Yazar |

Bedri Baykam |
 | | Kişisel Web | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi |
 | |
 | Maksim Gorki ----------------------- "Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."----------------------- Ekmeğimi Kazanırkeni |
 | | |
 | | |
 | | |
|

Türk
Sanatının Önündeki "Müzayede" Tehlikesi!..
-Bedri Baykam-
Türk Çağdaş Sanatı her türlü ilgisizliğe
rağmen kendi yağıyla kavrulup, büyük bir atılımı yaşama geçiriyor.
Batıdaki meslektaşlarıyla kıyaslanamayacak kadar zor şartlar altında bu
mesleği seçen Türk sanatçıları, Atatürk dönemindeki onca maddi manevi
destekten sonra öksüz kaldılar. Bu üzücü ortama rağmen özellikle son 30
yılda, çağdaş sanatımız çok yol aldı, Batı’yla eş zamanlı işler üretmeye
başladı. Sanatçılar ve galericiler kendi özverili çabalarıyla
koleksiyonerler ürettiler… Bugün ise, kendisini tüm bu sistemin tepeden
inme kanun koyucusu ilan eden, kimseyle hiçbir yapıcı diyaloga girmeyen
bazı müzayedeciler, bu ortam için artık büyük bir tehlike
oluşturuyorlar.
Birkaç hafta önce başkanı olduğum
UPSD ve Doğan Paksoy’un başkanı olduğu
Sanat Galericileri Derneği,
İstanbul’da bir otelde yapılan müzayedenin önünde müşterek eylem
yaparak, müzayedecilere kamuoyu önünde açık bir “sarı kart”
çıkardılar. Bu çok önemli bir adımdı.
Konu özetle şu: Müzayedeciler, ikinci el
piyasasından ellerine geçirdikleri resimleri, çoğuna çok düşük bir çıkış
bedeli koyarak piyasaya veriyorlar. Resimler bu fiyatlarla kataloglara
giriyor. Müzayedeciler normal satış fiyatlarının dörtte biri gibi
fiyatlandırdıkları resimlerin yanı sıra, kendi spekülatif yatırım
yaptıkları bazı sanatçıları da reel fiyatlarına, ya da birkaç misline
satışa koyuyorlar! Çünkü ancak bu şekilde ciddi bir rant elde
edebilecekler. Diğer sanatçılara da , “sürümden kazanç”
sağlanacak bir koyun sürüsü muamelesi yapıyorlar.
Yıllardır sanatın bu tüccarlarından hep tek
bir önemli dileğimiz oldu ve bu bildiride bunu tekrarladık:
Lütfen sürümden kazanmak için, kendi geleceğinizi karartmayın.
Elinize bir eser geçtikten sonra, o eser sahibinin galericisine ve
kendisine ne fiyat koymanız gerektiğini sorun. O anda vefat etmiş ve
galericisi olmayan bir sanatçıysa gerçekçi araştırmanızı yapın. O
sanatçının, fiyatı 10’sa 7’den satışa koyulması
müzayedeyi çekici kılmak için normal bir “ortayol” yöntem olabilir. Ama
bunun yerine, gerçek değerin %20’si ile satış başlatıldığı zaman, bu
gaf, hem sanatçıları hem galericileri onursuz ve neredeyse dolandırıcı
(!) bir konuma taşımış oluyor, değerlerini yeni oturtmaya çalışan bir
piyasaya da sorumsuzca çok büyük zararlar veriyor, dinamitleyerek
güvensizliğe itiyor...
O anda yıllardır piyasada var olan bir
imzanın beşte birine satıldığını gören bazı koleksiyonerler, kendi
geleceklerinin bile yok edildiğini göremeden, “iyi iş”
yaptıklarına inanarak işleri alıyorlar ve hemen o güne kadar bu
yapıtları gerçek fiyatından satanları suçlamaya başlıyorlar. Vefat veya
iflas eden bir iş adamından gelen işleri “kaç para verirseniz
verin” diye müzayedeciye veren bilinçsizlerde, bu “sürümden
kazanılan” akbaba ortamının mağduru oluyorlar. Genç bir sanatçı
çıkışını ancak önemli galerilerde yapabilecekken, yaratılan güvensizlik
piyasasında galeriler çalışamaz hale geliyorlar.
Müzayedecilerin, bunlara verdikleri ilk
yanıt, bu yapıtların bir kısmının zaten galericiler ve sanatçıların
tarafından kendilerine teslim edildiği savı. Aslında bu bir yanıt değil
çünkü konumuz dışı. Biz burada kendi arasında “alan-satan memnun”
şeklinde yapılanlardan söz etmiyoruz ki! Verilen ikinci yanıt,
“Efendim, bir yapıt alıcısı varsa zaten gerçek değerine çıkar, ayrıca
serbest piyasa kanunları böyle işler, bu Batı’da da böyledir.”
Birincisi, o yapıt hangi fiyata satılırsa satılsın, kataloglarda o düşük
satış fiyatı kalıyor ve ortalarda, her yerde bunlar geziniyor.
Dolayısıyla müzayede dışında, etrafta binlerce kişi o yapıtları, tamamen
“uydurulmuş” fiyatlarıyla görmüş
oluyorlar. İkincisi, bu, Türkiye’nin yarattığı ve vahşi kapitalizmin
sanata el atması olan sözde “serbest piyasa” ortamının,
Batı’yla kıyaslanabilir tek bir noktası yoktur! Hiçbir
modern ve çağdaş Devlet Müzesi olmayan ve en “yaşlı”
müzenin 4 yaşında olduğu bir Türkiye’yi, neredeyse asırlardır birbiriyle
ilişkide binlerce müze, yüz binlerce koleksiyoneri olan, gazeteleri her
gün sanata iki tam sayfa ayıran ve her yenilikçiliğin anında değer
karşılığının verilmesi için sürekli bir çaba harcanan, milyarlarca
dolarlık Kültür Bakanlığı bütçeleri kullanılan Batılı sistemlerle
kıyaslanmaya kalkışılması gülünçtür. Olsa olsa 1899’da Moda da “Black
Stockings” Futbol Kulübü’nün şartlarıyla, UEFA-FIFA kurallarıyla dev
stadlarda işleyen günümüzün endüstriyel futbol mekanizmasını kıyaslamaya
benzer!
Ayrıca, Batıda
“Commissaires Priseurs” ler ve “Auction House”lar,
her biri hukuk diploması sahibi devlet denetiminde bu işi yapan, her
sanat yapıtı için en önemli tarihçi-eksperlerin gözetimi altında
çalışan, son derece profesyonel kuruluşlardır. Bırakın müzayedeci
olmayı, her tabela asan galerici de olamaz. Hisse senedi piyasasından
bıkıp “biraz da resim satalım” diye her kafasına esen bu
işe balıklama atlayıp onca insan ve kuruma çamur sıçratamaz .
Denkleri olan önemli Batılı yaşayan
meslektaşlarının %1 fiyatında olan Türk sanatçılarını bu affedilmez
spekülatif oyunlarla binde 1’e çekmeye çalışanlar, tavırları sürerse, bu
ülkenin tüm sanatsal geleceğine ve prestijine ihanet etmis olacaklar.
Onlara önerilen formül, tek yapıcı uzlaşma yoludur...
Bedri Baykam
3
Haziran 2008
|
27
Mayıs Coşkusu
-Bedri Baykam-
Bugün 27 Mayıs 2008. 1960 Devrimi’nin 48.
yılını kutluyoruz. Ankara’daki 27 Mayıs Milli Demokratik Devrim
Derneği Başkanı Sn. Hüseyin Avni Güler’in Anıtkabir’e
çelenk bırakma davetine katılamadığım için çok üzgünüm. Bu akşam
1961 Anayasası Vakfı’nın da kutlama yemeği var. Bugün ve yarın saat
18.00’de Piramid Sanat’ta 68 kuşağının 27 Mayıs ve 12 Mart’la ilişkileri
üzerine forumlar olacak. Yarınkinde ben de konuşmacıyım.
|
Filmin
Sonunu Bilmeden Yaşamak!
-Bedri Baykam-
Yorgunum.
Listemin yeniden kazandığı Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği Genel
Kurulu yeni bitmiş… Önümde Facebook açık. Listemdeki arkadaşlarımdan Elif Bengü’den şu sözlere bakıyorum: “Hem çok zor, hem çok kısa bir
macera ömür, ömür imtihanla geçiyor”. Kim aksini söyleyebilir? Sabah
saat 02:00, televizyonda Lig TV açık. Ama konu futbol değil.
“Gökkubbede Gezinti” isimli, nefis bir belgesel yayınlanıyor. Dünya,
Güneş, Samanyolu, rakamlar uçuşuyor…
|
AKP, Yargı, “Ergenekon” ve Ordu…
-Bedri Baykam-
AKP kendini köşeye sıkışmış hissediyor ve besleme basınıyla beraber şaşkınlığını saldırganlığıyla harmanlayıp Türkiye ile hesaplaşma içine girmeye çalışıyor. Şu anda “hukuk”tan fazla medet ummadıkları için umutlarını Avrupa’ya yöneltmiş durumdalar. Hani şu aylardır kendi haline terk ettikleri “AB” var ya? Gün geçmiyor ki AB’li patavatsız bir raportör ya da siyasetçi, kalkıp “hiç böyle saçmalık görülmüş müdür?” diye gözlerimizin içine baka baka yalan söylüyor. Her gün yazıldı çizildi: Avusturya’da Haider, Almanya’da Nazi Partiler, ABD’de Nixon’un istifaya mecbur kalması…
|
|
|
|
 Bedri Baykam
Bedri Baykam 1957 yılında Ankara'da CHP milletvekili Dr. Suphi Baykam ve Yüksek Mimar Mühendis Mutahhar Baykam'ın ikinci çocuğu olarak doğdu. İki yaşında resim yapmaya başladı. Altı yaşında Ankara, Bern ve Cenevre'de ilk eserlerini sergiledi. Harika çocuk olarak tanımlandığı 1960'lı yıllarda Avrupa ve Amerika'nın birçok sanat merkezinde sürekli olarak sergiler açtı, büyük ilgi gördü. İstanbul Fransız Lisesi'ne devam eden Bedri Baykam 1975 yılında Paris'e taşındı. Sorbonne Üniversitesi'nde işletme ve ekonomi tahsili yapan Baykam, bu fakülteden master aldı. Paris'te aynı süreç içinde L'Actorat isimli özel okulda aktörlük tahsili de yaptı. Baykam 1970'li yıllar boyunca aynı zamanda Türkiye Şampiyonaları'nda önemli dereceler alan ünli bir tenisçi oldu.
1980 yılında Amerika'ya taşınan sanatçı, 1984'e kadar California College of Arts and Crafts'de resim ve sinema eğitimi gördü. 1987 yılına kadar Amerika'da kalan Baykam, bu süre içinde de San Francisco, New York, İstanbul ve Paris'te birçok sergiler açmaya devam etti. 1987'de atölyesini İstanbul'a taşıyan Baykam, bugüne kadar 89 kişisel sergi açtı, birçok grup sergisine katıldı, birçok kısa metrajli film ve video filmleri çekti, kısa ve uzun metrajlı filmlerde aktörlük yaptı. Baykam'ın yayınlanmış 20 kitabı bulunuyor.
Çagdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Atatürkçü Düsünce Dernegi'nin aktif üyelerinden olan sanatçı, aynı zamanda UNESCO'ya bağlı Uluslararası Plastik Sanatlar Dernegi'nin de kurucularından ve halen bu örgütün Türkiye ulusal komitesi başkanı. Sosyal demokrat üç partinin birleşmesini sağlamak amacıyla kurulan Taban Operasyonu hareketini, çesitli demokratik kitle örgütleri başkanları ile beraber örgütleyen ve yönlendiren Baykam, 1995 yılı CHP kurultayında, CHP Parti Meclisi Üyeliğine seçildi ve bu göreve üç sene boyunca devam etti. Daha önce Güneş, Tempo, Siyah-Beyaz, Cumhuriyet, Aydınlık ve Aksam'da köşesi olan, üç yıl boyunca "Dönemin Rengi" isimli bir kültür tartışma programını Prima TV'de hazırlayan ve sunan, 2 yıl boyunca Artist-Skala sanat dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapan Baykam, ayrıca Cumhuriyet Gazetesinde siyasi ve diğer sanat dergileri için de sanatsal makaleler yazıyor. FBTV'de "2 F 1 B" isimli bir futbol tartışması sunuyor.
Yeni Dışavurumculuk akımının öncülerinden olan ve ayrıca yaptığı multi-medya enstalasyonları (Livart) ve kolajli siyasi sanat eserleriyle de tanınan Baykam, sürekli kabuk değiştirmeyi seven bir sanatçı. 80'lerin başından bu yana birçok 16mm kısa film yönetti ve çesitli uzun metrajli filmlerde oyuncu olarak rol aldı.
1999 Aralık ayında, 40 yıllık sanat serüvenini ele alan retrospektif sergisi İstanbul'da, AKM'de açıldı. Amerikalı yönetmen Stefan R. Svetiev'in "This Has Been Done Before" isimli filmi, sanatçının tüm kariyerini ve siyasi yaşamını ele alan bir belgesel olarak aynı süreçte tamamlandı. Boyut Yayın Grubu aynı vesileyle Baykam'ın tüm dönemlerini biraraya getiren 480 sayfalık, "I'm Nothing But I'm Everything" isimli geniş monografiyi yayınladı. 2003 yılında CHP kurultayında Parti'nin Genel Başkan adaylarından olan ve "Yurtsever Hareket"in kurucusu ve yönlendiricilerinden olan Bedri Baykam, yıllardır ülkemizde siyaset sahnesinin ortasında yer alan aydınlardan biri.
Baykam ayrıca merkezi İstanbul'da bulunan Piramid Film Prodüksiyon Yapımcılık ve Yayıncılık şirketi ile Piramid Sanat'ın kurucusu. 1997 Mayıs ayında gazeteci Sibel (Yağcı) Baykam ile evlendi. Ocak 1999'da çiftin Suphi adını verdikleri oğulları oldu.
|
|
|
 | Umumi Siyaset |
|
 | Dünya |
|
 | Kavram |

|
...
|
|
 |
 | Okumakta Olduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | |
 | Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | |
|
|