
Antik
Acı
-Ergin
Çiftçi-
Yüzünde kara
bulutlarda geçip gittin
Kırgındın belli ki hatalarıma.
Zamanla
Daha da acıyordu antik yaraların.
Bense
Antik acılar toplayan bir antikacı
gibi. Beni
Bağışla dedim bağışla beni. Ama
nedense
Kırgınlığını ayrımsamış olmam bile
sevindiriciydi senin için
Ve gündönümü
Bulutlara birlikte yükselmeyi kabul
ve teklif ederdin
Belliydi ki bence
İçten içe içten içe
Küçük bir sevgiyi
İğreti bir saksıda gizlice ve
acemice büyütür gibiydin
Oysa ben
Bütün günahlara girmiştim
Kırmıştım bütün gönülleri
Geride ağlayan kadınlar ve çocuklar
bırakmıştım
Yiğit erkeklerin cesetleri üstüne
basarak
Geride yanmış korsan gemilerinin
iskeletlerinden
Bir mezarlık bırakarak gelmiştim
Sen
bunlardan habersizdin
Bütün dinlerden çıkarılmıştım.
Habersizdin
Sürülmüş atılmıştım bütün
coğrafyalardan
Renksiz tayfsız ve tayfasızdım
Sen habersizdin bunlardan
Lenslerimin ardından görmüyordun
yitik gözümü kapatan bereyi
Ve elini verdiğinde hissetmiyordun
sivri çeliğin serinliğini
Ve bilmiyordun senden gizli gizli
rom içtiğimi sabahlara kadar
Sen mavi bir imparatorluktan gelmiş
bir denizkızı gibi
Dünyama masumiyetinle ve
sessizliğinle kıpırtısızlığınla giriyordun
Kamaştırıyordu sağlam ve güngörmüş
gözümü
Pullarından yansıyan titreşen
ışığın
Oysa ben. Tek
Definesi antikacılardan yağmaladığı
antik acıları olan
Ve sakalından akan romu zehir
tadında
İçerken gümüş kupasından doyarak
Ufka batan güneşe ve hayata öylece
bakakalan
Bir korsan eskisi
olurdum yalnızca
Ergin Çiftçi
10 Haziran 2008
|