
Hoşçakal Koyunları Yemleyen Çoban
-Mustafa Cemil Kılıç-
-Emevi ordularının önünde can veren Türklerin anısına- Bir bıçak saplanır geceleri Uykumun kalbinde yürüyen tutkulara Karanlığın asaleti emzirmese ruhumu Tutsak düşerim göklerin öfkesine... Gökler levh-i mahfuzun sürgünüdür Uğramaz rüzgarı yüksek yerlerin Uğramaz bana Bombalar patlıyor fikrimin kurtarılmış kentlerinde, Yıkılıyor mabetlerim... Bir namahrem eldir uzanan, Aklımın vahyine ! Yanıtı yok gönderdiğim mektupların Işığını yitirmiş yıldızların kabahati yok biliyorum Kervanım basılmış olsa da... Kar, boran, fırtına... Kelepçeler, prangalar vuruyor Elim ayağım kan içinde yürüyorum güç bela ! Yüzyıllar sonrasına haykırışlar savuruyorum Ve dilimde küfürler ayet ayet, sure sure... Hıfzına memur mülhidler toplanıyor tapınağıma Kâbesi dişlerimdir soylu bir hıncın, Mavi kanlarla beslediğim bir yeşil canavar çocuk Büyüyüp yumrukluyor ağzımı Kimseler görmüyor, Duymuyor, celladına aşık bir mücrim gibi ayrıldığım sürü... Yine de söylemesi olanaksız; - Hoşçakal koyunları yemleyen çoban ! Çün Seyhun'da boğulan balanın çekikti gözleri Çün Kuteybe'nin mızrağının ucunda kıldığım namaz Yetmedi Arap'ın tanrısına: Öldürüldüm ! Çün Ülgen'in çağrısına sağır kamsız kalan sürü Altay'ın parlak karı Üzerinde Asena'nın izleri... Samarra'da ağlayan Mekke'de Bağdat'ta
Yemen'de satılan gözleri çekik Ötüken kızları Edemem size ihanet ! Ve köleliği lütuf belleyen mefluç halkım, Nasıl derim Diyemem; - Hoşçakal koyunları yemleyen çoban ! Mustafa Cemil Kılıç
İstanbul 17 Temmuz 2006
|