKP kendini köşeye sıkışmış hissediyor ve besleme basınıyla beraber şaşkınlığını saldırganlığıyla harmanlayıp Türkiye ile hesaplaşma içine girmeye çalışıyor. Şu anda “hukuk”tan fazla medet ummadıkları için umutlarını Avrupa’ya yöneltmiş durumdalar. Hani şu aylardır kendi haline terk ettikleri “AB” var ya? Gün geçmiyor ki AB’li patavatsız bir raportör ya da siyasetçi, kalkıp “hiç böyle saçmalık görülmüş müdür?” diye gözlerimizin içine baka baka yalan söylüyor. Her gün yazıldı çizildi: Avusturya’da Haider, Almanya’da Nazi Partiler, ABD’de Nixon’un istifaya mecbur kalması…


 

Bedri Baykam


Bedri Baykam 1957 yılında Ankara'da CHP milletvekili Dr. Suphi Baykam ve Yüksek Mimar Mühendis Mutahhar Baykam'ın ikinci çocuğu olarak doğdu. İki yaşında resim yapmaya başladı. Altı yaşında Ankara, Bern ve Cenevre'de ilk eserlerini sergiledi. Harika çocuk olarak tanımlandığı 1960'lı yıllarda Avrupa ve Amerika'nın birçok sanat merkezinde sürekli olarak sergiler açtı, büyük ilgi gördü. İstanbul Fransız Lisesi'ne devam eden Bedri Baykam 1975 yılında Paris'e taşındı. Sorbonne Üniversitesi'nde işletme ve ekonomi tahsili yapan Baykam, bu fakülteden master aldı. Paris'te aynı süreç içinde L'Actorat isimli özel okulda aktörlük tahsili de yaptı. Baykam 1970'li yıllar boyunca aynı zamanda Türkiye Şampiyonaları'nda önemli dereceler alan ünli bir tenisçi oldu.

1980 yılında Amerika'ya taşınan sanatçı, 1984'e kadar California College of Arts and Crafts'de resim ve sinema eğitimi gördü. 1987 yılına kadar Amerika'da kalan Baykam, bu süre içinde de San Francisco, New York, İstanbul ve Paris'te birçok sergiler açmaya devam etti.


1987'de atölyesini İstanbul'a taşıyan Baykam, bugüne kadar 89 kişisel sergi açtı, birçok grup sergisine katıldı, birçok kısa metrajli film ve video filmleri çekti, kısa ve uzun metrajlı filmlerde aktörlük yaptı. Baykam'ın yayınlanmış 20 kitabı bulunuyor.

Çagdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Atatürkçü Düsünce Dernegi'nin aktif üyelerinden olan sanatçı, aynı zamanda UNESCO'ya bağlı Uluslararası Plastik Sanatlar Dernegi'nin de kurucularından ve halen bu örgütün Türkiye ulusal komitesi başkanı. Sosyal demokrat üç partinin birleşmesini sağlamak amacıyla kurulan Taban Operasyonu hareketini, çesitli demokratik kitle örgütleri başkanları ile beraber örgütleyen ve yönlendiren Baykam, 1995 yılı CHP kurultayında, CHP Parti Meclisi Üyeliğine seçildi ve bu göreve üç sene boyunca devam etti. Daha önce Güneş, Tempo, Siyah-Beyaz, Cumhuriyet, Aydınlık ve Aksam'da köşesi olan, üç yıl boyunca "Dönemin Rengi" isimli bir kültür tartışma programını Prima TV'de hazırlayan ve sunan, 2 yıl boyunca Artist-Skala sanat dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapan Baykam, ayrıca Cumhuriyet Gazetesinde siyasi ve diğer sanat dergileri için de sanatsal makaleler yazıyor. FBTV'de "2 F 1 B" isimli bir futbol tartışması sunuyor.

Yeni Dışavurumculuk akımının öncülerinden olan ve ayrıca yaptığı multi-medya enstalasyonları (Livart) ve kolajli siyasi sanat eserleriyle de tanınan Baykam, sürekli kabuk değiştirmeyi seven bir sanatçı. 80'lerin başından bu yana birçok 16mm kısa film yönetti ve çesitli uzun metrajli filmlerde oyuncu olarak rol aldı.
 

1999 Aralık ayında, 40 yıllık sanat serüvenini ele alan retrospektif sergisi İstanbul'da, AKM'de açıldı. Amerikalı yönetmen Stefan R. Svetiev'in "This Has Been Done Before" isimli filmi, sanatçının tüm kariyerini ve siyasi yaşamını ele alan bir belgesel olarak aynı süreçte tamamlandı. Boyut Yayın Grubu aynı vesileyle Baykam'ın tüm dönemlerini biraraya getiren 480 sayfalık, "I'm Nothing But I'm Everything" isimli geniş monografiyi yayınladı.
 

2003 yılında CHP kurultayında Parti'nin Genel Başkan adaylarından olan ve "Yurtsever Hareket"in kurucusu ve yönlendiricilerinden olan Bedri Baykam, yıllardır ülkemizde siyaset sahnesinin ortasında yer alan aydınlardan biri.

Baykam ayrıca merkezi İstanbul'da bulunan Piramid Film Prodüksiyon Yapımcılık ve Yayıncılık şirketi ile Piramid Sanat'ın kurucusu. 


1997 Mayıs ayında gazeteci Sibel (Yağcı) Baykam ile evlendi. Ocak 1999'da çiftin Suphi adını verdikleri oğulları oldu.


 Umumi Siyaset



 


 


 Dünya



 


 


 Kavram




...


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar