Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

7 Temmuz 2008

Çolpan

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Türk Şiiri


"Gölgedekinin Gölgesi Olmaz"


-Muharrem Kılıç-


Ulular ne  güzel söylemişler;

“Gölgedekinin gölgesi olmaz” [1] demişler.

Sen “sen” ol.

 

Herkesteki cevher sende de var.

Bir şeyler bekleyerek, birilerinin,

Gölgesine sığınmaya çalışma.

Bu dünyada her şeyi Tanrı yapar.

Ama kimileri Tanrıya,

Kimileri de bilmeden nefsine tapar.

 

Salınıp çık meydana,

Tanrının huzuruna.

Tanrı güneşi, senin de gölgeni

Düşürsün yer yüzüne.

Aslında sen O’sun, O da sen.

Bulursun birazcık düşünsen.

Sen dersin, başım, gözüm, canım, kanım.

O der, “Ben sana şah damarından daha yakınım.”[2]

“Senin kendin için istediğinin,

Tanrının senin için istediğinden

Daha üstün olduğunu sanma.”[3]

Kendini bir güç zannedip,

Nefsin oyununa gelme, aldanma.

Tanrıyı mutlu ettikçe mutlu olursun.

Nefsini mutlu ettikçe ise,

Kuru bir yaprak kadar hükmün olur,

Esen her rüzgarın önünde savrulursun.

 

Ama heyhat, nadanlar,

“Hiçbir şeyi dışarıda arama,

Her şey senin içindedir”,

Diyenleri dinlememişler.

 

“Dinle neyden kim, hikayet etmede,

Ayrılıklardan şikayet etmede.”[4]

 

Bu dünya herkes için geçici ise,

Bu geçici dünyada “verdiğimiz her nefes,

Bir ayrılık rüzgarı esmiyor mu?”[5]

 

 

 

 

Kaş sana emanet, göz sana emanet.

Dilini döndüren söz, sana emanet.

Yürekler yandıran yüz, sana emanet.

Her ne kadar sen kendinin sansan da,

Gözlerinden bakan “öz” sana emanet.

Nefes aldıkça var olan

Ve içini eritip, yakan köz, sana emanet.

 

“Sana verilenlerin emanet olduğunu unutmazsan,

Emanetler geri alındığında mutsuz olmazsın.”[6]

 

 

Acılar insanı pişirir,

Acılar insanı olgunlaştırır.

 

“Acılardan kaçma,

Üstüne git de onlar senden kaçsın..!

Mutluluğun ne olduğunu,

Ancak böyle anlarsın.!”[7]

 

Kimseden bir şey isteme.

Bir dileğin varsa,

Sahibine git.

Ondan iste.

Hacet kapısını şaşırma!

 

“Bir şey  sana verilmişse,

Onu  senden kimse alamaz.

Eğer o sana verilmemişse,

Onu sana kimse veremez.”[8]

 

Veren de belli,

Alan da belli!

O halde bu telaşın niye?

Sakin ol!

Sabırlı ol!

Verilene razı ol!

Yaratanına kul ol.

İşte o zaman gerçek huzuru bulursun,

Gerçek mutluluğu yaşarsın.

 

 

“Tanrının “Gel” buyruğu tatlılıkla erince,

Ona doğru can kuşu nice uçmasın, nice?

Ne yaşamak tasası, ne dünyanın yasası,

Ne de bir kaygı kalır, can yükünü derince” [9]

 

Herkes bunu bilir ki,

Bu dünya bir yalandır.

O halde bu yalana niye meyil edesin,

Şerefli gönderildin,

Onurlu yaşayasın,

Ve zamanı gelince,

Şereflice gidesin.

 

Meyletme namerde, akar göz yaşın.

El alem içinde eğilir başın.

Altın ipliktendir senin kumaşın,

Senin kıymetini sen bileceksin.

 

“Rüzgarlarda dalga dalga saçını

Güller, karanfiller, leylaklar öpsün.

 

Göğsünü, yüzünü, omuzlarını,

Altın teller, ipek duvaklar öpsün.

 

Ve kıyamadığım nazlı ağzından,

Eğilip, içtiğin kaynaklar öpsün.

 

Göklerden bir cennet indirdim sana,

Kaldır hür alnını…bayraklar öpsün.”[10]

 

Diz çökme alçakların önünde,

Alçak olursun!

Halbuki sen onur, sen şeref,

Ve hatta nursun.

Önünde diz çökülecek tek varlık Tanrı!

Sen ona tabi ol,

O seni korusun.

 

“Yollar kıvrım kıvrım, dağlar sıralı;

Düşünürüm, yollar beni yoralı,

Kaç ceylan iniyor böğrü yaralı,

Her gecenin seher vakti bu yola?”[11]

 

Beşikten mezara uzayan bu yol,

Kimine dar gelir, kimine de bol.

Bunalıp da yanlışlara meyletme,

Çıkma izden, aman, sakın sen sen ol.

 

“Uzun ince bir yoldayım,

Gidiyorum gündüz., gece.

Bilmiyorum ne haldayım,

Gidiyorum gündüz gece”[12]

 

Bu yollar uzundur, bu yollar ince.

Nice güzel yedi, bu yollar nice.

Herkesin hesabı mahşere kaldı,

Toprak oldu gitti, hepsi sessizce.

 

“Ruhum ne ondan önce vardı, ne de ondan ayrı bir sırrın kemalidir,

Ruhum onun, o dışımdaki alemin bende akseden hayalidir.

Ve aslından en uzak ve aslına en yakın hayal

Bana ışığı vuran yarimin cemalidir.”[13]

 

 

 

“Öptü beni: << Bunlar kainat gibi gerçek dudaklardır>> dedi.

<<Bu ıtır senin icadın değil, saçlarımdan uçan bahardır>> dedi.

<<İster gökyüzünde seyret, ister gözlerimde>>:

<<Körler onları görmese de, yıldızlar vardır>>  dedi.”[14]

 

 

 

“Bir büyük kalabalık mahşeri bekleyerek yatıyor.

Ve bizi çağırıyor.

Biz de onları takip edeceğiz.”[15]

 

Sen dilediğin kadar “insandır” diye değer ver,

Sonunda anlayacaksın ki, çoğu insan değilmiş meğer!

Olsun, sen yine de doğru olanı yapmaya devam et,

Kul yanında olmasa da, Allah yanında kıymete değer.

 

“Asafın mikdarını(vezirin kıymetini) bilmez Süleyman olmayan

Bilmez insan kadrini alemde insan olmayan.”[16]

 

Muharrem Kılıç

İstanbul, 7 Temmuz 2008


[1] Abdurrahim Karakoç

[2] Kuran, Kaf, 16

[3] Epiktetos

[4] Hz. Mevlana

[5] Epiktetos

[6] Epiktetos

[7] Epiktetos

[8] Abdulkadir Geylani

[9] H. Nihal Atsız

[10] Arif Nihat Asya

[11] Abdurrahim Karakoç

[12] Aşık Veysel Şatıroğlu

[13] Nazım Hikmet

[14] Nazım Hikmet

[15] Yusuf Has Hacip

[16] Ziya Paşa



Marifetname'de 12 Hayvanlı Türk Takvimi -Muharrem Kılıç-


Türk Kültürü o kadar eski, zengin  ve yaygın bir kültürdür ki; geçmişe doğru bin yıllarla ifade edilebilir. “Nevruz”   konulu çalışmamızda da detaylarıyla açıkladığımız gibi, Türk kültürü, sadece Orta Asya’da değil, dünyamızın tüm kuzey yarım küresinde kendini gösterir. Pek çok halk tarafından özümsenmiş ve benimsenmiştir. Bu durum da gösteriri ki; Türk kültür ve medeniyetleri tarihi çok uzun bir zaman dilimini kapsar. Dolaysıyla da Türklerin var oldukları coğrafyaları da kapsar.



Vahşi Liberalizm -Muharrem Kılıç-


Son zamanlarda, küreselleştirilen dünyada o kadar çok yalan, “fikir, özgür düşünce, tarih vs.” adı altında insanların beyinlerine saldırıyor ki, bunlar ne sınır tanıyor, ne gerçeğe inanıyor, ne de insanlığa saygı duyuyorlar. Bunların tek amacı; sadece ve sadece dünyanın tamamına hükmetmek, böylece dünyanın tamamını kendi sömürgesi haline getirmek. Bu amaca ulaşabilmek için de milletlerin varlıklarını ortadan kaldırarak, onları “sürüler” konumuna taşımaya çalışıyorlar. Böylece, bir millete mensubiyet duymayan insanlar, kolayca güdülebilecek sürüler haline getiriliyorlar.



