Ulular ne güzel söylemişler;
“Gölgedekinin gölgesi olmaz”
demişler.
Sen “sen” ol.
Herkesteki cevher sende de var.
Bir şeyler bekleyerek, birilerinin,
Gölgesine sığınmaya çalışma.
Bu dünyada her şeyi Tanrı yapar.
Ama kimileri Tanrıya,
Kimileri de bilmeden nefsine tapar.
Salınıp çık meydana,
Tanrının huzuruna.
Tanrı güneşi, senin de gölgeni
Düşürsün yer yüzüne.
Aslında sen O’sun, O da sen.
Bulursun birazcık düşünsen.
Sen dersin, başım, gözüm, canım, kanım.
O der, “Ben sana şah damarından daha yakınım.”
“Senin kendin için istediğinin,
Tanrının senin için istediğinden
Daha üstün olduğunu sanma.”
Kendini bir güç zannedip,
Nefsin oyununa gelme, aldanma.
Tanrıyı mutlu ettikçe mutlu olursun.
Nefsini mutlu ettikçe ise,
Kuru bir yaprak kadar hükmün olur,
Esen her rüzgarın önünde savrulursun.
Ama heyhat, nadanlar,
“Hiçbir şeyi dışarıda arama,
Her şey senin içindedir”,
Diyenleri dinlememişler.
“Dinle neyden kim, hikayet etmede,
Ayrılıklardan şikayet etmede.”
Bu dünya herkes için geçici ise,
Bu geçici dünyada “verdiğimiz her nefes,
Bir ayrılık rüzgarı esmiyor mu?”
Kaş
sana emanet, göz sana emanet.
Dilini döndüren söz, sana emanet.
Yürekler yandıran yüz, sana emanet.
Her ne kadar sen kendinin sansan da,
Gözlerinden bakan “öz” sana emanet.
Nefes aldıkça var olan
Ve içini eritip, yakan köz, sana emanet.
“Sana verilenlerin emanet olduğunu unutmazsan,
Emanetler geri alındığında mutsuz olmazsın.”
Acılar insanı pişirir,
Acılar insanı olgunlaştırır.
“Acılardan kaçma,
Üstüne git de onlar senden kaçsın..!
Mutluluğun ne olduğunu,
Ancak böyle anlarsın.!”
Kimseden bir şey isteme.
Bir dileğin varsa,
Sahibine git.
Ondan iste.
Hacet kapısını şaşırma!
“Bir şey sana verilmişse,
Onu senden kimse alamaz.
Eğer o sana verilmemişse,
Onu sana kimse veremez.”
Veren de belli,
Alan da belli!
O halde bu telaşın niye?
Sakin ol!
Sabırlı ol!
Verilene razı ol!
Yaratanına kul ol.
İşte o zaman gerçek huzuru bulursun,
Gerçek mutluluğu yaşarsın.
“Tanrının “Gel” buyruğu tatlılıkla erince,
Ona doğru can kuşu nice uçmasın, nice?
Ne yaşamak tasası, ne dünyanın yasası,
Ne de bir kaygı kalır, can yükünü derince”
Herkes bunu bilir ki,
Bu dünya bir yalandır.
O halde bu yalana niye meyil edesin,
Şerefli gönderildin,
Onurlu yaşayasın,
Ve zamanı gelince,
Şereflice gidesin.
Meyletme namerde, akar göz yaşın.
El alem içinde eğilir başın.
Altın ipliktendir senin kumaşın,
Senin kıymetini sen bileceksin.
“Rüzgarlarda dalga dalga saçını
Güller, karanfiller, leylaklar öpsün.
Göğsünü, yüzünü, omuzlarını,
Altın teller, ipek duvaklar öpsün.
Ve kıyamadığım nazlı ağzından,
Eğilip, içtiğin kaynaklar öpsün.
Göklerden bir cennet indirdim sana,
Kaldır hür alnını…bayraklar öpsün.”
Diz
çökme alçakların önünde,
Alçak olursun!
Halbuki sen onur, sen şeref,
Ve hatta nursun.
Önünde diz çökülecek tek varlık Tanrı!
Sen ona tabi ol,
O seni korusun.
“Yollar kıvrım kıvrım, dağlar sıralı;
Düşünürüm, yollar beni yoralı,
Kaç ceylan iniyor böğrü yaralı,
Her gecenin seher vakti bu yola?”
Beşikten mezara uzayan bu yol,
Kimine dar gelir, kimine de bol.
Bunalıp da yanlışlara meyletme,
Çıkma izden, aman, sakın sen sen ol.
“Uzun ince bir yoldayım,
Gidiyorum gündüz., gece.
Bilmiyorum ne haldayım,
Gidiyorum gündüz gece”
Bu yollar uzundur, bu yollar ince.
Nice güzel yedi, bu yollar nice.
Herkesin hesabı mahşere kaldı,
Toprak oldu gitti, hepsi sessizce.
“Ruhum ne ondan önce vardı, ne de ondan ayrı bir
sırrın kemalidir,
Ruhum onun, o dışımdaki alemin bende akseden
hayalidir.
Ve aslından en uzak ve aslına en yakın hayal
Bana ışığı vuran yarimin cemalidir.”
“Öptü beni: << Bunlar kainat gibi gerçek
dudaklardır>> dedi.
<<Bu ıtır senin icadın değil, saçlarımdan uçan
bahardır>> dedi.
<<İster gökyüzünde seyret, ister gözlerimde>>:
<<Körler onları görmese de, yıldızlar vardır>>
dedi.”
“Bir büyük kalabalık mahşeri bekleyerek yatıyor.
Ve bizi çağırıyor.
Biz de onları takip edeceğiz.”
Sen dilediğin kadar “insandır” diye değer ver,
Sonunda anlayacaksın ki, çoğu insan değilmiş
meğer!
Olsun, sen yine de doğru olanı yapmaya devam et,
Kul yanında olmasa da, Allah yanında kıymete
değer.
“Asafın mikdarını(vezirin kıymetini) bilmez
Süleyman olmayan
Bilmez insan kadrini alemde insan olmayan.”
Muharrem Kılıç
İstanbul, 7 Temmuz 2008