Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

15 Nisan 2007

Niyazi Akıncıoğlu

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Edebiyat


 

Nicolas Chamfort

(6 Nisan, 1741, Clermont-Ferrand, Auvergne France - 13 Nisan, 1794, Paris) Epigram ve aforizmalarıyla tanınan Fransız yazar.

 

Hayatı:

 

1740'da Sebastien-Roch Nicola, Clermont-Ferrand'da bir bakkal olan François Nicolas ile Therese Croise'nin olarak doğmuştur. Paris'te Grassins kolejine burslu olarak girdi parlak bir öğrenciydi ancak yaramazlıkları sebebiyle okul hayatında sıkıntı yaşadı. Hayatını bir süre kırtasiyecilik ve gazetecilikle kazandı.

 

Fransız devrimini destekler ancak daha sonra düşkırıklığı yaşar. Hayatının sonlarına doğru geçim sıkıntısı çeker. Bir kez tutuklanır ancak kısa süre sonra serbest bırakılır. Yeniden tutuklanacağı endişesiyle korkuya kapılır ve önce alnına dayadığı tabancayı ateşler hâlâ ölmeyince de kararlılıkla usturu ile önce boğazını keser sonra iki dizinin arkasındaki toplar damakları keser, buna rağmen ölemez ve tedavi edilir.

 

13 Mayıs 1794'de türü bilinmeyen bir hastalık sonucu ölür.

Dünyada birçok namuslu insanın, değerlerini saygınlığa ve huzurlarını üne feda ettiklerini gördüm.

 

Kimdir bu filozof? Yasaya karşı doğayı, geleneğe karşı sağduyuyu, kanıya karşı bilinci ve yanlışa karşı yargıyı koyan adam.

 

Hiç kimsenin eteğine yapışmamak ‘’kendi yüreğinin adamı’’ olmak, kendi ilkelerinin, kendi duygularının adamı… Böylesini çok az gördüm.

 

Doğa’nın kötülüklerini tanımayı öğrendikçe ölüme, toplumun kötülüklerini tanıdıkça da hayata meydan okuruz.

 

Umut bizi sürekli yanıltan bir şarlatandır. Benim için mutluluk da onu yitirdiğimde başladı. Dante’nin Cehennemin kapısına yazdığı şu dizeyi ben olsam cennetin kapısına yazardım: Buraya girerken tüm umutlarınızı terk ediniz.

 

Yoksul ama insanlardan bağımsız insan, sadece zorunluluğun egemenliği altında iken, zengin ve bağımlı insan bir başka insanın ya da insanların egemenliği altındadır.

 

Tutkuların en büyük kötülüğü, neden oldukları acılarda değil, yanılgılarda, tutkuların insanlara yaptırdığı ve onları alçalttığı rezilliklerdedir. Tutkular insanı ‘’yaşatır’’ akıllılık ise sadece onun varlığını ‘’sürdürür‘’.

 

Bir yargıç takkesine ya da cüppesine sahip insana yaranmak için vicdanlarına ihanet eden insanlar gördüm. Vicdanlarını bu takke ya da cüppe ile takas edenlere bakıp şaşıyorsunuz. Hepside aşağılık bunların…

 

Yaltakçılar, dilencilikle zengin olmuş kişilerdir.

 

‘’Hayır‘’ diyebilmek ve yalnız yaşamasını bilmek, özgürlüğü ve kişiliği korumanın sadece iki yoludur.

 

Aşk, diyordu Plutarkos; öteki tutkuları susturan, karşısındaki bütün güçleri yok eden diktatör budur işte.

 

Evlilik, insanın kusuruna kusursuz bir örnektir.

 

‘’İki insanın dostluğundan vazgeçtim‘’ diyordu adam. ‘’Biri bana kendinden söz etmediği için, ötekisi de benden hiç söz etmediği için.’’

 

Namuslu insan, insan cinsinin özel bir türüdür.

 

Dünyada üç çeşit dostumuz vardır. ‘’ Bizi seven, bizi düşünmeyen ve bizden nefret eden dostlarımız ‘’

 

‘’Mutluluk‘’ diyordu adam, ‘’ pek kolay bulunur bir şey değil. Onu içimizde bulmak çok güç, başka yerde olanaksız’’.

 

Buyurganlıktan öyle nefret ediyorum ki bir doktorun reçetesine bile dayanamıyorum.

 

Bir gazeteci haberine şöyle bir başlık atar. ‘’Kardinal Mozarin ‘in öldüğünü de söyleyenler var, yaşadığını da. Ben hiç birine inanmıyorum ! . 

 

                                                                                  

Haluk Güriz

15 Nisan 2007



"Aydın'ın Kimliği ve İşlevi -Haluk Güriz-


Aydın çağının tanığıdır. Yaşadığı dönemdeki olumsuz koşulları ezilen geniş halk yığınları  lehine değiştirme çabasındadır. Bunun için çağların içinden süzülüp gelen bilgilerle oluşturulmuş bir bilinçle işlek bir düşünsel sistematik ve insan sevgisini önde tutan bir duyarlılığın birleşimidir. Aydının olmazsa olmaz özelliklerinin, bilgilerini, düşünme sistematiğini sürekli sorgulayabilme ve varolan düzene muhalefet etme olduğu söylenebilir. Aydının bir inanç adamına veya düzenle ittifak halinde bir seçkine dönüşmesi, kendi sonunu hazırlamasıdır. Bu durum onu egemen düzenin teknik uzmanına, sömürü ve baskı ilişkileri teorisyenine dönüştürür. Çoğu üniversite mezunu, meslek gelişimini tamamlamış uzmanlar, hatta öğretim üyeleri; bu kategorinin içindedir.  Bunlar, gerçek çarpıtma mekanizmasının teknokrat kılıklı destekçileridir ve sınıflarının bakış açısıyla uyumlu olarak işleyen çarkı destekler bir tutum almışlardır.



Aşkın Diyalektiği ve Bir Özgürleşme Olarak Aşk -Haluk Güriz-


Afşar Timuçin’in “Aşkın Diyalektiği” adlı kitabı günümüzde üzerine çok şey söylenen aşk kavramını toplumsal, tarihsel ve kültürel boyutlarıyla inceleyen çok katmanlı bir yapıt.Günümüz toplumunda aşk için çok şey söylenip yazılıyorken ne kadarı yaşanıyor hep tartışılan bir konu. Bu kadar sözü edilen bir şey içi boşaltılmış bir kavram mı, yoksa başlı başına bir yanılsama mı? Afşar Timuçin yıllardır felsefe, edebiyat ve estetik alanlarında birbirinden değerli yapıtlar vermiş bir aydın. Aşkın diyalektiği hem bu sanatçı duyarlılığının, hem felsefi birikimin, hem de tarihsel arka planla ilişkili bir sürecin ifadesi olarak ortaya çıkmış bir kitap. Bu özellikleriyle de neredeyse alanında tek kitap olarak nitelendirilmeyi hak ediyor.



Bir Uzun Mesafe Koşucusunun Yalnızlığı -Haluk Güriz-


Mehmet Ali Aybar bütün yaşamını toplumcu mücadeleye adamış, aynı zamanda özlediği dünyanın kurulması için engel olarak gördüğü bürokratik, dar kalıpçı yalın kat, ithal bir toplumcu modeli de eleştirmekten geri durmamış bir uzun mesafe koşucusu. Mücadelesi kesintiye uğramışsa da inancını yaşamıyla bütünleştirmiş somut yaşam pratiğinde uygulamış gözüpek bir aydın. Onu böylesine güncel ve değerli kılan özelliklerden belki de en önemlisi kendi toplumunun, halkının içinden çıkacak bir modeli ön planda tutması olmuştur. Yirmi – otuz yıl öncesinin kapalı ümmet ahlakı tutumuyla yok sayılan Aybar düşüncesi bugünün dünyasında “sosyalizm asıl şimdi” diyenler için giderek yaşamsal hale gelecek gibi görünmektedir.


 

Haluk Güriz


1989 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni bitirdi. Mkrobiyoloji Uzmanı oldu. Çeşitli dergilerde yazıları yayınlandı


.....



 


.


.....



 


 


 .....



 


 


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar