Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

Son Güncelleme: 7 Ekim 2008

 

 

Şiir

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Türk Şiiri


Tanık -Mustafa Cemil Kılıç-


Soğuk bir düş gördüm

Kanım dondu gözlerini görünce

Bağrına saplanan hançerdeki el kimin kardeşim ?

Kim vurdu seni haince

Ah Ötüken yurdunun yitik çocuğu

Gırtlağından konuşan ve böğüren

Cellatlar ordusu çiğnerken şehirlerimizi

Ülgenimiz tutsak mı düşmüştü Kuteybe’ye !



O'ndan Haber Ver Bana -Muharrem Kılıç-


Kıl ve tüy, herkeste var.

Kol ve bacak, herkeste.

Şehvet, her canlıda var.

Yaşayan her nefiste.

Eğer, bir cevher varsa ,

Bunların ötesinde.



Ulu Tanrım -Muharrem Kılıç-


Ulu Tanrım,

Rahmetini Bolca ver.

Esirgeyip,

Bizi zorda bırakma.



Mutluluk -Muharrem Kılıç-


MUTLULUK, emek,

MUTLULUK, sevmek,

MUTLULUK, sen demek.

MUTLULUK, annenin şefkat dolu okşayışındadır.

MUTLULUK, babanın merhamet ve sevgi dolu bakışındadır.

MUTLULUK, çocuğun beklentisiz gülüşündedir.

MUTLULUK, sevgilinin titreyen eliyle dokunuşundadır.



Dostum, "Demir Çarık" Kara Tren -Muharrem Kılıç-


İyi ki demirden yazmışlar adın,

Yoksa seni de inkar ederler bil ki.

Bu sözüm duyup da üzülme sakın,

İlk inkar edilen sen değilsin ki.

 

Senin yolun dümdüz, yolum gibidir.

Çilelerin benim halim gibidir.

Yolların benim sevdalım gibidir.

Ölmeden bizden nasıl ayrılırsın ki?



"Gölgedekinin Gölgesi Olmaz" -Muharrem Kılıç-


Ulular ne  güzel söylemişler;

“Gölgedekinin gölgesi olmaz” demişler.

Sen “sen” ol.

 

Herkesteki cevher sende de var.

Bir şeyler bekleyerek, birilerinin,

Gölgesine sığınmaya çalışma.

Bu dünyada her şeyi Tanrı yapar.

Ama kimileri Tanrıya,

Kimileri de bilmeden nefsine tapar.



Antik Acı -Ergin Çiftçi-


Yüzünde kara bulutlarda geçip gittin

Kırgındın belli ki hatalarıma. Zamanla

Daha da acıyordu antik yaraların. Bense

Antik acılar toplayan bir antikacı gibi. Beni

Bağışla dedim bağışla beni. Ama nedense

Kırgınlığını ayrımsamış olmam bile sevindiriciydi senin için



Özgürlük ve Kahramanlık Şairi: Ahmet Cevat -Fuat Uçar-


“Susmaram” Ahmet Cevat’ın yakın arkadaşını hapishane ziyaretine gittiğinde ezberlettiği bir şiirdir. Bu şekilde olmasının nedeni; yazılı metin olarak elde tutulması ve yakalanması ölüme neden olacak kadar büyük bir suçtur. Ahmet Cevat’ta arkadaşının bu cezaya çarptırılmasını istemediği için arkadaşına; “Ağaçlara bakarım, ben söyleyeyim, sen dinle, ama bunu ezberle, bugünler gelip geçecek, güzel günler, hürriyet dolu günler geldiğinde bunu yazmaya döker, oğluma ulaştırırsın ve yayınlatarak milletime hediye edersin” der. Bu şekilde ezberleterek şiir bugünlere ulaşır.



Turkuaz -Emine Yavuz-


Kasırgayla boğuşma iklimlerinde çılgın bir tufanla tutuşup

Karanlıkları yakıyordun Turkuaz.

 

Mor dudaklı ölümlere karşı seni işittim.

Adını yazdım duvağıma. Seninle kuşandım.

Dolup taştım.

 

Uzun yeleli bir kısrak üzerinde geçip gittin... Su ellerimde donar, yüreğimde kaynardı.

Rüzgârın parmak uçlarında takılı anlatı hậlậ uğultulu... Döndüğün güzel bir ilkyaz sabahında neden ağlıyordun Turkuaz!.. neden... Mor dudaklı ölümlere karşı seni işitmenin sevinciyle dolup taşarken ben.



Arapça -Ergin Çiftçi-


Beyaz bir örtüydü

Gözlerimin kilidi

Açtırmadı ağzımı

Çenemdeki bağ

Ve göğsümdeki bıçak

Sabaha dek ezdi beni



Barselona -Ergin Çiftçi-


Sen orada yoktun.

Bakıyordu ölüler camlarından. Onlara inat

Seni bir İspanyol güzelinde seviyordum. Sen yoktun

Sana inat bir Katalan güzelinde seviyordum seni.

Flamenko göğsünde eriyen. Ten

Sıvılaşıyordu. Gökyüzünün altında ezilen kent.



Siyah Kere Mavi -Ergin Çiftçi-


Onun kentindeydim. O uzak martı seslerinin duyulmazlığını

Ve çığlıklarını denizinin. Bir Protestan ayin gibi kutsayan

Bütün uygarlıkların çıkmaz sokaklarında kaybolduğu. Ruhların

Yapışkan denizanalarına döndüğü kulelerinde. Boğulduğu

Genç veliahtların beyaz tende. Vururken

Göğsünde yumruğunun yarısı kadar bir yürek. 



Bir Sarkaçtır Yaşam... -Aydoğan Kekevi-


Bir sarkaçtır yaşam, başlar doğumla

gider gelir doğumla ölüm arasında;

bir yanda gençlik bir yanda gelecek,

bir yanda varsıllık, bir yanda yoksulluk;

bir(az) ilâhi komedya ,

bir(az) dramın ilâhisi;

ışıkla karanlık iç içeri;

bir yanda ağarırken tanyeri

bir yanda batar evrenin  güneşleri.



Nazım Hikmet'i Tanıyor muyuz? -Arif Ekim-


Eminim ki, bu başlığı okuyunca insanımız hemen şu iki cevaptan birisini verecektir: “Tanımaz mıyız, komünist, vatan haini”; yada “tanırız tabii, büyük Türk şairi”! Komünist olduğuna şüphe yok. Vatan hainliği suçlamasına ise en güzel cevabı, 1962 yılı Temmuz ayında Ankara’da yayınlanan bir gazetenin manşetten “Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor” başlıklı haber yazısı üzerine kaleme aldığı şiiri ile, yine kendisi vermiş:



Biz Ayrı Dünyaların İnsanlarıyız -Nimetullah Sucu-


Biz ayrı dünyaların insanlarıyız,

Sen kuş tüyü yataklarda avutursun kendini,

Ben taş sedirlerde sınarım bedenimi,

Sen serin sulara bırakırsın yüreğini,

Ben Kerbela’da kanla yıkarım ellerimi.



Dün Gece Gazi'yi Rüyamda Gördüm -Mustafa Kayabek-


Dün gece Gazi'yi rüyamda gördüm
Gün ağardı, hayalin camda gördüm
Kirpikleri yaşlı, bakışı gamlı
Başı Dumlupınar gibi dumanlı
Geçit vermez dağlara eriyordu
Şahadet parmağı Kocatepe'de
Kerkük Türklüğü bir karış ötede
Gazi'ye el edip, gel gel diyordu
Şahadet parmağı Kocatepe'de
Işıkları sönük Kerkük akşamlı
Gecelere ışık verircesine
Babagurgurum'u gösteriyordu



Kendime Öğüt -Muharrem Kılıç-


İlk  önce sen seni bil,

Budunu  bil, Hanı bil.

"İnsan" ol, "insan"ı bil,

Çalmaya sazın olsun.

 

Ah işitme, dokunup,

Yılma  sakın, çekinip.

