"...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..."
-----------------------
Sırat-ı Mustakim Dergisi
Maksim Gorki
-----------------------
"Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."
Türkiye’de son çeyrek asırda yaşanan her türlü etik yozlaşma ve çöküşten ne yazık ki spor da nasibini fazlasıylaaldı. Tüm dünyanın tartışmasız en büyük kitle sürükleyicisi olan futbol, ülkemizde her türlü terörün odak noktalarından biri haline geldi. Şike/mafya sızmalarının ötesinde, izleyicilerin birbirine karşı “can düşmanı” haline gelecek şekilde bilenmeleri, ortaya iyi bildiğiniz o çirkin sahneleri çıkardı. Yıllardır sahaya her şeyi atan, maç boyu en ağzaalınmayacak küfürleri kusan, sokakta birbirine pusu kuran gruplar, ülkede utanç verici eylemlerin baş aktörü oldular.
Geçen sene Ali Sami Yen’de yaşanan akıl almaz sahnelerin ardından, Cumartesi günü Saraçoğlu Stadında, Fenerbahçe-Galatasaray maçında sarı-lacivertlilerin hiçbir “kan davası” ilkelliğine başvurmadan, en centilmen taraftar profiliyle dosta düşmana büyük bir ders vermeleri Türkiye açısından son derece sevindirici bir tabloydu. Üyesi olduğum için söylemiyorum. Fenerbahçe, bir spor kulübü olarak 100. yılında gösterdiği performansın ötesinde, saygın bir spor ortamını da sonuna kadar desteklediği için, seyircisiyle, yönetimiyle, sporcusuyla alkışı sonuna kadar hak ediyor. Benim gönlüm hala iki taraftar grubunun aralarında polis barikatı bile olmadan rahatça beraber oturabilecekleri, 1960 ve 70’li yıllardan tanıdığımız güzel sahnelerde.
Türkiye gibi bir siyasal krizler ülkesinde de futbolun gücü, bazen halkı “uyutma ve depolitize etme” çabalarıyla örtüşebiliyor. Bunun yakın tarihimizde siyasi taktik olarak çok örneği var. Halbuki aslında spor ve futbolun, kitlelerin gözünü kapayıcı değil, açıcı bir unsur olarak da devreye girmesi mümkün. Özellikle Beşiktaş’ın “çarşı” grubunun laiklik, terör, ekoloji ve benzer siyasal sosyal konulara da değen yüksek sesli çıkışları burada örnek gösterilebilir.
Futbol, bir ülkede uyuşturucu olarak değil, tam tersine ruh açıcı, birleştirici bir unsur olarak da kullanılabilir. Özellikle tüm yurda yayılan dostça bir rekabet ortamının, örneğin ırkçı çıkışlarla Güneydoğu’yu bölmeye çalışan örümcek kafalılara “dur” deme konusundaki etkisini kim yadsıyabilir?
Fenerbahçe yıllardır, Atatürk’ün takımı olduğunu, Kurtuluş Savaşı mücadelesine sarı-lacivertli kulübün, Anadolu’ya büyük riskler pahasına silah geçirerek somut katkılarda bulunduğunu aktarır. Burada bunlar kadar önemli olan, diğer büyük kulüplerimizin de, son yıllardaaynı yolu izleyerek Atatürk’ü sahiplenmeleri ve yüce önderin aslında kendi takımlarını tuttuğunun kanıtlarını ortaya çıkarmaya çalışmalarıdır. Bundan tüm Fenerbahçeliler de olsa olsa gurur duyar…
Fenerbahçe özellikle son birkaç yıldır, büyük maçları büyük bir konsantrasyonla oynuyor ve başarılı oluyor. Gerek derbilerde, gerek Şampiyonlar Ligi’nde bu fark ciddi olarak göze çarpıyor. Cumartesi gördüğümüz gibi, “ebedi dostu” Galatasaray’la olan maçlarında, bu yoğunlaşma doruk seviyesine yükseliyor; bu iki takımdan birini tutmayanlar bile, bu zirve heyecanından en güzel şekilde nasiplerini alıyorlar.
Türk futbolunun yıllardır lokomotifi olan Fenerbahçe’yi tutuyor olmaktan büyük gurur duyarım. Asırlık Türk futbolunun öncüsü ve ebedi puan cetveli birincisinin, camia olarak çok güçlü yanları da vardır, kimilerine göre çok tartışılacak zaafları da. Ama Fenerbahçe öyle güçlü bir isimdir ki, onu ölesiye sevmeyenler bile, bu sefer kendini aynı yoğunlukla “ona karşı” görerek o büyüklüğü yaşar!
Geçen hafta Saraçoğlu Stadı’nda görülen “Efsanenin Yüzyılı” sergisi, 17 Aralık Pazartesi Taksim’de Piramid Sanat’taaçılacak. (Piramid Sanat: 0212 297 31 15-20-21www.piramidsanat.com)
Öncelikle bir dostluk şöleni olarak tüm sporseverleri o gün orada görmek dileğim. Aylardır üzerinde çalıştığım bu sergiyi, her renkten sanatseverlerle paylaşmak istiyorum. Sergiyle aynı adı taşıyan “Efsanenin Yüzyılı” isimli 2x6 metrelik dev tualde, yüzyıldan 26 efsanevi oyuncuyu bir araya getirdim. Zeki Rıza’dan Van Hooijdonk’a, Alex’e kadar dönem ayrılıklarını yok ederek bu resimde tüm efsane isimler bir araya geldiler. Bu futbolcuları seçerken ne kadar zorlandığımı anlatamam. Önce 11’den başlayarak sonra bu rakamı maç yedekleriyle 14’e, ardından maç kadrosu olan 18’e, nihayet yıl kadrosu olan 26’ya çıkardım! Buna rağmen çoğu yakın dostum olan tarihe mal olmuş birçok oyuncuyu tuale sığdıramamış olmanın acısını hala içimde hissediyorum.
Fenerbahçe tarihinin derinliğini yansıtmaya çalışırken, yıllardır “Saydam Katmanlar” ve “Dişi Entrikalar” serimden beri üzerinde çalıştığım uzam derinliğini, bu sefer üç boyutlu işlerle gerçekleştirme yoluna gittim. Görene kadar, bu sözlerimle veya fotoğraflara bakarak kimsenin pek anlayamayacağı işler, çünkü birebir“yaşanmaları” lazım. Fener sevgisinin, ilk defa göreceğiniz bu yeni yapıtlarla beraber, sanatımıza da yeni bir boyut kazandırabilmiş olması, benim kariyerimde önemli bir dönemeç. Sergiye gelmek isteyenleri Piramid Sanat’a bekliyorum. Gelemeyenler için ise, 120 sayfalık “Efsanenin Yüzyılı” kitabı inanın yine de iyi bir seçenek oluşturuyor.
Geçen hafta boyu süren Contemporary İstanbul 2007 sanat fuarındaki 3-D sergimde, “Teşekkürler Türkiye” isimli, üç boyutlu bir yapıt sergiledim. Atatürk ve çevresinde Gül, Erdoğan, eşleri, etraflarında ise kapatılmış her yaştan türbanlı, çarşaflı kadınlar. Atatürk, kendi ülkesine “teşekkürler Türkiye” diye sesleniyor, bu oluşturulan mükemmel uyumlu tablo için… Sergime gelen binlerce insan, neden en çok bu resme vuruldular, merak ettim. İlk defa gördükleri üç boyutlu uygulamanın şaşkınlığından mı, yoksa kendilerini aynaya bakar gibi hissedip, Gazi’nin sesiyle irkilmelerinden mi, çıkaramadım…
O kadar çok şey yaşadık ki senden sonra Atam… Şöyle yukarlardan bize doğru baksan, önce gurur duyarsın: Köprüler, tüneller, gökdelenler, tüten fabrikalar, ortalarda dalgalanan bayraklar, göklerden süzülen koca uçaklar… “Attığımız tohumlar nerelere varmış, istikbal göklerdedir dedik, bak şimdi bulutların ortasına zıpkın gibi binalar dikmişler”, dersin… Yine bir bakarsın bulutların arasından, on binlerce araba… Bir tereddüte düşebilirsin, herkes almış, ama niye bir saattir aynı yolda duruyorlar, ömür bu kadar mı değersizleşti acaba, yoksa ölümsüzlüğün sırrınımı buldular” diye sorabilirsin kendine.
Bir Suudi Kralı düşünün… 10 Kasım’da Devleti, Cumhurbaşkanı ve Başbakanı’yla ayağına çağırdı ve getirdi… Bulunduğu otelin barını alçıpanla kapattıran, kendi fotoğrafını ve bayrağını tahtıyla beraber bu buluşma “makamının” göbeğine yerleştiren, kendisini dünyada şeriatın başmakamı sanan bu adam, yine küstahça Anıtkabir’e gitmeye de gerek görmedi. VE bütün bunlar yetmiyormuş gibi, Türk bayraklarının gönderde yarıya indirildiği bir ulusal anma gününde, Atatürk’e olan saygısızlığını tekrar kanıtlarcasına, utanmadan kendi bayrağını yarıya indirmedi. İşte Türkiye adına, bu kişiye “şeref madalyası” verildi! Erdoğan ve Gül “takım”ını tebrik etmek lazım. Ne hac kotasıymış ama!
Bedri Baykam
Bedri Baykam
Bedri Baykam 1957 yılında Ankara'da CHP milletvekili Dr. Suphi Baykam ve Yüksek Mimar Mühendis Mutahhar Baykam'ın ikinci çocuğu olarak doğdu. İki yaşında resim yapmaya başladı. Altı yaşında Ankara, Bern ve Cenevre'de ilk eserlerini sergiledi. Harika çocuk olarak tanımlandığı 1960'lı yıllarda Avrupa ve Amerika'nın birçok sanat merkezinde sürekli olarak sergiler açtı, büyük ilgi gördü. İstanbul Fransız Lisesi'ne devam eden Bedri Baykam 1975 yılında Paris'e taşındı. Sorbonne Üniversitesi'nde işletme ve ekonomi tahsili yapan Baykam, bu fakülteden master aldı. Paris'te aynı süreç içinde L'Actorat isimli özel okulda aktörlük tahsili de yaptı. Baykam 1970'li yıllar boyunca aynı zamanda Türkiye Şampiyonaları'nda önemli dereceler alan ünli bir tenisçi oldu.
1980 yılında Amerika'ya taşınan sanatçı, 1984'e kadar California College of Arts and Crafts'de resim ve sinema eğitimi gördü. 1987 yılına kadar Amerika'da kalan Baykam, bu süre içinde de San Francisco, New York, İstanbul ve Paris'te birçok sergiler açmaya devam etti.
1987'de atölyesini İstanbul'a taşıyan Baykam, bugüne kadar 89 kişisel sergi açtı, birçok grup sergisine katıldı, birçok kısa metrajli film ve video filmleri çekti, kısa ve uzun metrajlı filmlerde aktörlük yaptı. Baykam'ın yayınlanmış 20 kitabı bulunuyor.
Çagdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Atatürkçü Düsünce Dernegi'nin aktif üyelerinden olan sanatçı, aynı zamanda UNESCO'ya bağlı Uluslararası Plastik Sanatlar Dernegi'nin de kurucularından ve halen bu örgütün Türkiye ulusal komitesi başkanı. Sosyal demokrat üç partinin birleşmesini sağlamak amacıyla kurulan Taban Operasyonu hareketini, çesitli demokratik kitle örgütleri başkanları ile beraber örgütleyen ve yönlendiren Baykam, 1995 yılı CHP kurultayında, CHP Parti Meclisi Üyeliğine seçildi ve bu göreve üç sene boyunca devam etti. Daha önce Güneş, Tempo, Siyah-Beyaz, Cumhuriyet, Aydınlık ve Aksam'da köşesi olan, üç yıl boyunca "Dönemin Rengi" isimli bir kültür tartışma programını Prima TV'de hazırlayan ve sunan, 2 yıl boyunca Artist-Skala sanat dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapan Baykam, ayrıca Cumhuriyet Gazetesinde siyasi ve diğer sanat dergileri için de sanatsal makaleler yazıyor. FBTV'de "2 F 1 B" isimli bir futbol tartışması sunuyor.
Yeni Dışavurumculuk akımının öncülerinden olan ve ayrıca yaptığı multi-medya enstalasyonları (Livart) ve kolajli siyasi sanat eserleriyle de tanınan Baykam, sürekli kabuk değiştirmeyi seven bir sanatçı. 80'lerin başından bu yana birçok 16mm kısa film yönetti ve çesitli uzun metrajli filmlerde oyuncu olarak rol aldı.
1999 Aralık ayında, 40 yıllık sanat serüvenini ele alan retrospektif sergisi İstanbul'da, AKM'de açıldı. Amerikalı yönetmen Stefan R. Svetiev'in "This Has Been Done Before" isimli filmi, sanatçının tüm kariyerini ve siyasi yaşamını ele alan bir belgesel olarak aynı süreçte tamamlandı. Boyut Yayın Grubu aynı vesileyle Baykam'ın tüm dönemlerini biraraya getiren 480 sayfalık, "I'm Nothing But I'm Everything" isimli geniş monografiyi yayınladı.
2003 yılında CHP kurultayında Parti'nin Genel Başkan adaylarından olan ve "Yurtsever Hareket"in kurucusu ve yönlendiricilerinden olan Bedri Baykam, yıllardır ülkemizde siyaset sahnesinin ortasında yer alan aydınlardan biri.
Baykam ayrıca merkezi İstanbul'da bulunan Piramid Film Prodüksiyon Yapımcılık ve Yayıncılık şirketi ile Piramid Sanat'ın kurucusu.
1997 Mayıs ayında gazeteci Sibel (Yağcı) Baykam ile evlendi. Ocak 1999'da çiftin Suphi adını verdikleri oğulları oldu.