| | Nicolas Chamfort |
(6 Nisan, 1741, Clermont-Ferrand, Auvergne France - 13 Nisan, 1794, Paris) Epigram ve aforizmalarıyla tanınan Fransız yazar. Hayatı: 1740'da Sebastien-Roch Nicola, Clermont-Ferrand'da bir bakkal olan François Nicolas ile Therese Croise'nin olarak doğmuştur. Paris'te Grassins kolejine burslu olarak girdi parlak bir öğrenciydi ancak yaramazlıkları sebebiyle okul hayatında sıkıntı yaşadı. Hayatını bir süre kırtasiyecilik ve gazetecilikle kazandı. Fransız devrimini destekler ancak daha sonra düşkırıklığı yaşar. Hayatının sonlarına doğru geçim sıkıntısı çeker. Bir kez tutuklanır ancak kısa süre sonra serbest bırakılır. Yeniden tutuklanacağı endişesiyle korkuya kapılır ve önce alnına dayadığı tabancayı ateşler hâlâ ölmeyince de kararlılıkla usturu ile önce boğazını keser sonra iki dizinin arkasındaki toplar damakları keser, buna rağmen ölemez ve tedavi edilir. 13 Mayıs 1794'de türü bilinmeyen bir hastalık sonucu ölür. |
Dünyada birçok namuslu insanın, değerlerini saygınlığa ve huzurlarını üne feda ettiklerini gördüm.
Kimdir bu filozof? Yasaya karşı doğayı, geleneğe karşı sağduyuyu, kanıya karşı bilinci ve yanlışa karşı yargıyı koyan adam.
Hiç kimsenin eteğine yapışmamak ‘’kendi yüreğinin adamı’’ olmak, kendi ilkelerinin, kendi duygularının adamı… Böylesini çok az gördüm.
Doğa’nın kötülüklerini tanımayı öğrendikçe ölüme, toplumun kötülüklerini tanıdıkça da hayata meydan okuruz.
Umut bizi sürekli yanıltan bir şarlatandır. Benim için mutluluk da onu yitirdiğimde başladı. Dante’nin Cehennemin kapısına yazdığı şu dizeyi ben olsam cennetin kapısına yazardım: Buraya girerken tüm umutlarınızı terk ediniz.
Yoksul ama insanlardan bağımsız insan, sadece zorunluluğun egemenliği altında iken, zengin ve bağımlı insan bir başka insanın ya da insanların egemenliği altındadır.
Tutkuların en büyük kötülüğü, neden oldukları acılarda değil, yanılgılarda, tutkuların insanlara yaptırdığı ve onları alçalttığı rezilliklerdedir. Tutkular insanı ‘’yaşatır’’ akıllılık ise sadece onun varlığını ‘’sürdürür‘’.
Bir yargıç takkesine ya da cüppesine sahip insana yaranmak için vicdanlarına ihanet eden insanlar gördüm. Vicdanlarını bu takke ya da cüppe ile takas edenlere bakıp şaşıyorsunuz. Hepside aşağılık bunların…
Yaltakçılar, dilencilikle zengin olmuş kişilerdir.
‘’Hayır‘’ diyebilmek ve yalnız yaşamasını bilmek, özgürlüğü ve kişiliği korumanın sadece iki yoludur.
Aşk, diyordu Plutarkos; öteki tutkuları susturan, karşısındaki bütün güçleri yok eden diktatör budur işte.
Evlilik, insanın kusuruna kusursuz bir örnektir.
‘’İki insanın dostluğundan vazgeçtim‘’ diyordu adam. ‘’Biri bana kendinden söz etmediği için, ötekisi de benden hiç söz etmediği için.’’
Namuslu insan, insan cinsinin özel bir türüdür.
Dünyada üç çeşit dostumuz vardır. ‘’ Bizi seven, bizi düşünmeyen ve bizden nefret eden dostlarımız ‘’
‘’Mutluluk‘’ diyordu adam, ‘’ pek kolay bulunur bir şey değil. Onu içimizde bulmak çok güç, başka yerde olanaksız’’.
Buyurganlıktan öyle nefret ediyorum ki bir doktorun reçetesine bile dayanamıyorum.
Bir gazeteci haberine şöyle bir başlık atar. ‘’Kardinal Mozarin ‘in öldüğünü de söyleyenler var, yaşadığını da. Ben hiç birine inanmıyorum ! .