Bin  yıl  sonra  okunup,

Sevilen  yazın   olsun.



Uyandır Bizi -Muharrem Kılıç-


Ulu Tanrım,

Yüce Tanrım,

Hakk Tanrım!

Yücelerden yücesin sen,

Gök Tanrım.



Türk Şafağı Ağarırken -Muharrem Kılıç-


Tanrı tek,

Tanrı tek,

Tanrı tek.

Üç kıtayı at sırtında dolaştık,

Yeryüzünün en ücra,

Köşelerine ulaştık.

Gittiğimiz her yerde,

İnsanoğluna baştık.

“Tanrı tek” diyerek.



Türk'üz Biz -Muharrem Kılıç-


Geldi Cebrail Adem’e söyledi

Hak buyurdıgın ıyan eyledi

Cebrail didi çıkgıl uçmakdan Adem

Tanrı’nın buyrugı budur işte bu dem

Niçe ki söyledi hergiz gitmedi

Cebrail’ün sözini işitmedi

Türk dilin Tanrı buyurdı Cebrail

Türk dilince  söylegil dur git digil

Türk dilince Cebrail “hey dur” didi

“Durı gel uçmağın terkin ur” didi”



Irak'ı Bize Irag Ettiler -Şerahil Laçın-


Orası doğmadır orası vatan

Yok mudur Bağdadın dadına çatan

Utan insan oğlu,halinden utan,

Ne bu insanlığın mayasında şer

Irak'ı bizlere irag ettiler



Güntürk'ün Destanı -Nimetullah Sucu-


Kara kışta ak saçlı doğmuştu ama,
Yordular hayra, sordular Kam'a,
Umur görmüş ihtiyar bile yaşınca,
Çocuklaştı birden, tuhaflaşınca.
Dedi:'Bu ne biçim bir keramettir?
Bebek olmak demek, pür zarafettir,
Atın da bunu, aç kurtlar yesin,
Soyunuza sopunuza şeytan girmesin! '



Eylülde Bir Demirci Ustası -Nimetullah Sucu-


Bir Eylül sabahıydı, her gününkinden farklı,
Kimine göre sıradan, kimince bir adam, aykırı
Yürüyordu kaldırımlarında çölümsü bir kentin,
Toz olup arkasında, toz gibi ardı sıra,
Savrulup da bir türlü, birleşemeyen eller,
Otuz üçlük, kara Oltu taşı bir tespih çekiyordu,
Savrulup da bir türlü, birleşemeyen eller,
Kelepçede bir araya geliyordu,



Bir Serüvenin Tanımı -Afşar Timuçin-


Hiçbir zaman yenilmedi geceye
Sevincim de inancım da
Doğru diye bildiğim güzellikler
Hiçbir gün kendisinden uzak
Bir şeye değişmedi



Para Destanı -Şamani-


İman tekelcisi hep rol yapıyor

Diller yalan,nabız senle atıyor

Taraftarın günden güne artıyor

İnsanları nasıl ayarttın, para.

 

İnmisin,cinmisin söyle, sen kimsin

Cadı mı ,şeytan mı,cin midir cinsin

Bence dinler üstü oluşmuş dinsin

Cindarına baş mı bağlattın para.



Karabağ Gitti, Baba -Şerahil Laçın-


‘’Beni  yutsun kara toprak Karabağ gitse eğer’’

Seni yuttu kara toprak, Karabağ  gitti, Baba

 

Gafleti-rüyada halk, İsrafilin suru gerek,

Sabri bol, insafı bol, millet öyle yattı , Baba

 

Celallerin celali ömre ömür kattı , fakat

Karabağ dertlilerin ömrü sona yetti , Baba

 

Başsızı başa çeken başsızların başına taş

Aslı müphem, nesli mübhem, zatı yezitti Baba



İsyanlı Sükut -Abdurrahim Karakoç-


Gitmişti makama arzuhal için
Beyy dedi yutkundu eğdi başını
Bir azar yedi ki oldu o biçim
Şeyy dedi yutkundu eğdi başını



Yucalardan Yuca Gördüm -Kaygusuz Abdal-


Yucalardan yuca gördüm
Erbabsın sen koca Tanrı
Alem okur kelam ile
Sen okursun hece Tanrı



Tanrı'ya -Şamani-


Ey Tanrı! Türklüğe layık gördüğün
Yazgına, hükmüne itirazım var.
Aldıkların belli nedir verdiğin
Kabul buyurursan birkaç arzım var.



El Ne Bilir? -Muharrem Kılıç-


El ne bilir, garip anam,
El ne bilir?
El ne anlar halımdan?
El, altın kaplama saat takınır,
Benim paslı kelepçem,
Eksik olmaz kolumdan.
El, fikrini bir günde
Kırk kalıba uydurur.



Emir TimurBu mudur? -Şamani-


Ey Gök Tanrı hele bir sor dününe
Aktöreyi yaşayan halk bu mudur
İlimize obamıza sinen ne
Gök tuğları taşıyan hal bu mudur.



Benim İnsanım -Sırrı Çınar-


Bu benim insanım,
Yaşadığı yeri anlatır, yüzündeki çizgiler,
Güneşte parlar, soğukta gerilir,
Çatık kaşlarına bakma öyle,
Gönlündeki sevgiye siperdir.



Şair Duyarlılığı -Afşar Timuçin-


Hiçbir sanat yoktur ki sanatçı için özel bir duyarlılık, özel bir seziş, özel bir bakış biçimi gerektirmesin. Bunun bir başka anlamı şiir yazabilmek için şair olmanın, resim yapabilmek için ressam olmanın, tiyatro yapabilmek için tiyatrocu olmanın bir zorunluluk olduğudur, insanlar genelde sanatçıyı sanat yapmakta üst yetenekleri gelişmiş olan insan diye düşünmezler, doğuştan ya da başka bir yerden özel yetenekleri olan (özel yetenekleri zaten varolan) insan diye düşünürler.



Âtiyi Karanlık Görerek Azmi Bırakmak... -Mehmet Akif Ersoy-


Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak...

Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.

Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.

İmânı olan kimse gebermez bu ölümle:

Ey dipdiri meyyit, "İki el bir baş içindir."

Davransana... Eller de senin, baş da senindir!



Bir Serüvenin Tanımı -Afşar Timuçin-


Hiçbir zaman yenilmedi geceye
Sevincim de inancım da
Doğru diye bildiğim güzellikler
Hiçbir gün kendisinden uzak
Bir şeye değişmedi



Genişleyen Halkalar -Rainer Maria Rilke-


Hayatımı genişleyen halkalar içre yaşarım ben

Nesneler içre birim birim

Sonuncuyu belki, yaşamak gelmez içimden

Fakat denemek isterim



Kozgal Halkım -Çolpan-


Halk dengizdir, halk tolkundur(dalga), halk güçtür

Halk isyandır, halk alevdir, halk öçdür
Halk kozgalsa (ayaklansa) küç yoktur kim tohtatsın (durdursun)
Kuvvet yok kim halk isteğin yok etsin



Ben Dünyayı Al'Osman'ın Sanırdım -Dadaloğlu-


Okuttuğun tutmaz oldu alimler
Kalktı da kitaplar arttı zulümler
Terlemeden mal kazanan zalimler
Can verirken soluması zor imiş



Türkmen Oğlu -Dadaloğlu-


Bindiğin at Aşkar mıdır, ya Düldül
İrengi bozadır der Türkmen Oğlu
Eyerlen kır atı mahzun kalmasın
Biner dövüşürüm der Türkmen Oğlu



Gine Kurd-Oğlu Kurd Olur  -Köroğlu-


Lekenin yurdu yurd olmaz
Yiğidin sözü derd olmaz
Çakal-eniği kurd olmaz
Gine kurd-oğlu kurd olur



Boz Ġurd -Rüstem Behrudi-


Şair yuhusunda(1) gül-çiçek görer, (2)
Yéner(3) yuhusuna göyden melekler.
Yuhumda ne gördüm?!
Onun elinden,
Ne çektim...
İlahi! Bilmeyecekler.


-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- ------ ------ --

Ali Şir NevaiŞiir Hakkında


Türk Dirlik


.................... ....... ....... . ............... ......... ........ ..... . ................ .......... .......... ............. ............ ........... .......... ........... .................. ...................... ..............

 

Türk Dirlik

 



Kurt koyuna, pars geyiğe,

Kartal tavşana, şahin kekliğe

zarar vermedi.

İlini düzenleyip,

düşmanalrını bozup,

Padişahları kırıp...

 

Türkmenlerin Şeceresi

Ebülgazi Bahadır Han


 Halk Şiiri



 


Yolcu! -Hasan Hüseyin-


Görüyorum ki, bir an önce varmak istiyorsun oraya. Gerginsin, kıpır kıpırsın, soluk soluğasın, yay gibisin ey yolcu! Coşkunluğun ne güzel, gerilimin ne güzel, öfken ne güzel! Sana selam, sana saygı, ey yolcu!




Sehend


Hakkın hakikatin bağçası her vah,

İnsanla gül açır, insanla solur.

En büyük hakikat insandır ancah,

İnsansız hakikat olsa, kör olur.

 

Bulud Karaçorlu Sehend


 Dünyaya Vurulan Yumruk




Dost -Enver Gökçe-


Biz olmasak üzüm göz, kömür göz, ela göz;
Biz olmasak göz ile kaş, öpücük, nar içi dudak;
Biz olmasak ray, dönen tekerlek, yıkanan buğday,
Ayın onbeşi;
Biz olmasak Taşova'nın tütünü, Kütahya'nın çinisi,
Yani bizsiz
Anne dizi, kardeş dizi, yar dizi
Güzel değildir.




Hak-Adalet Divanı'na Çağrı -Rüstem Behrudi-


Yol gelirem;-
Yol gelirem min illerin
O başından bu başına,
Bu yollarda neçe kere
.............................düşüb çıhdım
Milletlerin men "menem"lik
.............................savaşına.


 Şiir Hakkında



Şair Duyarlılığı -Afşar Timuçin-


Hiçbir sanat yoktur ki sanatçı için özel bir duyarlılık, özel bir seziş, özel bir bakış biçimi gerektirmesin. Bunun bir başka anlamı şiir yazabilmek için şair olmanın, resim yapabilmek için ressam olmanın, tiyatro yapabilmek için tiyatrocu olmanın bir zorunluluk olduğudur, insanlar genelde sanatçıyı sanat yapmakta üst yetenekleri gelişmiş olan insan diye düşünmezler, doğuştan ya da başka bir yerden özel yetenekleri olan (özel yetenekleri zaten varolan) insan diye düşünürler.


Mirza Elekber Sabir

Hophopname

 

-

DUYGU

-

 

 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

Önce Aşk Vardı! -Hanifi Altaş-

-

DÜŞÜNCE

-

 

 

 

-

 

-

 

-

Hak-Adalet Divanı'na Çağrı -Rüstem Behrudi-

-

Dost -Enver Gökçe-

-

Yolcu! -Hasan Hüseyin Korkmazgil-

-

Soğuk Ayaza İhtilal -Muhammet Kemaloğlu-

 

-

TÜRKLÜK

-

 

 

 

-

 

-

 

-

 

-

Çanakkale Kan Denizi -Hanifi Altaş-

-

Bir Milli Kurtuluş Türküsü -Enver Gökçe-

-

Ağrı Dağı'na Sesleniş -Rıfat Araz-
-Şaman Nevesiyem Men Yurd Yérinde -Rüstem Behrudi-
-Türk Sözünden Korkan Geda -Halil Rıza Ulutürk-
-Yüzyıldan Uzun Bir Günün Sonunda -Hayati Bice-
-“Selam Darağacı” -Rüstem Behrudi-

-

TAŞLAMA

-

 

 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

Dağlara Yürümek Günü -Hanifi Altaş-