Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

28 Ağustos 2008

Niyazi Akıncıoğlu

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Edebiyat


Türk Romanında Eleştirinin Temel Yapıtları


-Haluk Güriz-


Son yıllarda ülkemizde roman ve öykü alanında bir patlama yaşanmaktadır. İlk yapıtlarını yayınlayan çok sayıda yazarın edebiyat yaşamına girdiğini görüyoruz. Sıkça tartışılan konulardan birisi bunca yapıt içinde değerlilerin var olup olmadığı ve buna bağlı olarak Türk edebiyatında eleştirinin olup olmadığıdır. Yapıtı eleştirmenlerce beğenilmeyen yazarlar kolaycı bir yaklaşımla “Türkiye’de zaten doğru dürüst eleştiri yok”, “benim ölçütüm kitabımın satışıdır” diyerek işin içinden çıkmaktadır. Nesnel bakınca bir toplumda edebiyatın çok ileri, eleştirinin çok geri olması veya sanatın bir dalının çok iyiyken, diğerlerinin esamesi okunmayacak kadar değersiz bir düzeyde olması olanaklı değildir. Esas sorun edebiyat tarihinin, ülkemizdeki edebiyat geleneğinin tam kavranmaması ve kendi buluşlarını, yazdıklarını biricik olarak gören bir takım yazarların neredeyse işi Türk edebiyatını kendilerinden başlatacak ölçüsüzlüğe vardırmalarıdır. Oysa ülkemizde batılılaşma ile başlayan, yüzyılı aşkın bir süredir varolan öykü-roman geleneği oluşmuştur. Özellikle ilk romanlarda gördüğümüz, toplumun değişimi, doğu-batı değerleri arasındaki gitgellerle, burjuvazinin ve uluslaşmanın oluşum süreci ile ilgili sancılar ön planda yer almıştır. Edebiyat kuramının 1960’lara kadar Türkçe kaynak eksikliği nedeniyle tam incelenmediği bir gerçekliktir. Ancak özellikle bu dönemde artan çeviri ve telif kuramsal kitaplar bu açığı kısmen gidermeye başlamıştır. Sözgelimi Lukacs’ın “Avrupa Gerçekliği, Çağdaş Gerçekliğin Anlamı”, Pospelov’un “Edebiyat Bilimi”, Nabokov’un “Edebiyat Dersleri”, Todorov’un “ Yazın Kuramı”, Forster’in “ Roman Sanatı”, Lukacs’ın “Roman Kuramı” bu bağlamda anılabilecek yapıtların birkaçıdır. Ayrıca Berna Moran’ın “Edebiyat Kuramları ve Eleştiri”, Gürsel Aytaç’ın “Edebiyat Yazıları”, Murat Belge’nin “Edebiyat Üstüne Yazılar”, Jale Parla’nın “ Donkişottan Günümüze Roman”, Emin Özdemir’in “Yazı ve Yazınsal Türler”, Akşit Göktürk’ün “Sözün Ötesi” gibi telif ürünleri, yol açıcı ve okur için oldukça değerli başvuru kaynakları olmuştur. Tahsin Yücel’in bu anlamda çok özel bir yeri olduğu şüphesizdir. Özellikle Fransız edebiyatından, küçük bir kitaplık oluşturabilecek sayıda, özenli, hala virgülüne dokunulmadan yayınlanan çevirileri yanında “Yazın ve Yaşam”, “Yazın Gene Yazın”, “Yazının Sınırları”, “Eleştirinin ABC’si” kitapları bu bağlamda ilk akla gelenlerdir.

