Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

28 Eylül 2006

Muharrem Ertaş

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Türk Edebiyatı


Bamsı Beyrek Hikayesinin Yozgat-Sorgun Şahmuratlı Köyü Çeşidi


-Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-


Dede Korkut Hikâyelerinden biri olan “Bamsı Beyrek” hikâyesinin Sorgun/Şahmuratlı Köyünden 1988 yılında derlediğim çeşidinin, Türk Halk Bilimi’ne az da olsa bir yararı dokunursa, kendimi mutlu sayarım. Derleme metine geçmeden önce, Dede Korkut Hikâyelerinden söz etmemiz gerekir.

 

 

Dede Korkut Hikayeleri

 

Dede Korkut Hikâyelerinin belli başlı bir yazarı yoktur; Türk Milletinin ortak ürünüdür. Bu hikâyeler yüzyıllar boyu dilden dile dolaşmış; muhtemelen 14 ve 15. yüzyıllarda kimliği bilinmeyen birisi tarafından yazıya dökülmüştür. Bugün, Vatikan ve Dresten’de bulunan yazma nüshalar; “Oğuzların Diliyle Dede Korkut Kitabı”(1) adını taşımaktadır. Bu kitapta bir giriş bölümünden sonra on iki hikâye vardır. Söz konusu bu orijinal kitap; “Dede Korkut Kitabı”(2), “Bu günkü Dille Dede Korkut”, “Dede Korkut Hikâyeleri”(3) adlarıyla günümüzde de yayımlanmıştır.
 

Hikâyelerdeki olaylar, yer adlarından anlaşıldığına göre Anadolumuzun Doğu’sunda geçmektedir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizin Dede Korkut Hikâyelerine ‘mekân’ olması, bu kutlu yurt parçasının Türk kültürüyle ne denli yoğrulmuş olduğunu da kanıtlamaktadır(4).


Oğuz Türklerinin Müslümanlığa girişinden kısa bir süre sonra Anadolu’daki mücadelelerini anlatan bu hikâyeler, eski Türk destanlarından kalma izler de taşımaktadır. Bu konuda, Nihat Sami Banarlı, “Resimli Türk Edebiyatı Tarihi” adlı eserinde şöyle demektedir: “Hikâyelerin aslı, belki de Oğuz Destanının olaylarıdır. Fakat bu olaylar, zamanla coğrafya değiştirmiş, kahraman değiştirmiş, sonra da vatan coğrafyasının hayatıyla birleşip işlenerek, Anadolunun yerli hikâyeleri olmuştur” (5).


Dede Korkut Hikâyelerinde öyle sözler, öyle deyimler vardır ki; bunlarda, sözgelimi; 8. Yüzyıl Türk tarihinin izlerini rahatça bulabiliriz. Bir örnek vermek gerekirse, Göktürkler zamanında dikilen Orhun Bengütaşlarında “Sağdaki Şadapıt Beyleri, Soldaki Tarkanlar, Buyruk Beyleri...” diye başlayan sözlerin bir benzerini Dede Korkut Hikâyelerinde görebilmekteyiz. Bamsı Beyrek hikâyesinde şöyle deniliyor: “Sağda oturan Sağ Beyler, Solda oturan Sol Beyler, dipte oturan has beyler, kutlu olsun devletiniz...” İşte bu benzerlik, Dede Korkut Hikâyelerinin köklü geçmişine pek güzel bir kanıttır.


Güzel Türkçemizin Göktürkler zamanındaki anlatım biçimi Dede Korkut Hikâyelerinde yaşarken; hikâyelerde geçen kimi sözler de günümüzde söylenen türkülerde yaşamaktadır. Meselâ; hikâyelerde geçen “Karşu yatan kara dağlar” sözü, bir Tercan türküsünde “Karşu yatan kara dağlar acep bizim dağlar m’ola...” biçiminde yer almıştır. Diğer yandan Halk Edebiyatımızın bilginlerinden Prof. Dr. Şükrü Elçin’in Siirt’in Beşiri ilçesinden derlediği “Tepegöz” hikâyesi(6), Dede Korkut’taki “Tepegöz” hikâyesinin hemen hemen aynısıdır. Yine benim Yozgat/Sorgun’dan (anamdan)(7) derlediğim ve bu yazının altında okuyacağınız “Bağ Boyrek” hikâyesi, Dede Korkut’taki “Bamsı Beyrek” hikâyesinden izler taşımaktadır. Bu durum bize, Dede Korkut Hikâyelerinin Anadolu insanının belleğinde tüm canlılığıyla yaşadığını göstermektedir.


Dede Korkut Hikâyelerinin kuşaktan kuşağa bir kültür köprüsü olması yanında, kendisi başlıbaşına bir edebiyat şâheseridir. Bu konuda edebiyat tarihimizin büyük ustası Ord. Prof. Dr. Fuat Köprülü şöyle diyor: “Bütün Türk edebiyatını terazinin bir gözüne, Dede Korkut’u da öbür gözüne koysanız, yine Dede Korkut ağır basar”(8). Gerçekten, Türkçemiz tüm güzelliğiyle hikâyelerde kendini gösterir. Her cümle bir şiir mısraıdır Dede Korkut’ta! Mükemmel bir söyleyiş güzelliği yanında, anlatımdaki hüner çok daha çarpıcıdır. Mesela biz, Dede Korkut Hikâyeleri’nin tümünü ülkemizde ilk kez 1987 ve 1988 yıllarında(9) dramatize ederken hiç de zorlanmamışızdır. Çünkü, hikâyeler son derece dramatik bir yapıdadır.
Dede Korkut Hikâyelerinde Türk Milletinin damgası vardır. Milletimizin tüm özellikleri her vesileyle işlenmiştir. Sözgelimi; konukseverliğimiz, çalışkanlığımız, yurt ve millet sevgimiz, insan sevgimiz, doğa sevgimiz, Tanrı sevgimiz, cesaretimiz, öfkemiz... kısacası, Türk milletinin bir anlamda kimliği olan erdemlerini hikâyelerde çok açık olarak görmek mümkündür.

 

Dede Korkut’ta Bamsı Beyrek Hikâyesinin Şahmuratlı Köyü Çeşidi; “BAG BOYREK” HİKAYESİ


Anlatan : Zeynep Muratdağı Yılmaz
Yaşı : 83
Cinsiyeti: Kadın
Eğitimi : Okuma ve yazması yok.
Yöresi : Yozgat- Sorgun ilçesi Şahmuratlı Köyü
Kayıt Tarihi: 18 Temmuz 1988
Kayıt türü : Teyp
Kaydeden : Mevlüt Uluğtekin Yılmaz

 

Metin:
 

