Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

Haziran 2006

Şah İsmail Kağan

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Kitap Yorumları


“İsmail”


Hayati Bice


“İsmail” adını taşıyan ve  daha önce Om Yayınevi ve Doğan Kitapçılık tarafından basılmış olan tarihçi-yazar Reha Çamuroğlu’nun  popüler romanının yeni baskıları Everest Yayınları tarafından yapılıyor.

 

“İsmail”  romanı ana eksen olarak Şah İsmail diye bilinen ve edebiyat tarihçilerinin Hatayî mahlaslı nefis şiirleri ile hatırladığı  Safevi Türk hükümdarının hayatını anlatıyor. Bu hayat anlatılırken İran-Osmanlı ilişkileri ; Kum medreselerinin molla zihniyeti ile Türk tasavvuf geleneğinin örtüştüğü-çatıştığı alanlar ; Anadolu Türkmen Alevi topluluklarının tarih içerisinde şekillenmiş “muhalif eda”sının kökenleri gibi çok önemli konulara da değiniliyor.

 

Bugünkü İran’da Güney Azerbaycan’daki Erdebil şehrindeki bir Halvetiyye dergahında filizlenen ve zaman içerisinde metamorfoza uğrayarak Alevi-Kızılbaş tarikatına dönüşen  tasavvufi yolun piri Safevî Devleti’nin manevi kurucusu Erdebilli Şeyh Safiyyüddin’in torunudur. Babası Haydar, Akkoyunlu hakanı Uzun Hasan'ın Trabzon Rum İmparatoru Kalo İoannes'in kızı Despina'dan olma eşi Marta’dan doğmuştur. -Yazar bunu isabetli bir tanım ile  "birden fazla hükümdarlığın bir tarikatla evliliği" olarak adlandırıyor-. 17 Temmuz 1487 tarihinde bu sultani ailede  ikinci erkek çocuk olarak  doğar ve kulağına ezan ile birlikte adı “İsmail” olarak okunur.  Çaldıran’da tahtını savaş meydanında bırakarak Yavuz Sultan Selim’in askerinden kaçacak olan Şah İsmail'in hayat menkıbesi böyle başlar. İsmail’in Reha Çamuroğlu’nun kaleme aldığı romanda önemli dönemeçlerini işaretlediği -kısa denebilecek- hayatı savaş meydanlarında değil safahat alemlerinde yıprattığı bedeninin duçar olduğu bir hastalığa bağlı olarak 23 Mayıs 1524’te henüz 37 yaşında iken son bulacaktır.

 

“İsmail” kitabı, yayıncı tarafından “bir tarikatın devlete, bir şeyhin şaha dönüşümünün ve bu sürecin insanda neden olduğu yıkımın anlatısı” olarak takdim edilirken tam da bu noktalarda önemli zafiyetler içerdiğine işaret etmek gerek. Özellikle daha çocuk denebilecek yaşta bir “saraylı”nın nasıl olup da “mürşid-i kamil” denilen bir “şeyh” olabildiğinin anlatısı “çok müphem bir hikaye” olarak kalmış.

 

Romanın eksikliği olan göze batan bir diğer husus,  önemli bir tasavvuf geleneği olan Safevilik öğretisini yansıtmağa çalışırken düştüğü yetersizlik… Tarihçi kimliği ve özellikle Alevilik üstüne yaptığı nitelikli araştırmalarla tanınan yazar Safevi tasavvuf okulunun Anadolu’daki Halveti-Bayrami geleneğin bir devamı olduğunu –mutlaka- bildiğine göre eserini bu çerçevede tasavvufi anlamda derinleştirebilecek anekdotlara ulaşabilirdi.

 

Kitabın eleştirilmesi gereken noktalarından birisi “kafir,münkir,münafık, şehid” gibi İslami terminolojinin tanımladığı kişilik nitelemelerinin rastgele kullanılmasıdır. Yine bu bağlamda sık sık atıfta bulunulan İslam tarihinin en karanlık dönemindeki “Hüseyin, Yezid, Kerbela, Yas”  kavramlarının bu konularda bilgi eksikliği bulunan okuru yanıltacak tarzda sadece ismen geçirilmesi de dikkat çekiyor. Yazar bu geçiştirme tavrı ile bu konuda oluşmuş “cephelerden birisinin askeri” olarak görülmek istememişse bunu da anlayışla karşılamak gerek.

 

Eser bu yönleriyle zaafiyet taşıyor. Bu bağlamda Safevi Hanedanı’nın tasavvufi eğitimleri de havada kalmış. Şah İsmail’in Hatayi mahlaslı o depderin tasavvufi şiirleri yazacak ruhani güce erişirken mutlaka kitapta şematize edilen tatbikattan çok daha derinlikli bir tasavvufi tecrübe yaşamış olmalıdır.

 

“Şah İsmail’in doğumuyla başlayan olaylar, bir tarikatın devlete dönüşmesi ve yaşanan kanlı süreç” olarak özetlenen kitabda okurun gönlüne en ağır gelecekleri anlatımları içeren Tebriz’in alınması ve bu esnada Şah İsmail’in emri ile tertip olunduğu ileri sürülen “Sünni katliamı” ve bu katliama gönlü elvermeyen öz annesinin katlini de emretmesi çok dramatik. Osmanlı tarihinde “kardeş katli” konusu çok tenkid edilmiştir de bu “öz annenin katli” sahnesi çok daha vahim ; hele de tasavvufi bir kimlik olarak anlatılmağa çalışılan genç, “bıyıkları henüz terleyen” bir Türk hükümdarının otağında…

 

Kitabın bana armağanı Abdal Musa mahlaslı ve “sekiz uçmak”  , “yedi tamu” terimlerini içeren şiir oldu. Şiir demişken yazarın Hatayi’den iktibas ettiği şiirlerinin seçimi pek de isabetli olmamış. Keşke hem tasavvufi mana yönüyle  daha nitelikli şiirler seçilseydi ve şiir  sayısı da  daha arttırılsaydı… Böylece sıradan okur için Hatayi şiirine  bu romandan bir giriş kapısı da açılmış olurdu. (Şah İsmail Hatayî Külliyatı’nın yakınlarda  Kaknüs Yayınları tarafından kaliteli bir baskı ile yayınlandığını da tasavvuf şiiriyle ilgili okura buradan duyurmuş olayım.)

 

"Yedi derviş bir postta oturur da iki hükümdar bir dünyaya sığamazmış" hakimane sözünü tez olarak savunan yazarın yer yer işaret ederek geçtiği “Kum medresesi kökenli Fars Şia uleması ile Türk tasavvuf geleneğinden gelen Türkmen Alevi sufileri arasındaki ayrışmayı çok önemsiyorum. Bugünkü İran’ın anlaşılmasında çok önemli olan bu noktanın daha derinlikli olarak işlenmesi gerekir.

 

Reha Çamuroğlu, İsmail’in devamı olarak yazacağı ve Safevi Hanedanı’nın sonraki yüzyıllardaki serüvenini kaleme almasını beklediğim  yeni bir romanında 17. yüzyılda Türk dünyasının birliği aleyhine kurumsallaşan bu Şia mollası-Türkmen Alevi sufisi ayırımını da mutlaka işlemelidir. ( Bu konunun günümüzdeki yansımalarını anlamak için Bilgi Üniversitesi yayını Peygamberin Hırkası adlı Roy Mottahedeh imzalı eseri öneririm.) Kitabın daha önceki yayımlarında yer alan haritaların son baskılarda olmaması kitabın belgesel yönünü zayıflatmış.

 

Kitapta roman diliyle anlatılan önemli bir tarihi olgu ise sonraki yüzyıllarda da sürecek olan Teke-Tahtacı Türkmenleri’nin  “Şahkulu kıyamı” olarak bilinen ve Osmanlı’ya karşı organize edilen Alevi başkaldırısıdır. Yazarın bu başkaldırıyı anlatırken ne Osmanlı’yı yüceltme ve ne de yere batırma gibi misyonun sözcüsü olarak anlaşılma riskinden özenle kaçındığı dikkat çekicidir. Başlı başına bu özeni bile  yazarı “ayrıcalıklı” kılacak değerdedir.

 

Bugünkü Anadolu coğrafyasının sancılı konularından birisi olan ve günümüzde de Türk dirliği aleyhinde kullanılmak istenen “Şaha Gidelim” parolalı Alevi muhalefetinin kökenlerini yazarın “Şahkulu İsyanı”nı anlattığı satırlarda görmek mümkün olmaktadır.

 

Osmanlı-Safevi ilişkilerini anlamak için; 16. yüzyıl Türk yurtlarının şekillenmesini somut olarak kavramak için okunması gereken; tarih bilgisi ve bilincini derinleştirme potansiyeli olan bu kitabı vesilesiyle Reha Çamuroğlu’nu kutlar ; “İsmail”i Türk tarihi bilgisine de katkıda bulunmak isteyen tüm okurlara hararetle tavsiye ederim.

 

“İsmail”

Reha Çamuroğlu
Everest Yayınları

348 sayfa

ISBN:9752892485

 

Dr. Hayati Bice

Araştırmacı-Yazar ; RTÜK.



Kafkasya Üzerine Konuşmak -Hayati Bice-


Kafkasya'nın insan coğrafyası da en az tabii coğrafyası kadar karmaşık bir yapı arz etmektedir. Bölge dünyanın bilinen en eski sürekli yerleşim yerlerinden birisi olarak tanınmakta, beyaz ırkın ilk kez ortaya çıktığı bölge olarak kabul edilmektedir. İnsanlık tarihi kadar eski toplumlara yurt olan Kafkasya, dünyanın bir geçiş noktası olması itibarıyla çeşitli insan toplulukları ile tanışmıştır. Bugün Kafkasya'da yaşayan insan toplulukları bu uzun geçmişten bugüne kadar gelebilmeyi başarabilmiş köklü ve gelenekli toplumlardır.



İslamofobi ya da Müslümanları İslamla Korkutmak  -Hayati Bice-


Bizim komünizm veya kapitalizm ile ihya olamıyacağımızı anlamamızdan son derecede rahatsızlık duyuyorlar. İslam'dan korkuyorlar. Bunun için de fundamentalizm (köktencilik, radikalizm) diye İslami uyanışı karalama yolunda uğraşıyorlar. İslamı yaşamak isteyenlere, siz, 7. (yedinci) asra dönmek istiyorsunuz; bu, irtica'dır, diyorlar.



“Yedi Tamu”dan Irak Olalım!...   -Hayati Bice-


Ahmed Yesevi’nin “Divan-ı Hikmet”inde Tengri ve  Uçmak terimlerinin kullanımıyla ilgili önceki yazılarımı Yesevi’nin “Cehennem” anlamında kullandığı “Tamu” kelimesine ilişkin inceleme ile noktalamak istiyorum. Ahmed  Yesevi’nin Türk Kozmogonisinden alarak büyük bir işleklik ve kolaylık ile kullandığı bu terimler Türklerin kadim dininin ilahi orijinli oluş konusundaki tartışmaları noktalayacak niteliktedir.


 

Hayati Bice


1959 yılında Tokat'ta dünyaya geldi. Aslen Kafkasya Karaçay Türklerindendir. İlk ve orta  öğrenimini Tokat’ta tamamladı. 1976’da Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde  başladığı yüksek öğretimini 1982 yılında tamamladı. Aynı fakültenin Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği'nde 1985 yılında başladığı uzmanlık eğitimini “Yenidoğanlardaki Kongenital İnfeksiyonlar” konulu tezi ile tamamlayarak 1989 yılında  Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı oldu. Uzman doktor olarak Yalova Devlet Hastanesi'nde Uzman Hekim olarak bir süre çalıştı. 1994-1995 öğretim yılında Uluslararası Hoca Ahmed Yesevi Türk-Kazak Üniversitesi'nde Öğretim Görevlisi olarak çalıştı. 2002 yılında T.C. Başbakanlık Türk Dünyası’ndan Sorumlu Devlet Bakanlığı’nda “Bakan Danışmanı” olarak görev aldı. Halen Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı olarak T.C.  Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nda Sözleşmeli Hekim olarak görevine devam etmektedir.

 

Tıp alanında ve sosyal konularda birçok araştırması Dr. Hayati Bice [ya da Oğuz Karaçay]   imzalarıyla  çeşitli bilim ve kültür dergileri ile gazetelerde yayınlanmıştır. Eserleri ve makaleleri uluslararası literatürde referans kaynağı olmuş;  akademik çalışmalara konu edilmiştir.

 

1990 yılında Ankara'da yayına başlayan ve iki cildi yayınlanan Türk Yurtları adlı derginin yayın yönetimini de üstlenmiştir.

 

Yayınlanan kitapları tıp alanındaki "Antimikrobial Tedavi Rehberi",”Annenin Rehberi” [TDV yayını-3.baskı 2000] ; sosyal alanda " "Kafkasya'dan Anadolu'ya Göçler" [TDV yayını-1.baskı 1989], "Türk Yurtlarında İmanımızın İşaret Taşları", "Hoca Ahmed Yesevi Türbesi"[Kültür Bakanlığı yayını,2.Baskı Türk Exim-Bank] ve son olarak Türkiye Diyanet Vakfı (TDV)Yayınları arasında basılan ve Hoca Ahmed Yesevi'ye ait şiirlerin bugünkü Türkçe'ye aktarılmasıyla oluşan "Divan-ı Hikmet" (3.baskı-2001] adlı eserlerdir.

 

Ayrıca 3 ayrı kitabı baskı aşamasındadır.

 

Türk lehçelerinin tamamı ile İngilizce bilir.

 

Evli ve üç çocuk babasıdır.


Dünyada Neler Oluyor



Özbekistan


Ülkeye kısa sürede kendi ayakları üzerinde doğrulma şansı veren bir husus da ülkede yetişmiş kalifiye bir aydın kadronun hemen her alanda yeterli düzeyde oluşudur. Sovyet döneminde Türk cumhuriyetleri arasında İslami eğitim verilen birkaç kuruluşun tamamının bu bölgede oluşu da Özbekistan'a diğer Türkistan cumhuriyetleri ve Sovyet sistemindeki müslüman topluluklar  nezdinde ayrı bir yer kazandırmıştı.


Etkileşim Yönetimi


 


İslamofobi


Batılılar, bugün fundamentalist (radikal) İslamcı gibi yaftalarla mahkum ettikleri pek çok İslâmî hareketi, oluşumu ve söylemi karalama yoluna başvuruyorlar. Gerçek yüzlerinin ortaya çıkmasına bu şekilde engel olacaklarını düşünüyorlar. İslam ülkelerini, müslümanları adeta İslam ile korkutuyorlar.


Arayış



Kafkasya


Kafkasya'nın insan coğrafyası da en az tabii coğrafyası kadar karmaşık bir yapı arz etmektedir. Bölge dünyanın bilinen en eski sürekli yerleşim yerlerinden birisi olarak tanınmakta, beyaz ırkın ilk kez ortaya çıktığı bölge olarak kabul edilmektedir.