
Dostlar Alışverişde Görsün
-Yağmur Atsız-
Ut aliquid fieri videatur Latince bir tabirdir bu... Sanki bir şey yapılıyormuş gibi gözüksün diye... Türkler pratik yanları ağır basan bir millet oldukları için kestirmeden gidip üç kelimeyle ifade edivermişlerdir: 'Dostlar alışverişde görsün' Bilgiçlik taslamak isterseniz tabii Latince'sini söyleyerek bazı çevrelerden aferin alırsınız: 'Vay canına, ne kültürlü adam!' Nereden mi icab etdi? Şuradan: Efendim, bendenizin bir dil sürçmesi olarak mütemadiyen 'Zalim Terbiye Kurulu' şeklinde telaffuz etdiği MEB 'Talim-Terbiye Kurulu' on yıllardır gayrımuayyen aralıklarla ceste ceste 'ifşa' ederek her seferinde hayretden küçükdillerimizi yutmaklığımıza sebebiyet veren 'kesfiyyat dizisi'ne yeni bir halka daha eklemiş ve diyesiymiş ki alfabeyi 'a, be, ce' eklinde adlı adınca söylemek suretiyle belletince yavrularımız öğrenmekde zorluk çekdiği için bundan böyle konsonantlar, yani sedasız harfler 'hırlama ve tıslama yöntemiyle' tedris edilecekmiş... Kısacası artık 'ze' demeyecek 'zzz' diyecekmişiz. Yahut 'se' yerine 'sss' ve saire... Bu tuhaf usulü kısmen Almanlar ve 18. YY.'dan ”tibaren şiddetle onların etkisi altına giren Rusların kullandıkları doğrudur. Tabii Rusların boyunduruğu altında kalan doğulu ve kuzeyli Türk kavimleri... Özellikle belirli bazı harflerde kendini daha da belli eden 'kakofonik' bir tarz... Dünyalar durdukça namı yürüyesi Milli Eğitim Bakanlığımız, mutaden hiç bir fikri en son haddine kadar düşünmek zahmetine katlanmadığından 'ze' demekle 'zzz' demek arasında öğrenme kolaylığı bakımından ne fark olduğunu ”zah etme lütfunda da bulunmamış. Üstelik hesaba katmadığı bir husus daha var: Konsonantlar, ağızda teşekkül ediş yerlerine göre (dudak, diş- dudak, diş, damak- diş, ön damak, arka damak, gırtlak) yeni 'dil peygamberlerimiz'in arzusu doğrultusunda telaffuz edilmeğe bazen elverişli bazense elverişsizdirler. Mesela 'nnnn' veya 'mmmm' yahut 'rrrr' şeklinde zoraki maskaralık edebilirsiniz ama buyrun 'ce'yi 'cıtlatın' bakalım. Yahut lütfen 'pe'yi 'patlatın' ve de bir zahmet 'ke'yi 'kırt-kırtlatın'... Hanımlar, Beyler!
BİR dili öğrenmenin en 'kolay' yolu o dilin kendi yapısına 'uygun' bir öğretim metodu geliştirmekdir! Benim ilkokula başladığım 1945 Yılı'nda zat-i alilerinizin kartbabaları okuma-yazma öğretmek üzere, Türk Dili'ne o en uygun olan 'Be-A? Ba! Bir de L? Bal!' yöntemini bırakıp, 'Yeni Efendileri' olan Anglo-Saksonların usulünü kabul etmişlerdi. Yani kelimeleri birer 'klişe', birer 'bütün' halinde belletme usulünü... Bu metod İngilizce için yararlı, hatta gereklidir. Zira İngilizce'de özellikle vokaller (sedalı harfler), ama bazen konsonantlar (sedasız harfler) de değişik biçimlerde telaffuz edilir. Fakat Türkçe 'FONETİK' bir dildir! Ne yazılırsa o okunur! O yüzden aylar boyu bir türlü okumayı sökemedik. Bir öğle üzeri babam yanına oturtup 45 dakikada çözmüşdü... Şimdi bu 'vızıldama, hırıldama, hışırdama' yöntemi de havaiyatla uğraşmakdır. Eğer çocuklar öğrenmekde zorlanıyorlarsa, ayıbdır söylemesi, önce öğretmenleriniz doğru dürüst Türkçe biliyor mu bir onu kontrol etsenize! Hani belki ise oradan başlamak gerekiyordur... Ve bir de yine lütfen su 180 günlük ders yılını 220 güne çıkarın ki o hep benzemek istediğinizi iddia etdiğiniz, ama için için de 'Ya sahiden benzersek nasıl hapı yutarız?' düşüncesiyle ödünüz patlayan 'Avrupa' ile bari hiç değilse 'şeklen' ayni hizaya gelelim! Üstelik bu sayede, daha önce de yazdığım üzere, toplam ders günü ”tibariyle bir anda onbir ders yılından 13.5 ders yılına çıkmış olursunuz... Ama tabii bunun fiyakası yok! O zaman siz yine devam ediniz! Ut aliquid fieri videatur... Yağmur Atsız 16 Temmuz 2005
|