Yıldızlar gibi dağılırdı gök yüzüne,
Pervane gibi, döne döne.
Kah, kendi dünyaya ters düşerdi,
Kah, dünya kendine !
Hepsi birden görülmezdi,
Genelde bakılırdı birine.
Ormanda ağaçlar gibi,
Toplumda açlar gibi,
Unutulmuş yalvaçlar gibi,
Kayıp, her biri.
İradesi dışında,
Taklalar attırılan,
Hayatın her anında,
Her acı tattırılan,
Takla güvercinlerim.
Hayatı tepe taklak,
Ölümü tepe taklak,
Mecburiyetleri yaşayan,
Taklalar atarak.
Bir avuç yeme,
Bir yudum suya,
Bir ömür boyu,
Taklalar attırılan,
Takla güvercinlerim benim.
Her birini tek tek gördüğüm,
Her birine değer verdiğim,
Her birini çok sevdiğim,
Ak paçalı, takla güvercinlerim benim.
Şenpazar’ın orman denizinde,
Kimsenin bilmediği,
Televizyoncuların gelmediği,
Yetkililerin - sorumluların ilgilenmediği,
Kayıp köyünde,
-Taş döşeli kaldırımdaki yarıklar arasından,
Amaçsız, çaresiz,kimsesiz,
Yeşerip boy veren incir fidanı gibi -yükselen,
Sarı saçlı, mavi gözlü,
Buğday tenli kadersizim !
Aşı, ekmeği, suyu Mevla’dan,
Yaratılıştan, huyu Mevla’dan,
Fakirin düğünü, toyu Mevla’dan,
Niye geldiğini bilmeden, dünyaya,
Eller, dünyayı taşıyorken aya,
En güvenli taşıt :Katır,
En tehlikeli silah:Satır,
En saygıdeğer ölü:Yatır,
Onun dünyasında..!
Ne demişti Hayyam:
“Ne mutlu doğmayana”
Madende şehit olmuş, garip Ali’nin,
Beş yetimini bekler,
Yirmi beş yaşında dul !
Gülden’im,
Ak paçalı, kadersiz, takla güvercinim benim.
Umut dağlar gibi büyük.
Umut, erkeğin sırtında yük.
Umut, hazine gömülü höyük.
Umut Almanya,
Hollanda, Danimarka,
Umut, uzaktaki her yer.
Umut acı,
Umut, gurbet.
Umut, gavur ellerinde,
Boyuna beraber pislik.
Çöplerini toplamak,
Sokaklarını süpürmek,
Emredileni yapmak,
Koyunlarına girmek.
Umut, bu kara dinlilere hizmet etmek.
“Bizimki son peygamber,
En son din bizimki” diyerek.
İnşaatın kırkıncı katında,
“İmirin iti gibi” titreyerek,
Çoluk-çocuk ne durumda,
Bilmeyerek.
O acı ekmeği toplamak için,
Yurdundan yuvasından,
Dağından, ovasından,
Aşkından, sevdasından kopup,
Yemeyen, biriktiren,
Fotr şapka, atlas gravat,
Çanta radyoyla köye dönen,
Memedim, Hasanım, Hüseyinim,
Döviz darpanelerim benim..!
“Benim işçim, benim köylüm”
Ak paçalı, kara bıyıklı,
Takla güvercinlerim benim.
*
Kafam kıyak abi,
Çekmişim baliyi ki, uçuyorum.
Hava soğukmuş,
Kar yağıyormuş, ne gam.!
Her yer benim abi,
Ne yurdum var, ne yuvam.!
Apartman girişleri, ne de olsa,
Sıcak oluyor sokaktan.
Bir de karton atarsan altına,
Yumuşaktır, kuş tüyü yataktan.
On, on beşimiz bir arada,
Sokak köpeklerine sarılır yatarız,
Buz gibi betonlarda.
Sokak çocuğu diyorlar bize.
Sanki kendimiz geldik dünyaya,
Kendi kendimize.
Annemiz anne, babamız baba olsaydı,
Kara itler gülmezdi halimize.
Bizim için, nutuklar atılıyor,
Yazılar yazılıyor,
Programlar yapılıyor,
Yurtlar-yuvalar kuruluyor.
Bu yurtlarda ,
Tecavüze uğruyor kardeşlerimiz.
Ah, o şerefsiz köpekler..!
Sokaklar yurtlardan daha emin.
Daha güvenli.
Hiç olmazsa “diğerleri”,
Aramıza giremezler.
Hangi birini söyleyim size,
Hangi acımı anlatayım?
Hem anlatsam ne değişecek ki?
Sonuç, üç beş resim,
Üç beş satır yazı,
Yirmi dakkalık bir program.
