Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

1 Ocak 2002

Kemal Tahir

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Türk Şiiri


Ak Paçalı Takla Güvercinlerim Benim...!


-Muharrem Kılıç-


Yıldızlar gibi dağılırdı gök yüzüne,
Pervane gibi, döne döne.
Kah, kendi dünyaya ters düşerdi,
Kah, dünya kendine !

Hepsi birden görülmezdi,
Genelde bakılırdı birine.
Ormanda ağaçlar gibi,
Toplumda açlar gibi,
Unutulmuş yalvaçlar gibi,
Kayıp, her biri.

İradesi dışında,
Taklalar attırılan,
Hayatın her anında,
Her acı tattırılan,
Takla güvercinlerim.

Hayatı tepe taklak,
Ölümü tepe taklak,
Mecburiyetleri yaşayan,
Taklalar atarak.
Bir avuç yeme,
Bir yudum suya,
Bir ömür boyu,
Taklalar attırılan,
Takla güvercinlerim benim.

Her birini tek tek gördüğüm,
Her birine değer verdiğim,
Her birini çok sevdiğim,
Ak paçalı, takla güvercinlerim benim.

 

 

Şenpazar’ın orman denizinde,
Kimsenin bilmediği,
Televizyoncuların gelmediği,
Yetkililerin - sorumluların ilgilenmediği,
Kayıp köyünde,
-Taş döşeli kaldırımdaki yarıklar arasından,
Amaçsız, çaresiz,kimsesiz,
Yeşerip boy veren incir fidanı gibi -yükselen,
Sarı saçlı, mavi gözlü,
Buğday tenli kadersizim !

Aşı, ekmeği, suyu Mevla’dan,
Yaratılıştan, huyu Mevla’dan,
Fakirin düğünü, toyu Mevla’dan,
Niye geldiğini bilmeden, dünyaya,
Eller, dünyayı taşıyorken aya,
En güvenli taşıt :Katır,
En tehlikeli silah:Satır,
En saygıdeğer ölü:Yatır,
Onun dünyasında..!
Ne demişti Hayyam:
“Ne mutlu doğmayana”

Madende şehit olmuş, garip Ali’nin,
Beş yetimini bekler,
Yirmi beş yaşında dul !
Gülden’im,
Ak paçalı, kadersiz, takla güvercinim benim.

 

 

 

Umut dağlar gibi büyük.
Umut, erkeğin sırtında yük.
Umut, hazine gömülü höyük.
Umut Almanya,
Hollanda, Danimarka,
Umut, uzaktaki her yer.
Umut acı,
Umut, gurbet.
Umut, gavur ellerinde,
Boyuna beraber pislik.
Çöplerini toplamak,
Sokaklarını süpürmek,
Emredileni yapmak,
Koyunlarına girmek.

Umut, bu kara dinlilere hizmet etmek.
“Bizimki son peygamber,
En son din bizimki” diyerek.

İnşaatın kırkıncı katında,
“İmirin iti gibi” titreyerek,
Çoluk-çocuk ne durumda,
Bilmeyerek.

O acı ekmeği toplamak için,
Yurdundan yuvasından,
Dağından, ovasından,
Aşkından, sevdasından kopup,
Yemeyen, biriktiren,
Fotr şapka, atlas gravat,
Çanta radyoyla köye dönen,

 


Memedim, Hasanım, Hüseyinim,
Döviz darpanelerim benim..!
“Benim işçim, benim köylüm”
Ak paçalı, kara bıyıklı,
Takla güvercinlerim benim.

*

Kafam kıyak abi,
Çekmişim baliyi ki, uçuyorum.
Hava soğukmuş,
Kar yağıyormuş, ne gam.!
Her yer benim abi,
Ne yurdum var, ne yuvam.!
Apartman girişleri, ne de olsa,
Sıcak oluyor sokaktan.
Bir de karton atarsan altına,
Yumuşaktır, kuş tüyü yataktan.


