Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

9 Mart 2007

Muharrem Ertaş

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Türk Şiiri


Türk'üz Biz


-Muharrem Kılıç-


Tanrı teala çün yarattı Adem’i,

İşte ol dem Türk’de dünyaya geldi.

Adem’i Cennete koydu yaradan,

Caytgan[1] (şeytan) çıkdı karşısına,

Çok geçmeden aradan.

Adem ata uymadı emirlere,

Ve ceza olarak atıldı yerlere.

 

“Hak buyurdı Cebrail’e var didi

Adem’i cennet içinden sür didi

 

Geldi Cebrail Adem’e söyledi

Hak buyurdıgın ıyan eyledi

 

Cebrail didi çıkgıl uçmakdan Adem

Tanrı’nın buyrugı budur işte bu dem

 

Niçe ki söyledi hergiz gitmedi

Cebrail’ün sözini işitmedi

 

Türk dilin Tanrı buyurdı Cebrail

Türk dilince  söylegil dur git digil

 

Türk dilince Cebrail “hey dur” didi

“Durı gel uçmağın terkin ur” didi”[2]

 

O, nasıl dediyse hep öyle olduk.

O, nasıl yarattıysa, hep öyle kaldık.

 

                        *

 

Zaman zaman ağlasak da,

Hep karalar bağlasak da,

Korkmayın!

Tanrı bizimle.

İnsanlar Türk’lük kıymetini anlasın diye,

Bazen böyle, yol verir zalimlere.

 

Bırakın, el eliyle çizilmiş sınırlarda

Devletçilik oynayanlar oynasın.

Biz sınırlarımızı cetvelle değil,

Kanımızla çizeriz.

Bize meydan okuyan gafilleri,

Tank paletleriyle değil,

Gölgemizle ezeriz.

 

Bir diyarda bir kökümüz kurusa,

Yeşerir bin kolumuz, başka bir diyarda!

Biz kıyamete dek izinli,

Devleti ebet müddetiz.

Biz dünyaya adalet dağıtan,

Hakk’a kul olmuş bir milletiz.

Hep O’nun gösterdiği yolda,

Hep O’nun izindeyiz.

 

O bize; “Ben sizin gören gözünüz,

Tutan eliniz,

Yürüyen ayağınız olurum” dedi.

Biz onun gücünün vekiliyiz dünyada.

O hitap bizeydi.

Bizi dar sınırlar içinde aramasınlar!

Ne doğuda, ne batıdayız biz.

Biz bütün dünyadayız.

 

Güneşin doğup battığı,

Ayın ışıtıp gittiği,

Rüzgarın çabuk yettiği

Her yerde varız biz.

 

Biz yeryüzünde,

İnsanlık deryasında,

En büyük deniziz.

Bakmayın istatistiklerin yazdığına!

Biz, onlar değiliz.

 

Kuzey yarım kürenin atası,

Türkleriz biz.

 

Gün gelir Oğuz han olur,

Yeni bir döneme Ata oluruz.

Bilge, Kültigin oluruz

Mermere oyuluruz.

Kürşad olur kırk çeriyle,

Çin sarayın basarız.

Deli sevdalara tutulmuşçasına,

Vey ırmağı kıyısında

Uçmağa savruluruz.

 

Gün gelir, bir başbuğ izinde,

Çöllere dalarız.

Sıcakta yanar, kavruluruz.

Bakarız başbuğ durmuş!

Biz de dururuz.

Bakarız başbuğ susuz çölde yürüyor!

Biz de yürürüz.

Sorarız sebebi nicedir bunun?

“İşte” der, Yavuz başbuğ;

“İnsanlığın başbuğu önümde yaya!”

Bakarız ve O’nu görürüz.

Artık çöller vaha,

Sıcaklar yağmurdur bize.

Biz çöl ortasında kavuştuk,

Serinletici denize,

O ulu dedemize.

Mehemmed’imize.

 

Gün gelir Altay’dan yola çıkarız.

Eridu’da konaklar,

Bereketli topraklara ineriz.

Sümer oluruz,

Urart oluruz,

Hitit oluruz.

Beş bin yıl önce insanlığa,

Medeniyet getirir,

Yazıyı buluruz.

Uygur’dan beri bildiğimiz teknikle,

Zigguratlar kurarız yeni vatana.

Zaman geçer,

Fitne artar,

Bozuluruz.

 

Bir kısmımız kuzeye yürür:

İbrahim olur Harran’a göçeriz.

Bir süre konaklar, Filistin’e geçeriz.

Mısır’ı görürüz,

Mekke’ye geliriz.

İsmail oluruz.

Kurban oluruz.

Tanrı bağışlar,

Zemzem’i buluruz.

 

Bir kısmımız güneye yürür:

Yemen’e geliriz,

Aus (Oğuz) oluruz.

Şeddad’ı buluruz,

İrem’i kurarız.