“Vaktın birinde bir karı-koca varmış. Çocukları olmuyomuş. Herif, “Avrat ben başımı alıp gidecam” deyip, çıkmış getmiş. Getmiş bir pınarın başına gonak etmiş. Pınarın başında gara gara düşünürken bir sakallı derviş adam gelmiş. Sakallı adam, herifin sırtını sıvazlamış, “Norüyon (ne yapıyorsun) buralarda” demiş Herif de “Çocuğum olmuyo, atım kunnamıyo (gebe kalmıyor), ben de evden çıktım, yollara düştüm bunun bir çaresini arıyom” demiş. Bu laf üzerine sakallı adam çıkarmış cebinden bir elma vermiş. Sona (sonra) da şöyle demiş “Bu elmayı soy, kabuğunu atına yedir, elmayı da böl yarını sen, yarısını karına yedir. Ben gelmeyince doğacak çocuğuyun adını koyma” demiş, Allahaısmarladık, deyip derviş çekip getmiş. Herif gerisin geri sevinerek eve gelmiş. Karısına “Avrat böyle böyle. Bir derviş geldi, bana bu elmayı verdi, bunu yiyecağaz” demiş. Elmayı bölüp yemişler. Kabuğunu da ata yedirmişler. At kunnayıcı (gebe) çıkmış. Avrat da hamile çıkmış. Vahıt (vakit) zaman gelmiş avrat doğurmuş. Çocuk doğmuş emme (ama), bu çocuğa bi ad gonacak. Derviş de “Ben gelmeden ad komayın” dediydi ya, ad da koyamıyollar. Çocuk büyümüş okula gidiyomuş. Gine adsızmış. Arhadaşları adsız deyi çağrıyollarmış. Oğlan da çocuk emme (ama), kendisine adsız adsız deyi alay edennerin üstüne yörüyüp, vurduğunu deviriyomuş. Bi babayiğit çocukmuş. Zopa (sopa) attığı çocuklar babasına şikayete geliyomuş. Babası da “Siz de adsız demen” deyip çocukları gonderiyomuş. Babası bakmış ki böyle olmayacak, karısına “Avrat bir yemek gorek (verek)” demiş. Bir tosun kesmişler. Ulu sofra açmışlar. Çok geçmeden elmayı veren derviş gelmiş. Herif, dervişe “Çocuk büyüdü adı yok. Adsız deyi alay ediyollar. Çocuk da vurduğunu deviriyo. Başımız sıhıntıda (sıkıntıda)” demiş. Derviş de peki ben bunun adını koyum, deyip çocuğun sırtını sıvazlamış, “Senin adın Bağ Boyrek olsun” demiş. Sona (sonra) da çocuğa “Beni çığırdığın zaman yanındayım. Ya Hızır yetiş dediğinde yanına gelirim” demiş. Derviş ahıra getmiş. Kunnayıp doğuran atın tayına da “Senin adın Dengi Boz” olsun demiş. Sona (sonra) da “Hadi allahısmarladık” deyip çekip getmiş. Gel zaman get zaman Bağ Boyrek delikanlı olmuş. Babasına “Baba benim atımı süsle, elbise kestir, ben uzaklara gedecam (gideceğim)” demiş. Babası dediklerini yapmış. Bağ Boyrek Dengi Boz’a atladığı gibi çıhıp getmiş. Vara vara bir pınarın başına varmış. Pınarın başında otururken iki garı (kadın) destisiyle gelmiş su doldurmak için. Bağ Boyrek bir yav oh (yay ok) atmış garının birinin destisini kırmış. Garılar oykelenerek (öfkelenerek) getmiş. Ertesi gün o iki garı gine gelmiş. Bu sefer gine o garının destisine yay oh atıp kırınca garı, Bağ Boyreğe “Sen benimle uğraşacağına, yiğitsen get de Ak Kavak Gözeliynen uğraş. Adam kellesiyle kale yapıyo. Gette onunla uğraş” demiş. Bunu duyunca Bağ Boyrek Dengi Boz’a atlayıp yollara düşmüş. Gede gede (gide gide) yaşlı bi garıya raslamış. Garıya “Ben Ak Kavak Gozelini ararım. Beni bugün evinde gonak (konuk) eden mi?” demiş. Garı önce “yok” demiş. Bağ Boyrek “Çok para veririm” deyince garı sevinmiş, buyur etmiş. Getmişler ki garının evi kotü bir ev. Bağ Boyrek garının evine halılar kilimler almış, saray gibi yapmış. Garının da bi kel oğlu varmış. Oğlan evlerine gelince pencereden bakıyo, ev bi değişik. “Amanin bura bizim ev dağal (değil) deyip, sıçrayıp gaçıyomuş (kaçıyormuş). Gine gelip bakıyo, gine gaçıyomuş. Sona (sonra) eve girmiş. Bağ Boyrek’i gostererek “bu kim?” diye anasına sormuş Anası da “yavrım senin gayıp bi gardaşın vardı. Bulundu geldi. Bu işte senin gardaşın” demiş. Bağ Boyrek, “Ana bana Ak Kavak Gozeliynen evlenecam. Dünur (dünür) get” demiş. Ana dediği garı da “Oğlum Ak Kavak Gözeli seni beğanmez (beğenmez). Sona (sonra) o kelle kesip, kellelerden kale yapıyo. Kalesinin temam olmasına bi kelle kalmış. O da senin kellen olur” demiş. Bağ Boyrek “Olsun, sen gene de get” demiş. Garı Ak Kavak Gozeline dünur getmiş. Ak Kavak Gozeli, “Dunür mü geldin” demiş “He dünur geldim” deyince, Ak Kavak Gozeli gulerek “Kalemin bitmesine bi kelle galdıydı, o da oğlunun kellesi olacak” demiş. Sona (sonra) demiş ki “Madem öyle ava gedelim, yarış edelim. Zabah (sabah) erkenden atıyla gelsin” Garı bu lafları duyduktan sona geri eve geliyo. Bağ Boyrek “Yavrım yarış edelim, diyo. Ben Yel Kovan atıma bineyim, Ak Kavak Gozelinin atının adı Yel Kovanmış, o da kendi atına binsin, ava çıkalım kim fazla vururmuş görelim” diyo, ne den (ne dersin) demiş. Bağ Boyrek de “Olur ana” demiş. Zabah (sabah) oluyo. Bağ Boyrek ahıra giderken Ak Kavak Gozeli gelip gürzüyle ahırın duvarına vuruyo, duvarı yıkıyo. Bağ Boyrein gorhudan dodağı (dudağı) çatlıyo. Bunun üzerine Dengi Boz’a şöyle diyo: “Ak Kavak Gözeli geldi gapıya. Gırh (kırk) batmanlık gurzü vurdu duvara. Gaçalım Dengi Boz gaçalım”. Dengi Boz dile gelip diyo: “Ak Kavak Gozeli gelsin gapıya. Gırh (kırk) batmanlık gurzü vursun duvara. Meydan senin babayiğit, meydan senin” diyo. Bunu duyunca Bağ Boyrek atına atladığı gibi Ak Kavak Gozeliynen ava çıkıyo. Bağ Boyrek iki vuruyosa, Ak Kavak Gozeli bir vuruyo. Yarışı Bağ Boyrek kazanıyo. Kazanıyo emme (ama) Ak Kavak Gozeli diyo ki, “Temam kazandın. Bu sefer atımızı yarıştırak” diyo. Ak Kavak Gozeli Yel Kovan atına biniyo, Bağ Boyrek de Dengi Boz’a biniyo yarışıyollar. Bu yarışı da Bağ Boyrek kazanıyo. Ak Kavak Gozeli’nin yenildiği cümle aleme duyuluyo. “Aman bir babayiğit çıkmış, Ak Kavak Gozelini yenmiş” deyi ortalık çalkalanıyo. Ak Kavak Gozeli bu sefer “Gel yiğit bi de zabahleyin (sabahleyin) guleşelim (güreşelim)” diyo. Herkes toplanmış, koylerden, kentlerden ne kadar insan varise bu guleşe bakmaya gelmiş. Bağ Boyrek demişki “Güleşelim. Temam. Emme (ama) ben atımdan ayrılmam, güleşirken yanımda olsun”. Ak Kavak Gozeli “Temam” demiş. Guleş başlamış. Ak Kavak Gozeli, Bağ Boyreği dutunca çarpmış yere, yenmiş. “Bu beni avda yendiğinin yerine” demiş. Gine duduşmuşlar, gine Bağ Boyreği yere çarpmış. “Bu da yarışta beni geçtiğinin yerine” demiş. Bunu goren Dengi Boz ağlamaya başlamış. Bağ Boyrek demiş ki “Ak Kavak Gozeli müsade et de atımın yanına varayım. Ağlar durur.” Demiş Dengi Boz’un yanına varmış. Dengi Boz hemen Bağ Boyreğin gulağına şöyle demiş “Aman sen norüyon (ne yapıyorsun). Gadının (kadının) memesinde dut, demiş” Bağ Boyrek, gine guleşe varmış. Gadının memesinden dutup, ya hızır yetiş deyip, çalmış yere. Millet alkış vermiş. Ak Kavak Gozeli yenildiğini gabul etmiş. “Temam yiğit ben seninim” demiş. Millet de gurtulmuş. Ak Kavak Gozeli yanında Bağ Boyreğinen melmeketine dönmüş. Melmeketine varmış. Anası var, bacısı var, yayıklar var, tazısı var. Bağ Boyrek diyo ki “Benim bi arhadaşım var. Biz birbirimize mektup yazarık. O şimdi kafirin vezirinde yesir (esir). O gelmeyince biz düğun edemek. Ben onu gurtaracam” diyo. Bağ Boyrek arhadaşlarını topluyo. Ata biniyolar. Yola düzülüyollar. Vara vara bi yere varıyollar. Meğar (meğer) orada uğursuz bi yermiş. Orada uyuyollar. Duşman gelip basıyo. Alayını (hepsini) dutuyollar. Yalınız Dengi Boz’u dutamıyollar. Dengi Boz gaçıyo. Obürlerinin (öbürlerini)n hepisini bi mağrıya (mağraya) hapis ediyollar. Mağaranın gapanı (kapağını) gapadıyollar. Bağ Boyrek dertleniyo. Bi türkü galdırıyo. Dengi Boz da oğrunca (gizlice) gavurun gızına haber veriyo. Gavur gızıynan Dengi Boz mağrıya yahlaşmış. İçeriye sesleniyo. “Bu türküyu çığıran kim” deyi. İçeriden “Ben Bağ Boyrek” deyi ses gelince gavur gızı “Sizi gurtaracağam” diyo, saçını urgan yapıyo. Dengi Boz yere yatıyo mağradan çıhanları sırtına bindirip bi tarafa koyuyo. Hepisi dışarı çıhıyo. Bağ Boğrek Dengi Boz’a biniyo. Biniyo ki ne gorsün, Dengi Bozun derisi gavlamış. Ağzı yara, kopük geliyo. Bağ Boyrek üzülüyo. Ya hızır diyo. Bir derviş geliyo. Derviş Dengi Bozun yaralarını ey ediyo. Hep birlikte yola çıhıyollar. Vara vara bi kervana ırastlıyollar (rastlıyorlar). Bağ Boyrek Ak Kavak Gozelini, melmeketini düşünüyo, üzülüyo, dertleniyo. Kervancıyı gorünce bi deyiş diyo: “Eliniz nerede kervancı başı, söyle melmekette ne var, ne yoh” deyi bir türkü çığrıyo. Bunu duyan kervancı başı yanındaki keloğlana “Bu yiğitde bek (pek) dertliymiş, buna aynı gaydada (makamda)cevap döndürmek lazım” diyo. Keloğlan sen dur ben ona cevap veriyim diyo şöyle diyo: “Bizim gelişimizi sorarsan Oğuz elinden, Babanı sorarsan dişleri dökuldü. Anayın beli buküldü, gozü kör oldu. Ak Kavak Gozeli mezete (mezata) döküldü.” Bunnarı (bunları) duyan Bağ Boyrek çoh (çok) üzülüyo. Gide gide bir abdala ırastlıyo. Abdala diyo ki “üstündaki elbiseleri