On, on beşimiz bir arada,
Sokak köpeklerine sarılır yatarız,
Buz gibi betonlarda.

Sokak çocuğu diyorlar bize.
Sanki kendimiz geldik dünyaya,
Kendi kendimize.
Annemiz anne, babamız baba olsaydı,
Kara itler gülmezdi halimize.
Bizim için, nutuklar atılıyor,
Yazılar yazılıyor,
Programlar yapılıyor,

 

 


Yurtlar-yuvalar kuruluyor.
Bu yurtlarda ,
Tecavüze uğruyor kardeşlerimiz.
Ah, o şerefsiz köpekler..!
Sokaklar yurtlardan daha emin.
Daha güvenli.
Hiç olmazsa “diğerleri”,
Aramıza giremezler.

Hangi birini söyleyim size,
Hangi acımı anlatayım?
Hem anlatsam ne değişecek ki?
Sonuç, üç beş resim,
Üç beş satır yazı,
Yirmi dakkalık bir program.
Sonra, herkes sıcak yuvasında,
Çoluk-çocuğuyla,
Tok karına,
Tertemiz pijamalarla,
Oturup bizi seyrediyor,
Okuyor,
Dinliyor.

Hani vicdan?
Hani insan?
Hani iman?

Dünya halen nasıl dönüyor?
Nasıl? Kıyamet kopmadan!
Bilmiyorum abi..!

 

 


Babamın boynuna sarılmak,
Annemin dizinde uyumak,
Kardeşlerimle top oynamak,
Tertemiz bir yatakta,
Sıcacık bir odada,
Bekçi düdüğü,
Sapık korkusu olmadan,
Saatin ziliyle uyanmak,
Yeni bir güne başlamak,
Kim bilir ne kadar güzeldir.

Benim, doğduğuna pişman,
Kendine düşman,
Çaresizlerim,
Kadersizlerim,
Uçmayı öğrenmeden, yuvadan atılmış,
Ak paçalı, yavru takla güvercinlerim..!

 

 

 

“Arkadaş”.
Ne güzel sözcük.
Anlamlı, sıcak, samimi.
Nereden bilebilirdim ki,
En yakınımdaki arkadaşımın,
En büyük düşmanım olduğunu?

Arkadaşıma uydum,
Bir oğlanla tanıştırdı beni,
Şirin, yakışıklı.
Bilgili, akıllı.
O her şeyi biliyordu.
Hayrandım ona.

 

 


Kendimi çok mutlu hissederdim,
Girince onun koluna.
Öyle sıkı sarılırdım ki,
Kolunun kanı kesilirdi belki.
Onda kaybolmak isterdim adeta.
Onun bir parçasıydım sanki.

Annem, babam, ailem yoktu gözümde.
Benim için her şeyi yapmalarına rağmen,
Sevmiyordum onları.
Doğru, yanlış, her söylediklerine kızıyordum.
Beni kurtarmaya yetmedi çabaları.

Arkadaşımla birlikte,
Duman altı oluyorduk,
Çirkin davranışlarımız yüzünden,
Parklardan, sinemalardan kovuluyorduk.
Olsun, O vardı ya, yeter. !
O her şeydi benim için.
“Hayata yüz vermeyecektik.”
Hem zaten, biz evlenecektik.

Beynim zonkluyor,
Kafatasım çatlayacak gibi ağrıyordu.
Dünya, etrafımda hızla dönüyor,
Midemde ne varsa çıkmak istiyordu.
Soğuk ve pis kokulu bir otel odasında,
Yapayalnız ve çırılçıplak.

Tek başımaydım.
Kirli, pis, kan revan içinde,
Bir başıma.
O yoktu şimdi yanımda.
Bir daha görmedim O’nu.

