Yazar | 
Muharrem Kılıç |  | | Kişisel Web | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi |  | |  | Maksim Gorki ----------------------- "Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."----------------------- Ekmeğimi Kazanırkeni | | |
| 
El Ne Bilir?
-Muharrem Kılıç-
Suçsuz yere idam sehpasına çıkarılan bütün Türk çocuklarının aziz hatırasına! El ne bilir, garip anam, El ne bilir? El ne anlar halımdan? El, altın kaplama saat takınır, Benim paslı kelepçem, Eksik olmaz kolumdan. El, fikrini bir günde Kırk kalıba uydurur. Ben, yanlışım herhalde ki, Ayrılamam yolumdan. Eller hayat sigortası yaptırır, Ben arkadaşı olmuşum, Korkmuyorum ölümden. El ne bilir, güzel anam, El ne bilir? Havada kar var, soğukmuş, ne gam! Yanar kaloriferler, Yanar sobalar. Soğuk, iliklerine işlemez. Oturdukları, yattıkları yer ıslak değil. Kupkuru, sıcacık odalar. Ya ben garip anam, ya ben! Gölgesi göz bebeklerime nakşolan, Paslı parmaklıklar, Beni gün ışığından mahrum eden, Islak, soğuk dört duvar. Sağımdan, solumdan kaçışır hayvancıklar. Ve genzimi yakan, pis kokular. El bilmez. El bilmez, ben bilirim garip anam! Uyuyabilirsen eğer , Tabanlarındaki sızıdan, Burada da rüya görürsün. Burada da hayal kurmak, Tatlı gelir insana. Bir düşünsene: -Köyde, evimizde, yatağımdayım. Sen sıcak külde bazlama ısıtırsın, Başında namazlığın. Seccaden yanında. Uyandırmaya kıyamazsın, ama, Yine de seslenirsin bana: “Hasan, sabah oldu, Yavrum, kalksana.” Nereden bileceksin ki güzel anam, Aslında uyumuyorum da, Naz etmekteyim sana. Böyle bir sabahı tekrar yaşamak için, Ömrümü veririm ana, Ömrümü veririm ana. Ama artık o da bana ait değil. Onu benden iki kere aldılar. Kara gözlüklerinin arkasına saklanan zalimler, İki kere kalem kırdılar.
Bir Tanrı bilir suçsuzluğumu, Bir de ben. Ama ana, Onca zulmü göze alıp, tekrar: “Ben suçsuzum” diyemem. İnsan olmadıklardan, Merhamet dilenemem. Şişe, jilet, manyeto, tuz, sigara... Yaktılar beni ana, Yaktılar beni ana. “Ben suçsuzum” diyemem, Artık bunlara.
Gözlerim gün yüzüne, Kulağım ezan sesine hasret. Her namazında dua et oğluna, Garip anam, Ve de sabret. Adalet Hakkın adaleti olmazsa, Elbette yanlış olur, Elbet. Tek tipime sinmiş, hücremin kokusu. Kafamda, parmak gibi Demir çubuk izleri. Fareler, takkemdeki kanın peşinde. Kavga ediyorlar şimdi hücremde. İçimde bir umuttu, İpe giderken de olsa, Tekrar görmek sizleri. Bunu da yapmadılar, İnsanlık bitmiş, Olmadı işte, Olmadı be anam! Nasip değilmiş. El ne bilir, yiğit anam, El ne bilir, yürüyerek Hakka varmayı. El ne bilir, garip anam, Halk nedir, Hak nedir? El ne bilir, hak aramayı.
Sakın ağlama, yiğit anam, Sakın ağlama ardımdan. Yüreksizler, görmesinler ağladığını. Yavrusunu yitiren ana yüreğinin, Nasıl yandığını.
Gözlerim gün yüzüne, Kulağım ezan sesine hasret. Her namazda dua et oğluna, Yiğit anam, Her namazda dua et. Muharrem Kılıç 22 Mayıs 2006 İstanbul
Buhari, Enbiya, s. 54 ve Ebu Davud, Edep, s. 6
|
Yalan -Muharrem Kılıç-
Yalan Türk Milletinin karakter yapısına uymayan, namertçe bir eylemdir. Türklüğünün şuurunda olan bir insan, canı pahasına da olsa doğruyu konuşur ve yalana yaklaşmaz. Yani, “yalan söylememek” üstün meziyetlere sahip insanlara has bir özelliktir. Bu özellik herkeste yoktur.
| Ak Paçalı Takla Güvercinlerim Benim...! -Muharrem Kılıç-
Yıldızlar gibi dağılırdı gök yüzüne, Pervane gibi, döne döne. Kah, kendi dünyaya ters düşerdi, Kah, dünya kendine !
|
"Üretmeyin, Üretmeyin! ABD Bizim İçin Üretiyor!" -Muharrem Kılıç-
Bir düşünürün çok güzel bir sözü vardır. “İnsanlara balık vermek yerine onlara balık tutmayı öğretin” der. Burada yatan anlam çok önemlidir. Kısacası düşünür şunu demek ister: Siz ihtiyacı olanlara bir şeyler vererek, onların ihtiyaçlarını sürekli karşılayamazsınız. Bu mümkün değildir. O halde yapılması gereken nedir? İhtiyacı olan insanlara, kendi kendilerine üretim yaparak ihtiyaçlarını karşılamayı öğretmektir. Yani vecizeye dönersek; “Balık vermeyin, balık tutmayı öğretin.” Eğer bir takım art niyetleriniz yoksa eğer!
|
| | 
Muharrem Kılıç
1955 yılında Ankara'da doğdu. İşl, orta, lise ve üniversite öğrenimini Ankara'da yaptı. Bir yıl ilkokul öğretmenliği yaptıkdan sonra İçişleri Bakanlığı'nda memurluk ve Kastamonu Cide'de bir yıl asteğmen olarak askerlik yaptıkdan sonra, Vergi Denetmeni olarak Maliye Bakanlığı'na girdi. Yaklaşık yedi yıl çalışdıktan sonra istifa eserek serbest çalışmayı tercih etdi. 2002 yılında emekli oldu. Halen YMM Denetçiliği ve ticaretle iştigal etmektedir. Evli, ikisi kız, ikisi erkek dört çocuk babasıdır. Geleneksel Türk Süsleme Sanatlarından Ebru, hat ve desen çalışmaları vardır. Sarı Yazma, Al Paçalık, Peştemal ve Kavak Yelleri adlı adlı iki şiir kitabı, Sekiz adet çocuk hikayesi, Deli Dumruş Boğaziçi Köprüsünde adlı hikayelerden oluşan bir kitabı vardır. Son çalışması, Soysuzlar Mektebi Enderun -Türklerin Kaderi adıyla yayınlanmıştır.
|
| 
| Umumi Siyaset |

| Aile Nereye...
Ekonomik gücü olanlar (ki bunlar bu gücü kesinlikle toplumun haklarını çalarak elde etmişlerdi) her şeyi satın almaya başladılar. Arkadaş satın aldılar. Eş satın aldılar. Dost satın aldılar. Mutluluk satın aldılar. Zevk-i sefa satın aldılar. Makam-mevki satın aldılar. Güç satın aldılar. Onur, şeref satın aldılar. Kısacası, insanoğlunu ilgilendiren her ne varsa bu dünyada, bastılar parayı, satın aldılar. Çünkü paraları vardı! Nasıl kazanıldığı önemli olmayan paralar.
|
| 
| Türkçülük |

| Milletin Kaderi Nasıl Değişecek
Burada anlatılanların yapılabilmesinin de bir tek şartı vardır. O da “Ulusal bilince sahip yöneticilerin” iş başına geçmesidir. Ulusal bilince sahip yöneticilerin de iş başına geçebilmesinin tek şartı, toplumda “Türklüğün Ortak Payda” olmasıdır. İçinde Allah korkusu, vatan, millet sevgisi olan, bu milletin evlatları yönetime gelince, Atatürk dönemindeki gibi kısa sürede çok büyük gelişmeler kaydedilecektir. İş başına gelenler kendileri için değil, millet için çalışacaktır. Yüce Meclis, köşe dönme yeri değil, alın teri döküp, emek vererek bu millete hizmet etme yeri olacaktır.
|
| 
| Türk Mekânları |

| Beypazarı
Burada her şey özel. Burada her şey güzel. Burada her şey bizden. Burada üzerimize çökmüş ve bizi baskı altında tutan hiçbir gücün varlığı söz konusu değil. Ne Çin malları, ne Hollanda peynirleri, ne Fransız peynirleri, ne yabancı marka çikolatalar. Hepsinin yerli ve bizim damak zevkimize uygun seçenekleri mevcut. Burada cadde ve sokak adları bile, bize bizi çağrıştırıyor. Dükkan isimleri de öyle. Kısacası burası bizden, biz de buradanız.
|
|
|