Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

12 Ekim 2006

İsmail Gaspıralı

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Kültür

 

 

 


İnsanın Kökeni Üzerine


-Atila Demirkasımoğlu-


İnsanın kökeni uzun yıllardır araştırılıyor. Ancak insanın kökeni hakkında bildiklerimiz henüz bir “hiç” düzeyinde. İnsanın kökenine dair yapılan çalışmaları evrenin kökenine dair yapılan çalışmalarla kıyaslamak bize oldukça fikir verebilir. Evrenin yaklaşık olarak 13.7 Milyar yıl önce büyük patlama sonrası oluştuğu söyleniyor ve hatta son zamanlarda büyük patlama öncesi fiziğine dair teoriler kuruluyor. İnsanın tarihi ise 7 milyon yıl önceden 2 milyon yıl öncesine dayanan tarihlere kadar gittiği ifade ediliyor. Ancak bu tarihleri doğru kabul etmek için henüz çok erken. Evrenin Tarihi dışında yeryüzünün tarihi ise 4.7 milyar yıl öncesine gidiyor. Canlılık tarihi ise 4.3 milyar yıl öncesine… İnsan hakkında bildiklerimiz ise bu bilgilere dayanak veren veri çokluğunun yanında ancak simya bilgisi niteliği arz ediyor.

 

Bilim sanıldığının aksine çok tutucu hatta biraz da gericidir. İnançlarından kolay kolay vazgeçmez. Yazılı eserlerin bulunmasından bu yana dinin tutucu ve gerici olduğu bilimin ise hep ışık saçtığı ileri sürülmüştür ve bilim tutuculuğun yıkıcısı görülmüştür. Oysa gerçek hiç de böyle değildir. Çünkü dini alan daha çok inançlara dayanır ve bu inançların bilgiye dayanması gerekmez. Oysa bilim bilgi ve verilere dayanır. İnanç alanında veriler geldikçe inançlar yıkılmaz ama kesinlikle değişir. Dini alan bilimsel veriyi ilk itirazların hemen ardından çoğu zaman hazmeder. Bilim ise çoğu zaman veriler yığıldığı halde duruşunu ve eski görüşünü değiştirmez. Kimi zaman birkaç yüzyıl aldığı son zamanlarda bunun önce yarım asra sonra da çeyrek asra indiği görülmüştür. Ancak verilerin artış hızı düşünüldüğünde bilimin tutuculuğu apaçık delillerle ispatlanabilir. Bilim adamları kendi dinlerinde çok muhafazakâr insanlardan oluşur. Bilim adamlarının yanlışlıklarını ortaya seren veri yığınları karşısında nasıl direndiklerini bilseniz şaşarsınız. Bunları örneklendirebiliriz. Ancak bu bir kitap hacmini kazanması gereken bir çalışma. Ancak bu kitap Türkçe’de yok ve sanırım başka dillerde de henüz yazılmadı. Bilim papazları henüz buna izin vermiyor. Gördüğünüz gibi bilim dini sizin sandığınızdan biraz farklı değil mi? Ivan İllich gibi namuslu adamlar elbette bilim dünyasında da var.

 

Bilim adamlarında ve bilim alanında gördüğümüz bu tefritin bir de ifrat yanı var. Kimi zaman da birkaç veri bilgi oluşturacak yoğunluğa ulaşmadan genel doğrular çıkarır. İnsanın tarihi de işte bu tefrit-ifrat çizgisinde gider gelir. İşin doğrusu bu konuda bildiklerimizin çok ama çok az olmasıdır.

 

Bilim adamlarının bu zaaf ve yanlışları bir arayışın kaçınılmazlığı kabul edilebilir ve hoş görülebilir. Ama hoşgörülemeyecek olan ifrat ve tefritlerin politik ve dini amaçlı kullanılması ve insan düşüncesinin yönlendirilmesidir.

 

Körler ülkesinde bir filin değişik yerlerine dokunup fil tarifi yapanların hikayesini hepiniz bilirsiniz. İnsanlık tarihi için durum tam da böyle bir hali yansıtmaktadır.

 

Bilim alanı hem ideolojik hem teolojik hem ticari hem de siyasi bir alandır. Bilim alanını bu gerçekleri dışlayarak anlamak ancak üçüncü dünya kültürüne ait bir zihin kalıbıdır.

 

1974 yılında Etyopya’da Hadar bölgesinde Donald Johanson tarafından bir takım iskelet kısımları bulundu. Bunlardan birisi tahminen bir metre boyunda bir yavruya aitti. Bu iskelet kalıntısına erkek mi dişi mi olduğu bile bilinmeden Lucy adı verildi. Lucy’den olmadık bilgiler türetildi. Ama daha Lucy’nin insan kalıntısı olup olmadığı bile tartışmalıdır. İnsan kalıntısı olsa bile bir iskeletin üçte birinden azı elimizdedir. Ama buna rağmen neler söylenmedi ki… Bunların çoğu bilim magazininden öte geçmeyen şeylerdir. “Şeylerdi” diyemiyoruz çünkü hala söyleniyor.

 

Konuyu biraz bilenler Pildown Düzmecesini de bilirler. Neredeyse 50 yıl sahte kemiklerle bilim yapıldı.

 

Milliyet Gazetesi’nin en önemli dış haberlerle görevli temsilcisi Yasemin Çongar’dır. Yasemin Çongar’ın önemi Doğan gurubu gibi basın tekelinin Vashington  sorumlusu olmasındandır. Dış haberlerden sorumlu bu çok ama inanın çok çok çalışkan sorumlusu, bütün haber işlerinin altından kalkmış ve “Karanlık Türkiye”nin bilimsel aydınlanmasına katkı için 15 Mayıs 2005’de Spencer Wels adında bir bilim şaklabanı ile ropörtaj yapmış ve DNA çalışmalarına dayanarak Adem ile Havva’ya 60.000 yıl öncesinde ulaşmış ve hepimiz bir ortak atadan geliyormuşuz. Tam bu sırada National Geographic dergisi Türkiye’den DNA analizleri topluyor ve topladığı insanların etnik köken bilgilerini de isterlerse veriyormuş “reklamları” ile Yasemin Çongar’ın haberinin içine girmiş. Oktar Babuna rezaletini yaşayan Türkiye’de yetkilileri bir musibette uyandırmamış olacak ki tıkır tıkır işlerini yürütenler reklama bile başlamışlar. Gerçi Oktar Babuna rezaletinde ülkenin en saygın televizyonları canlı yayınlar yapmışlardı ya neyse...

 

Hem Yasemin Çongar haberinde hem de başka bazı bu türden haberlerde insanın tek bir ortak atadan ürediği ve bu atanın da Afrikalı olduğu söylenir. Tabii hristiyan ve Musevi teolojisinde ortak ata, yani Adem ve Havva hikayeleri vardır. İslam’da böyle bir şey olmadığı halde önceki dinlerin geleneğini de içinde taşıyan Müslümanlıklarda bu Adem ve Havva hikayeleri vardır. Müslümanlar kendi teolojilerini bilmedikleri için bu yalanlara yüzyıllardır olduğu gibi inandırılmaya çalışılır. Tabii bunun bu yazının sınırlarını aşan birçok siyasi ve teolojik maksadı vardır.

 

Bütün bu hikayenin “piyasa”daki son model, ama şimdilik son model gerekçesi mRNA verilerine dayandırılır. 1987’de 147 ABD vatandaşından örnekler almışlar ve bu insanların hepsinin 140.000 yıl önce Afrika’da ortaya çıktığını bulmuşlar. Yalnız bu ABD vatandaşlarının hepsi de Afrika kökenli siyahlarmış…. Masal da burada bitmiş!... Ama masalın bittiğini herkes bilmediği için söylenmeye devam ediyormuş… Türkiye’de bu masalın anlatıcıları çoookmuş…

 

İşin ilginç yanı DNA analizlerinin şimdilik hiçbir biçimde “genetik kirlilik-bulaşma- nedeniyle güvenilmez oluşudur. Siyasi, teolojik, ideolojik maksatları bilmeseniz de bunu bilmeniz yeterlidir.