Sonra, herkes sıcak yuvasında,
Çoluk-çocuğuyla,
Tok karına,
Tertemiz pijamalarla,
Oturup bizi seyrediyor,
Okuyor,
Dinliyor.
Hani vicdan?
Hani insan?
Hani iman?
Dünya halen nasıl dönüyor?
Nasıl? Kıyamet kopmadan!
Bilmiyorum abi..!
Babamın boynuna sarılmak,
Annemin dizinde uyumak,
Kardeşlerimle top oynamak,
Tertemiz bir yatakta,
Sıcacık bir odada,
Bekçi düdüğü,
Sapık korkusu olmadan,
Saatin ziliyle uyanmak,
Yeni bir güne başlamak,
Kim bilir ne kadar güzeldir.
Benim, doğduğuna pişman,
Kendine düşman,
Çaresizlerim,
Kadersizlerim,
Uçmayı öğrenmeden, yuvadan atılmış,
Ak paçalı, yavru takla güvercinlerim..!
“Arkadaş”.
Ne güzel sözcük.
Anlamlı, sıcak, samimi.
Nereden bilebilirdim ki,
En yakınımdaki arkadaşımın,
En büyük düşmanım olduğunu?
Arkadaşıma uydum,
Bir oğlanla tanıştırdı beni,
Şirin, yakışıklı.
Bilgili, akıllı.
O her şeyi biliyordu.
Hayrandım ona.
Kendimi çok mutlu hissederdim,
Girince onun koluna.
Öyle sıkı sarılırdım ki,
Kolunun kanı kesilirdi belki.
Onda kaybolmak isterdim adeta.
Onun bir parçasıydım sanki.
Annem, babam, ailem yoktu gözümde.
Benim için her şeyi yapmalarına rağmen,
Sevmiyordum onları.
Doğru, yanlış, her söylediklerine kızıyordum.
Beni kurtarmaya yetmedi çabaları.
Arkadaşımla birlikte,
Duman altı oluyorduk,
Çirkin davranışlarımız yüzünden,
Parklardan, sinemalardan kovuluyorduk.
Olsun, O vardı ya, yeter. !
O her şeydi benim için.
“Hayata yüz vermeyecektik.”
Hem zaten, biz evlenecektik.
Beynim zonkluyor,
Kafatasım çatlayacak gibi ağrıyordu.
Dünya, etrafımda hızla dönüyor,
Midemde ne varsa çıkmak istiyordu.
Soğuk ve pis kokulu bir otel odasında,
Yapayalnız ve çırılçıplak.
Tek başımaydım.
Kirli, pis, kan revan içinde,
Bir başıma.
O yoktu şimdi yanımda.
Bir daha görmedim O’nu.
O, beş bin dolarını almış,
Yeni avlar bulmak için,
Topluma karışmıştı çoktan.
Ben ise bunları hiç tanımıyordum.
Senetler, dayaklar, imzalar,
Uyuşturucular,
Senaryosuz filmler,
Şerefsizler, alçaklar, adiler.
Dünyamı onlar dolduruyordu artık.
Köleydim ben,
İnsan kopyalarken insanlık.
Annem, babam, kardeşlerim,
Per perişanlar evde.
Oyuncak bebeklerim mahzun,
Bomboş odamda,
Beyaz gelinliklerse vitrinde.!
Pis bir hayatı yaşamak için,
Hayat süren leşler,
Şeytanın çocukları,
Kalleşler,
Bizi harcadılar, yok ettiler.
Birileri ise onları korudular,
Bana da –belge- verdiler.
Dünya neden döner hala,
Niçin atomlarına ayrılıp,
Dağılmaz, kaybolmaz uzayda?
Bu düzen devam ediyor,
Kör tuttuğunu bırakmıyor, ne fayda.!
Ana, baba, kardeş, arkadaş,
Kendiyle savaşın kurbanı,
Gülbeden’im.
Alın yazısı kara,
Gönlü ak,
Ak paçalı, lekeli takla güvercinim benim.
Yıldızlar üşürken,
Bembeyaz kara bakarak,
Yıldızlarla üşüdün.
Isınmaya çalıştın bazen,
Bir sigara yakarak.
Onu da öyle içtin.!
Komutan görecek diye ,
Korkarak.!
El rahat uyudu,
Sen uyanıktın.
El kapkara oldu,
Sen kardan aktın.
El sıcak yatağında rahat,
Sen yuvandan uzaktın.
Tüfeğine sarıldın ,
Yavukluna sarılır gibi.
Kalleşçe vuruldun,
Hesabı sorulur gibi.
Toprağa serildin,
Kıymetin bilinir gibi.
Bizlere kırıldın,
Vefa, bulunur gibi.!
Boğazda rakılar içildi,
Dolarlar havaya saçıldı.
Eskiler tekrar seçildi.
Doğruluktan vaz geçildi.
Vatan yad ele açıldı.
Varlığı ele saçıldı.
Devlet iyice küçüldü.
Hırsızlar semirdi, seçildi.
Sen nöbette üşüyorken,
Topraklara düşüyorken,
Olanlara şaşıyorken,
Şehidini taşıyorken:
“Bir dağın sırtında ,
Dağ varmış gibi”
Mehmedim.
Vatan kutsaldı,
Nöbet kutsaldı,
Şehit kutsaldı,
Yüz bininiz Sarıkamış’ta,
İki yüzünüz Çanakkale’de,
Taş bile dikemedik,
De ki elde ne kaldı?
Ak güvercinler kadar ak,
Sonsuzluğa uçtunuz,
Taklalar atarak.
Ak paçalarınız ,
Kızıl kan oldu.
Yiğitçe düştünüz toprağa,
Yaranız kanayarak.
“Şehitler için ölü demeyiniz...”
Ayetini anlayarak.
Bize düşen ise,
Sizlere layık olmak.
Taşsız mezarlarınızdan,
Ağsanız gök yüzüne,
Ak güvercinler gibi,
Kaplarsınız da gök yüzünü,
Bu yurda güneş düşmez.
Yiğitlerim, abilerim, kardeşlerim.
Hasan’larım, Ali’lerim, Mehmet’lerim.
Ak paçaları kızıl kanlı,
Takla güvercinlerim benim.
Bu devlete şeref, şanla,
Hizmet ederken imanla,
Devletin gücünü ardına alıp,
Zalimleşmeyen,
Milletine sahip çıkıp,
Ayrı düşmeyen,
Milletine hizmeti şeref bilerek,
Milleti uğruna her gün ölerek,
Ölüme kucak açan,
Daim gülerek,
Yaptığıyla övünmeyen,
Kayıbıyla dövünmeyen,
Milletine görünmeyen
Her savaşa önce giden,
Yiğit mi yiğit, sahiden,
Kartal pençeli,
Keskin gözlü,
Şeffaf takla güvercinlerim benim.
Statlar insan havuzu,
Denizde balık,
Stadyumda insan.
Yeşil saha, meşin top,
Koşan bir avuç adam.
Kupalar, transferler,
Paralar, mankenler,
Tapılacak renkler,
Rüyalara giren yıldızlar,
Kendinden vazgeçmeye razı kızlar.
Büyünün malzemesi bunlar.
Bunlarla yapılırmış bu büyü.
Ekonomi, siyaset,
İthalat-İhracat,
Milli gelir, adalet, müsavat.!
Bunları konuşan, bir avuç zevat.
Hey benim garip gençliğim,
Milyonları, meşin topun kölesi,
Bir o kadar, bilardosu, ”cafe”si,
Çoğunun açlıktan kokar nefesi.
Gelecek, sizlerle nasıl kurulur?
Dünyanın önünde nasıl durulur?
Elbette denize düşen,
Yılana sarılır.
Gençliğim, harcanan zamana eyvah.!
Boşuna harcanan,
Gümana eyvah.
Vatan yangın yeri,
Dumana eyvah.
Bu yurt,
Sen var olursan vardır.
Sen bitmişsen, bize;
Dünyalar dardır.
Şehitler hakkını unutmak ardır.
Cümlesi, göz bayıcı,
Bakarken baydılar bizi.
“Koyun olduk da meleştik,
Sürüye saydılar bizi.”
Allah, peygamber, din deyip,
Bir güzel soydular bizi.
Veletlerini okutup,
Kıyıya koydular bizi.
Her biri usta oymacı,
Oydukça oydular bizi.
“Ey insanlar; “Bizi ,
Davar sürüsünü güder gibi
Güt” demeyin” diyor ayet,
Gençlik bunu, Arapça kurandan ,
Seksen yılda, zor da olsa,
Söküyor, nihayet.
Yüz yılarca uyutuldun,
Yeni değil bu uyku.
Kuran bu yüzden Arapça,
Simsarlarda bu korku.
Öğrenirsen dini sen,
Senden olmaz bir farkı.
Din bedava sermaye,
Yok ki Allah’tan korku.
Uyan,gençliğim uyan.
Fikri hür, vicdanı hür,
İlmi hür, irfanı hür.
Bir nesil yetiştir ki
Bitsin bu çile.
Geleceğim, benim neslim,
Siz bensiniz, ben sizdenim.
Ak paçalı, zavallı takla güvercinlerim benim
Ak güvercinler doğmadan ölmesin.
Simsarlar halimize gülmesin.
Analar saçlarını yolmasın,
Birfani, naçar kalmasın,