 

Bu yazıda Nurullah Ataç’tan başlayarak Fethi Naci’ye, Ahmet Oktay’a, Semih Gümüş’e uzanan geniş bir yelpazede yer alan Türk edebiyatı eleştiri geleneğinin Türk romanını doğuşundan günümüze toplu ve genel bir bakışla inceleyen belli başlı yapıtlarının tanıtımı yapılacaktır. Tek bir yazara, yapıta odaklanmış sözgelimi Oğuz Demiralp’in, Yıldız Ecevit’inki gibi değerli çalışmalar ve dönem incelemesi olarak kurgulanan yapıtlar bir yana bırakılarak,  Türkçe’de roman ve öykünün doğuşundan başlayarak yazıldığı döneme kadarki gelişimini tarihsel, toplumsal arka planıyla inceleyen yapıtlara odaklanarak bu değerlendirme yapılmaya çalışılacaktır. Sözgelimi M.N. Özön’ün “Türkçe’de Roman” yapıtı, roman türünden önceki hikaye, masal, efsane, destanlar üzerine değerli tarihsel değerlendirmeler içermesine rağmen Ahmet Mithat Efendiye kadar gelmiş bir inceleme olması nedeniyle inceleme kapsamının dışında bırakılmıştır.

 

Şu gerçekliği bir ön kabul olarak ele almak durumundayız. Bir geleneği bilmeden onun sınırlarını aşmak, yeni bir yol açmak olanaklı değildir. Ne yazık ki ülkemizde şiir alanında görülen şair sayısının şiir okurundan fazla olması gibi bir talihsizlik söz konusudur. Benzer durum roman içinde söylenilebilir. Oysa ancak okuyarak, kendinden önce yazılmışları değerlendirerek, geçmiş teknikleri, anlatım biçimlerini bilerek ilerlenebilir. Sanat yapıtı zekayla, buluşlarla değil, “görü kazanmış, emek verilmiş, işlenmiş bir akılla” yaratılmalıdır. Dünya edebiyatındaki büyük yazarların önemli bir kısmı iyi birer okurdurlar öncelikle.

 

Bu yazıda Türkiye’de hikaye ve roman üzerine beş değerli eleştirmenin yapıtları irdelenecektir. Berna Moran’ın üç ciltlik “Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış”, Fethi Naci’nin “Yüz Yılın Yüz Romanı”, “100 Soruda Türk Romanı ve Toplumsal Değişme”, Cevdet Kudret’in üç ciltlik “Türk Edebiyatında Hikaye ve Roman”, Taner Timur’un “Osmanlı-Türk Romanında Tarih, Toplum ve Kimlik” ve Gürsel Aytaç’ın “Çağdaş Türk Romanı Üzerine İncelemeler” yapıtları değerlendirilecek yapıtlardır. Bu yapıtların edebiyatla ilgilenen genç okur ve yazarlarca bilinmesi ve değerlendirilmesi hem Türkiye’deki edebiyat geleneğinin irdelenmesi, hem yapıtlarıyla toplumumuzda yer edinmiş yazarların topluma ve insana yaklaşımı hem de biçim-içerik ilişkisi temelli bir bakış oluşturmada çok yararlı olacaktır.

 

