Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

21 Mart 2008

Nihal Atsız

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Kültür

 

 


Özgürlük


-Arif Ekim-


Köleler, kadim Roma’da özgürlükleri için başkaldırdıklarında başarı şansları var mıydı? Olsaydı, sinemaya bile defalarca konu olmazdı Spartaküs. 1789’da Paris’in barikatlarında direnen ve krallığı deviren halkın da gök kubbeyi inleten sedası özgürlüktü. Modern çağın bu inatçı öncüleri bu sefer davalarını kazanacak ve kralı ve kan dökücü taraftarlarını giyotinle cezalandıracaklardı. Paris, daha defalarca özgürlük nidaları ile sarsılmış, barikatlarında on binlerce insan kan banyosu yapmıştır. Hugo’nun Sefilleri de, Voltaire ve diğer aydınlanmacı yazarlar ve eserleri de bu özgürlük arayışının hala merakla okunan zirve isimleridir.

 

Özgürlük, ezilen her insanın, sınıfın sevdası oldu. ABD’de çalışma koşullarını iyileştirmek için iş bırakan işçilerin de, ki o mücadelelerin kanlı anısı bugün kutlanan 8 Mart Dünya Kadınlar Gününde veya 1 Mayıs’larda dipdiri yaşamaktadır, sevdası özgürlüktü. Çarlık Rusya’sının işçileri de, feodal düzen altında ezilen köylüsü ile birlikte, ayağa kalktığında özgürlük diye kışlık saraya yürümüştü.

 

Namık Kemal, vatan ve özgürlük şairi, düşünürüdür. 1908, bizim özgürlük isyanımızdır. En büyük özgürlük savaşçısı ise, Gazi Mustafa Kemal’dir. “Ya istiklal, ya ölüm” parolası ile ayağa kalkan Anadolu, sonunda sadece emperyalizmi değil, onun içerdeki gönüllü ajandalığını yapan irticayı da, Ortaçağ mukallidi maymunlarını da tarihe gömdü. “Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesiller ise, o özgürlük ateşini ilelebet canlı tutacaktır.

 

Özgürlük, bedelle alınmıştır, bedelle de savunulacaktır. Gazi’nin Bursa Nutku, bunun nasıl olacağını da gösteriyor…

 

İlk yazılarım, 1972’de, 12 Mart kabusunun karanlığında, İstanbul’da yayınlanan Fikir ve Sanatta Hareket adlı bir dergide yayınlanmaya başladıydı. Üzerinden tamı tamına 36 yıl geçmiş. Sonra, 1974’ten itibaren, Ürün Sosyalist Dergi’de yine açık ismimle, İlerici Yurtsever Gençlik Dergisi’nde de müstear isimlerle yazılarım yayınlandı. Ne o tarihlerde, ne de daha sonra 12 Eylül döneminin faşizm karasına bulanmış günlerinde, bu yazılarımdan hiç biri yargılama konusu edilmemiştir. Bunda, sanırım, hocam Cemil Meriç’ten öğrendiklerimin payı olsa gerek. Derdi ki, hocam, üslubuna dikkat edeceksin; aynı konuyu aynı şekilde iki kişi yazar, biri hapse gider, ötekine ise bir şey olmaz.. çünkü üslup kurtarır.

 

12 Eylül karabasanından bahsetmeye gerek var mı? O karabasan döneminde de özgürlük mücadelesi var gücümüzle sürdürülmüştür. Bu, uzun bir bahistir.. Karanlık, canlar bahasına, aydınlığa dönmüştür.

 

1987’den sonra da Yalova’da yüzlerce makale, açıklama, basın toplantısı vs. ile çeşitli konularda derdimi anlatmaya çalışmışımdır; belki de binleri bulmuştur… Şimdiye kadar, ifadeler ne kadar sert olursa olsun, hiç biri mahkemelik olmadı, hiç biri için dava açılmadı. Bu yazı ve açıklamalarım her zaman birilerini rahatsız etmiş, kızdırmış, küplere bindirmiştir. Defalarca tehdit, göz korkutma vb. olaylarla da karşılaştım. Canı yanan, oyunu bozulan, menfaati sarsılan ne yapacaktı ya? Elinde çiçek destesi ile gelip sırtımızı sıvazlayacak değildiler.. bu tür kimi lafla, kimi kaba kuvvet kullanmaya teşne girişimleri de her daim bekledik. Korkunun kendisinden korkulması gerektiğini neredeyse çocuk denecek yaşlarda öğrenmiştik.

