
Bilgi,
Bilge ve Bilgelik Üzerine veya Bilginin İkilem(es)i...
-Aydoğan Kekevi-
Bilgi iki yolla elde edilir;
1.Yaşamdan;
yaşaya yaşaya;
2.Eğitim
Kurumlarından; eğitilerek.
Bunlardan birine halk
dilinde “Mektepli”
ötekine “Alaylı”
da denir.
*
Bilgi’nin yerleştirilmesi
iki türlü gerçekleşir;
1.Ezberleyerek,
2.Öğrenip
sindirerek
Birincisi “Ezbercilik”tir;
halk dilinde buna “Papağanlık”
da denir, çoğunlukla gülünür;
ikincisi
“bereketli bilgidir” “Buğday” gibidir; öğütülür unundan
herkes yararlanır.
*
Edinilen “Bilgi”nin
değerlendirilmesini iki öğe / olgu belirler;
1.
Kendisi
2.
Çevresi
(genel anlamda).
Sizi
çevreleyen sizi belirler;
ama siz de çevrenizi
belirleyebilirsiniz.
*
Edinilen-kazanılan bilgiler
iki türlü değerlendirilir;
1.Kişisel
çıkarlara hizmette ve ego tatmininde;
2.Kendi
yetenekleriyle ve deneyimleriyle harmanlayıp;
toplumsal yararlanmaya
sunarak, başkalarını da yararlandırarak..
*
Bilgeliğe götüren bilgi de
iki kaynaktan elde edilir;
1.Yaşayarak
2.
Eğitilerek / öğrenerek
Bu ikisinin harmanına
kişisel yeteneklerin de katılmasıyla “Bilgelik”
doğar.
* * *
“Bilge”
kişi edinimiyle eş oranlı olarak alçakgönüllü olur.
Rahmetli Aşık Veysel’in
kendisini Umman’a benzeten ozana dediği gibi “Umman
olmak güzeldir ama
ummana karışmaya çalışan bir ırmak olup ıpıldamak daha güzel...”dir.
Bilge
“Övgü”ye
de “yergi”ye
de aynı uzaklıktadır.
“Ben”i
az “Biz”i boldur.
“Ben”
tatminine ihtiyacı yoktur.
* * *
“Bilgi” “Bilmek”
“uygulama/eylem/pratik” ile harmanlanmaynınca “yorumlama,
kavrama anlama” da o oranda yetersiz kalır.
Aynı şekilde salt “uygulama/eylem/pratik”
de “Bilgi”yle “Bilmek”le
harmanlanmadığında ya da yetersiz kaldığında “yorumlama,
kavrama, anlama” da o oranda yetersiz kalacaktır.
*
“Öğrenmek” ve “Bilgi”yle
“Bilmek”le beslenen “anlamak” “kavramak” “değerlendirmek” ayrı ayrı
şeylerdir ama birbirlerini tamamlarlar.
Bunlardan birinin eksikliği
yokluğunu hemen farkettirmeyebilir, zaman ister.
Ama bir kaçının eksikliği
kendini kısa zamanda belli eder.
* * *
Bildiğini bildirmeyenler
bilgisizdirler.
Bilgi
hazine gibidir; gömülü kaldığı sürece kimseye yararı olmaz.
Eskilerin deyimiyle bu “bi
poha yaramayan” bilginin ne “sahibine”
ne de çevresine hayrı olmaz.
Hayrı olmayan kilisenin ise
zangocunu afaroz ederler.
İslamdan çok önceleri de
atalarımız deneyim ve bilgiye önem vermişler,bilgiyi kutsal saymışlar, “güzel
sözler”le de bunu günümüze aktarmışlardır:
* “Kut
belgüsi bilig”;
Kutluluğun, yeğinliğin,
üstünlüğün alâmeti bilgi
ve akıldır
*
“Ula bolsa yol azmas,
bilig bolsa söz yazmas.”;
işaret olursa insan yolu şaşırmaz, akıl/bilgi olsa sözü sapıtmaz”
diyor “Divanü Lûgat-it-Türk;
Eski Türk Savları”..
Yine atalarımızın bilgiye,
bilmeye, bilgeliğe ve bildiğini bildirmeye verdiği değerin dile
getirildiği bir başka yapıt da Yusuf
Has Hacib’in
“Mutluluk veren bilgi / ilim”
anlamına gelen “KUTADGU
BİLİG’idir..
*
Almanca’da da “Wissen
ist Macht” denir: “Bilgi
erktir, güçtür” anlamında:
Bu “erk”in
nasıl kullanıldığı bilginin kendisinden daha önemlidir.
Bilgi insanlığın ortak
malıdır:
Bilgiyi kendisine
saklayan, her hamgi bir şekilde “kullanıma” sunmayan bu ortak malı gasp
ederek ortaklığa ihanet etmiş olur.
Atalarımız “İşlenmeyen
demir paslanır” demişler; “Bilgi”
de demir gibidir, bir bakarsınız kullanmaya
kullanmaya paslanıp çürümüş..“
* * *
Bilmek iyidir, çok bilmek çok iyidir.
“Çokbilmişlik”
ise çok kötüdür.
“Çokbilmiş”;
olayları, sorunları ve konuları kavramakta yetersiz kalabilir; çevremiz
bunun canlı örnekleri ile doludur..
Halk dilinde bunlara “her
boku bildiğini sanan” veya “her
köfteye maydanoz olan” anlamında “ukalâ”
da denir.
*
“Çok
bilmek” veya
“Aşırı bilmek”
ise eğer alınan bilgi taşıyıcısının “kapasitesi”ni
aşımışsa taşıyıcısının ayağını yerden keser;
eğer kullanılıp tazelenmez havalandırılmazsa, kullanılamayan bilginin
içeride kalıp iltihaplanarak çürümesine veya köpürerek kabın dışına
taşmasına yol açarak ruhsal ve tinsel bozukluklara neden olabilir.
* * *
Haaa,
unutmadan ekleyelim;
Bilgenin
bir özelliği de “affetmek”tir.
Teşbihlerimizde hata var ise affola..
Aydoğan Kekevi
17
Mayıs 2008
|