Berna Moran’ın “Türk romanına eleştirel bir bakış” kitabı üç ciltten oluşuyor. İlk cilt Ahmet Mithat’tan A.H.Tanpınar’a, ikinci cilt Sabahattin Ali’den Yusuf Atılgan’a, üçüncü cilt Sevgi Soysal’dan Bilge Karasu’ya alt başlıklarını taşıyor. “Türk romanı ve batılılaşma sorunsalı”  isimli geniş giriş bölümü ülkemizdeki romanın doğuşu ile toplumsal koşulların ilişkisini ele alıyor. İlk romanlarımız, aşık hikayeleri bölümlerini H. Rahmi, Y. Kadri, P. Safa, A.H. Tanpınar’ın önemli romanlarına odaklı çözümlemeler izliyor. Hem romanın tekniği, iç yapısı, biçimi ile ilgili ayrıntılı çözümlemeler yapılırken hem de yazıldığı dönemle ilişkisi kuruluyor. Yazıların sonundaki yargıların hepsi yazıdaki çözümlemelere dayandırılıyor ve estetik açıdan temellendirilmesi yapılıyor. Şu iyi, bunu sevdim gibi öznel, neye dayandırıldığı belli olmayan yargılar kesinlikle yok. İkinci cilt “Kuyucaklı Yusuf”, “İnce Memed”, “Kurt Kanunu”, “Devlet Ana” gibi toplumsal sorunların ve çalkantının romana en yoğun yansıdığı toplumcu ve eleştirel gerçekçi romanları irdeliyor. Bu romanlardan sonra Türk edebiyatının iki eşsiz yazarı Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar”ı ile Yusuf Atılgan’ın “Aylak Adam ve Anayurt Oteli” üzerine çok değerli iki inceleme yer alıyor. İkinci cildin bitiminde yer alan “ikinci dönem romanının özellikleri” de panoramik bir çerçeveleme niteliğinde. Üçüncü ve son cilt 12 Mart Romanı ve sonrasını ele alıyor. O dönem öne çıkan Latife Tekin, Sevgi Sosyal, Adalet Ağaoğlu ve devamında Orhan Pamuk ile Bilge Karasu’ya uzanan bir izlek. “Türk romanında fantastiğin serüveni” ve “12 Eylül ve yenilikçi roman” bölümleri bir dönemin kapanışı ile toplumsal değişimin yarattığı yeni bir türün kapılarını aralıyor. Toplam yedi yüz sayfaya yaklaşan üç kitapta Türk romanının genel çerçevesi çizilip yazılan önemli romanların ayrıntılı çözümlemesi gerçekleştiriliyor.

 

Fethi Naci’nin “Yüz Yılın Yüz Romanı” ve “100 Soruda Türkiye’de Roman ve Toplumsal Değişme” isimli kitapları birbirlerini tamamlayan ve romanımızın yüzyıllık serüvenini bir edebiyat eleştirmeni gözünden inceleyen değerli yapıtlar. 1968’de başlayıp 1998’de sona eren “100 Soruda” dizisini ve gerçekten düşünce hayatımızda çok önemli bir yeri olan Fethi Naci’nin “Gerçek yayınevinin” ellinci kitabı “100 Soruda Türkiye’de Roman ve Toplumsal Değişme”. Hemen her konuda kültürümüzü zenginleştiren 100 soruda dizisinin en hacimli, en özgün kitaplarından biri sayılabilir. Fethi Naci ismi üzerinde çok tartışmalar yapılan Ataç sonrası eleştirinin en önemli ismi. Onlarca edebiyat eleştirisi kitabı, yüzlerce dergi yazısına yayılmış geniş bir yapıtlar toplamının sahibi bir yazar. Yayıncılık serüveni de andığımız 100 soruda serisi ve Gerçek yayınevi bağlamında son derece önemli. Bu yazıda irdeleyeceğimiz bin sayfalık iki kitabı birbirini tamamlayıcı ve Türk edebiyatında romanın hem sosyal temelleri hem de estetik değerlendirmesini içeren çalışmalar. Başlangıcından iki binli yıllara kadar edebiyatımızdaki önemli romanları ayrıntılarıyla incelerken romanın doğuşu, tekniklerin nasıl geliştiği, dil, biçim üzerine değerlendirmeleri ile bütünlüklü iki kitap. Değerlendirmelerinde kendisinin de gizlemediği öznellik bir yana, ideolojik bir perspektiften çok, yazın beğenisi ve estetiğin ön plana çıktığı bir çerçeve çiziliyor. İncelenen yüz romanın içerisinde hemen bütün önemli ve klasikleşmiş romanlar yer alıyor. Kemal Tahir, Yakup Kadri, Reşat Nuri gibi yazarların da edebiyat değeri en yüksek tek yapıtı üzerinde duruluyor. Biçim-öz ilişkisi, dil-teknik ilişkisi ve tarihsel arka planın değerlendirilmesi ile çok önemli bir işlev taşıyor. 100 soruda Türk romanı ve toplumsal değişme isimli yapıtında 1872 yılından 1980 yılına kadar yayınlanmış tüm Türk romanlarının listesi verilirken, yazarın en iyi yirmi Türk roman hangileridir sorusuna yanıtı da ilgi çekici özellikler taşıyor. “Roman kişisi ile gerçek yaşamdaki kişiler arasındaki ayrımlar”, Türk romanında niçin “tipik” kişiler yok ve “Türk romanın geçmişi ve bugünü konusunda genel bir değerlendirme sorularına” yanıtları çok ilgi çekici ipuçları barındırıyor. Hepsi 100 yılın 100 romanına alınmış en iyi yirmi Türk romanı değerlendirmesinde şu yapıtlar yer alıyor. Aşk-ı Memnu, Kuyucaklı Yusuf, Üç İstanbul, Miskinler Tekkesi, Huzur, Bereketli Topraklar Üzerinde, Esir Şehrin İnsanları, Sultan Hamid Düşerken, Aylak Adam, Ortadirek, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Küçük Ağa, Tutunamayanlar, Sahnenin Dışındakiler, Birgün Tek Başına, Şafak, Yalnızlar, O, Bir Düğün Gecesi, Cehennem Kraliçesi. Bu romanların hepsiyle ilişkili ayrıntılı değerlendirmeleri de 100 yılın 100 romanında bulabiliyoruz. Her açıdan çok büyük emek ürünü ve okur için roman okuma konusunda anahtar niteliği taşıyan değerlendirmeler içeren bu kitaplar Türk roman eleştirisinin Berna Moran’ın anılan üçlemesiyle birlikte başyapıtları olarak değerlendirilebilir.