Malazgirt'ten İstanbul'a Gizlenen Ön-Türk Tarihi -Muharrem Kılıç-


Türk Milletinin yeni nesillerine okul kitaplarında anlatılan tarih nerede ve nasıl başlıyor?  Tarih kitaplarımızın ağırlıklı olarak Türk tarihini işlemeye başladıkları tarih 1071 Malazgirt savaşıdır. Ve bu savaşın kazanılmış olmasını izah ederken pek çok tarihçi(!) “Bu savaşla Anadolu kapılarının Türklere açıldığını ve bu savaştan sonra Anadolu’nun Türk yurdu olmaya başladığını” söylüyorlar. Bu söylem ne anlama geliyor? Tarihçilerimiz(!), “1071 yılından önce Anadolu’da Türk yoktu, bu savaşın kazanılmasıyla Türkler Anadolu’ya gelmeye başladılar”  demeye getiriyorlar. Ve bu yanlış bilgiyi Türk milletinin yeni yetişen nesillerine de doğruymuş gibi anlatıyorlar.


 

Muharrem Kılıç


1955 yılında Ankara'da doğdu. İşl, orta, lise ve üniversite öğrenimini Ankara'da yaptı. Bir yıl ilkokul öğretmenliği yaptıkdan sonra İçişleri Bakanlığı'nda memurluk ve Kastamonu Cide'de bir yıl asteğmen olarak askerlik yaptıkdan sonra, Vergi Denetmeni olarak Maliye Bakanlığı'na girdi. Yaklaşık yedi yıl çalışdıktan sonra istifa eserek serbest çalışmayı tercih etdi. 2002 yılında emekli oldu. Halen YMM Denetçiliği ve ticaretle iştigal etmektedir. Evli, ikisi kız, ikisi erkek dört çocuk babasıdır. Geleneksel Türk Süsleme Sanatlarından Ebru, hat ve desen çalışmaları vardır.

 

Sarı Yazma, Al Paçalık, Peştemal ve  Kavak Yelleri adlı  adlı iki şiir kitabı, Sekiz adet çocuk hikayesi, Deli Dumruş Boğaziçi Köprüsünde adlı hikayelerden oluşan bir kitabı vardır. Son çalışması, Soysuzlar Mektebi Enderun -Türklerin Kaderi adıyla yayınlanmıştır.


 Umumi Siyaset



Aile Nereye...


Ekonomik gücü olanlar (ki bunlar bu gücü kesinlikle toplumun haklarını çalarak elde etmişlerdi) her şeyi satın almaya başladılar.

Arkadaş satın aldılar.

Eş satın aldılar.

Dost satın aldılar.

Mutluluk satın aldılar.

Zevk-i sefa satın aldılar.

Makam-mevki satın aldılar.

Güç satın aldılar.

Onur, şeref satın aldılar.

Kısacası, insanoğlunu ilgilendiren her ne varsa bu dünyada, bastılar parayı, satın aldılar.

Çünkü paraları vardı!

Nasıl kazanıldığı önemli olmayan paralar.


 Türkçülük



Milletin Kaderi Nasıl Değişecek


Burada anlatılanların yapılabilmesinin de bir tek şartı vardır. O da “Ulusal bilince sahip yöneticilerin” iş başına geçmesidir. Ulusal bilince sahip yöneticilerin de iş başına geçebilmesinin tek şartı, toplumda “Türklüğün Ortak Payda” olmasıdır. İçinde Allah korkusu, vatan, millet sevgisi olan, bu milletin evlatları yönetime gelince, Atatürk dönemindeki gibi kısa sürede çok büyük gelişmeler kaydedilecektir. İş başına gelenler kendileri için değil, millet için çalışacaktır. Yüce Meclis, köşe dönme yeri değil, alın teri döküp, emek vererek bu millete hizmet etme yeri olacaktır.


 Türk Mekânları



Beypazarı


Burada her şey özel. Burada her şey güzel. Burada her şey bizden. Burada üzerimize çökmüş ve bizi baskı altında tutan hiçbir gücün varlığı söz konusu değil. Ne Çin malları, ne Hollanda peynirleri, ne Fransız peynirleri, ne yabancı marka çikolatalar. Hepsinin yerli ve bizim damak zevkimize uygun seçenekleri mevcut. Burada cadde ve sokak adları bile, bize bizi çağrıştırıyor. Dükkan isimleri de öyle. Kısacası burası bizden, biz de buradanız.