bana ver, ben de benimkileri sana veriyim” diyo. Abdal diyo ki “yooh vermem. Verirsem abdal olduğum belli olmaz. Nasıl dolayışım, nasıl yeyip içiyim” diyo. Bağ Boyrek de çohça altın verince, abdal elbiselerini veriyo. Bağ Boyrek abdal oluyo. Gidiyo, melmeketine geliyo. Bacısı da atı suluyomuş. At abdal donundaki Bağ Boyreği gorünce tanıyo. “hııı hı” diyo. Gız ata gızıyo. “Sus. Derdine n’oldu. Gardaşım gayıp. Nışanlısını kel vezir aldı” diye ata kızıyo, bi daş atıyo. Bunu goren Bağ Boyrek “Atma bacım atma daşı. Gozömden ahıttın kanınan yaşı. Gover (bırak) gelsin o Dengi Bozun gardaşı” diyo. Gız da “Get abdal, benden turku mü istiyon. Benim ciyerim yanıyo. Gardaşım gayıp. Gelin gızımızı gotürdüler” diyo. Gız eve doğru gidiyo. Bağ Boyrek de peşinden gidiyo. Eve varınca, anasının gozü kor “Gız kırıkların mı (sevgililerin mi) geldi. Kiminen gonuşuyon. O kimimiş” diyo. Bu sırada Bağ Boyrek gızın etini bukuyo (büküyor) Gız “Gardaşım sen ne yapıyon. Delimisin. Gelin gızımızı gaçırdılar. Şimdi düğun ediyollar” diyo. Bunu duyunca Bağ Boyrek gidiyo. kel vezirin düğun yerine. Kel vezir Ak Gavak Gozeli için düğun yapıyo. Eğlence varımış. Evelden gabağan (kabağın) içine para gollar, bi yere dikeller yay oh (yay ok) atallarmış. Vuran parayı alırmış. Atıyollarmış kimse vuramıyomuş. Abdal gılıklı Bağ Boyrek ben vururum demiş. Oradakiler “Get aptal sen ne bilin yay oh atmayı” demişler. Bağ Boyrek “Bana Bağ Boyreğin yay ohunu getirin” demiş. Getirmişler. Bağ Boyrek yay ohu atınca kabağı vurmuş. Paralar yere saçılmış. Oradakiler “Hadi abdal paraları topla, al, get” demişler. Bağ Boyrek “Ben toplamam, sizler toplayın, sizin olsun” demiş. Bu sefer kel vezir “Peki ne istiyon” demiş. “Başındaki börkü istiyom” demiş. Vezir börkü çıkarınca Bağ Boyrek, “Tüüü... Başında kelimiş” demiş. Bunun üzerine Kel Vezir, “Ulan şu abdalı yanımdan gotürün, karnını doyurun sonnada (sonra da) melmeleketimden dışarı salın” diyo. Bağ Boyreği kel cezirin evine yemağa (yemeğe) götürüyollar. Eve varınca, Kel Vezirin bacısı biraz yeynicekmiş (hafif akıllı imiş) abdal gılıklı Bağ Boyreğin sazını gorünce “Vıyh aman. Abdal dayı senin sazında mı var” diyo. Bağ Boyrek de “Sazım da var sözüm de var, zorlu gelingız oynatırım” deyince, gız anasına “Ana, abim duymadan bu abdalı gelingızın evine gotürek, o çalsın bizler eğlenek” diyo. Saz çalıp türkü söylemesi içün gelingızın yanına gotürüyollar. Kervancının garısı galkmış oynuyo. Bağ Boyrek başlıyo çalıp söylemeye “Aha çıhtı kervancının garısı, elinde düğun gınası, ne hoşca oynar fittirmiş (oynak) gelin” diyo. Biri daha oyuna çıhıyo “Evinizin önü derecik dağil mi (değil mi) itinizin adı baracık dağilmi, seni seven mustafacık dağilmi, ne de gozel oynar fittirmiş gelin” Bu lafı duyan gadın diyoki “Benim sevdiğimi yalınız Bağ Boyrek bilir. Bu ya Bağ Boğrek, ya da Bağ Boyreğin yanından gelme”diyo. Bunun üzerine gadınlar “Kele bi de gelingızı oynamaya çıharak” diyollar. Gelingızı çıharıyollar. Bağ Boyrek çalıp söylüyo “Ağdirme (eğdirme) gaşını silme bilağin (bileğin), hak yanında gabülümüş (kabülmüş)dileğin, yavaşça sallan benim yanıma” diyo. Derken gadınlar abdalın Bağ Boyrek olduğunu annıyorlar. Bağ Boyrek de kendini açıklıyo. Bunu duyan kel vezir gaçıp bir tavuk pinniğine (kümesine) saklanıyo. Pinnikde de oğlanın biri yımırta çalıyomuş. Oğlan beni dutacaklar deyi almış almış yımırtaları vezirin kel başına vurmuş. Kel vezir, “Aman sus sen get ben burda saklanayım demiş, oğlana da para vermiş” Oğlan dışarı çıhınca “İçirede kel vezir var bana da şu parayı verdi” demiş, duyurmuş. Kel Veziri Bağ Boyreğin yanına gotürüyollar. Bağ Boğrek “Korhma, seni bağışladım, bacımı da sana verdim” diyo. Ordan anasının evine geliyo. Atının ayağındaki çamırı alıp anasının gozüne çalıyo. Anasının gozleri açılıyo. Sona da tekrar gavur elindeki arhadaşını gurtarmaya gidiyo. Varıyo gavurun başına diyo ki “Ya hapistekileri bırakacağnız, yada elinizi melmeketinizi dağıtacam” diyo. Gavurun ahıldaneleri (akıldaneleri) varmış. Bağ Boyreği yohlatıyollar. Bağ Boyreğin böyük ordusunun olduğunu anlıyollar. Gorhup (korkup) Bağ Boyreğin arhadaşlarını selbes bırakıyollar. Bağ Boyrek melmeketine geliyo. Ak Kavak Gozeliynen evlenmek içün bir toy düğunü ediyo. Muratlarına eriyollar.”