Depremlerle yıkılır,

Dağılırız.

Evs-Hazreç olur Medine’ye çıkarız.

Yahudi’yi dize getirir,

Emrimiz altına alırız.

Huzaa (Oğuzlar) iken Mekke’de

Kureyş oluruz.

Biz Oğuz’uz, bilmeyenler!

Hiksos’a kardeş oluruz.

Mısırda Atenon olur,

İnsanları Tanrıya çağırırız.

Tutankamon olur,

Mücevher dolu sandukalarla

Uçmağa varırız.

 

Yahudi gölgemize sığınır,

Beslenir, büyür, semirir.

Sonra kalkar,

Atalarımızı sahiplenir!

 

İsmail Hacer’den olur.

Hacer Türk hakanının kızı.

İbrahim dua eder:

“Zürriyetime de ver ya rabbi”

Tanrı kabul eder.

Parlar İsmail’in yıldızı.

İsmail ilk kez Arapça öğrenir!

Adnan,

Haşim,

Abdullah oluruz.

 

Çöle inen nur biziz.

Caferi Tayyar’ız, Ali’yiz.

Aslan avcısı Hamza’yız,

Ebu Talip’iz.

 

“Hazreti İbrahim’in duası,

Amine’nin rüyası,

Cebrail’in müjdesi,”[3]

Ahmet’iz.

Mahmut’uz.

Muhammed’iz biz.

 

İslam olmadan daha,

Destek olur Medine’li Evs-Hazreç.

Akaba’da biat eder söz veririz.

Abbas, Evs-Hazreç ulularına seslenir:

“Biz de sizdeniz”

Eeey Evs ve Hazreç,

Söyleyin, siz kimdiniz?

 

Cehaletin kararttığı çöllerde bir güneş doğar.

Bizim Muhammed’imiz.

Aydınlığı dünyayı tutar,

Tertemiz.

Biz “Tengri teg tengride bolmış[4]

Türkleriz.


 

Muharrem Kılıç

İstanbul, 9 Mart 2007


[1] Caytgan, Türkçe’nin Çağatay lehçesinde ; caydıran, saptıran, sapıtgan anlamlarına gelir. Arapça’ya şeytan olarak geçmiştir. Detaylı bilgi için bakınız: Feraizcizade Mehmed Şakir, Persenk, Persenk Açıklaması, (hazırlayan ve inceleyen Mustafa Koç, Kale Yayınları. Şubat 2007, İstanbul,

[2] Feraizcizade Mehmed Şakir, Persenk, Persenk Açıklaması, (hazırlayan ve inceleyen Mustafa Koç, Kale Yayınları. Şubat 2007, İstanbul, s. 19 . ( Kaygusuz Abdal’ın Gülistan adlı eserinden naklen: Kaygusuz Abdal, Dilgüşa, (haz. Abdurrahman Güzel) Ankara, 1987, s. 16-17)

Kaygusuz’un bu şiirini günümüz Türkçe’sine uyarlayan Mustafa Koç, şiiri şöyle açıklamıştır. İnsanlığın ana dilinin Türkçe olduğu tezini savunan Feraizczade Mehmed Şakir’e göre, Tanrı emriyle Hz. Ademi cennetten çıkarmak isteyen Cebrail, Adem’e cennetten çık dediyse de Cebrail’in dilini anlamayan Adem cennetten çıkmaz. Tanrı, Cebrail’e, Adem’e “Türkçe hitap et” der. Adem kendisiyle Türkçe konuşan Cebrail’i anlar ve cennetten çıkar.

[3] Hadis-i şerif

[4] Orhun yazıtları, Kültigin abidesi güney yüzü. Cümlenin anlamı: “Tanrı gibi gökte olmuş, yaratılmış.”



ASELSAN Şeytan Üçgeninde mi? -Muharrem Kılıç-


Dünyanın çift kutupluluktan tek kutupluluğa dönüşmesinden sonra, dünyayı tek başına yönetme iddiasında olan güçler, diğer devletlere karşı pervasızca tavırlar sergilemeye başladılar. Daha önce karşı kutuptan çekinerek, mülayim davrandıkları devletlere, artık karşılarında çekinecekleri bir güç kalmadığı için, daha sert davranmaya başladılar. Çünkü onlara göre artık yolları açılmıştı. İstediklerini ne pahasına olursa olsun elde etmek yaklaşımı sergiliyorlardı. İşte bu devletlerden biri de Türkiye Cumhuriyeti Devletidir. Bu sert davranışların neler olduğuna bakacak olursak, karşımıza öncelikle Çekiç Güç, Kuzey Irak, PKK, Maden ve Petrol yasaları gibi konular çıkar. 



