| Edebiyat | | Şiir | | Roman | | Hikaye | | Umumi | | Edebiyat Tarihi | | Tarih | | Türk Dili | | Kültür | | Türkçülük | Türk Dünyası |  |
"Ortodokslara sorarsanız, Rusya'nın geleceğini komünist baskısının ana kiliseden koparttığı milyonların geri dönüşleri belirleyecektir."
Dünya Nöbeti,
Alev Alatlı
| Türk Milliyetçiliğinin Kökenleri 
| | | 
| | |  | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi |  | | | 
|
|
Çıplakça
-Emine Yavuz-
Bu, bir kadın./Erkek, bu./İşte./İnsan.
Çalıştığım
hastanede ameliyat olmuştu. Öteden beri çok güler, çok konuşurdu. Geçenlerde
gülümsemenin çene kaslarını geliştirdiğini anlattı. Bir bedenin uyarılışa
geçmesi üzerine de bir şeyler söylemişti; şimdi ne söylediğini
çıkaramayacağım. Susmak nedir bilmezdi. Ameliyattan çıkartıldıktan hemen
sonra bile konuşup durdu. Gerçekten ne konuştuğunu bilemiyorum. Bildiğim, o
konuştukça
keyifli
keyifli
gülmeye başladığımdı; onu dinlerken gülmemek elde değildi. Zaman zaman
saçmalasa da sevimli biriydi.
|
Stefan
Zweig'ın Biyografi Yazarlığı
-Haluk Güriz-
Stefan Zweig 1881 tarihinde
Viyana’da köklü ve zengin Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya
gelmiştir. Okul çağının can sıkıcı monotonluğunu Viyana kentinin
olanaklılığı ile kitapçılar, tiyatrolar, konser ve müze salonlarında aşar.
Lise öğrencisi iken şiir ve öykü yazmaya başlar. Yaşamı boyunca bir örgüte
veya partiye üye olmaya karşı sert bir tavır gösterir. Yaşamı seven, zamanı
iyi kullanan bir yazar olan Zweig ilk gençliğinden itibaren tiyatro, şiir,
öykü, roman ve biyografi alanında yapıtlar verir. Yahudiliğin kendisine
nasıl bir duygu hissettirdiğini şu sözlerle tanımlar.
|
Özgürlük
ve Kahramanlık Şairi: Ahmet Cevat
-Fuat Uçar-
“Susmaram” Ahmet
Cevat’ın yakın arkadaşını hapishane ziyaretine gittiğinde ezberlettiği bir
şiirdir. Bu şekilde olmasının nedeni; yazılı metin olarak elde tutulması ve
yakalanması ölüme neden olacak kadar büyük bir suçtur. Ahmet Cevat’ta
arkadaşının bu cezaya çarptırılmasını istemediği için arkadaşına; “Ağaçlara
bakarım, ben söyleyeyim, sen dinle, ama bunu ezberle, bugünler gelip
geçecek, güzel günler, hürriyet dolu günler geldiğinde bunu yazmaya döker,
oğluma ulaştırırsın ve yayınlatarak milletime hediye edersin” der. Bu
şekilde ezberleterek şiir bugünlere ulaşır.
|
Turkuaz
-Emine Yavuz-
Kasırgayla boğuşma iklimlerinde çılgın bir tufanla tutuşup
Karanlıkları yakıyordun Turkuaz.
Mor dudaklı ölümlere karşı seni işittim.
Adını yazdım duvağıma. Seninle kuşandım.
Dolup taştım.
Uzun yeleli bir kısrak üzerinde geçip gittin... Su ellerimde donar,
yüreğimde kaynardı.
Rüzgârın parmak uçlarında takılı anlatı hậlậ uğultulu... Döndüğün güzel bir
ilkyaz sabahında neden ağlıyordun Turkuaz!.. neden... Mor dudaklı ölümlere
karşı seni işitmenin sevinciyle dolup taşarken ben.
|
Siyah
Kere Mavi
-Ergin
Çiftçi-
Onun kentindeydim. O uzak martı seslerinin
duyulmazlığını
Ve
çığlıklarını denizinin. Bir Protestan ayin gibi kutsayan
Bütün
uygarlıkların çıkmaz sokaklarında kaybolduğu. Ruhların
Yapışkan
denizanalarına döndüğü kulelerinde. Boğulduğu
Genç
veliahtların beyaz tende. Vururken
Göğsünde
yumruğunun yarısı kadar bir yürek.