 

Hani, şu telefonlarımızın dinlenmesine de alıştık artık. 1996 Susurluk skandalı ile başlayan süreçte, “bunlar fasa fisodur” diyen devrin iktidarının ateşli görevlileri aylarca telefonlarımı dinlemişlerdi. Fasa fisocuların öğrencileri tekrar işbaşına geldi, şimdilerde yıllardır yine telefonlarım dinleniyor. Arada bir, “dinleyene de, dinletene de…” diyerek başladığım salvoları dinletenlere rapor etmiyorlarsa eğer, günahı vebali onların boynunadır!..

 

Özgürlük, bedel ister.. bu bedeli ödemiyorsanız, ödemeyi göze alamıyorsanız, özgür olamazsınız…

 

Bunca olay yaşadık, bunca tecrübe edindik. Yaş geldi 54 oldu. Ama, daha öğreneceğimiz ve yaşayacağımız neler varmış… Kısmet işte… Kısmetin de böylesi çok eğlendirici oluyor. Hele bir bakın:

 

Hersekzade Ahmed Paşa Camiinde restorasyon adı altında bir vahşet yaşanıyor; beton kolon ve beton kubbe ile 500 yıllık bir taş işçiliğinin örnek yapısı, o camimizin 500 yıllık tarihi de yok sayılarak, iğdiş ediliyor, kirletiliyor. Sessiz mi kalmalıydık, bu rezaleti gerçekleştirenlere yağ mı çekmeliydik!

 

Tepkimizi iki yazı ile dile getirdik. Birileri çok rahatsız olmuşlar. Olacaklar, rahatsızlık duymak da onların hakkıdır. Alkışlamalarını ne bekledik, ne de istedik!

 

Rahatsızlık duymakla kalmamışlar, dönmüşler yazılarımızın yalova77.com’dan tümüyle kaldırılması için gereğinin yapılması talimatını vermişler. Bakın şimdi burası, işte, zurnanın zırt dediği nokta.

 

Hani, bu memlekette bir metrelik bezin hakkı için meydanlarda aslanlar gibi kükreyen, etrafına salya sümük, öfke nöbetleri geçirerek demediği lafı bırakmayan, olmadı yargıya da ağza alınmayacak laflarla sataşan iktidar küheylanları olmasa, neyse!

 

Bu küheylanlar 2007’de bir yasa çıkarttılar. Kamuoyu o yasanın çocuk pornosu, terör propagandası vs. gibi suçlara karşı çıktığını sanıyor. 

 

Doğru, 5651 sayılı İNTERNET ORTAMINDA YAPILAN YAYINLARIN DÜZENLENMESİ VE BU YAYINLAR YOLUYLA İŞLENEN SUÇLARLA MÜCADELE EDİLMESİ HAKKINDA KANUN’un 8. maddesi bu ve benzer suçlarla ilgili. Ama, aynı kanunun bir de 9. maddesi var ki, evlere şenlik. Okuyalım:

 

“MADDE 9 – (1) İçerik nedeniyle hakları ihlâl edildiğini iddia eden kişi, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması halinde yer sağlayıcısına başvurarak kendisine ilişkin içeriğin yayından çıkarılmasını ve yayındaki kapsamından fazla olmamak üzere hazırladığı cevabı bir hafta süreyle internet ortamında yayımlanmasını isteyebilir. İçerik veya yer sağlayıcı kendisine ulaştığı tarihten itibaren iki gün içinde, talebi yerine getirir. Bu süre zarfında talep yerine getirilmediği takdirde reddedilmiş sayılır.

          (2) Talebin reddedilmiş sayılması halinde, kişi onbeş gün içinde yerleşim yeri sulh ceza mahkemesine başvurarak, içeriğin yayından çıkarılmasına ve yayındaki kapsamından fazla olmamak üzere hazırladığı cevabın bir hafta süreyle internet ortamında yayımlanmasına karar verilmesini isteyebilir. Sulh ceza hâkimi bu talebi üç gün içinde duruşma yapmaksızın karara bağlar. Sulh ceza hâkiminin kararına karşı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre itiraz yoluna gidilebilir.

          (3) Sulh ceza hâkiminin kesinleşen kararının, birinci fıkraya göre yapılan başvuruyu yerine getirmeyen içerik veya yer sağlayıcısına tebliğinden itibaren iki gün içinde içerik yayından çıkarılarak hazırlanan cevabın yayımlanmasına başlanır.

          (4) Sulh ceza hâkiminin kararını bu maddede belirtilen şartlara uygun olarak ve süresinde yerine getirmeyen sorumlu kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İçerik veya yer sağlayıcının tüzel kişi olması halinde, bu fıkra hükmü yayın sorumlusu hakkında uygulanır.”

 

Anlamadınız mı? Kafanızı fazla yormayın. Nasıl uygulandığının bir örneğini Valilik talimatı ile işte ben yaşadım, şimdi… Daha da mı anlamadınız? Boş verin, dahası yok bunun.

 

Hersekzade Ahmed Paşa Camii’nin dahi hakkını savunmayacaksın, eleştirmeyeceksin, yazmayacaksın! Yazarsan, susturulacaksın!

 

Ulan, “tarih” denen namussuz, oyunbaz seni! 141-142’leri geçtik, 12 Mart karanlığını, 12 Eylül faşizmini yaşadık, ağzımızı, üsluba dikkat etsek de, kapatmadık da, gel sen 2008’de karşımıza valilik marifetiyle sansürü çıkart! Ulan, düzenbaz, arsız, sahtekar, doyumsuz, kan içici maymun seni!..

 

2008, o 141-142’lere, sendika yasaklarına, 12 Mart’lara, 12 Eylül faşizmine karşı nasıl kavga verdiysek, demek daha fazlasını hak ediyor. Kime karşı verilecek bu kavga? İktidar koltuğunda oturup, doğmamış çocuklarını, torunlarını dahi trilyoner yapan, ak değil karanlık olan ve karanlığı pekiştirme azim ve inadında olanlara karşı…

 

Akepe’nin de, susun diyen bürokratlarının da çanına ot tıkansın!

 

YAŞASIN ÖZGÜRLÜK!

YAŞASIN CAMİİLERİMİZİN TARİHİ HAKLARI!

ÇEKİN O PİS ELLERİNİZİ ÖZGÜRLÜĞÜMÜZDEN VE CAMİİLERİMİZDEN!

 

 

Arif Ekim

14 Mart 2008


 

 DÜZELTME

 

SAYIN; Arif EKİM

                                                           www.yalova77.com

                                                           Köşe Yazarı

 

www.yalova77.com adıyla yayınlanan internet gazetesindeki köşenizde, Hersekzade Ahmet Paşa Camii'nin restorasyonu konusunda “Hersek’te Yanlış İşler Yapılıyor” başlığıyla yayınlanan makalenizde yer alan iddia ve yorumlarla ilgili, 04.02.2008 tarihinde Valiliğimizce bir basın açıklaması yapılmıştı.

Yapılan açıklamaya rağmen, 05.03.2008 tarihinde “Yanlış Betonla Sıvanamaz, Kapatılamaz” başlığıyla yayınlanan yazınızda da, aynı konuda gerçekdışı görüş ve ifadelerin yer aldığı belirlenmiş olup, kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla ikinci bir açıklama yapılması gerekli görülmüştür.

04.02.2008 tarihli basın bülteninde belirtildiği gibi, adı geçen tarihi camii'nin restorasyonu, İ.T.Ü. Mimarlık Fakültesi Restorasyon Anabilim Dalı Başkanlığında görevli öğretim görevlilerinden, Y. Doç. Dr. Yegân Kâhya ve Öğr. Gör. Dr. Kâni Kuzucular’ın hazırlamış olduğu rapor doğrultusunda ve tamamen bilim ve fenne uygun olarak, proje çalışması başlatılmıştır.

Hazırlanan proje, Bursa Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunda görevli; Başkan, Prf. Dr. Neslihan DOSTOĞLU, Başkan Yrd. Prf. Dr. Zeren TANINDI, Üye Yrd. Doç. Dr. Derya ALTUNBAŞ, Üye Prf. Dr. Selçuk MÜLAYİM, Altınova Belediye Başkanı Dr. Merin ORAL, Üye Bursa Vakıflar Bölge Temsilcisi Adem DOĞRUCA’dan oluşan, dalında uzman, akademisyen ve teknik personelin onayından geçtikten sonra, Bursa Vakıflar Bölge Müdürlüğünce restorasyon işlemi başlatılmıştır.

Restorasyonla ilgili süreç değişik tarihlerde halkımıza detaylı olarak duyurulmasına rağmen, tüm ilgililerce gösterilen hassasiyet ve duyarlılık göz ardı edilerek, tarafınızdan yapılan kamuoyunu yanıltıcı ve karalamaya yönelik yayınlar hayretle karşılanmaktadır.

           Yukarıda belirtilen hukuki ve bilimsel süreç ve bu süreçte yer alan bilim adamları ve teknik kurullar göz önüne alındığında, hiçbir bilimsel ve hukuki dayanağı olmayan, hakarete vardırılan eleştirilerin ciddiyet sınırları dışına taştığı açıktır.

            Söz konusu haberlerde yer alan asılsız ve hakaret içeren iddialar hususunda halkımızın doğru bilgilendirilmesi açısından, 5651 Sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’un 9. maddesi gereğince, bahsedilen içeriklerin yayından çıkarılmasını ve açıklama yazımızın aynen yayınlanmasını rica ederim.

 

                                                                                                      Cemal ULUSOY

                                                                                                          İl Kültür ve Turizm Müdürü




Hersekzade Ahmed Paşa'nın Vakfiyesi -Arif Ekim-


Osmanlı tarihinde sadrazamlık yapmış şahsiyetlerin, hele de İmparatorluğun en görkemli döneminde bu görevi ifa edenlerin, çoğunun vakfiyesi araştırılmış, bulunmuş ve yayınlanmıştır. Vakıf senetleri, sadece vakfeden kişinin ne tür hayır işleri yaptığının öğrenilmesi açısından değil, hangi yerlere ne tür kamu hizmeti götürüldüğü, sosyal doku, ihtiyaçların belirlenmesi ve giderilmesi vb. çokça konunun açığa çıkması açısından da tarihçi için zengin bilgi kaynaklarıdır. Örneğin, kolay yollu bir çok önyargı, vakfiyeler incelendiğinde yıkılabilmektedir. Bu önyargılardan birisi, Anadolu’ya Osmanlı döneminde hiç yatırım yapılmadığı önyargısıdır, ki vakıfları incelediğinizde bu önyargının içinin boş ve hiçbir inandırıcı değeri olmadığını hemen anlarsınız.



Yanlış Betonla Sıvanamaz, Kapatılamaz! -Arif Ekim-


Hersekzade Ahmed Paşa Camii’nin restorasyonu ile ilgili olarak kaleme aldığımız yazı ve açıklamaya Yalova Valiliğinden bir cevap geldiydi. Büyük ölçüde, restorasyonun bürokratik aşamalarını izah eden bu Valilik açıklamasında, yazımızda esas olarak itiraz ettiğimiz beton kolonlar üstüne beton kubbe yerleştirilmesi hususunda tatmin edici hiçbir şey söylenmediği gibi, son satırlarında da bizim açıklamamız “tamamen karalamaya yönelik ve yapılan çalışmaları bilmeden ortaya konan eleştiriler” suçlaması ile göğüslenmeye çalışılmış idi.



Hersek'te Yanlış İşler Yapılıyor -Arif Ekim-


Tarihi adıyla Dil İskelesi, İstanbul’u İznik ve Konya üzerinden Bağdat’a bağlayan, bu nedenle de Bağdat Yolu olarak adlandırılan, askeri, ticari ve Hac kervanlarının da geçmesi nedeniyle Hac Yolu diye de adlandırılan güzergahın geçtiği yer üzerinde bulunan bir köprü başıdır. Kadıköy’den başlayan bu yol, şimdiki Bağdat Caddesi güzergahından Gebze’ye ve oradan da eski adıyla Dil Önü İskelesi denilen (şimdiki Dil Ovası İskelesi) yere ulaşıyor, buradan teknelerle İzmit Körfezi en dar noktasından aşılarak, söz konusu ettiğimiz yere ulaşıyordu. Bu yol binlerce yıldır kullanılan bir yoldur.


 

Arif Ekim


Yazar. Halen Hür Parti Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürütmektedir.


 Umumi Siyaset



 


 


 Türkçülük



 


 


 Kitap


The image “http://dukkan.dharma.com.tr/img/books/t/975-333-058-8.jpg” cannot be displayed, because it contains errors.


 


 


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar