Yazar | 
Mevlüt U. Yılmaz |  | | Kişisel Web | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi |  | |  | Maksim Gorki ----------------------- "Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."----------------------- Ekmeğimi Kazanırkeni | | |
| 
Kaçış
-Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-
“Dünyada uluslar arası büyük ilaç firmaları 240 çeşit hastalığa karşı ilaç üretiyorlar. Afrika’nın yoksul ülkelerinin satınalma gücü sınırlı olduğu için bu ülkelere ( sıtma gibi) ilacı ucuz olan sadece 24 çeşit hastalığın ilacını gönderiyorlar” Kaçış Uzaklardayım Gemsiz, eğersiz yılkı atı özgürlüğündeyim Bir ayağım Çin’de, bir ayağım Maçin’de Ulaşamazsınız bana! Göz değmemiş doruklarda dolaşıyorum Bulutları okşuyorum çocuk saflığıyla Ufuklar apaydınlık, Her şey çırılçıplak burada Maskesi yok gerçeğin Yüreğim ayak altında değil! Süslü zincirlerimin açtım kilidini Pazarınızda yoğum artık Gelmeyin üstüme, gelmeyin! Spartaküs’ten öndeyim Cici Han’dan ileri Yenilmeyeceğim! Yarışıyorum Güneş’le, Ay’la Çiğneyip geçiyorum lejyonlarınızı Bu çıplak ayaklarımla! Ulaşamazsınız bana! Bu bir kaçışsa; kaçış! Yenilgiyse; yenilgi! Durmayın, bıyık altından değil Açıkça gülün; delinin biri deyin! Ve aldırmayın sürüden ayrıldığıma. Siz, keyfinize bakın; Tümleşin alkışlarla, Küçültün dünyanızı Ben, tek parçayım özgürce Hayallerim insanca bir dünya Turna kanatlarını taktım yüreğime Ulaşamazsınız bana! Mevlüt Uluğtekin Yılmaz 3 Mayıs 2007
İliştiri: Cici Han, Hun Kağanının kardeşidir. Cici’nin kardeşi ve Hunların Han’ı (kağanı) olan Huhanyeh, M.Ö. 53 yılında Çin’in buyruğuna girer. Hunlar Çin emperyalizmi karşısında özgürlüklerini yitirmek üzeredirler. Bu duruma devletin Batı’sında Yabgu unvanıyla görevli olan kardeş Cici karşı çıkar; Semerkant yakınlarında, Hanlığını ilan eder. Bu özgür Hun Hanlığına Çin ve Huhanyeh kuvvetleri saldırır. Cici ve ordusu M.Ö. 36 yılında bir kalede kuşatılır. Özgürlük uğruna eşi ve askerleriyle çarpışarak ölürler. Cici’nin yenilmesinden sonra o bölgedeki Hunlar bir süre Çin’in egemenliği altına girerler. (Prof. Dr. Bahaettin Ögel, Büyük Hun Tarihi, c.2, s.170-187, Kültür Bakanlığı Yayını, Anlara, 1981)
|
“Cepheden Cepheyi Soran” Bir Kahramanın Anıları -Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-
Ürgüplü Mustafa Fevzi Taşer, o fırtınalı yıllarda, cepheden cepheyi soran, tutsaklığı iki kez yaşayan Türk çocuklarından birisi... Çanakkale Savaşları’na katılmış. Doğu Cephesi’nde Ruslara tutsak düşmüş... Dünya Savaşı sonunda yurda geldiğinde, işgal ile tanışmış; Kuvayı Milliye’de görev almış. Kurtuluş Savaşı’nda yeniden asker olmuş savaşlara katılmış. Bu kez de Yunanlılara tutsak olmuş. Zafer’den sonra yurda geldiğinde Cumhuriyet’in aydınlık ufkunda görev alıp, ölene kadar hizmet vermiş...
|
Gordion Düğümü -Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-
Doğrudur; ‘emperyalizm’ sözcüğünü çok sık kullanıyoruz. Hem de, bu sözcüğe anlamından çok daha farklı bir anlam yükleyerek kullanıyoruz; emperyalizm eşittir sömürü, diyoruz; ama bu yüklediğimiz anlam yanlış da değil hani... Mondros Mütarekesi (Mondros Ateşkes Antlaşması) yapıldığı sıralarda, İstanbul’daki kimi aydınların dilinde bir ‘manda’ sözcüğü dolaşırdı. Bu manda, elbette bildiğimiz siyah kıllı, çift tırnaklı o masum hayvan değil elbette. Manda, o yıllarda: “kendi kendini yönetemeyen bir millete, Milletler Cemiyeti’nin yönetici bir devlet tayin etmesi” demekti.
|
Yetim Hakkı... -Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-
Çöl kurusu amansız ayaz, Ankara’nın tepesine bir fanus gibi geçmişti. Dışarı çıkmak, caddelerde dolaşmak babayiğitlikten de öte bir direnç istiyordu. Kahvehane tiryakileri bile evlere tıkılıp kalmıştı. Herkes sözbirliği etmişçesine, “Aralık ayı bu ayazı 1930’un ocağına taşırsa, vay halimize!” diyordu.
|
| | 
Mevlüt Uluğtekin Yılmaz
1946’da Sorgun-Yozgat’da doğdu. İlk ve Orta öğrenimini Sorgun, Kırıkkale ve İstanbul’da tamamladı. Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ni bitirdi. Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü’nde Yüksek Lisans eğitimi aldı. Bir süre Tarım Bakanlığı’nda, daha sonra TRT’de çalıştı. TRT’de, Denetçilik görevi yanında, kültür ve tarih programları hazırladı. Bu kurumda; İstiklâl Savaşı’nda Milletimiz adlı program dizisiyle, halkın İstiklal Savaşı’na olan katkılarını anlattı. Dede Korkut Hikâyeleri’ni ülkemizde ilk defa bir bütün olarak radyo için dramatize etti. Bu çalışmasından ötürü 1987 yılında Milli Kültür Vakfı, Yılmaz’a “Milli Kültüre Hizmet Ödülü”nü verdi. Tarihte Büyük Türk Devletleri konulu belgesel drama dizisini hazırladı. GAP TV’de kültür sohbetlerinde bulundu. Bilimlik toplantılara bildirileriyle katıldı. 1992’de, TRT’den Program Denetçisi olarak emekli oldu. Gazeteciliğini, basında yazar ve yönetmen olarak sürdürdü. Çeşitli gazete ve dergilerde çalıştı. Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyeti tarafından “2000 Yılının Başarılı Gazetecisi” seçildi. Şiir, hikâye, oyun, senaryo ve araştırma dallarında eserler verdi. Mehmetçik üzerine yazılmış şiirleri, ilk kez bir antolojide topladı. Şiirleri şarkı ve ilâhi formunda bestelendi. Yayınlarından ötürü seçkin kurumlardan ödüller aldı. 1966’dan beri şiir, öykü ve araştırmalarını günümüze kadar çeşitli süreli yayınlarla topluma ulaştıran Yılmaz’ın, yayımlanmış kitapları şunlar: Cenk Hasreti (Şiir, 1977), Deli Dumrul (Oyun, 1987), Ertuğrul Gâzi (Çizgi Roman, Kültür Bakanlığı Yayını, 1992), Şiirimizde Mehmetçik (Antoloji, Türkiye Gaziler Vakfı Yayını, 1994), Türk Halklarının Ortak Ata-Babaları (Biyografik roman, Azerbaycan’da Göktürk Matbaası 1997, Türkiye ‘de Manas yayıncılık 2006) Osmanlı’nın Arka Bahçesi (Araştırma, 1998), Ayakların Dili (Öykü, 2000) Damdaki Pabuç (Oyun, Türk Standartları Enstitüsü yayını, 2002), Ayrıca, “Milli Mücadele’de Bozguncu Propagandaya Karşı Yapılan Çalışmalar (Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü, 1990) adlı yayımlanmamış eseri bulunmaktadır. Yılmaz, hâlen yazarlık hayatını sürdürmektedir.
|
| 
| Türk Liderleri |

| Atatürk
Konuya doğrudan girmek istiyorum... Ne demek, Atatürk gibi düşünmek? Atatürk gibi düşünmek demek: Türk ulusunun-milletinin özgürlüğü; devletinin bağımsızlığı üzerine titremek demek; ülkeyi çok güçlü bir sosyo-ekonomik yapıya kavuşturarak; milleti karnı tok, sırtı pek ve onurlu yaşatmak demek!
|
| 
| Gelecek |

| Avrasya
Rusya, Türkiye’ye “Avrasya Hareketi’nde ikimiz lider olalım, başı çekelim” diyor. Bu sözü değerlendirmek gerek... Milli Mücadele yıllarında, Mustafa Kemal Paşa ‘değerlendirdi’. Doğrusu, biz o yıllarda Avrupalı emperyalistlerle olan savaşımızda, Sovyet desteğinin çok yararını gördük. Şimdi adamlar, beraber olalım diyor. ABD, Türkiye’deki bu tür ‘arayışları’ dikkatle takip ediyor ve bize (anlayana) aba altından sopa göstermeyi de ihmal etmiyor. Milli Yol dergisinin ilk sayısında Sayın Arslan Bulut’un “Küresel İdeoloji; Küresel Örgüt” adlı şahane bir yazısı yayımlandı. O yazıda Sayın Bulut Dugin’in görüşlerini şöyle aktarıyor: “Uluslararası Avrasya Hareketi Başkan Aleksandr Dugin'e göre; “İstanbul'daki patlamaların amacı Türkiye'yi Atlantik çizgisine geri döndürmek. Çünkü Türkiye son zamanlarda ve özellikle Irak olayından sonra Atlantik'ten uzaklaşma yolunu seçti. Türkiye'yi aynı yola geri döndürmek için İstanbul’da böyle bir eylem yapıldı.” (Sinagog ve Banka saldırısını kastediyor)
|
| 
| Arayış |

| Çağdaş Uygarlık
Elbette ülkümüz çağdaş uygarlığı aşmaktır. Ancak, ‘çağdaş uygarlığı aşacağım’ diye, milli olan ne varsa ondan kopmak, vatan toprağının bütünlüğünü başkalarınca yönlendirilen ‘geleceğin’ tehdidine bırakmak demek de değildir... Evrensel değerlerle donanmış bir insan-toplum yaşamının, bu ülkede, ‘ABD-AB yanaşması’ olmadan da gelişeceğine inanıyorum. Kimileri “Türkiye AB’ye girmezse, Ortadoğu’da yoksul bir ülke olarak yalnız kalacak; Suriye, Irak, İran gibi devlet-toplum kimliğine bürünecektir” dese de; bu sözlerin, Türkiye’nin insan-toplum birikimi ve dinamizmi karşısında hiçbir anlamı yoktur. Biz bu sözleri, Milli Mücadele yıllarında çok duyduk. Aynı sözleri, Antep’i kuşatan Fransız Albayı Andrea da söylüyordu... Aynı sözleri, İngilizler Lozan’da da söylediler..
|
|  | Okumakta Olduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | |  | Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | |
|
|