|
Bir Düşperest Göçebe: Cemal Süreya'nın Düzyazıları -Haluk Güriz-
Cemal Süreya yazınımızın en önemli şair ve denemecilerinden biri şüphesiz. Asıl adı Cemalettin Seber olan yazar 1931 doğumlu. Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat bölümü mezunu 1965-1982 yılları arasında aralıklı olarak maliye müfettişi olarak çalışmıştır. İkinci yeni hareketinin önde gelen şairi ve kuramcılarından biri olması yanında Fransızcadan yaptığı çevirilerle ve hazırladığı şiir antolojileriyle de yazın dünyasına katkıda bulunmuştur. Ancak düz yazıları şair kimliğinin gölgesinde kalmış görünüyor bir ölçüde. “Sevda sözleri” adı altında yayınlanan şiir toplamında özellikle “Üvercinka” adlı şiir kitabı Türk yazınının en önemli şiir kitaplarından biri kanımızca. Bu yazıda Cemal Süreya’nın pırıltılı zekası, eşsiz ironisiyle harmanlanmış düzyazıları, günlükleri, mektupları ve belki de yazınımızda benzeri olmayan “portreleri” değerlendirilecektir.
|
Şafakta Helalleşen Oğullar? -Hüseyin Özbek-
Babaanne Mürüvvet, Aydın-Umurlu’da terhisini, düğününü, yaşanacak umuru, doğacak torunlarını beklerken, servi boylu Mahir’inin al bayrağa bezeli döndüğünü söylediler. İnanamadı Mürüvvet nine…Nasıl İnansın ki: 21 yaşına kadar kelime yalanına tanık olmadığı Mahir’i daha bir gün önce :”Babaanne, dönünce ilk işim gözlerini açtırmak olacak. Düğünümde zeybek oynarken beni, al duvaklı gelinimizi görmeni istiyorum, söz sana” dememiş miydi? Ne zaman ki Aydın İl merkezinde, 17 ilçede, 457 köyde okunan salalar Umurlu’ nun dağına, taşına, bağına bostanına ulaştı. O zaman derin bir ah çekti Mürüvvet nine. Görmeyen gözleriyle iki yana bakındı, elleriyle etrafı yokladı. Mahir’ni bulacakmış, çocukluğundaki gibi, göğsüne bastırıp sarmalayacakmışçasına arandı durdu bir vakit: Esah mı diye sordu. Essahtan mı?
|
Karabağ Gitti, Baba -Şerahil Laçın-
‘’Beni yutsun kara toprak Karabağ gitse eğer’’ Seni yuttu kara toprak, Karabağ gitti, Baba Gafleti-rüyada halk, İsrafilin suru gerek, Sabri bol, insafı bol, millet öyle yattı , Baba Celallerin celali ömre ömür kattı , fakat Karabağ dertlilerin ömrü sona yetti , Baba Başsızı başa çeken başsızların başına taş Aslı müphem, nesli mübhem, zatı yezitti Baba
|
Kral Karınca -Muttalip Taş-
Sevinirdi, böyle düşünüp Kral Karınca! Ancak sevinci kursağında kalıverdi karşısında Şair Karınca’yı görünce! Bilirdi ki bu şair milleti pek tekin değildir! Gözü kara olur hem bazıları! Korkmazlar ne kraldan, ne kraliçeden! Destursuz, pervasız söz söyler milletin aklını çelerler, ortalıkta fol yok, yumurta yokken! Kaşları çatıldı birden, doğruldu şöyle, baktı oturduğu yerden. Ama kurnazca, gülümsedi birden. Biliyordu ki zarar gelmez gülmekten! Biliyordu ki kimse şüphelenmezdi yumuşak sözden!
|
Yandım Anam! -Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-
Dün gece bir düş gördüm ki, ulu Tanrı düşmanıma göstermesin. Uysalistan adlı bir ülkede yaşıyormuşum. Sağlığımda Karabayraklar adlı bir şirketin yetkilisiymişim. Sağlığımda diyorum, çünkü gördüğüm düşte ölmüşüm ve öbür dünyadayım. Mezara girdiğim gece; Münkir, Nekir meleklerinin sorduğu her soruyu anında, hiç duraksamadan cevapladım. Kendi kendime “tamam, dosdoğru cennete gideceğim” diyorum. Ben böyle hayaller kurarken, kendimi birden Sırat Köprüsü’nün ucunda buldum.