 

Cevdet Kudret’in “Türk edebiyatında hikaye ve romanı” da üç ciltlik bir toplam. İlk cilt Tanzimat’tan Meşrutiyete (1859-1910), ikinci cilt Meşrutiyetten Cumhuriyete (1910-23), üçüncü cilt Cumhuriyet Dönemi (1923-1959) yıllarını kapsıyor. Yazarlar hakkında kısa bilgileri takiben roman ve öykülerden alıntılarla tanıtımları yapılıyor. İncelenen yazarın tüm yapıtları tarih sırasıyla veriliyor. Genel değerlendirmelerin kısalığı, daha çok metinlerden alıntı gibi sınırlılıklarının yanı sıra Türk romanının esas atılımını yaptığı yıllardan sonrasını içermemesi dezavantajlarına rağmen genç kuşaklar için bellek tazeleyici bir antoloji ve biyografi özellikleriyle değerli bir toplam niteliği taşıyor. Tanzimat’tan Meşrutiyete kadar yapıtların yer aldığı ilk cilt günümüzde bilinmeyen, ortadan kaybolmuş nitelikteki metinleri gündeme getirmesi ile başka yerlerde ulaşılamayacak ayrıntılara erişme olanağı getiriyor. Yine de değerlendirmeyi okura bırakan biçimiyle eleştiriden çok metinler seçkisi niteliğinde olduğu için eksiklikleri mevcut.

 

Taner Timur’un “Osmanlı-Türk Romanında Tarih, Toplum ve Kimlik” yapıtı Osmanlı ve Türk toplumu üzerine değerli incelemeleri bulunan yazarın edebiyatı tarihsel ve toplumsal eksen üzerinde değerlendiren yapıtı. Dünya edebiyatıyla Türk edebiyatı arasında bağlar kuran, 1970’lere kadarki romanın gelişimini gözler önüne seren bir metin. Birikimli bir aydının tarihten edebiyata geçişinin tek ama değerli bir örneği. Özellikle son bölümde “Osmanlı-Türk romanında evrensellik ve özgüllük” bölümü dikkate değer. Akademik dizgede yazılmış kitapta sosyolojik değerlendirmeler, düşünce tarihi-edebiyat ilişkisi, toplumsal değişimin edebiyat üzerindeki etkisi ayrıntılı olarak inceleniyor. Bir edebiyat eleştirmenin teknikleri ile değil ama bir tarihçi, sosyoloğun gözlüğüyle ilginç bir değerlendirme sunuyor. Taner Timur bu yapıtında Türk edebiyat eleştirisinde benzeri bulunmayan, toplumu ve Türk insanını anlama yönünde önemli bir çaba olduğu yadsınamaz bir kitap. Kendi alanlarında neredeyse tek sayılabilecek tarih incelemelerinden sonra şaşırtıcı bir denemeye imza atmış. Bu kitap okunduktan sonra edebiyatın toplumla bağı, insanı değerlendirmedeki önemi açıklıkla ortaya çıkıyor. Sanatla yaşamın, edebiyat ile toplumun ayrılmazlığı ve her değerlendirmenin düşünce tarihi içinde yapılması gerekliliğini bütün açıklığıyla ortaya koyan bir deneme.

 

Türk edebiyat eleştirisi alanında son incelenecek yapıt karşılaştırmalı edebiyat, almanca edebiyat ve çevirileriyle edebiyatımıza değerli hizmetler vermiş Gürsel Aytaç’ın “Çağdaş Türk Romanı Üzerine İncelemeleri” isimli yapıtıdır. “Batı Filolojilerinin Türk Edebiyat Bilimine Katkısı”, “Edebiyat İncelemesi Üzerine”, “Çağdaş Türk Romanına Genel Bakış”, “Çağdaş Türk Romanından Örnekler”, “Karşılaştırmalı Roman İncelemeleri”, “Edebiyat Bilim Terimleri” alt başlıklarından ve 1950-85 yılları arasında yayınlanmış yazılardan oluşan kitap elliye yakın romanı inceliyor. Özellikle Batı edebiyatı ile kurduğu ilişki, dünya edebiyatı içindeki yeri gibi önemli saptamalar içeren kitabın bazı sınırlılıkları da var. Muhtelif yazılardan oluşması, bir kitap olarak tasarlanmamış olması, başlangıçtan itibaren tarihsel bir sırayla ilerlememesi, kesitsel olması gibi. Yine de çok sayıda önemli romanı incelemesi ve yukarıda anılan nitelikleri ile daha önceki yazarların yapıtlarıyla bir bütünlük oluşturuyor.

 

Genel bir yorum yapmak gerekirse anılan yazarların yapıtları bir bütün olarak Türk romanını tarihsel, toplumsal, estetik, teknik ve diğer edebiyatlarla ilişkisi bağlamında değerlendirmede bir bütünlük sağlamaktadır. Bu kadar çok romanın yayınlandığı ve göreceli olarak roman okurunun çoğaldığı varsayılan günümüz koşullarında eleştirinin önemi de giderek artmaktadır. Bir romanı değerlendirirken bakışımızın derinlikli, çok boyutlu ve zengin oluşunu sağlamada bu tip kitapların işlevi çok önem taşımaktadır. Eleştiri okuru koşullayan, değil bakış açısını, yapıtla kurduğu ilişkiyi genişleten bir özellik taşımalıdır. Türk edebiyat eleştirisinin anılan, çok sayıda olmasa da nitelikçe değerli olan bu kitapları, okunacak kitapların seçiminde ve okunan kitapların değerlendirilmesinde bize yeni kapılar açacaktır.

 

Haluk Güriz

28 Ağustos 2008


Kaynaklar

1-Türk romanına eleştirel bir bakış .1- Berna Moran İLETİŞİM yayınları, 1983.

2-Türk romanına eleştirel bir bakış .2- Berna Moran İLETİŞİM yayınları, 1990.

3-Türk romanına eleştirel bir bakış .3- Berna Moran İLETİŞİM yayınları, 1994.

4-100 soruda Türkiye’de roman ve toplumsal değişme- Fethi Naci GERÇEK yayınevi, 1990.

5-100 yılın 100 romanı- Fethi Naci ADAM yayınları, 1999.

6-Osmanlı-Türk Romanında Tarih, Toplum, Kimlik- Taner Timur- AFA yayınları, 1991.

7-Çağdaş Türk romanları üzerine incelemeler- Gürsel Aytaç- GÜNDOĞAN yayınları, 1990.

8-Türk edebiyatında hikaye ve roman I- Cevdet Kudret-VARLIK yayınları, 1965.

9-Türk edebiyatında hikaye ve roman II- Cevdet Kudret- VARLIK yayınları, 1967.

10-Türk edebiyatında hikaye ve roman III-Cevdet Kudret- İNKILAP yayınları, 1990.



Stefan Zweig'ın Biyografi Yazarlığı -Haluk Güriz-


Stefan Zweig 1881 tarihinde Viyana’da köklü ve zengin Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Okul çağının can sıkıcı monotonluğunu Viyana kentinin olanaklılığı ile kitapçılar, tiyatrolar, konser ve müze salonlarında aşar. Lise öğrencisi iken şiir ve öykü yazmaya başlar. Yaşamı boyunca bir örgüte veya partiye üye olmaya karşı sert bir tavır gösterir. Yaşamı seven, zamanı iyi kullanan bir yazar olan Zweig ilk gençliğinden itibaren tiyatro, şiir, öykü, roman ve biyografi alanında yapıtlar verir. Yahudiliğin kendisine nasıl bir duygu hissettirdiğini şu sözlerle tanımlar.



Stoa Felsefesinin Günümüzdeki Önemi ve Tarihçesi -Haluk Güriz-


Stoa felsefesi “davranış tutarlılığı”yla “düşünce tutarlılığı”nın insan için önemini bildiren, gerçek anlamda bir bilgelik ahlakıdır. İnsanın insanlığına, onun değerlerine sahip çıkmak, bu arada insanın usdışından kaynaklanan eksikliklerini, sakatlıklarını, boşluklarını ussallıkla gidermek temeline dayanır. Stoa felsefesi tam anlamında bütüncül bir felsefedir. Bu felsefe sıradüzenli bilgi anlayışını yadsır, bilginin konusu olan evreni biryapılı sayar. Bilgeliğin bilinçsel gücü gerektirdiğini, bilge kişinin sürekli bir arayışla, sürekli seçimlerle kendini var ettiğini, hiçbir büyüğün kendini bir çırpıda yaratamayacağını bildirir. Stoa felsefesinde “erdem” kavramı özellikle uygulamaya dönüktür yani somuta yönelmiştir. Bu, bilgelikle sağlanmış bir dinginlik ve mutluluk öngörüsüdür. Onda her şey insanın yüce mutluluğu içindir.



Bir Düşperest Göçebe: Cemal Süreya'nın Düzyazıları -Haluk Güriz-


Cemal Süreya yazınımızın en önemli şair ve denemecilerinden biri şüphesiz. Asıl adı Cemalettin Seber olan yazar 1931 doğumlu. Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat bölümü mezunu 1965-1982 yılları arasında aralıklı olarak maliye müfettişi olarak çalışmıştır. İkinci yeni hareketinin önde gelen şairi ve kuramcılarından biri olması yanında Fransızcadan yaptığı çevirilerle ve hazırladığı şiir antolojileriyle de yazın dünyasına katkıda bulunmuştur. Ancak düz yazıları şair kimliğinin gölgesinde kalmış görünüyor bir ölçüde. “Sevda sözleri” adı altında yayınlanan şiir toplamında özellikle “Üvercinka” adlı şiir kitabı Türk yazınının en önemli şiir kitaplarından biri kanımızca. Bu yazıda Cemal Süreya’nın pırıltılı zekası, eşsiz ironisiyle harmanlanmış düzyazıları, günlükleri, mektupları ve belki de yazınımızda benzeri olmayan “portreleri” değerlendirilecektir.


 

Haluk Güriz


1989 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni bitirdi. Mkrobiyoloji Uzmanı oldu. Çeşitli dergilerde yazıları yayınlandı




 Siyasi Portre



Bir Uzun Mesafe Koşucusunun Yalnızlığı -Haluk Güriz-


Mehmet Ali Aybar bütün yaşamını toplumcu mücadeleye adamış, aynı zamanda özlediği dünyanın kurulması için engel olarak gördüğü bürokratik, dar kalıpçı yalın kat, ithal bir toplumcu modeli de eleştirmekten geri durmamış bir uzun mesafe koşucusu. Mücadelesi kesintiye uğramışsa da inancını yaşamıyla bütünleştirmiş somut yaşam pratiğinde uygulamış gözüpek bir aydın. Onu böylesine güncel ve değerli kılan özelliklerden belki de en önemlisi kendi toplumunun, halkının içinden çıkacak bir modeli ön planda tutması olmuştur. Yirmi – otuz yıl öncesinin kapalı ümmet ahlakı tutumuyla yok sayılan Aybar düşüncesi bugünün dünyasında “sosyalizm asıl şimdi” diyenler için giderek yaşamsal hale gelecek gibi görünmektedir.


 Felsefe



Çağının Tanığı Bir Aydın Sanatçının Portresi: Afşar Timuçin -Haluk Güriz-


Afşar Timuçin yıllardır felsefeden estetiğe, şiirden roman ve öyküye, edebiyat eleştirisinden denemeye bir çok alanda onlarca yapıt vermiş bir aydın. Kitaplarının çoğu kendi alanında tek olacak yetkinlikte. Böylesi aydınlık bir bilincin ve insan üstü çalışkanlığın birleşimi olarak ortaya çıkan yapıtlar yaşamı bütün boyutlarıyla kavramamızı sağlayacak derinliğe sahip bir bütünlük sunuyor. Afşar Timuçin’in tüm ürünlerinin Bulut Yayınlarınca özenli bir biçimde toplu halde basılışı kültür hayatımız için çok önemli bir aşamayı gösteriyor. Büyük emek ürünü bu yapıtları tek tek tanıtmak çok kapsamlı bir çalışmayla olabilirdi ancak. Biz burada bu yapıtların türlere göre ayrımı ve genel bir değerlendirmesini yapmaya çalışacağız.


 Aydın Kavramı



"Aydın'ın Kimliği ve İşlevi -Haluk Güriz-


Aydın çağının tanığıdır. Yaşadığı dönemdeki olumsuz koşulları ezilen geniş halk yığınları  lehine değiştirme çabasındadır. Bunun için çağların içinden süzülüp gelen bilgilerle oluşturulmuş bir bilinçle işlek bir düşünsel sistematik ve insan sevgisini önde tutan bir duyarlılığın birleşimidir. Aydının olmazsa olmaz özelliklerinin, bilgilerini, düşünme sistematiğini sürekli sorgulayabilme ve varolan düzene muhalefet etme olduğu söylenebilir. Aydının bir inanç adamına veya düzenle ittifak halinde bir seçkine dönüşmesi, kendi sonunu hazırlamasıdır. Bu durum onu egemen düzenin teknik uzmanına, sömürü ve baskı ilişkileri teorisyenine dönüştürür. Çoğu üniversite mezunu, meslek gelişimini tamamlamış uzmanlar, hatta öğretim üyeleri; bu kategorinin içindedir.  Bunlar, gerçek çarpıtma mekanizmasının teknokrat kılıklı destekçileridir ve sınıflarının bakış açısıyla uyumlu olarak işleyen çarkı destekler bir tutum almışlardır.


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar