
Özgürlük
ve Kahramanlık Şairi: Ahmet Cevat
-Fuat Uçar-
Milletlerin tarihi ve kültürel
derinliğinin en önemli göstergesi edebiyatıdır. Çünkü edebiyat
doğrudan doğruya milletin hayatından kaynaklanır ve onu yansıtır.
Türk Edebiyatı’da Türk milletinin köklü
tarihini, engin ruh halini, zengin kültürünü yansıtır. Bu nedenle
edebiyatımızda aynen tarihimiz gibi asırlara ve coğrafyaya sığmayan
bir karakter taşımaktadır.
Yusuf Has Hacip’le bilgeliğe doymuş, Kaşgarlı Mahmut’la kendini bulmuş, Dede Korkut’la soy soylamış, boy
boylamış, Nasrettin Hoca ile güldürmüş, Yunus Emre ile hakka varmış,
Fuzüli ile çöllere düşmüş, Köroğlu’yla coşmuş, Cengiz Aytmatov’la
gürlemiştir.
Görüldüğü gibi Türk milleti zengin bir
edebiyatın mirasçısıdır. Fakat bizlerin bu zenginliği yeterince
tanıdığı ve faydalandığı söylenemez.
Milleti millet yapan değerlerin varlığı
gibi bu önemli kişilerde kültür hayatımızda, hemen herkesin bildiği,
tanıdığı yol göstericiler, ışık tutanlardır. Ama bazıları vardır ki
eserleri, düşünceleri yaşadığı halde duyulmamış ve isimleri
unutulmuş niceleri bulunmaktadır.
Eserleriyle, yaşam mücadelesiyle hayatı
pahasına katkı sağlamış, Azerbaycan’ın İstiklal şairi Ahmet Cevat’ta
bunlardan biridir. (Ahmad Javad,
Ahmet Cevad, Ahmed Cevad)
Tanıtmaya çalışacağım şair, Azerbaycan
Edebiyatı içerisinde şiir alanında tanınan, Türkiye’deki şiir
akımının da etkisi altında kalan ve dönemin bütün heyecanlarını
üzerinde toplayan Ahmet Cevat’tır.
Türkiye’de öğrenim gören Azerilerin
Ahmet Cevat üzerinde önemli etkisi olur. Ahmet Cevat adını, aynı
dönemde Türkiye’de yaşamış olan dilbilimci Ahmet Cevat (Emre) den
almıştır.
5 Mayıs 1892’de Gence’de doğan Ahmet
Cevat, küçük yaşta yetim kaldığı için ağabeyleri okutur. 1912’de
okulu çok iyi dereceyle bitiren Ahmet Cevat öğretmenlik yapmaya
başlar. Azerbaycan milli kimliğinin oluşması için mücadele verir,
demokratik ve modern bir Azerbaycan’ı hedefler.
Daha öğrenciyken şiirleri çevresinin ve
öğretmenlerinin dikkatini çeker. “Koşma” adlı ilk şiir
kitabını 1916’da, “Dalga” adlı ikinci kitabını da 1919’da
yayınlar. Bu kitapları okuyucular arasında ilgiyle karşılanır.
1912-1913 yıllarında, Azerbaycan’da Türk
ordusu için maddi yardım toplanır. Bir çok genç Türk ordusunda
savaşmak için İstanbul’da kurulan “Kafkas Gönüllüleri Birliği”ne
yazılırken, henüz 20 yaşında olan Ahmet Cevat’ta bu gönüllülerle
Türk ordusuna katılmıştır.
Ahmet Cevat, 1915’te Ermeni katliamına
maruz kalmış Kars-Erzurum yöresine yardım amacıyla düzenlenen
“Kardaş Kömeği” adıyla bilinen faaliyetlere aktif olarak
katılmış, cephe vekili Hüsrev Paşa’nın yardımcısı ve sorumlu katibi
olarak maddi yardım dağıtmış, yaralı ve esir Türk askerlerin ziyaret
ederek onların ihtiyaçlarını karşılamıştır.
I.Dünya Savaşı yıllarında, işgal
edilerek Batum’a bağlanan Artvin’de, Rize’de, Trabzon’da ve
Erzurum’da bulunmuştur. Kafkasya’daki Türk esir askerlerinin en çok
sevdiği şair Ahmet Cevat’tır.
Ahmet Cevat’ın yaratıcılığında
Türkiye’nin önemli bir yeri vardır. Döneminde diğer aydınlar gibi
Ahmet Cevat’ta Türkiye’yi yakından izlemiştir, Türkiye’nin toplumsal
ve kültürel hayatıyla sıkı ilişkileri de olmuştur. Bu nedenle
şiirlerinde, Türkiye’deki bir çok siyasi, sosyal yaşantıların,
olayların etkilerini görmek mümkündür. Bu dönemde Türkiye’den çok
şey umuluyor ve bekleniliyordu.
Bu yakın ilişkiler ve beklentiler;
Şehidlere, Türk Ordusuna, Ey Asker, Çırpınırdı Karadeniz, Şehid
Esir, Ben Bulmuşam, İstanbul, İngiliz ve Bismillah gibi şiirlerinde
görülmektedir.
Bu şiirlerinde, Türkiye özlenen,
beklenen bir sevgili, bütün Türklerin ordusu ve bazen de olağanüstü
özellikleri olan bir kurtarıcı olarak yer alır. Ya da o cennetini
açık gözle görülen bir rüyada, Türkiye’de bulmuştur.
Böylece şair Türkiye’nin acı ve
sıkıntıları ile yakından ilgilidir. İstanbul’un işgali altında
yazdığı şiirde, sadece Türkiye’nin değil bütün Türklerin başkenti
olarak gördüğü İstanbul’a ve dünyadaki bütün Türklerin kırılan
ümitlerine göz yaşı döker.
Yine Ahmet Cevat, Türkiye’yle ilgili
şiirlerin bir bölümünde de Türk ordusuna duyulan sevgi ve
minnettarlık duygularını işlemiştir. Türk ordusu Azerbaycan’ı hem
İngiliz işgalinden kurtarmış, hem de Rus ve Ermeni baskısına karşı
kollamıştır.
Hepimizin bildiği ya da duyduğu o meşhur
“Çırpınırdı Karadeniz” şiirinde;
Çırpınırdın
Karadeniz
Bakıp Türkün Bayrağına
Ah diyerdin hiç ölmezdin
Düşebilsem ayağına
İnciler dök gel yoluna
Sırmalar düz sağ soluna
Fırtınalar dursun yana
Selam Türkün Bayrağına
Dost elinden esen yeller
Bana şiir…selam söyler
Olsun bizim bütün eller
Kurban Türk’ün bayrağına
diyerek, Türkiye’yi bütün dünya Türklüğü
için bir kurtarıcı ve toparlayıcı olarak görmüştür.
“Çırpınırdın
Karadeniz”in müziği Azerbaycan’ın ünlü bestecisi Üzeyir Hacıbeyli’ye
aittir. Şiir 15 Kasım 1914’de Gence’de yazılır. Bu dönem Osmanlı
Devleti’nin son yıllarıdır. Böyle bir çöküş döneminde Türk’ün
bayrağını övmek daha cesur ve anlamlı olmaktadır.
Ahmet Cevat
şiirleriyle, yazılarıyla bütün Türk dünyasında, özelliklede
Azerbaycan’da ve Türkiye’de sevilmiş ve meşhur olmuştur. Bugünkü
Azerbaycan bayrağının rengini, milli marşının müziğini ve ritmini
Ahmet Cevat’tan almıştır.
1920’de Azerbaycan’ın Rusya tarafından
işgalinden sonra, Ahmet Cevat için zor ve sıkıntılı günlerde
başlamıştır. Karşı devrimcilik gibi asılsız suçlamalarla tutuklanmış
ve askeri mahkeme kararıyla ölüm cezasına mahkum edilmiştir. 1937’de
Sovyet yönetimi tarafından yargılanmadan kurşuna dizilerek
öldürülmüştür. 1955’de SSCB başsavcısı Ahmet Cevat’a karşı ileri
sürülen bütün suçlamaların asılsız olduğunu belirtmiş ve ölümünden
sonra beraat kararı vermiştir. KGB baskısı altındaki ailesi de ancak
1950’den sonra zindandan kurtulabilmiştir.
Böylece fırtınalı ve acı dolu bir
yaşamının son meyvesi olan ve 1937’de öldürülmeden önce yazdığı, çok
güçlü bir özgürlük şiiri olan “Susmaram” şiirini yazmıştır.
“Susmaram” Ahmet Cevat’ın yakın
arkadaşını hapishane ziyaretine gittiğinde ezberlettiği bir şiirdir.
Bu şekilde olmasının nedeni; yazılı metin olarak elde tutulması ve
yakalanması ölüme neden olacak kadar büyük bir suçtur. Ahmet
Cevat’ta arkadaşının bu cezaya çarptırılmasını istemediği için
arkadaşına; “Ağaçlara bakarım, ben
söyleyeyim, sen dinle, ama bunu ezberle, bugünler gelip geçecek,
güzel günler, hürriyet dolu günler geldiğinde bunu yazmaya döker,
oğluma ulaştırırsın ve yayınlatarak milletime hediye edersin” der.
Bu şekilde ezberleterek şiir bugünlere ulaşır. Bu şiir 2004 yılında
Kültür Bakanlığı’na hediye edilmek üzere teslim edilmiştir.
S
U S M A R A M !
“Men bir gulam, yük altında
ezilmişem, gardaşım,
Sevinç bilmez bir mahkumam,
ahu-zardır sırdaşım.
Damga vurub, zencirleyib tullamışlar
zindana,
Karlı-buzlu cehennemler mesken
olmuşdur bana.
Mene dinme, sus deyirsen, ne
vahtacan susacam,
Buhranların, hicranların, mahbesinde
galacam?
Niye susum, konuşmayım, insanlıkda
payım var,
Menim ana vatanımdır talan olan bu
diyar.
Niye susum, konuşmayım, Türk
yurdudur bu toprak,
Oğuzların, elhanların vatanında
kimdir, bak!
Bu dünyada azadlığı şan şöhretten
üstün tut,
Alçaklığı, yaltaklığı rezilliyi sen
unut!
Nece susum, konuşmayım, men eyleyim
heyanet?
Hanı sevgi, hanı vatan, de harda
galdı millet?
Men bir gulam, yerim altun, suyum
gümüş, özüm aç,
Atam mahkum, anam sail, elim her
şeye möhtaç.
Men Türk evladıyam, derin aklım,
zekam var,
Ne vahtacan çiynimizde gezecekdir
yağılar?
Ne kadar ki, hakimlik var, mahkumluk
var, ben varam,
Zülme garşı isyankaram, ezilsem de
susmaram!”
TBMM’nin 21 Şubat 2006 tarihli saat 15:
05’deki 1.oturumunda gündem dışı konuşma olarak Afyon milletvekili
Dr. Mahmut Koçak tarafından Ahmet Cevat hakkında bilgi verilmiş ve
Türk kültürüne hizmet edenlerin unutulmaması gerektiği
belirtilmiştir.
Bugün tarihe mal olmuş, büyük kültür ve
medeniyetler meydana getirmiş ve hizmet etmiş herkese minnet
borçluyuz. Onlar asla unutulmamış ve unutmayacaktır. Bu vesile ile
Ahmet Cevat’ı ve bağımsızlığımızın ve kültürümüzün bütün
kahramanlarını tekrar saygıyla anıyorum.
Fuat Uçar 25
Mayıs 2008
|