|
Karl Kraus- Deyişler, Karşı Deyişler- -Haluk Güriz-
Karl Kraus'un Telos Yayınları tarafından basılan Deyişler, Karşı Deyişler adlı kitabından derlenen, ona ait görüşler aşağıda özetlenmiştir. Kadının kişiliği, bilinçsizlik aracılığıyla soylulaştırılmış öz-yoksunluğudur. Erkeğin beş duyusu vardır, kadının ise yalnızca bir. Hiçbir şey kadının yüzeyselliğinden daha kavranılmaz değildir. Kadın, ne denli güçlü bir kişilikse o denli kolay taşır kendi yaşantılarının yükünü. Kibir, düşüşten sonra gelir. Bir sadakat eylemi sırasında basılan kadın ne denli az güvenilirdir! O, bugün sana, yarın bir başkasına sadık olur.
|
La Rochefoucauld- Özdeyişler -Haluk Güriz-
Ömrümüzün uzunluğuna olduğu gibi, tutkularımızın devamına da bizim hükmümüz geçmez. İnsan kalbinde bitmez tükenmez bir tutkular silsilesi vardır. Öyle ki bunlardan birinin tükenmesi hemen her zaman bir başkasının oraya yerleşmesi demektir. Hepimizde başkalarının dertlerine katlanacak güç vardır. Yaptığımız kötülüklerden çok üstün niteliklerimiz başkalarının kin ve şerrini üstümüze çeker.
| Dünyada birçok namuslu insanın, değerlerini saygınlığa ve huzurlarını üne feda ettiklerini gördüm. Kimdir bu filozof? Yasaya karşı doğayı, geleneğe karşı sağduyuyu, kanıya karşı bilinci ve yanlışa karşı yargıyı koyan adam. Hiç kimsenin eteğine yapışmamak ‘’kendi yüreğinin adamı’’ olmak, kendi ilkelerinin, kendi duygularının adamı… Böylesini çok az gördüm.
|
Peyami Safa'nın "Bir Akşamdı" Adlı Romanında Aforizmalar -Tamer Çalıkoğlu-
Andre Gide'e göre büyük yazar gelecekten bugüne bakabilendir. İdeolojik safların paylaşmakta zorlandığı yazarımız Peyami Safa da, roman kahramanlarının ruh dünyaları üzerinden insana ve hayata dair söyledikleri ile güncelliğini nerede ise hiç yitirmemiş. Kendi kuşağımın okumaktan vazgeçtiği ya da zamansız okuyarak rafa kaldırdığı, yeni kuşağın ise bir parça burun kıvırdığını düşündüğüm Peyami Safa romanları, bugünün ideolojik tartışmalarının uzağında, yeniden ama artık bir başka türlü de değerlenlenmeyi hak ediyor. “Bir akşamdı” romanından çıkarmaya çalıştığım alıntılar, Oscar Wilde’in 100 yıl sonra dillerden düşürülmeyen aforizmaları kadar sarsıcı, estetik gücü yüksek ve yaşamın içinden. Bir şekilde, bir Peyami Safa romanı, ilk kez ya da yeniden okunmaya karar verilirse, metin içerisine dağılmış, kırık ayna parçaları gibi okuyucuya kendini, ama sadece bir kısmını gösteren, altı çizilmeye değer satırların da olduğu hatırlansın istedim.
|
Yetim Hakkı... -Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-
Çöl kurusu amansız ayaz, Ankara’nın tepesine bir fanus gibi geçmişti. Dışarı çıkmak, caddelerde dolaşmak babayiğitlikten de öte bir direnç istiyordu. Kahvehane tiryakileri bile evlere tıkılıp kalmıştı. Herkes sözbirliği etmişçesine, “Aralık ayı bu ayazı 1930’un ocağına taşırsa, vay halimize!” diyordu.
|
Deli Yağmur -Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-
Yağmur hâlâ yağıyordu... Sarı Durmuş, yanından geçen atlılara bakmak bile istemiyordu. Gözlerini atının yelelerine dikmiş; yarı uyuyor, yarı uyanık haldeydi. Her tımar çerisi gibi, onun da başı öndeydi; ordudaki her tımarlı gibi o da; hüzün ve utanca boğulmuştu. Sarı Durmuş Bozok’lu bir Tımarlı Sipahi idi. Fermana uymuş; boynuna borç olan Viyana Seferi’ne katılmıştı. Bu ilk seferi de değildi; şunca yıldır nice seferler görmüştü. Her seferden de yüzakı ile köyüne dönmüştü. Şimdi de dönüyordu.