 


Notlar:
(1) Dede Korkut Kitabı üzerine yapılan bilimlik çalışmalardan derli-toplu bilgi edinmek için bkz: M. Fuat Köprülü - W. Borholt, “İslâm Medeniyeti Tarihi” .


(2) Prof. Dr. Muharrem Ergin, “Dede Korkut Kitabı”, 1000 Temel eser, Tercüman yayınları.
 

(3) Orhan Şaik Gökyay, “Bugünkü Dille Dede Korkut” Remzi Kitabevi, 1963, Gökyay’ın bu çalışmasının daha genişi “Dede Korkut Hikâyeleri” adıyla Kültür Bakanlığı’nın Halk Kitapları serisinden 1976 yılında yayımlandı.
 

(4) Prof. Dr. M. Fahrettin Kırzıoğlu’nun BELLETEN, C.L. Sayı 198 (Aralık 1986)’den ayrı basım olarak yayımlanan makalesi Dede Korkut Hikâyelerinin geçtiği yerler hakkında geniş bilgiler vermektedir. Kırzıoğlu’nun bizzat yaptığı harita ise, çok ayrı bir önem arzetmektedir.
 

(5) Nihat Sami Banarlı’nın “Resimli Türk Edebiyatı” adlı eserinin 399-413 sayfaları arasında yer alan bilgilerin mükemmelliği tartışma götürmez. Hikâyelerdeki temaların dile getirilişi, bir başka güzelliktedir. Dede Korkut Hikâyelerinin verdiği mesajlar hakkında bilgi edinmek isteyenler için tek kaynak desek, yanlış olmaz.
 

(6) Prof. Dr. Şükrü Elçin’in bu tespiti “Türk Folklor Araştırmaları” Dergisinin 252. Sayısında yayımlanmıştır.
 

(7) Rahmetli anamın (Zeynep Muratdağı Yılmaz 1905-1994) Bağ Boyrek dediği hikâyeyi ben 5-6 yaşlarındayken anamdan kış gecelerinde dinlerdim. Anamın okuma-yazması yoktu. O da anasından, yani “ebemden” öğrenmiş. Bu millî halk hikâyesinin dilden dile aktarılarak günümüze kadar –değişikliğe uğramış da olsa- ulaşması, Türk halk kültürünün sürekliliğinin de ilginç bir anlatımı olsa gerektir.


(8) Prof. Dr. Muharrem Ergin, “Dede Korkut Kitabı” ÖNSÖZ bölümü.
 

(9) TRT Ankara Radyosu’nda çalışırken, 1987 yılında Dede Korkut Hikâyeleri’nin tümünü 26 bölümlük bir dizi halinde ‘Radyo Oyunu’ tarzında dramatize ettim. Bozkurt Kuruç’un yönetiminde Devlet Tiyatroları’nın tanınmış sanatçıları rol alıp, seslendirdiler. Hikâyelerin ilk kez tamamının dramatize edilmesi kamuoyunda çok beğenildi. Bu çalışmamdan dolayı Türkiye Milli Kültür Vakfı 1987 yılında “Milli Kültüre Hizmet Ödülü”ne lâyık gördü. 1988 yılında ise, Deli Dumrul hikâyesini sahne oyunu tarzında dramatize ettim. Bu oyun aynı yıl Mamak Şehir Tiyatrosu’nda ve diğer illerde sahnelendi; oyun kitap olarak yayımlandı.



Osmanlı 16. Yüzyılda Yıkıldı -Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-


Biz Türkler, Cumhuriyetimiz ile yepyeni bir soluk aldık. Binlerce yıllık bir birikimi taşıyoruz. Türk tarihi yüksek hareketlilik içinde çizilmiş harika bir tablodur. Yabancı tarihçiler, “Dünya tarihinden Türkleri çıkartınız, tarih anlamsızlaşır” diyor. Bu söz doğrudur. Türk unsuru çoğu zaman gözardı edilmiş olsa da, köklü bir devlet geleneğimiz var. Zihin kotları açık bir toplum olma yolunda ilerliyoruz. Kendimize güveniyoruz. Bunun içindir ki, yanlışlarımızı açıkça yazıyoruz.



Maddenin Paylaşımı -Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-


İnancın kazanılması da kolay, paylaşımı da. Eğitim, alımlı sözlerle telkin ve grup içinde etkileşim gibi yöntemlerle kişinin inanç dünyasını şekillendirmek mümkün... İster dinî olsun –özellikle dinî- ister ideolojik; herkes inancını heyecanla paylaşmak istiyor. Kolayca da paylaşıyor. Ama, aynı kolaylığı, insanlar arasında ‘madde’nin paylaşımında göremiyoruz. Bir başka deyişle, yoksulluğu giderecek ve tüm insanların, ‘insanca’ yaşamasını sağlayacak bir ‘kolay’ yöntemi bulamıyoruz...



Kral Çırılçıplak! -Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-


Çok söylenir ki, Türkiye, ABD’nin ‘stratejik müttefiki’dir... Şimdi burada, şu ‘müttefik’ sözcüğünün anlamını öncelikle açıklamak gerekiyor: “Müttefik” demek; “anlaşmış’, “beraber hareket eden” demektir. Bir başka deyişle müttefik devletler, birbirlerine ‘zarar’ vermezler; aksine, birbirlerinin yararlarına hareket ederler... Doğrusu, 1945’den bu yana ABD’nin Türkiye yararına tavır aldığı önemli bir olayı hatırlamıyorum. Belleğimde kalan en önemli tavrı ise, “Kıbrıs Ambargosu”dur!


 

Mevlüt Uluğtekin Yılmaz


1946’da Sorgun-Yozgat’da doğdu. İlk ve Orta öğrenimini Sorgun, Kırıkkale ve İstanbul’da tamamladı. Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ni bitirdi. Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü’nde Yüksek Lisans eğitimi aldı. Bir süre Tarım Bakanlığı’nda, daha sonra TRT’de çalıştı. TRT’de, Denetçilik görevi yanında, kültür ve tarih programları hazırladı. Bu kurumda; İstiklâl Savaşı’nda Milletimiz adlı program dizisiyle, halkın İstiklal Savaşı’na olan katkılarını anlattı. Dede Korkut Hikâyeleri’ni ülkemizde ilk defa bir bütün olarak radyo için dramatize etti. Bu çalışmasından ötürü 1987 yılında Milli Kültür Vakfı, Yılmaz’a “Milli Kültüre Hizmet Ödülü”nü verdi. Tarihte Büyük Türk Devletleri konulu belgesel drama dizisini hazırladı. GAP TV’de kültür sohbetlerinde bulundu. Bilimlik toplantılara bildirileriyle katıldı.

