Yazar | 
Muharrem Kılıç |  | | Kişisel Web | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi |  | |  | Maksim Gorki ----------------------- "Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."----------------------- Ekmeğimi Kazanırkeni | | |
| 
Şehitler Ağlıyordu!
-Muharrem Kılıç-
Çanakkale Şehitlerine. Bu gün 18 MART GÜNÜ, ÇANAKKALE burası. Türkün çelik göğsünde, Bombalar patlıyordu. Bu özgürlük savaşı, Türkün bir sınavıydı, Hepsi ölümü görmüş, Ardına bakmıyordu. Bayırlardan aşağı, Kan boşa akmıyordu. Cephede dua edip, Çölde sırtımdan vurdu, Arab’ın ihaneti, Aklımdan çıkmıyordu.(1) Esrarengiz bir bulut, İmdada yetişmişti, Yukarılardan kopup, Bir düzlüğe inmişti. Bir bölük İngiliz’i, Almadan kalkmıyordu. (2) “Eğer bu yurt bizimse, Burada ölmeliydik. Sonra asırlar boyu, Daima gülmeliydik.” Diyerek bizim için, Orada öz dedemiz,
Vurulmuş tam alnından, Yatıyordu tertemiz. Yüzünde ne bir korku, Ne de bir acı izi, Asla okunmuyordu, Gözetliyordu bizi. Onlar gülen bir yüzle, Şehitlere karıştı, Her biri şerefiyle, Taa Uçmağa varmıştı. Ne ana, ne avrat, ne çocuk, Ne tarla, ne çift, ne çubuk, Düşünmeden öldüler, Türklüğün onuru için, Toprağa gömüldüler. Hemen her an, her yerde,
Asker onu arardı, Her cephede, siperde, Bir çift şimşek göz vardı. Düşecekken bir siper, Şimşek gibi çakardı. O alev gibi bakan, Gözün sahibi Türk’tü. O gözler Mustafa Kemal, O gözler Atatürk’tü. Onu gören her asker, Aslan kesiliyordu, Üç yüz okka mermiyi, Namluya sürüyordu.(3)  Bu hengame içinde, Zafere yürüyordu. Aydınlık geleceğin, Düşünü kuruyordu. * Gemiler binlerce mil, Öteden geliyordu, Türk nesli uyuyordu, Şehitler ağlıyordu. Binlerce Anzak torunu, Bir ilk bahar şafağı, Dedesinin çıktığı, Kıyıya çıkıyordu. Türk nesli uyuyordu, Şehitler ağlıyordu. Şafaktan nice önce, Başlamıştı ayinler, Tütsüler, dualar, Gözyaşları,” Amen”ler. Orda bunlar olurken, Türk nesli uyuyordu, O toprakta can veren, Şehitler ağlıyordu. Dünyanın bir ucundan, Anzak kalkıp geldi de, Bir tek Türk bulunmadı, O gün Çanakkale’de. (4) Şehitler torunlarını, Boş yere arıyordu. Türk nesli uyuyordu, Şehitler ağlıyordu. (4) “Bu evlatlar için mi
Kurtardık bizler yurdu? Tasmalı it mi oldu, Türk’ün eşsiz “Bozkurt”u? Biz cepheye giderken, Tüm millet ağlıyordu, Ne oldu da yüz yılda, “Oğuz soyu” kurudu? Diyerek soruyordu, Şehitler ağlıyordu. “Türk kanı oluk oluk,
Aktı Seddülbahirde, Bu yurt Türk’ün yurduydu, Evvelde ve ahirde. Sonsuza dek böyledir, Hem köy, hem de şehirde, Yeter ki tek bir tane, Türk yaşasın o yerde. Unutmaz bu soy bizi, Olsa hazar-seferde.” Diye umutlanıyor, Boğaza bakıyordu, Türk nesli uyuyordu, Şehitler ağlıyordu. * Savaşı yaşayanın,
Yetim balaları var. Cepheden kaçanların, Burda yalıları var. Öldüler o savaşta, Cümle okur-yazarlar.(5) Böylece bu milleti, Hep cahil bıraktılar. El, uyduruk tarih yazdı, Aval aval baktılar. Şehitlere saldıran, İte destek çıktılar. Eey yiğit Türk Ulusu, Uyan, uyan uykudan. O peşine düştüğün,
Kanına ekmek doğrayan. Bak, senin kardeşlerin, Köyde, kentte ağlayan. Fakat sen misin halen, Düşmana bel bağlayan? Atalar ne demişler: “Su uyur düşman uyumaz” Korkarım bu gafleti, Tarih yanına koymaz. Bu toprakta atamın, Kanı kurumadı ki. Savaş şekli değişti, Savaşlar durmadı ki. “Bizler boşa mı girdik, Genç yaşta bu toprağa? Madem sahip değilsiniz, Bir emanet bayrağa. Ne diye ‘İnsan’ gibi Gezersiniz dünyada? Şu halinize bakın, Aciz, basit misiniz?  Kurt kanınız kurumuş, Tasmalı it misiniz? Biz ruhlar ordusuyla, Çıkıp sekiz kapıdan, Terk eyledik uçmağı, Tehlikedeymiş vatan. Gelip baktık ki yurda, Her yanı düşman almış. Benim yiğit evladım, Dağlarda garip kalmış, Türkün kanında ateş, Sönmüştü, yanmıyordu. Türk Türk’e güvenmiyor, Türk’e inanmıyordu. Tanrım, giy çizmelerini, Türkler uyanmıyordu.” Diyerek söz bağlıyor, Şehitler ağlıyordu. * Atalar yokluk ile., Bu devleti kurdular Bu millet için onlar, Akıl-fikir yordular. Islatıp çarık yediler. “Millet-Devlet” dediler. Çalmadı çırpmadılar, Fabrikalar kurdular. Kara saban sürerken, Uçağa atladılar. Devleti kuranların, Yoktur şahsi serveti. Çünkü onlar “İnsan’dı”, Soymadılar milleti. O gün, şehitler gururla, “Ölmedik boşa” diyordu. Bu günleri görünce, Şehitler ağlıyordu. Nereden türediler, Bu milletin başına? Sırıtarak baktılar, Milletin göz yaşına. Hep çalıp, çırpıyorlar, Karınları doymuyor. Gariban millet ise, Taş, taş üstü koymuyor. Zarar ediyor diye, Fiyat ucuzlattılar, Bu milletin malını, Haraç - mezat sattılar. Türk, Türkün devletinde, Aciz bırakılmıştı. Makam, mevki dağılmış, Türk açıkta kalmıştı. Güç-bela bir makama, Varsa, gelebilenler, Hep onlardı, ezilen, Ve sürgün edilenler. Osmanlı’dan bu yana, Türk’te para olmadı. Ne çilesi, ne cebi, Hiçbir zaman dolmadı. Zaman zaman içinden, Çıkan mankurtlar oldu. Parayı ve makamı, Sadece onlar buldu. Şehitler bu duruma, Hep şaşkın bakıyordu, Ve Türk nesli uyuyor, Şehitler ağlıyordu. * Milletimin ufkunu, Sardı kara bulutlar. Ne bir tek yol gösteren, Ne de umut veren var. Memurun tuzu kuru, Maaşı alıyordu. “Sözde siyasetçiler” Çalıyor, çalıyordu. Vatandaş yine çaresiz, Kenarda kalıyordu. Eve kuru ekmeği, Götüremiyor bak Türk! Nerdesin Mustafa Kemal, Neredesin Atatürk? Uçmaktan gelen ruhlar, Her gün çoğalıyordu, Gözyaşından oluşmuş, Denize dalıyordu. Bu Türk nesli uyuyor, Şehitler ağlıyordu. * Toplum toptan çıldırıp, Cinnet geçirecekken, Gök gürledi sandılar, Bir gün şafak sökerken. Ruhlar dirilmişlerdi, Ve cana gelmişlerdi. Dost kimdir, düşman kimdir, Onları bilmişlerdi. Kurultayı toplayıp, Hakanı seçmişlerdi. O şimşek gözlü hakan, Ortada duruyordu. “Muhtaç olduğun kudret, Damarlarındaki asil kanda mevcuttur.” Diye haykırıyordu. * Bu durum şerefsizi, Ve soysuzu korkuttu. Hepsi, sebeplendiği, İtin yolunu tuttu. Millet el ele verdi,
Ve tekrar kenetlendi. Artık, dostuna Yunus, Düşmanına Bozkurt’tu. Türk nesli uyanmıştı, Kanı tutuşuyordu. Damarındaki asil kan, Kaynayıp coşuyordu. Birfani o gün yine, Türk’ü-Türk’e bağlıyordu, Şehitler, şimdi artık, Sevinçten ağlıyordu. Muharrem Kılıç İstanbul, 19 Eylül 2002
1) Mekke Emiri Şerif Hüseyin, Çanakkale’de cepheyi gezip, Türk askerinin zaferi için dualar ettikten sonra, Arabistan’a dönünce Osmanlı’ya isyan etmiş ve oradaki Türk askerini sırtından vurmuştu. 2) Çanakkale savaşları sırasında yaşanan bir doğa üstü olaydır “Esrarengiz bulut”. Bir düzlüğe inen beyaz bulut, İngiliz Kraliyet Norfolk Alayından, yürüyüş halindeki bir bölük asker bulut yoğunluğu içinden geçerken havalanmış ve o bölükteki İngiliz askerleri de bir daha ölü veya diri olarak görülmemiştir. 3) Seyit onbaşı, tüm arkadaşları vurulup, tek başına kaldığında, 276 kiloluk top mermisini tek başına namluya sürüp, İngiliz savaş gemisinin bacasından içeri düşürerek gemiyi ikiye bölüp, boğazın mavi sularına gömmüştü. 4) Genç ihtiyar demeden 7000 Avusturalya’lı Anzak torunu, nisan ayının bir şafak vakti, dedelerinin çıkarma yaptığı koya ayak basıyorlar ve dedelerinin hatıralarını canlandırıp, onları yad ediyorlar. Bizler ise, bu toprakları bizim için kanlarıyla sulayanların niçin öldüklerini unuttuk bile.(!) (5)Çanakkale savaşlarında, asker azlığı yüzünden, bütün asteğmenler cephe içinde savaşmış, hatta lise son sınıf öğrencilerinin tamamı da savaş için cepheye gitmiştir. İstanbul erkek lisesi o yıl hiç mezun verememiştir. Çünkü bütün son sınıf öğrencileri Çanakkale’de şehit olmuşlardır. Bu savaşta şehit olanların çoğu, bu ülkenin geleceğini hazırlayacak olan aydınlar olacaktı. Ancak vatan savunması uğruna hepsi şehit oldu. Bu nedenle, Çanakkale savaşları tarihimizde “Okumuşlar savaşı” olarak da anılır.
|
Zamanı ve Mekanı Şaşıranlar Çoğalıyor -Muharrem Kılıç-
ABD Irak’ta başarısı mı oluyor sizce? Coniler yavaş yavaş ve emin adımlarla yol alıyorlar. Herkes farklı söylemlerle ABD’nin başarısızlığından bahsetse de, ABD aslında uygulamaya çalıştığı planı istediği gibi götürüyor. Herhangi bir aksaklık da yok. ABD, bu ülkeye demokrasi getirmek adına on binlerce kilometre öteden gelip Irak’taki Kerkük-Musul petrol bölgelerinin üzerine oturunca herkes zannetti ki ABD burasını 53 eyalet gibi kendisine bağlayacak. Hatta içimizden bazıları “ABD ile sınır komşusu olduk” dedi. Halbuki ABD’nin böyle bir amacı yok.
|
Türk Şafağına Doğru Giderken -Muharrem Kılıç-
Küreselleşmenin, yeni tanımıyla “Yeni Dünya Düzeni”nin yararları anlatıla anlatıla bitirilemiyor. Bütün dünyada ülkesinin kaynaklarını iyi kullanmayı beceremeyen basiretsiz yönetimler, kullanamadıkları kaynakları yabancılara satmayı bir marifet gibi sergiliyorlar. Böylece kısa vadeli çözüm ürettiklerini düşünerek günü kurtarma hesapları yapıyorlar. Bu yaklaşımın diğer adı ise “Benden sonra Tufan”. Ancak bu kimsenin umurunda değil. Bu durumdaki ülkelere pençesini geçiren vahşi kapitalizm, onlarca yıldır borç verme yoluyla ilerleyerek artık emir verme aşamasına gelmiştir. Çünkü para alan emir de alır.
|
Türkiye İran Savaşı Kime Hizmet Eder? -Muharrem Kılıç-
Türk Milleti, devlet ve millet olarak Önasya diye tanımlanan bu coğrafyaya, birilerinin bize anlattığı gibi 1071 Malazgirt savaşı ile gelmemiştir. Malazgirt savaşı, Türklerin en az 5000 (yazıyla beş bin) yıldır var oldukları bu kadim Türk yurdunun, Bizans işgalinden kurtarılarak gerçek sahiplerinin eline geçmesine vesile olmuştur. Yoksa, Türkler bu coğrafyaya ilk kez 1071 de ayak basmış değiller. Bu konuda söylediklerimiz sadece bize ait değildir. Yaptığımız araştırmalarla ve bugüne kadar yapılan araştırmalarla varılan sonuç budur. Ancak toplumun büyük bir kesiminin bundan haberi olmayabilir.
|
| | 
Muharrem Kılıç
1955 yılında Ankara'da doğdu. İşl, orta, lise ve üniversite öğrenimini Ankara'da yaptı. Bir yıl ilkokul öğretmenliği yaptıkdan sonra İçişleri Bakanlığı'nda memurluk ve Kastamonu Cide'de bir yıl asteğmen olarak askerlik yaptıkdan sonra, Vergi Denetmeni olarak Maliye Bakanlığı'na girdi. Yaklaşık yedi yıl çalışdıktan sonra istifa eserek serbest çalışmayı tercih etdi. 2002 yılında emekli oldu. Halen YMM Denetçiliği ve ticaretle iştigal etmektedir. Evli, ikisi kız, ikisi erkek dört çocuk babasıdır. Geleneksel Türk Süsleme Sanatlarından Ebru, hat ve desen çalışmaları vardır. Sarı Yazma, Al Paçalık, Peştemal ve Kavak Yelleri adlı adlı iki şiir kitabı, Sekiz adet çocuk hikayesi, Deli Dumruş Boğaziçi Köprüsünde adlı hikayelerden oluşan bir kitabı vardır. Son çalışması, Soysuzlar Mektebi Enderun -Türklerin Kaderi adıyla yayınlanmıştır.
|
| 
| Umumi Siyaset |

| Aile Nereye...
Ekonomik gücü olanlar (ki bunlar bu gücü kesinlikle toplumun haklarını çalarak elde etmişlerdi) her şeyi satın almaya başladılar. Arkadaş satın aldılar. Eş satın aldılar. Dost satın aldılar. Mutluluk satın aldılar. Zevk-i sefa satın aldılar. Makam-mevki satın aldılar. Güç satın aldılar. Onur, şeref satın aldılar. Kısacası, insanoğlunu ilgilendiren her ne varsa bu dünyada, bastılar parayı, satın aldılar. Çünkü paraları vardı! Nasıl kazanıldığı önemli olmayan paralar.
|
| 
| Türkçülük |

| Milletin Kaderi Nasıl Değişecek
Burada anlatılanların yapılabilmesinin de bir tek şartı vardır. O da “Ulusal bilince sahip yöneticilerin” iş başına geçmesidir. Ulusal bilince sahip yöneticilerin de iş başına geçebilmesinin tek şartı, toplumda “Türklüğün Ortak Payda” olmasıdır. İçinde Allah korkusu, vatan, millet sevgisi olan, bu milletin evlatları yönetime gelince, Atatürk dönemindeki gibi kısa sürede çok büyük gelişmeler kaydedilecektir. İş başına gelenler kendileri için değil, millet için çalışacaktır. Yüce Meclis, köşe dönme yeri değil, alın teri döküp, emek vererek bu millete hizmet etme yeri olacaktır.
|
| 
| Türk Mekânları |

| Beypazarı
Burada her şey özel. Burada her şey güzel. Burada her şey bizden. Burada üzerimize çökmüş ve bizi baskı altında tutan hiçbir gücün varlığı söz konusu değil. Ne Çin malları, ne Hollanda peynirleri, ne Fransız peynirleri, ne yabancı marka çikolatalar. Hepsinin yerli ve bizim damak zevkimize uygun seçenekleri mevcut. Burada cadde ve sokak adları bile, bize bizi çağrıştırıyor. Dükkan isimleri de öyle. Kısacası burası bizden, biz de buradanız.
|
|
|