2008 Yılı Navruz Bayramını Nasıl Kutlayalım -Muharrem Kılıç-


Nevruz’u bir takım dış kaynaklı güçler ısrarla ayrılık unsuru olarak lanse etmeye çalışsa da, Nevruz bizim birlik ve bütünlüğümüzün en önemli unsurlarından biridir. Çünkü, Türk Milletinin çocukları Alevi, Sünni, Bektaşi, hatta Müslüman, Hıristiyan  demeden bütün kollarıyla birlikte aynı günü bayram olarak kutlamaktadırlar. Bu nedenle böyle geniş kitleleri etkileyen bu kadim Türk bayramını başkalarının propaganda unsuru olmaktan kurtarıp, milletimizin kendi kültür değerlerine sahip çıkmasını sağlamak zorundayız. Bunun için de, daha şimdiden 2008 yılı Nevruz bayramını nasıl kutlamamız gerektiği konusunda çalışmalara başlamalıyız.



Türk Piramitleri -Muharrem Kılıç-


Piramitler sırlarını halen korumaya devam eden devasa yapılardır. İnsanlarda hayranlık uyandıran, büyük bir gücün sembolleridirler adeta. O kadar büyük ve mükemmel inşa edilmişlerdir ki, insanoğlu bu yapıların o kadar eski bir zamanda insan eliyle bu kadar mükemmel olarak inşa edilemeyeceğini bile düşünmektedir. Bu nedenle de onları, kimileri uzaydan gelen varlıkların yaptıklarını, kimileri de Tanrısal bilgiye sahip, insanlar arasında yaşamış ama Tanrısal özellikleri olan insanlar tarafından yapıldığını iddia etmişlerdir.


 

Muharrem Kılıç


1955 yılında Ankara'da doğdu. İşl, orta, lise ve üniversite öğrenimini Ankara'da yaptı. Bir yıl ilkokul öğretmenliği yaptıkdan sonra İçişleri Bakanlığı'nda memurluk ve Kastamonu Cide'de bir yıl asteğmen olarak askerlik yaptıkdan sonra, Vergi Denetmeni olarak Maliye Bakanlığı'na girdi. Yaklaşık yedi yıl çalışdıktan sonra istifa eserek serbest çalışmayı tercih etdi. 2002 yılında emekli oldu. Halen YMM Denetçiliği ve ticaretle iştigal etmektedir. Evli, ikisi kız, ikisi erkek dört çocuk babasıdır. Geleneksel Türk Süsleme Sanatlarından Ebru, hat ve desen çalışmaları vardır.

 

Sarı Yazma, Al Paçalık, Peştemal ve  Kavak Yelleri adlı  adlı iki şiir kitabı, Sekiz adet çocuk hikayesi, Deli Dumruş Boğaziçi Köprüsünde adlı hikayelerden oluşan bir kitabı vardır. Son çalışması, Soysuzlar Mektebi Enderun -Türklerin Kaderi adıyla yayınlanmıştır.


 Umumi Siyaset



Aile Nereye...


Ekonomik gücü olanlar (ki bunlar bu gücü kesinlikle toplumun haklarını çalarak elde etmişlerdi) her şeyi satın almaya başladılar.

Arkadaş satın aldılar.

Eş satın aldılar.

Dost satın aldılar.

Mutluluk satın aldılar.

Zevk-i sefa satın aldılar.

Makam-mevki satın aldılar.

Güç satın aldılar.

Onur, şeref satın aldılar.

Kısacası, insanoğlunu ilgilendiren her ne varsa bu dünyada, bastılar parayı, satın aldılar.

Çünkü paraları vardı!

Nasıl kazanıldığı önemli olmayan paralar.


 Türkçülük



Milletin Kaderi Nasıl Değişecek


Burada anlatılanların yapılabilmesinin de bir tek şartı vardır. O da “Ulusal bilince sahip yöneticilerin” iş başına geçmesidir. Ulusal bilince sahip yöneticilerin de iş başına geçebilmesinin tek şartı, toplumda “Türklüğün Ortak Payda” olmasıdır. İçinde Allah korkusu, vatan, millet sevgisi olan, bu milletin evlatları yönetime gelince, Atatürk dönemindeki gibi kısa sürede çok büyük gelişmeler kaydedilecektir. İş başına gelenler kendileri için değil, millet için çalışacaktır. Yüce Meclis, köşe dönme yeri değil, alın teri döküp, emek vererek bu millete hizmet etme yeri olacaktır.


 Türk Mekânları



Beypazarı


Burada her şey özel. Burada her şey güzel. Burada her şey bizden. Burada üzerimize çökmüş ve bizi baskı altında tutan hiçbir gücün varlığı söz konusu değil. Ne Çin malları, ne Hollanda peynirleri, ne Fransız peynirleri, ne yabancı marka çikolatalar. Hepsinin yerli ve bizim damak zevkimize uygun seçenekleri mevcut. Burada cadde ve sokak adları bile, bize bizi çağrıştırıyor. Dükkan isimleri de öyle. Kısacası burası bizden, biz de buradanız.