1992’de, TRT’den Program Denetçisi olarak emekli oldu. Gazeteciliğini, basında yazar ve yönetmen olarak sürdürdü. Çeşitli gazete ve dergilerde çalıştı. Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyeti tarafından “2000 Yılının Başarılı Gazetecisi” seçildi. Şiir, hikâye, oyun, senaryo ve araştırma dallarında eserler verdi. Mehmetçik üzerine yazılmış şiirleri, ilk kez bir antolojide topladı. Şiirleri şarkı ve ilâhi formunda bestelendi. Yayınlarından ötürü seçkin kurumlardan ödüller aldı.

1966’dan beri şiir, öykü ve araştırmalarını günümüze kadar çeşitli süreli yayınlarla topluma ulaştıran Yılmaz’ın, yayımlanmış kitapları şunlar: Cenk Hasreti (Şiir, 1977), Deli Dumrul (Oyun, 1987), Ertuğrul Gâzi (Çizgi Roman, Kültür Bakanlığı Yayını, 1992), Şiirimizde Mehmetçik (Antoloji, Türkiye Gaziler Vakfı Yayını, 1994), Türk Halklarının Ortak Ata-Babaları (Biyografik roman, Azerbaycan’da Göktürk Matbaası 1997, Türkiye ‘de Manas yayıncılık 2006) Osmanlı’nın Arka Bahçesi (Araştırma, 1998), Ayakların Dili (Öykü, 2000) Damdaki Pabuç (Oyun, Türk Standartları Enstitüsü yayını, 2002),

Ayrıca, “Milli Mücadele’de Bozguncu Propagandaya Karşı Yapılan Çalışmalar (Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü, 1990) adlı yayımlanmamış eseri bulunmaktadır.

Yılmaz, hâlen yazarlık hayatını sürdürmektedir.


 Türk Liderleri



Atatürk


Konuya doğrudan girmek istiyorum... Ne demek, Atatürk gibi düşünmek? Atatürk gibi düşünmek demek: Türk ulusunun-milletinin özgürlüğü; devletinin bağımsızlığı üzerine titremek demek; ülkeyi çok güçlü bir sosyo-ekonomik yapıya kavuşturarak; milleti karnı tok, sırtı pek ve onurlu yaşatmak demek!


 Gelecek



Avrasya


Rusya, Türkiye’ye “Avrasya Hareketi’nde ikimiz lider olalım, başı çekelim” diyor. Bu sözü değerlendirmek gerek... Milli Mücadele yıllarında, Mustafa Kemal Paşa ‘değerlendirdi’. Doğrusu, biz o yıllarda Avrupalı emperyalistlerle olan savaşımızda, Sovyet desteğinin çok yararını gördük. Şimdi adamlar, beraber olalım diyor. ABD, Türkiye’deki bu tür ‘arayışları’ dikkatle takip ediyor ve bize (anlayana) aba altından sopa göstermeyi de ihmal etmiyor. Milli Yol dergisinin ilk sayısında Sayın Arslan Bulut’un “Küresel İdeoloji; Küresel Örgüt” adlı şahane bir yazısı yayımlandı. O yazıda Sayın Bulut Dugin’in görüşlerini şöyle aktarıyor: “Uluslararası Avrasya Hareketi Başkan Aleksandr Dugin'e göre; “İstanbul'daki patlamaların amacı Türkiye'yi Atlantik çizgisine geri döndürmek. Çünkü Türkiye son zamanlarda ve özellikle Irak olayından sonra Atlantik'ten uzaklaşma yolunu seçti. Türkiye'yi aynı yola geri döndürmek için İstanbul’da böyle bir eylem yapıldı.” (Sinagog ve Banka saldırısını kastediyor)


 Arayış



Çağdaş Uygarlık


Elbette ülkümüz çağdaş uygarlığı aşmaktır. Ancak, ‘çağdaş uygarlığı aşacağım’ diye, milli olan ne varsa ondan kopmak, vatan toprağının bütünlüğünü başkalarınca yönlendirilen ‘geleceğin’ tehdidine bırakmak demek de değildir... Evrensel değerlerle donanmış bir insan-toplum yaşamının, bu ülkede, ‘ABD-AB yanaşması’ olmadan da gelişeceğine inanıyorum. Kimileri “Türkiye AB’ye girmezse, Ortadoğu’da yoksul bir ülke olarak yalnız kalacak; Suriye, Irak, İran gibi devlet-toplum kimliğine bürünecektir” dese de; bu sözlerin, Türkiye’nin insan-toplum birikimi ve dinamizmi karşısında hiçbir anlamı yoktur. Biz bu sözleri, Milli Mücadele yıllarında çok duyduk. Aynı sözleri, Antep’i kuşatan Fransız Albayı Andrea da söylüyordu... Aynı sözleri, İngilizler Lozan’da da söylediler..


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar