Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

16 Mayıs 2005

Türk Giysileri

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Türk Dili

 

 

 


Dostlar Alışverişde Görsün


-Yağmur Atsız-


Ut aliquid fieri videatur

 

Latince bir tabirdir bu... Sanki bir şey yapılıyormuş gibi gözüksün diye... Türkler pratik yanları ağır basan bir millet oldukları için kestirmeden gidip üç kelimeyle ifade edivermişlerdir: 'Dostlar alışverişde görsün'  Bilgiçlik taslamak isterseniz tabii Latince'sini söyleyerek bazı çevrelerden aferin alırsınız: 'Vay canına, ne kültürlü adam!'

 

Nereden mi icab etdi? Şuradan:

 

Efendim, bendenizin bir dil sürçmesi olarak mütemadiyen 'Zalim Terbiye Kurulu' şeklinde telaffuz etdiği MEB 'Talim-Terbiye Kurulu' on yıllardır gayrımuayyen aralıklarla ceste ceste 'ifşa' ederek her seferinde hayretden küçükdillerimizi yutmaklığımıza sebebiyet veren 'kesfiyyat dizisi'ne yeni bir halka daha eklemiş ve diyesiymiş ki alfabeyi 'a, be, ce' eklinde adlı adınca söylemek suretiyle belletince yavrularımız öğrenmekde zorluk çekdiği için bundan böyle konsonantlar, yani sedasız harfler 'hırlama ve tıslama yöntemiyle' tedris edilecekmiş... Kısacası artık 'ze' demeyecek 'zzz' diyecekmişiz. Yahut 'se' yerine 'sss' ve saire...

 

Bu tuhaf usulü kısmen Almanlar ve 18. YY.'dan ”tibaren şiddetle onların etkisi altına giren Rusların kullandıkları doğrudur. Tabii Rusların boyunduruğu altında kalan doğulu ve kuzeyli Türk kavimleri... Özellikle belirli bazı harflerde kendini daha da belli eden 'kakofonik' bir tarz... Dünyalar durdukça namı yürüyesi Milli Eğitim Bakanlığımız, mutaden hiç bir fikri en son haddine kadar düşünmek zahmetine katlanmadığından 'ze' demekle 'zzz' demek arasında öğrenme kolaylığı bakımından ne fark olduğunu ”zah etme lütfunda da bulunmamış. Üstelik hesaba katmadığı bir husus daha var: Konsonantlar, ağızda teşekkül ediş yerlerine göre (dudak, diş- dudak, diş, damak- diş, ön damak, arka damak, gırtlak) yeni 'dil peygamberlerimiz'in arzusu doğrultusunda telaffuz edilmeğe bazen elverişli bazense elverişsizdirler. Mesela 'nnnn' veya 'mmmm' yahut 'rrrr' şeklinde zoraki maskaralık edebilirsiniz ama buyrun 'ce'yi 'cıtlatın' bakalım. Yahut lütfen 'pe'yi 'patlatın' ve de bir zahmet 'ke'yi 'kırt-kırtlatın'...


Hanımlar, Beyler!

 

BİR dili öğrenmenin en 'kolay' yolu o dilin kendi yapısına 'uygun' bir öğretim metodu geliştirmekdir! Benim ilkokula başladığım 1945 Yılı'nda zat-i alilerinizin kartbabaları okuma-yazma öğretmek üzere, Türk Dili'ne o en uygun olan 'Be-A? Ba! Bir de L? Bal!' yöntemini bırakıp, 'Yeni Efendileri' olan Anglo-Saksonların usulünü kabul etmişlerdi. Yani kelimeleri birer 'klişe', birer 'bütün' halinde belletme usulünü... Bu metod İngilizce için yararlı, hatta gereklidir. Zira İngilizce'de özellikle vokaller (sedalı harfler), ama bazen konsonantlar (sedasız harfler) de değişik biçimlerde telaffuz edilir. Fakat Türkçe 'FONETİK' bir dildir! Ne yazılırsa o okunur! O yüzden aylar boyu bir türlü okumayı sökemedik. Bir öğle üzeri babam yanına oturtup 45 dakikada çözmüşdü... Şimdi bu 'vızıldama, hırıldama, hışırdama' yöntemi de havaiyatla uğraşmakdır. Eğer çocuklar öğrenmekde zorlanıyorlarsa, ayıbdır söylemesi, önce öğretmenleriniz doğru dürüst Türkçe biliyor mu bir onu kontrol etsenize! Hani belki ise oradan başlamak gerekiyordur...

 

Ve bir de yine lütfen su 180 günlük ders yılını 220 güne çıkarın ki o hep benzemek istediğinizi iddia etdiğiniz, ama için için de 'Ya sahiden benzersek nasıl hapı yutarız?' düşüncesiyle ödünüz patlayan 'Avrupa' ile bari hiç değilse 'şeklen' ayni hizaya gelelim! Üstelik bu sayede, daha önce de yazdığım üzere, toplam ders günü ”tibariyle bir anda onbir ders yılından 13.5 ders yılına çıkmış olursunuz...

 

Ama tabii bunun fiyakası yok!

 

O zaman siz yine devam ediniz!

 

Ut aliquid fieri videatur...

 

 

Yağmur Atsız

16 Temmuz 2005



Despotun Maskesi Dilidir -Yağmur Atsız-


Muhammed Salih gibi demokrasiye inanmış dürüst Özbek Türkleri'nin yeşertmeğe gayret etdiği narin demokrasi fidanı daha ekilirken hoyratça sökülüp atıldı. Muhammed Salih canını Türkiye'ye dar atdı ama Kanlı Diktatör İslam Kerimof'un önünde dize gelmekden hiç fütur duymayan "Demokrasi Havarimiz" Bülent Ecevit kendisini Norveç'e sürdü. Ve hatta o pek hayran olduğu İskandinavya'ya, hasret gidermek üzere, yapdığı resmi gezide oteline kabul edip bir elini sıkmakdan bile korkdu.



90. ve 60. Yıldönümü  -Yağmur Atsız-


Evet, "Büyük Vatan Savaşı" diye adlandırdıkları İkinci Dünya Savaşı'nda zaferi kazanmalarını kutluyorlar ama başda Cumhurbaşkanı Vladimir Putin olmak üzere Rus yöneticilerinin pek mutlu oldukları söylenemez.

Çünki hem üç Baltık Ülkesi, güneyden kuzeye Litvanya, Letonya ve Estonya ve hem de Polonya bunun kendileri için bir kurtuluş değil "yeni bir işgal" olduğunu vurgulayarak pişmiş "Rus Aşı"na soğuk su katıyorlar. Bilindiği üzere Stalin Savaş'dan sonra "kurtardığı"(!) üç Baltık Ülkesi'ni ilhak etmiş, Polonya'nın ise doğudaki üçde birini SSCB'ye katıp Almanya'nın doğu vilayetlerini Polonya'ya "ihsan" etmişdi.



Kayıp aranıyor: Türkiye  -Yağmur Atsız-


İtiraf edeyim ki Türkiye'nin bir Ortadoğu politikası olup olmadığını ben anlayabilmiş değilim. Daha uzakça bölgeler şöyle dursun Irak, İsrail, Filistin, Suriye ve Lübnan politikalarımız nedir yahut nelerdir kestiremiyorum.

 

"Yok" demeye dilim ve kalemim varmıyor. Bir Türk vatandaşı sıfatıyla ağırıma gidiyor ama çok istekli olmama rağmen öğrenemedim.


 

Yağmur Atsız


4 Kasım 1939 tarihinde İstanbul’da doğdu. Almanya’da Bonn Üniversitesi’nde Siyasal Bilgiler, Şarkıyat ve Devletler Genel Hukuku öğrenimi gördü. Öğrencilik yıllarında radyoculuğa, daha ileriki yıllarda televizyonculuk ve gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde köşe yazıları, araştırma ve incelemeleri yayınlandı. Bir Alman televizyonunda da program sorumlusu ve yayıncı olarak çalışmaktadır. “Günlerimiz” ve “Unutkan Şehir” adlı iki şehir kitabı bulunmaktadır.

 

Şu anda Tercüman Gazetesi yazarıdır.


 Dünyada Neler Oluyor



Ortadoğu Politikası


İtiraf edeyim ki Türkiye'nin bir Ortadoğu politikası olup olmadığını ben anlayabilmiş değilim. Daha uzakça bölgeler şöyle dursun Irak, İsrail, Filistin, Suriye ve Lübnan politikalarımız nedir yahut nelerdir kestiremiyorum.

 

"Yok" demeye dilim ve kalemim varmıyor. Bir Türk vatandaşı sıfatıyla ağırıma gidiyor ama çok istekli olmama rağmen öğrenemedim.


 Türk Dünyası



Muhammed Salih


Muhammed Salih gibi demokrasiye inanmış dürüst Özbek Türkleri'nin yeşertmeğe gayret etdiği narin demokrasi fidanı daha ekilirken hoyratça sökülüp atıldı. Muhammed Salih canını Türkiye'ye dar atdı ama Kanlı Diktatör İslam Kerimof'un önünde dize gelmekden hiç fütur duymayan "Demokrasi Havarimiz" Bülent Ecevit kendisini Norveç'e sürdü. Ve hatta o pek hayran olduğu İskandinavya'ya, hasret gidermek üzere, yapdığı resmi gezide oteline kabul edip bir elini sıkmakdan bile korkdu.


 Arayış



Türkiye'nin Gücü


Güney Kıbrıs daha ilk turda son kozunu (VETO TEHDİ) oynadı, Türkiye resti gördü ve Güney Kıbrıs tornistan etdi. Hidayete erdiği için değil, Yunanistan bile el altından Rumlar'a uyarıda bulunduğu için. Çünki Türkiye'nin en azılı aleyhdarları dahi bu çapda ve kendi genellikle farkında olmasa bile bu kapasitede bir ülkeyi aşırı derecede tahrik etmenin ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini biliyor. Ferdlerin hayatında olduğu gibi enternasyonal münasebetlerde de bir devletin ağırlığı, başka devletlere verebileceği zararla doğru orantılıdır. İşte kötüye kullanıp da çar-çur etmezse Türkiye'nin avantajı da bu. Türkiye mecbur kalırsa -kendi de adamakıllı mutazarrır olmak kaydıyla- başkalarına zarar verme imkânları yüksek bir devlet.