 

 

O, beş bin dolarını almış,
Yeni avlar bulmak için,
Topluma karışmıştı çoktan.
Ben ise bunları hiç tanımıyordum.
Senetler, dayaklar, imzalar,
Uyuşturucular,
Senaryosuz filmler,
Şerefsizler, alçaklar, adiler.
Dünyamı onlar dolduruyordu artık.
Köleydim ben,
İnsan kopyalarken insanlık.

Annem, babam, kardeşlerim,
Per perişanlar evde.
Oyuncak bebeklerim mahzun,
Bomboş odamda,
Beyaz gelinliklerse vitrinde.!

Pis bir hayatı yaşamak için,
Hayat süren leşler,
Şeytanın çocukları,
Kalleşler,
Bizi harcadılar, yok ettiler.
Birileri ise onları korudular,
Bana da –belge- verdiler.

Dünya neden döner hala,
Niçin atomlarına ayrılıp,
Dağılmaz, kaybolmaz uzayda?
Bu düzen devam ediyor,
Kör tuttuğunu bırakmıyor, ne fayda.!

 

 


Ana, baba, kardeş, arkadaş,
Kendiyle savaşın kurbanı,
Gülbeden’im.
Alın yazısı kara,
Gönlü ak,
Ak paçalı, lekeli takla güvercinim benim.

 

 

Yıldızlar üşürken,
Bembeyaz kara bakarak,
Yıldızlarla üşüdün.
Isınmaya çalıştın bazen,
Bir sigara yakarak.
Onu da öyle içtin.!
Komutan görecek diye ,
Korkarak.!

El rahat uyudu,
Sen uyanıktın.
El kapkara oldu,
Sen kardan aktın.
El sıcak yatağında rahat,
Sen yuvandan uzaktın.

Tüfeğine sarıldın ,
Yavukluna sarılır gibi.
Kalleşçe vuruldun,
Hesabı sorulur gibi.
Toprağa serildin,
Kıymetin bilinir gibi.
Bizlere kırıldın,
Vefa, bulunur gibi.!

 

 

Boğazda rakılar içildi,
Dolarlar havaya saçıldı.
Eskiler tekrar seçildi.
Doğruluktan vaz geçildi.
Vatan yad ele açıldı.
Varlığı ele saçıldı.
Devlet iyice küçüldü.
Hırsızlar semirdi, seçildi.
Sen nöbette üşüyorken,
Topraklara düşüyorken,
Olanlara şaşıyorken,
Şehidini taşıyorken:
“Bir dağın sırtında ,
Dağ varmış gibi”
Mehmedim.

Vatan kutsaldı,
Nöbet kutsaldı,
Şehit kutsaldı,
Yüz bininiz Sarıkamış’ta,
İki yüzünüz Çanakkale’de,
Taş bile dikemedik,
De ki elde ne kaldı?

Ak güvercinler kadar ak,
Sonsuzluğa uçtunuz,
Taklalar atarak.

Ak paçalarınız ,
Kızıl kan oldu.
Yiğitçe düştünüz toprağa,
Yaranız kanayarak.
“Şehitler için ölü demeyiniz...”

 


Ayetini anlayarak.
Bize düşen ise,
Sizlere layık olmak.

Taşsız mezarlarınızdan,
Ağsanız gök yüzüne,
Ak güvercinler gibi,
Kaplarsınız da gök yüzünü,
Bu yurda güneş düşmez.

Yiğitlerim, abilerim, kardeşlerim.
Hasan’larım, Ali’lerim, Mehmet’lerim.
Ak paçaları kızıl kanlı,
Takla güvercinlerim benim.

 

Bu devlete şeref, şanla,
Hizmet ederken imanla,
Devletin gücünü ardına alıp,
Zalimleşmeyen,
Milletine sahip çıkıp,
Ayrı düşmeyen,

Milletine hizmeti şeref bilerek,
Milleti uğruna her gün ölerek,
Ölüme kucak açan,
Daim gülerek,
Yaptığıyla övünmeyen,
Kayıbıyla dövünmeyen,
Milletine görünmeyen

Her savaşa önce giden,
Yiğit mi yiğit, sahiden,
Kartal pençeli,
Keskin gözlü,
Şeffaf takla güvercinlerim benim.


Statlar insan havuzu,
Denizde balık,
Stadyumda insan.
Yeşil saha, meşin top,
Koşan bir avuç adam.
Kupalar, transferler,
Paralar, mankenler,
Tapılacak renkler,
Rüyalara giren yıldızlar,
Kendinden vazgeçmeye razı kızlar.

Büyünün malzemesi bunlar.
Bunlarla yapılırmış bu büyü.

Ekonomi, siyaset,
İthalat-İhracat,
Milli gelir, adalet, müsavat.!
Bunları konuşan, bir avuç zevat.

Hey benim garip gençliğim,
Milyonları, meşin topun kölesi,
Bir o kadar, bilardosu, ”cafe”si,
Çoğunun açlıktan kokar nefesi.
Gelecek, sizlerle nasıl kurulur?
Dünyanın önünde nasıl durulur?
Elbette denize düşen,
Yılana sarılır.

Gençliğim, harcanan zamana eyvah.!
Boşuna harcanan,
Gümana eyvah.
Vatan yangın yeri,
Dumana eyvah.

Bu yurt,
Sen var olursan vardır.
Sen bitmişsen, bize;
Dünyalar dardır.
Şehitler hakkını unutmak ardır.

 


Cümlesi, göz bayıcı,
Bakarken baydılar bizi.
“Koyun olduk da meleştik,
Sürüye saydılar bizi.”

Allah, peygamber, din deyip,
Bir güzel soydular bizi.
Veletlerini okutup,
Kıyıya koydular bizi.
Her biri usta oymacı,
Oydukça oydular bizi.

“Ey insanlar; “Bizi ,
Davar sürüsünü güder gibi
Güt” demeyin” diyor ayet,
Gençlik bunu, Arapça kurandan ,
Seksen yılda, zor da olsa,
Söküyor, nihayet.

Yüz yılarca uyutuldun,
Yeni değil bu uyku.
Kuran bu yüzden Arapça,
Simsarlarda bu korku.
Öğrenirsen dini sen,
Senden olmaz bir farkı.
Din bedava sermaye,
Yok ki Allah’tan korku.

Uyan,gençliğim uyan.
Fikri hür, vicdanı hür,
İlmi hür, irfanı hür.
Bir nesil yetiştir ki
Bitsin bu çile.

Geleceğim, benim neslim,
Siz bensiniz, ben sizdenim.
Ak paçalı, zavallı takla güvercinlerim benim

 

 

Ak güvercinler doğmadan ölmesin.
Simsarlar halimize gülmesin.
Analar saçlarını yolmasın,
Birfani, naçar kalmasın,

 

 

 

 

Muharrem Kılıç

1 Ocak 2002

İstanbul



"Üretmeyin, Üretmeyin! ABD Bizim İçin Üretiyor!" -Muharrem Kılıç-


Bir düşünürün çok güzel bir sözü vardır. “İnsanlara balık vermek yerine onlara balık tutmayı öğretin” der. Burada yatan anlam çok önemlidir. Kısacası düşünür şunu demek ister: Siz ihtiyacı olanlara bir şeyler vererek, onların ihtiyaçlarını sürekli karşılayamazsınız. Bu mümkün değildir. O halde yapılması gereken nedir? İhtiyacı olan insanlara, kendi kendilerine üretim yaparak ihtiyaçlarını karşılamayı öğretmektir. Yani vecizeye dönersek; “Balık vermeyin, balık tutmayı öğretin.” Eğer bir takım art niyetleriniz yoksa eğer!



Kurtlar  -Muharrem Kılıç-


Köpekle kurt bir olur mu?

Köpek farklı, kurt farklıdır.

Köpek kapıda zincirli,

Kurtlar dağlarda saklıdır.



Tek Başına  -Muharrem Kılıç-


Dinleyin  oğullarım,

Kızlarım dinleyin.

Kendiniz bulamazsanız da bu gerçeği,

Duymadık demeyin.

Hayat tek başına yaşanır oğul,

Tek başına çekilir çileler.

Gözüm, ruhum dediğin yakınlarının

Bilmediği neler yaşanır neler.


 

Muharrem Kılıç


1955 yılında Ankara'da doğdu. İşl, orta, lise ve üniversite öğrenimini Ankara'da yaptı. Bir yıl ilkokul öğretmenliği yaptıkdan sonra İçişleri Bakanlığı'nda memurluk ve Kastamonu Cide'de bir yıl asteğmen olarak askerlik yaptıkdan sonra, Vergi Denetmeni olarak Maliye Bakanlığı'na girdi. Yaklaşık yedi yıl çalışdıktan sonra istifa eserek serbest çalışmayı tercih etdi. 2002 yılında emekli oldu. Halen YMM Denetçiliği ve ticaretle iştigal etmektedir. Evli, ikisi kız, ikisi erkek dört çocuk babasıdır. Geleneksel Türk Süsleme Sanatlarından Ebru, hat ve desen çalışmaları vardır.

 

Sarı Yazma, Al Paçalık, Peştemal ve  Kavak Yelleri adlı  adlı iki şiir kitabı, Sekiz adet çocuk hikayesi, Deli Dumruş Boğaziçi Köprüsünde adlı hikayelerden oluşan bir kitabı vardır. Son çalışması, Soysuzlar Mektebi Enderun -Türklerin Kaderi adıyla yayınlanmıştır.


 Umumi Siyaset



Aile Nereye...


Ekonomik gücü olanlar (ki bunlar bu gücü kesinlikle toplumun haklarını çalarak elde etmişlerdi) her şeyi satın almaya başladılar.

Arkadaş satın aldılar.

Eş satın aldılar.

Dost satın aldılar.

Mutluluk satın aldılar.

Zevk-i sefa satın aldılar.

Makam-mevki satın aldılar.

Güç satın aldılar.

Onur, şeref satın aldılar.

Kısacası, insanoğlunu ilgilendiren her ne varsa bu dünyada, bastılar parayı, satın aldılar.

Çünkü paraları vardı!

Nasıl kazanıldığı önemli olmayan paralar.


 Türkçülük



Milletin Kaderi Nasıl Değişecek


Burada anlatılanların yapılabilmesinin de bir tek şartı vardır. O da “Ulusal bilince sahip yöneticilerin” iş başına geçmesidir. Ulusal bilince sahip yöneticilerin de iş başına geçebilmesinin tek şartı, toplumda “Türklüğün Ortak Payda” olmasıdır. İçinde Allah korkusu, vatan, millet sevgisi olan, bu milletin evlatları yönetime gelince, Atatürk dönemindeki gibi kısa sürede çok büyük gelişmeler kaydedilecektir. İş başına gelenler kendileri için değil, millet için çalışacaktır. Yüce Meclis, köşe dönme yeri değil, alın teri döküp, emek vererek bu millete hizmet etme yeri olacaktır.


 Türk Mekânları



Beypazarı


Burada her şey özel. Burada her şey güzel. Burada her şey bizden. Burada üzerimize çökmüş ve bizi baskı altında tutan hiçbir gücün varlığı söz konusu değil. Ne Çin malları, ne Hollanda peynirleri, ne Fransız peynirleri, ne yabancı marka çikolatalar. Hepsinin yerli ve bizim damak zevkimize uygun seçenekleri mevcut. Burada cadde ve sokak adları bile, bize bizi çağrıştırıyor. Dükkan isimleri de öyle. Kısacası burası bizden, biz de buradanız.