|
Bir Karakter -Rainer Maria Rilke-
Defin gününe ne de yaraşır bir gün. Rutubetli, karanlık ve kasvetli… Dört koşumlu cenaze arabası, sonbahar ışığında kel kafatasları gibi parlayan kaygan parke taşları üzerinde ilerliyor; tekerlekleriyse bulanık, pis, derin çukurlar meydana getiriyordu. Somurtkan cenaze hizmetlileri, cansız adımlarla, için için yanan fenerlerin eşliğinde arabanın peşi sıra ilerliyordu. Bunları kederli kalabalık izliyordu. Kadın kısmıysa, cenaze arabasıyla kederli erkeklerin parlak silindir şapkaları arasında isli bir örümcek ağı gibi uzanan, siyah tülden sık bir sıra oluşturuyordu.
|
Nobel Edebiyat Ödülü Konuşması -Orhan Pamuk-
Aslında babama benim gibi bir hayat yaşamadığı, hiçbir şey için küçük bir çatışmayı bile göze almadan toplumun içinde, arkadaşları ve sevdikleriyle gülüşerek mutlulukla yaşadığı için kızıyordum. Ama 'kızıyordum' yerine 'kıskanıyordum' diyebileceğimi, belki de bunun daha doğru bir kelime olacağını da aklımın bir yanıyla biliyor, huzursuz oluyordum. O zaman her zamanki takıntılı, öfkeli sesimle kendi kendime "mutluluk nedir?" diye soruyordum. Tek başına bir odada derin bir hayat yaşadığını sanmak mıdır mutluluk? Yoksa cemaatle, herkesle aynı şeylere inanarak, inanıyormuş gibi yaparak rahat bir hayat yaşamak mı? Herkesle uyum içinde yaşar gibi gözükürken, bir yandan da kimsenin görmediği bir yerde, gizlice yazı yazmak mutluluk mudur aslında, mutsuzluk mu? Ama bunlar fazla hırçın, öfkeli sorulardı.
|
Sarı Köpek -Hüseyin Özbek-
Sarı Köpek akşama kadar Emin Çavuş’un fırınının önünden ayrılmazdı. Emin Çavuş hayrına yaptırdığı fırını köye bağışlamıştı. Çoğu kez birkaç kadın imleşir, evlerinde kardıkları hamur mayalanırken fırını da yakmış olurlardı. Gökçeağaç odunları fırını kızdırırken kadınlar imeceyle hamurları pözüler, çöreklik, pidelik olarak hazırlarlardı.
|
Sakar Kömüş -Hüseyin Özbek-
İneklerin, inek kömüşlerinin buzağılamasının yaklaşmasıyla heyecanımız artardı. Bu ara anama bir telaş gelir, sık sık ahıra iner, bızlacı ineklerin, kömüşlerin karnını yoklar,sırtlarını sıvazlar, önlerine sıcak yallarını koyar, insanmış gibi onlarla konuşurdu. Bizlere de;” İyice indirmiş, yakındır, akşama sabaha buzağılar” derdi.
|
Bamsı Beyrek Hikayesinin Şahmuratlı Köyü Çeşidi -Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-
Dede Korkut Hikâyelerinden biri olan “Bamsı Beyrek” hikâyesinin Sorgun/Şahmuratlı Köyünden 1988 yılında derlediğim çeşidinin, Türk Halk Bilimi’ne az da olsa bir yararı dokunursa, kendimi mutlu sayarım. Derleme metine geçmeden önce, Dede Korkut Hikâyelerinden söz etmemiz gerekir.
|
Kızılelma'yı Isıran Orhan Pamuk'da Türkçülük İzleri -III- -Atila Demirkasımoğlu-
Orhan Pamuk, İstanbul'a, belki Türkiye'ye de diyebiliriz, kar yağdığında, sisli-bulutlu bir hava etrafı kapladığında ya da Ara Güler'in siyah beyaz İstanbul resimleriyle başbaşa kaldığında, tamamlanmayanın; "yarım kalan"dan gayrının yani yapılmayanın üstünün örtüldüğünü, bayağılıkların, arkası getirilmeyenlerin saklandığını düşündüğü İstanbul'a özlemini dile getirirken Türkçülüğünü itiraf etmiyor mu? Aslında resmettiği tabloda, yarım yamalak temenni edilip iş yapmaya gelince vazgeçmeye yönelen siyasetimizi, kültürümüzü de göstermiyor mu? O zaman bu gerçeğe işaret eden parmağın Türkçülüğe de işaret ettiğini söyleyemez miyiz? Yoksa o parmağı da mı kesmeliyiz.
|
Kızılelma'yı Isıran Orhan Pamuk'da Türkçülük İzleri -II- -Atila Demirkasımoğlu-
Orhan Pamuk'un Türkçülüğü yenilmiş bir Türkçülük! Orhan Pamuk bu yenilgiye kızıyor, bağırıyor, çağırıyor ve küfrediyor. Ama yenilgisini kendini ötekileştirerek hafifletirken ve yenilginin üzerini saklamak için örterken Türkçülüğe yükleniyor. Oysa aslında Orhan Pamuk gibi pek çok Türk aydınının, olan birikime bir şey koyamayıp da sürekli tükettikleri ve gücü yitip giden bir miras gibi azalan Türkçülüğün yenilgisi, onu da yenilgiyle baş başa bırakan… Dedesinin mirası gibi tıpkı..
|
Karaçay Türklerinin Bozkurtla İlgili Töreleri -Bilal Laypan-
Kurt [takma adı* Callı(=Yeleli)] diğer Türk halklarında olduğu gibi Karaçay Türklerinde de önemli bir yer işgal ediyor. Kurt köpek cinsinden olmasına rağmen, köpek gibi insana itaat etmiyor, altın zincir ve gümüş yemlik yerine hürriyeti tercih ediyor. Kendisi acıksa da gönlü her zaman toktur. Karaçay Türkleri de Yüce Allah'tan başka kimseye itaat etmeden yaşamak istedikleri için asırlarca zorluklar çekmişler. Buna rağmen insan sayısı az olsa da sayısı çok olan milletler arasında eriyip kayıp olub gitmemiştir, yüksek dağlara tutunarak benliklerini, bağımsızlıklarını korumuştur.
|
Kızılelma'yı Isıran Orhan Pamuk'da Türkçülük İzleri -I- -Atila Demirkasımoğlu-
Türk aydını bu mücadelede hac yolculuğuna varacağına inanmadan ama her zaman çıkmış fakat kâbesini bulamadan ölmüşdür. Yolcular yolda kalmışdır. Aşık Mahsuni "katil Amerika" demekle yetinmiş-yetindirilmiş, Abdurrahim Karakoç Vakit'de yazar olmuş, Şevket Süreyya Kemalizm'le yetinmiş, Sultan Galiyev Stalin'e kendi ensesine girecek kurşunu teslim etmiş, Mehmet Akif Türkçesini henüz yazamadığı Kur'an'ın yazabildiği mealini yakmak ya da saklamak zorunda kalmışdır. Orhan Pamuk adlı çocuk ise, şimdilik, bizim başlığımıza savrulmaları nedeniyle girmişdir.
|
Tık Tık Eden Kabacuğum -Hüseyin Özbek-
Yoksul çocukluğumun en büyük zenginliği doyasıya dinlediğim masallardı. Köyümde masala uzannama denirdi. Babama bin kere aynı uzannamaları anlattırır, tekrarı için yalvarırdım. Başlayınca da bir sonraki cümlesinin ne olacağını şaşmaksızın bilir, yine de ilk kez dinlermişçesine haz duyardım.Ben de çevreme aynı masalları naklederdim. Komşumuz Hacı Emin Ağa’dan Ayı Kulak Pehlivan’ı dinlemekten usanmaz, her gördüğümde tekrarlatırdım.Adamcağız ‘Yeter gayrı, beni susattın’ der, yalvarmama kıyamaz, en sonunda Gölsoran, Seyrekbasan, Dagdeviren üçlüsünün uzannamasına başlardı.
|
Boz Ġurd -Rüstem Behrudi-
Şair yuhusunda(1) gül-çiçek görer, (2) Yéner(3) yuhusuna göyden melekler. Yuhumda ne gördüm?! Onun elinden, Ne çektim... İlahi! Bilmeyecekler.
| |
| | Edebiyat Hakkında
Türk Dirlik
.................... ....... ....... . ............... ......... ........ ..... . ................ .......... .......... ............. ............ ........... .......... ........... .................. ...................... .............. ............ ........ ............... ..... ............. ............... ......... ....................... ........... ......................... .............. ........... ..... 
Türk Dirlik
|
| 
|
Kurt koyuna, pars geyiğe, Kartal tavşana, şahin kekliğe zarar vermedi. İlini düzenleyip, düşmanalrını bozup, Padişahları kırıp... Türkmenlerin Şeceresi Ebülgazi Bahadır Han
| 
| Karaçorlu Sehend'den |

| Sehend
Hakkın hakikatin bağçası her vah, İnsanla gül açır, insanla solur. En büyük hakikat insandır ancah, İnsansız hakikat olsa, kör olur. Bulud Karaçorlu Sehend
|

| --------------------------
---------------------
|
| 
| --------------------- |
| 
| ---------------------- |
|
|