 

Üstelik çağımızın son modeli DNA da değildir artık! Şimdilik proteomlar araştırılıyor. Bu nedenle Isparta’da Alman ideolojik arkeloji ekibinin yaptığı kazı çalışmaları sırasında kazı yaptırdıkları işçilerden DNA örneklerini Almanya’da analiz ettirip yakın köyden gelen işçilerin Alman kökenli olduğunu söylemeleri türünden haber ve ifadelerin hiçbirine de güvenmeyin. DNA falan bilmeden tarih bilenlerin, Almanların pek çoğunda Türk karışması olduğunu Hun-İskit-Sarmat tarihlerinden biliyor olmaları gerekir. Anlaşılan Alman kazı ekibinin de bundan haberi yok! Ya da yok”muş”!

 

 

Tekrar ana konumuza dönelim.

 

Canlı yaşam başlayalı 4.3 milyar yıl olduğu ifade ediliyor. O zamandan bu zamana türler inanılmaz ölçüde azalıyor. Yaşam, türleri çoğaltmaya çalışırken, yaşama etkiler tür üzerinde baskı kuruyor. Yaşam-tür, tür-evren, yaşam-evren arasındaki etkileşimler o tarafa bu tarafa farklı anlamlarda salınsa bile bu etkileşimlerden “sıçramalar” çıkacak olmasını biliyor olmamız evrenin ve yaşamın güvencesidir.

 

İnsan farklılaşması ya da belki aynılaşması henüz çözülmüş bir problem değil. Bunu bilmemiz ve unutmamamız gerekiyor. Bir başka önemli husus da nereye doğru yol aldığımızdır. Türler aynı kökenden geliyor olsa bile eğer farklılaşıyorsa ve bu farklılıklar bütün farklılaşmaya rağmen olumlu ve tutarlı bir bütünlüğü yine de koruyorsa bu çeşitlenmenin tutarlılığı olarak görülmelidir. Çeşitlilik evrenin olduğu kadar insanın geleceğinin sağlıklılığı adına olmazsa olmazlardandır.

 

Bütün türler azalırken insanın teklikten çoğaldığını ifade etmek hem gerçeğe hem de Tanrı’nın kudretine uygun düşmez. Ne Tanrı beceriksiz ne de Evren yeteneksizdir.

 

Sözün özü olarak şunu ifade edeyim: Bilim gerçeğe doğru şu veya bu sonuca ulaşabilir ama şuna veya buna yönlendirmeler kabul edilemez. Gözümüz ve zihnimiz bilgiye karşı hep açık ve çoğu zaman kuşkucu olmalıdır.

 

Atila Demirkasımoğlu

12 Ekim 2006



Egemenlik Mutlaka Tartışılmalı! Çünkü: -4- -Atila Demirkasımoğlu-


Devletin silahlanma ayrıcalığı ve tekliği, şiddet kullanma tasarrufu, terör örgütleri ve uluslararası güvenlik inisiyatifleri nedeniyle kaybolmaktadır. Cumhuriyet tarihinde silah kullananlara baktığımızda bunların neler olduğu açıkca görülecektir. O zaman Türkler buna ne diyecektir?



Egemenlik Mutlaka Tartışılmalı! Çünkü: -3-  -Atila Demirkasımoğlu-


Konumları farklı iki arkadaşın getirmekte olduğu zeminde, egemenliği kardeşlik bağlamında sürdürmek mümkün değildir. Türklerin lehine hiç değildir. Yalancı bir kardeşlik zemini, Türkleri değil, bir cihaz olarak "Devlet"i güçlendiriyor. Güçlenen devlet ise Türklüğün önüne bir set olarak çıkmaktan gayri bir seçenek üretemiyor. Devlet, asimile olan tarafla değil, asimilasyonun kazançlarıyla daha bir memnun oluyor. Çünkü, başarılı da olsa başarısız da olsa gelen kozmopolitizm, devleti güçlendiriyor. Bu Türklerin lehine olmayıp onlara ancak fakirlik getirecektir. Kürtlere ise üstesinden gelemeyecekleri Türk asimilasyonu üzerinden bir yozlaşma ve yokoluş!..



Egemenlik Mutlaka Tartışılmalı! Çünkü: -2- -Atila Demirkasımoğlu-


İtaatin anlamı, içeriğinin dönüşmesi nedeniyle değişmektedir. İtaat ilişkisinin birey-aygıt boyutu yeniden tanımlanmaktadır. Bu tanımlama gereği, aygıtın statik yapısının bireyin dinamik yapısı ile yaşadığı çelişkilerden öte, birey ve toplum dinamiğinin hızlanması ve inisiyatifin cihazdan birey ve topluma kaymasıdır. İtaat kavramı onunla birlikte anılan disiplin kavramının da içeriğini değiştirmektedir. Anadolu topraklarında Devlet aygıtının silah gücü olarak düşünülüp hep öyle değerlendirilmiş Türkler, artık bu hal ile yetinmeyeceklerdir. Türkler, Devlet için neden en ön safta olmaları gerektiğinin anlamını kavramalı ve gerekçesini görmelidir. En azından gözden geçirmelidir. Ve geçirmektedir de. Bu nedenle vermeden alma devri bitmiştir.


 

Atila Demirkasımoğlu


Atila Demirkasımoğlu, 27 Mart 1966 Niksar doğumludur. Baba tarafı 1475'li yıllarda Trabzon İli Of İlçesi'ne Karaman'dan gelip yerleşmiş bir aileden gelmektedir. Anne tarafı Tokat İli Niksar İlçesi'ndendir. İlkokulu İstanbul, Patnos ve Ağrı'da, Ortaokulu Ağrı, Bartın-Ulus ilçesi, Lise'yi Ankara Deneme Lisesi'nde, Üniversiteyi A.Ü. Tıp Fakültesinde okumuşdur. Radyasyon Onkolojisi İhtisası yapmış ve uzman hekim olmuşdur.


 Dünyada Neler Oluyor



Açılabilir Kapılar


Yani etkileri anlayarak değil etkilerin dinamiğini kavrayarak geleceğe dair olguları resmedebiliriz.


 Etkileşim Yönetimi



Başarma 'Know-How'ı


Bu etkileşmeleri gözlemlemenin nedeni belirsizliği azaltmak kadar, verilerden elde edilen çıktılara dayalı politikaları test etmek ve yönetme ve başarma ‘know-how’ı edinmektir.


 Arayış


The image “http://dukkan.dharma.com.tr/img/books/t/975-333-058-8.jpg” cannot be displayed, because it contains errors.


Aradığını Bulmak


Yeni bir düşünüş tarzı arayışına girmemiz ve bunu bulmamız gerekiyor.


 Okumakta Olduğu Kitaplar
 Şeytanın Ayartması İbnü'l Cevzi
 Psikolojiye Giriş, Atkinson
 Güç Merkezli Yönetim, Jeffrey Pfeffer
 Siyasetin Temel Sorunarı Leslie Lipson
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar
 Kesinliklerin Sonu, İlya Prigogine
 Kitleler Psikolojisi Gustave Le Bon
 Hemen Herşeyin Kısa Tarihi, Bill Bryson
 Türklerin ve Tatarların Kökeni, M.Z.Zekiyev
 Güç İstenci, Nietzsche
 Dilenci, Necip Mahfuz
 Hunlar L.N. Gumilev
 Savaş ve Barış, Tolstoy
 Tanrılar Susamışlardı. Anatole France
 Düşten Taç, R. M. Rilke
 Palto, Gogol
 Eski Zaman Beyleri, Gogol
 Ceza Sömürgesi, Franz Kafka
 Sosyal Psikoloji, J.L. Freedman
 Tanrılar Okulu, Stefano Elio D'Anna
 Tanrılara Karşı, Peter L. Bernstein
 Bir Acıya Kiracı, Metin Altıok
 İktidarın Psişik Yaşamı, Judith Butler
 Adalet Menzili, Adil Yakubov
 Tüfek, Mikrop ve Çelik, Jared Diamond
 Kalın Türk, İsmet Özel
 Son ve Yeniden Başlangıç, L.N. Gumilev
 Kuran Salih Akdemir
 Uluslar ve Milliyetçilikler, Jean Leca
 Ecco Homo, Nietzsche
 Istanbul, Orhan Pamuk
 Peygamberin Hırkası, Roy Mottahedeh
 Medreseden Kaçış, Hüseyin Zerrinkub
 Keşifler ve İcatlar, J. Louis Besson
 Safahat, M.Akif Ersoy
 Mutlu Prens,  Oscar Wilde
 Hazar Yahudileri, Kevin Alan Brook
 Büyük Çöküş, Igor Gouzenko
 Truva, Lindsey Clarke
 Safiye, Ann Chamberlin
 Hz. Muhammed Hakkında Konferanslar Seyyid Süleyman Nedvi
 Ötgen Künler, Abdullah Kadiri
 Hekim, Noah Gordon
 Mutezile ve Siyaset, Mahmut Ay
 Hz. Muhammed'in Hayatı Martin Lings
 Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı, Soner Yalçın
 İşinizi Yeniden Yaratın, Tom Peters
 Hedef Seçmen, Cihat Polat
 Devletin İnşası, Francis Fukuyama
 Efendi, Soner Yalçın
 Haray, Samir Kazımoğlu
 Hilafetin Arka Planının İlgası, Mustafa Sabri Efendi
 Araplar ve Yahudiler, Ahmed Susa
 Geleceğin Toplumunda Yönetim, Peter Drucker
 Siyon Türk Zelda, Cengiz Özakıncı
 Benjamin Dar Geçitteki Aydın, Jay Parini
 Hazar Tarihi, M.İ. Artamanov
 Eski Türkler L.N.Gumilev
 Oğuzlar, S.G. Agacanov
 Atlas Vazgeçti 1-2-3, Ayn Rand
 Hayatın Kaynağı Ayn Rand
 Kapitalizm Bilinmeyen İdeal Ayn Rand
 Yaşamak İstiyorum Ayn Rand
 İskitlerin Tarihi, Ekrem Memiş
 Türk Ulusçuluğunun Temelleri Uriel Heyd
 İran ve Bölge Jeopolitiği İzzetullah İzzeti
 Pentagonun Yeni Haritası, Thomas Barnett
 Şu Çılgın Türkler, Turgut Özakman
 Son Denize Kadar W. Yan
 Putları Yıkıyorum, Yalçın Küçük
 Kapitalizm ve Yahudiler, Werner Sombart
 Stratejik Derinlik Ahmet Davutoğlu
 Dünya Nöbeti, Alev Alatlı
 Alevilerin Etnik Kökeni, Cemal Şener
 Ömrümün İlk 65 Yılı Yağmur Atsız
 Kurtların Kardeşliği, Hakan Akpınar
 İsyan 2, Yalçın Küçük
 Etnogenez, L.N. Gumilev
 Yaban, Y.K Karaosmanoğlu
 Küçük Anılarda Büyük Sırlar, Nurten Arslan
 Nuh Tufanı, William Ryan
 Ezop Masalları
 Kızılbaş Türkler, Nihat Çetinkaya
 Bir İdam Mahkumunun Son Günü, Victor Hugo
 Hazarlar ve Musevilik, Peter Golden
 Cengiz Han'a Küsen Bulut, Cengiz Aytmatov
 Sultan Murat, Cengiz Aytmatov
 Ulusların Etnik Kökeni, Anthony Smith
 Yeni Atlantis, Francis Bacon
 Aforizmalar, Franz Kafka
 Genç Werther'in Acıları, Goethe
 Kralın Kervanları, Jean C. Rufin
 Modern İnsanın Kökeni, Roger Lewin