Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

4 Nisan 2007

Yusuf Akçura

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Edebiyat


Peyami Safa'nın "Bir Akşamdı" Adlı Romanında Aforizmalar


-Tamer Çalıkoğlu-


Andre Gide'e göre büyük yazar gelecekten bugüne bakabilendir. İdeolojik safların paylaşmakta zorlandığı yazarımız Peyami Safa da, roman kahramanlarının ruh dünyaları üzerinden insana ve hayata dair söyledikleri ile güncelliğini nerede ise hiç yitirmemiş. Kendi kuşağımın okumaktan vazgeçtiği ya da zamansız okuyarak rafa kaldırdığı, yeni kuşağın ise bir parça burun kıvırdığını düşündüğüm Peyami Safa romanları, bugünün ideolojik tartışmalarının uzağında, yeniden ama artık bir başka türlü de değerlenlenmeyi hak ediyor. “Bir akşamdı” romanından çıkarmaya çalıştığım alıntılar, Oscar Wilde’in 100 yıl sonra dillerden düşürülmeyen aforizmaları kadar sarsıcı, estetik gücü yüksek ve yaşamın içinden. Bir şekilde, bir Peyami Safa romanı, ilk kez ya da yeniden okunmaya karar verilirse, metin içerisine dağılmış, kırık ayna parçaları gibi okuyucuya kendini, ama sadece bir kısmını gösteren, altı çizilmeye değer satırların da olduğu hatırlansın istedim.

 

“Yalnız kalmamak için evlenirler ve evlendikten sonra bekarlıktan daha yalnız kalırlar. Çünkü evlenmek insanın kendi kendisi ile ikileşmesini men eder.”

“Gözlerimizin dalması demek uyanık iken rüya içinde bulunmamız demektir. Fakat bu rüyanın ne olduğunu hiç bilmeyiz.”

“Uyanık için herkesin uyuması ne ızdırap. Herkesin ölü olduğu bir yerde yaşamaya benziyor”

“Ya cellat ya kurban olacaktı. Cellat olmadı.”

“Yaşamak değişmektir”

Her kadın münasebetinde ve bütün ihtiraslarda, yolların nereye çıkacağını bilmek. İşte yaşamanın hüneri. Bütün yollar Roma'ya çıkar. Bütün yollar bir noktaya çıkar. O nokta nedir? Sükutu hayal”

“Saadet bir faraziyedir”

“Bazı insanlarda  aşklar bir küçücük temayülken en ufak bir mani ile karşılaştığında tutkulu bir aşka dönüşür”

“İki insan hele kadın ve erkek birbirinin ebedi dostu ve düşmanıdır. Daima sevişecek ve didişeceklerdir. Aşk, erkekle kadın arasındaki harpte iki tarafın yorgunluğundan gelen ve gene kavga ile biten geçici bir mütarekeden başka bir şey değildir. Dostluk ve öteki sevgililer gibi..”

“kelebekler en çok hangi çiçeğe konduğunu bilmezler”

“Malik olmak adetinin yanından ayrılmayan bir ıstırap da vardır. Mahrum olmak korkusu. Saadetin peşisıra giden bu ıstıraptır ki, genellikle, duyduğumuz tadların tadını kaçırır ve saadetle felaket, hazla keder arasındaki var olduğu sanılan hududu siler.”

“Kadınların pişman olduklarını bilirim, fakat çok geç pişman olduklarını da bilirim.”

“Her ölü büyük bir şahsiyettir. Her ölü üstünde artık biz insanların hiçbir tesirimiz kalmamıştır, onlarsa bizim üstümüzde, biz ölünceye kadar tesirli olabileceklerdir.”

“Ölüm karşısında zihnimiz durur. Hadiseyi birdenbire kavrayamayız. Gözlerimiz açık uyuruz. Bu biraz ölmektir”

“Kadın önce her şeye razı olsun sonra ne isterse istesin. İktisadi hayattaki karşılığı hudutsuz kredi istiyor ve burada kendisine itimadın hudutsuz olmasında ısrar ediyor. Ödeyecek mi?Ahlak meselesi.”

 

 

Peyami Safa

Hayatı

Servet-i Fünun dönemi şairlerinden İsmail Safa'nın oğludur. Sivas'a sürgüne gönderilen babasının orada ölmesi üzerine [1901] yılında iki yaşında yetim kalmış, bu yüzden "Yetim-i Safa" adıyla anılmıştır. Babasız büyümenin acılarının yanısıra, sekiz dokuz yaşlarında yakalandığı bir kemik hastalığı dolayısıyla 17 yaşına kadar, bu hastalığın fiziksel ve ruhsal bunalımlarını yaşamıştır. Sonradan bu günlerini ünlü Dokuzuncu Hariciye Koğuşu adlı romanında dile getirmiştir. Ayrıca Fatih-Harbiye gibi diğer romanlarında da kendi hastalığının buhranını yansıttığı karakterlere rastlanır.

Hastalık ve savaşın yol açtığı maddî sıkıntılar dolayısıyla öğrenimini sürdürememiş, o sıralar Maarif Nazırı olan Recaizade Ekrem Bey, bu görevinden ayrılınca onu Galatasaray Lisesi'nde okutma vaadini yerine getirememiş, Peyami Safa da hayatını kazanmak ve annesine bakmak için Vefa İdadisi'ndeki öğrenimini yarıda bırakmıştır. Keaton Matbaası'nda bir süre çalışan Peyami Safa, açılan sınavı kazanarak Posta - Telgraf Nezareti'ne girmiş, Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasına kadar orada çalışmıştır (1914). Daha sonra Boğaziçi'ndeki Rehber-i İttihat Mektebi'nde öğretmenlik yapmaya başlamıştır. Dört yıl çalıştığı bu okulda, hem öğretmiş, hem de kendi çabasıyla Fransızcasını ilerletmiştir.

1918 yılında ağabeyi İlhami Safa'nın isteğine uyarak öğretmenlikten ayrılmış ve birlikte çıkardıkları 20. Asır adlı akşam gazetesinde "Asrın Hikâyeleri" başlığı altında yazdığı öykülerle gazetecilik yaşamına başlamıştır. İmzasız yazdığı bu öykülerin tutulması üzerine Server Bedi takma adını kullanmaya başlayan Peyami Safa, daha sonra 1921'de Son Telgraf gazetesinde yazmış, oradan da Tasvir-i Efkâr'a geçmiştir. Daha sonra Cumhuriyet gazetesine geçmiş, 1940 yılına kadar bu gazetede fıkra ve makalelerinin yanısıra roman da tefrika etmiştir.

1960'lı yıllara kadar başta Milliyet olmak üzere birçok gazete ve dergide yazan Peyami Safa 27 Mayıs'tan sonra Son Havadis gazetesinde yazmaya başlamıştır (1961). Aynı yıl Erzurum'da yedek subaylığını yapmakta olan tek oğlu Merve'nin ölümü üzerine büyük bir sarsıntı geçiren Peyami Safa, iki üç ay sonra İstanbul'da ölmüştür.

“Kadın vermek için yaratılmıştır. Erkeği fedakarlığının azameti ile tesir eder. Bu bir oyundur. Önce teslim olur, bu en büyük fedakarlıktır ve erkeği bir fazilet hadisesi karşısında bırakır.”

“sevgililikte bazen yalnız kalarak insan, kendini başkasında kaybolmaktan kurtarır.”

“İnsan birdenbire kendini evlenmiş olarak bulur. Bugünkü erkekler arasında az çok tekrar edilen bu sözle anlatılmak istenen şey, bir evlilik hadisesini doğuran amillerin çokluğu, karışıklığı ve bu karışımın altında iradenin sıfıra inmesidir”


“Her insan kendinden önceki akrabalarına değil kendinden sonrakilere bağlıdır. Çocuğun anne yada babaya bağlılığı bir gericiliktir. “

“Asrımızın en büyük özelliklerinden biri alışkanlıklara olan düşmanlıktır. Eskiler itiyatda zevk bulurlardı. İtiyada savaş açan ilk asır budur ve bu saldırı rönesanstakini de geçer”.

“Mazi gelecekten daha meçhuldür”

“Kadının yarım saatlik hürriyeti sizi erkeklerin en zavallısı yapar. Kadının size daimi sadakatini farz etmek. İhaneti ihtimalini kabul etmek ve rızanızı ifşa etmemek. İhaneti ihtimaline asla razı olmayarak onu hapsetmek. Ekseriya, ruh bu üç vaziyetten birinde karar kılmadığı için, birinden ötekine serseri cereyanlar yapar. Ancak herkesin sizin gibi olduğunu düşünmek tesellisinden başka hiçbir şeye malik olamazsınız”

Donjuanlık bir çok kadını ayrı ayrı anlarda fakat hepsini birden sevebilmek kabiliyetidir”

Boşluk. Derin bir can sıkıntısı. Asrın hastalığı”

”Çocuk ana ile babanın şefkatlerini biriktiren sonra faizi ile iade eden bir banka değildir. Çocuktan mukabele beklemek bir nevi tefeciliktir. Her büyük kendinden küçüğüne verir ve karşılığını beklemez”

Bu argümana cevap “Insan bu dünyada aldıklarının hepsini iade eder. Müstesna yoktur. Anadan aldıklarını anaya babadan aldıklarını babaya kalanını çocuklarına. Her nesil kendiden öncekine borcunu öder ve sonraki nesle ödünç verir. Bu da yeniler tarafından ödenecektir. Faiz işlemez”

“Saadetten mahrum olma korkusu saadetin felaketidir”

“Zekamız kelimeleri sevdiği kadar, kalbimiz bundan nefret eder. Susarsınız, susarım anlaşırız. Hiçbir duyguya isim verilemez. Kendilerine birer ad taktığımız duygular, şuurumuzda kabuk bağlamış, aklileşmiş ve kalple ilişkisini yitirmiş kalp unsurlarıdır.”

“Kadınların tabii sevklerinin şiddeti kendilerini daima vahşet halinde bulundurmaya eğilimlidir. Tabiatında barbarlık tohumu yetişmeye en elverişli erkeği severler. Ancak bu barbarlığı mümkün olduğu kadar gizleyecek bir incelik ararlar.”

“Kadınlar sahte ruh ızdıraplarında yalnız kalmayı değil seyredilmeyi isterler”

“İtimat şüphe kadar zorbadır. Ruhta egemen olduğu zaman rakibine nefes aldırmaz”

“İnanmak mesutların ve ahmakların şehvetidir”

“Bir şeye inanma,k bir tesire mağlup olmaktır. İman Bir duygu veya bir inanışın etkisiyle aşırı ölçüde coşup kendinden geçme durumudur. Telkin altında kalınışın azamisidir.

“Yaşamanın amacını sadece yaşamaktan ibaret zannettiren kabul edişin genelleşmesi geçmişten kalan tüm değerleri altüst etmiştir. İnanmak buhranı. En yeniler için bu buhran da yoktur çünkü inanmaya muhtaç
değildirler”

"Mesut olup olmadığını düşünmemek saadettir. Evlilik beyazdır, üzerine her rengi sürebilirsiniz."

“Erkeğin bir kadını tahrik ettikten sonra pasif kalması barbarlıktır. Bu durumda firar hücumdur.”

“Her meyvenin dışı sert içi yumuşaktır. Bazı erkeklerde kabuk yumuşak içi serttir. İşte bir erkek cazibesinin sırrı.”

“Bir şoförün zevki arabasına hakimiyettir. En bedbaht şoför freninin sağlamlığına güvenemeyendir.”

“Erkeklere galip gelmek için onların oyunlarını tekrar etmek değil tersini yapmak lazımdır. Bu batılı kadının Türk kadınından farkıdır.”

“İki tarafın rızası ile bir üçüncünün zarar görmediği her fiil mubahtır.”

“Dişi cinsin öteki cinse karşı yaptığı ebedi mücadelede en rakip kadınlar bile müttefiktirler.”

                                                                                  

Tamer Çalıkoğlu

4 Nisan 2007


 

Tamer Çalıkoğlu


1989 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni bitirdi. Daha sonra Radyasyon Onkolojisi Uzmanı oldu.


.....



 


.


.....



 


 


 .....



 


 


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar