Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

Son Güncelleme:  21 Ekim 2008

 

 

Siyaset-Umumi

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

www.turkdirlik.com


Türkiye'den Ufkun Ötesine Bakmak -Bir Deneme- -Galip Türkmen-


Türkiye kendisi ile boğuşmaktan vazgeçip toparlandığı takdirde yeniden küresel bir güç olmanın bütün imkanlarına sahiptir. Ancak, küresel anlamda bir güç olmak ne kadar isabetli olacaktır? Ben şahsen bütün dünya ile barış içinde ilgilenmek gerektiğine inanıyorum. Tanımı gereği hegoman olması gereken “küresel güç” Türkiye için ne kadar istenilebilecek bir şey buna emin değilim. Her geçen gün dünyanın merkezi haline gelen bir bölgede “bölgesel güç” olarak ayakta kalmak büyük başarı olacaktır. Adriyatik’ten Kıtay’a (Çin’e) bu gücün barış içinde, insan hakları ve adalet temelli olarak derinleştirilmesi önümüzdeki yüzyılın başlıca konusu olmalıdır.



Ekonomi Bilimi, Ekonominin Bilinmezliği -Ege Cansen-


Kapitalizm kelimesi, yaklaşık 150 yıl kadar önce filozof Karl Marx (18.18.1883) tarafından uydurulmuştur. Aslında iktisadi hayatın kendisi olan kapitalizm veya "serbest pazar sistemi" insanlık kadar eskidir. Marx'tan yüz yıl kadar önce yaşamış Adam Smith (17.23.1776), "Ahlak Felsefesi" profesörüydü. Onun zamanında "iktisat" (economics) bilim dalı yoktu. Hatta İngilizcede "economy" kelimesinin sonuna "s" konup bir bilim adına benzesin diye "economics" kelimesi bile türetilmemişti. Ama Adam Smith, hayatın içindeki iktisadi faaliyeti gözlemleyerek çok önemli nedensellik ilişkileri tespit etmiş ve adı kısaca "Milletlerin Zenginliği" olan dev eserini yazmıştır. Bu yüzden kendisine "Kapitalizmin Kurucusu" unvanı láyık görülür. Gerçekte kapitalizmi kimse kurmamıştır. Zaten kapitalizm diye düşünülmüş, taşınılmış ve bilinçli bir şekilde tasarlanmış bir sistemin varlığından bile söz edilemez. Ama Rusya'da 70 yıl süreyle uygulanan sosyalizm için böyle bir iddiada bulunulabilinir. O dahi su kaldırır.



Para Kazaları -Ege Cansen-


İkitisatta en büyük icat paradır. Peygamberimizin "rızkın onda dokuzu ticarettedir" dediği söylenir. Gerçekten ticaret, iktisatta "değer yaratma" denilen sürecin olmazsa, olmaz şartıdır. Rızkın esas kaynağı ticarettir. Çünkü aile ihtiyacından fazla üretilen bir mal veya hizmet, başkaları tarafından satın alınmamışsa, yani ticarete mevzu olmamışsa, iktisadi değer yaratılmamış demektir. Para icat edilmeden önce, ticaret takasla yapılıyordu. Takas, ticareti, dolayısıyla "rızkın artmasını" sınırlıyordu. Para icat edildikten sonra ticaret arttı. İpek Yolu ve Baharat Yolu denilen ticaret arterleri ortaya çıktı. Milletler zenginleşti. Kültürler kaynaştı, dünya büyüdü. Bunlar hep, para denilen  "alet" sayesinde oldu.



Türkiye’de Dincilik ve Laikçilik - Veya Maraşlı İmam Neyle İştigal Ederdi? -İskender Öksüz-


“Dincilik” kelimesini, dindarlıktan ayrı, hattâ zaman zaman dine zıt bir istismar ve skolastisizm anlamında kullanıyorum. “Laikçilik” de benzer şekilde, laiklikten ayrı ve zaman zaman laikliği ihlal eden bir başka skolastisizm...  Dindarlığı ve dini, dincilikten; bilim metodunu ve laikliği laikçilikten tenzih ederim. Tıpkı Atatürk’ü Atatürkçülük’ten tenzih ettiğim gibi. Önce dincilikle laikçilik arasındaki kavganın sürüp gittiği oyun alanına bir bakalım. Su üstündeki mücadelede karşılıklı cehalet hemen ön plana çıkıyor. Bunun en güzel örneği, bir millî kahramanımızla, Maraşlı sütçü İmam’la ilgili.



Dinin Üç Cephesi -İskender Öksüz-


Yine pek farkında olmadığımız bir gerçek, son asırlarda, kültürdeki müslümanlık adına ne varsa hemen tamamının veya en önemli bölümünün bize ait olduğudur. Bizde dinciler de, kategorik olarak dine muhalefet edenler de bunun farkında değildir. Duymağa alıştığımız ezanlar bize aittir. Itrî’nin bestesidir. Taklitleri çoktur ama mevlid bize aittir. Kandiller bize aittir ve o hiç hoşlanmadığımız tarikatler büyük çapta bize aittir. Bu saydıklarımın hemen tamamı, İran ve Suudî Arabistan gibi ülkelerde yasaktır.



Dünya Ekonomisinde Yeni Denge -Ege Cansen-


"Being" ile "becoming" arasındaki fark nedir? Bu iki kavramı Türkçeye çevirmek gerekse, birincisine "olmak" ikincisine "oluşmak" denebilir. Olmak, hem bir başlangıç hem de bir sonuçtur. Oluşmak ise bu iki nokta arasındaki süreçtir. Tıbbiyeyi bitiren kişinin unvanı doktordur. Aslında kişinin doktorlaşma süreci, unvanını aldığı günden başlar. Belki de hiç bitmez. Bu analiz, diploma gereken veya gerekmeyen her meslek için geçerlidir. Daha genel kapsamlı bir örnek vereyim. Çocuk doğuran kadına anne denir. Ama kadında anneleşme süreci, çocuk doğurduktan sonra başlar. Belki de bedenen anne olanlar hiçbir zaman ana olamaz.



Niçin Geri Kaldınız?: Piyasa -İskender Öksüz-


Bir malı, veya bir hizmeti kim üretmeli? Ne kadar üretmeli? Kaça satmalı? Bunlar ekonominin temel sorularıdır. Son yıllarda, “bir derste ekonomi”, “bir sayfada ekonomi” anlatmak moda haline gelmişken Milton Friedman’dan, “bir kelimede ekonomi” talep edilmiş. Friedman önce, “piyasa” demiş. Fakat arkadan değiştirme ihtiyacı duymuş: “fiyat”. İnsanlar, teorik tartışmalardan haberli veya habersiz, bu sorunun cevabını davranışlarıyla verdiler: Piyasa!



Üretim Tutsaklığından Tüketim Özgürlüğüne! -Hüseyin Özbek-


Öğretiye göre üretim araçlarına malik olmak sermayedarlar için tek başına bir anlam taşımamaktadır. Üretici güçler, yani işçilerce üretimin gerçekleştirilmesiyle döngü tamamlanır sistem işlemeye başlar, meta üretimi ve pazara arz süreklilik kazanır.  Üretimi gerçekleştiren işçinin yarattığı artık değere sermaye sahiplerince el konulması teoride emeğin tutsaklığı ve ürettiğine yabancılaşması olarak tanımlanmaktadır. Sermayenin ve üretim araçlarının sahibi olanlarca el konulan artık değer, işçinin meta üretimi için ortaya koyduğu ve bedeli işverence ödenmeyen çalışma sürecinin karşılığı olarak adlandırılmaktadır.



Ekonomi ve "Niçin geri kaldınız?" -İskender Öksüz-


16. asırda haritaya baktığımızda birbirinden çok farklı iki dünya görüyoruz. Bir tarafta merkezî büyük devletler, diğer tarafta param parça bir Avrupa. Siyasî, askerî, ekonomik üstünlük kesinlikle Avrupa'nın doğusundadır ve Türk Devletleri süper güçlerdir. Sırasıyla Osmanlı İmparatorluğu, bugünkü İran coğrafyasında Şah İsmail'in kurduğu Safevî Türk Devleti ve bugünkü Hindistan coğrafyasında Babür Devleti. Bu durumun birkaç asır içinde tamamen tersine döneceği, paramparça Avrupa'nın, hemen bütün doğuyu hükmü altına alacağını söyleyen bir kâhine her halde kahkahalarla gülünürdü.



İdeolojilerin Kökenine Dair -Mustafa Tetik-


İdeoloji kelimesinin kökenini oluşturan " ide " felsefede varlıkların maddi oluşlarından ziyade ayrı bir ideler dünyasında düşünceden bağımsız kendine has unsurlar olduğunu anlatmak için kullanılır. Madde dünyası idenin fenomenal (dış-olaysal) biçiminden başka bir şey değildir. Bu ideler dünyası keskin hatlarla belirlenmiş bir yapıyı ifade etmez. Mesela tasavvuf felsefesinin kendine has bir ideler dünyası vardır. Tasavvufta olduğu gibi ideler mahlukatın ilahi bir temele dayanmasından hareketle kusursuzdurlar. Ve bu kusursuz mahlukatın oluşturacağı " ideal " dünya tasavvurları vardır. İşte bu mantığa sahip fikir adamlarının geliştirdiği fikir sistemlerine " ideoloji " takipçilerine de " idealist " diyoruz.



Yorgunluk -Hasan Bülent Paksoy-


Kişi nasıl ve nerede uyanır?  Uyanış yalnızca yataktan kalkışta mı olur, yoksa, Kutadgu Bilig’deki Gündoğmuş gibi aydınlığa ermek anlamında mıdır?  Balasagunlu Kutadgu Bilig’i yazarken, neden okuyucusunun uyanmasını istemiştir?  Hem de günümüzden bin otuz beş yıl önce?  Bir de, Balasagunlu neden ve nasıl bu tür bir girişime başlamayı göze almıştır? Doğa, hep yatakta kalmamıza karşıdır.  Yaşamak, yalnız kişinin özü için gündelik gerekleri yerine getirmek değildir.  Yaşamak için, gündelik gereklerin yanında, Toplum içinde yaşamanın gereklerini de yerine getirmek kaçınılmaz.  Bu, toplum içinde yaşayabilmek için, toplum yararına yapılması gerekli işler nelerdir?  Bu ancak “Toplum’un Varmak İstediği Sonuç Nedir?” sorusuna yanıt vermek ile belirlenebilir.



Yönetimde Mekanik İnsan Algısı -Sırrı Çınar-


Toplumu oluşturan bireylerin tamamının iyi insan, iyi vatandaş, bilgili, analiz eden, doğru tercihlerde bulunan, ülkesinin çıkarları doğrultusunda karar veren, yazılı belgelerde (Yasa, yönetmenlik vb) belirlenen amaçlara tam ulaşanlardan ve doğru davrananlardan oluştuğunu düşünmek, bu düşünceyle yorumlar yapıp, kararlar almak saflık değilse kasıtlı bir anlayıştır. Ülkede ki yetkili ve sorumlu kişilerin bu saflık ve kasıtlı anlayışa sahip olması ise kargaşayı yani düzensizliği doğurmakta, toplum başıboş ve kendi kaderiyle baş başa kalmaktadır.



Kurgusal Kutsal Kurumlar -Hasan Bülent Paksoy-


Özellikle yayılma alanında oturanların gücünün ölçülmesi önemlidir. Bu güç, yalnız sayı ile belirlenemez. Mayasal köken, inançlar, eğitim düzeni bu gücün en önemli göstergeleridir. [iv] Balasagunlu Yusuf'un 1069 yılında yazdığı gibi, Beyler ellerini kılıçlarına dayamadan önce, atılabilecek çok adım vardır. Yeter ki, Düşüncelerin Kökenleri gözden kaçmasın. İstesek de, istemesek de, Düşünce İşverenlerinin doğru ya da yanlış olarak ileri sürdükleri, insanlığın yönünü değiştirir. Düşünce İşverenleri de düşüncelerini etkileyen Maya'lardan kaçamazlar. Bu Maya'lar da gerçek ya da kurgusal olabilir.



Dünya Değiştiren mi, Değer Yargısında Bulunan mı? -H. Bülent Paksoy-


‘Para Kazanan’  kişiler de dünyayı değiştirir. Bu, kaçınılmaz bir gerçektir; ama para kazanan ile dünya değiştiren düşünce üreten kişi arasındaki ayrılık ve ayrıcalıkların yok olduğu anlamına gelmez.  Her neden ise, para kazanan, ‘yargıçlık’ yapmak ‘yeteneğini’ de kendinde bulur.  Bu yargıçlık, yalnız ‘yasal’ konularda da kalmaz; bütün toplumun yaşamının ayrıntılarına da uzatılır.  Bu görüş’ün ‘çağdaşlık’  bir gelişme olmadığını görmek de güç değildir; belgeleri çok gerilere gider.  İlk kazılı örneği (ATON)  eski Mısır’da görülebileceği gibi, Kutadgu Bilig içinde de gözden kaçmaz.  Ardından geçen yüzyıllar içinde Çin’den İtalya’ya, Güney Afrika’dan Amerika’ya varıncaya kadar birbirlerinden uzak maya’lar içinde bu gerçek durmadan yenilenir.  Sun Tzu (M.O 6 yy), Galileo, (1564-1642), Hezarfen (1609-1640), Divaoglu (1855-1933),  Mitchell’e (1879-1936) varıncaya kadar sayısız örnek gösterilebilir. Holmes, düşüncesinin açıklamasını yapmaktan da geri durmamıştır:  “Bir kişi, parasını genellikle kişisel değerlerinin üzerinde tutar “



Binlerce Yıllık Birikimi Yok Saymak (mı?) -Hakan Paksoy-


İkinci Meşrutiyet neslinden bu yana “eski” ve “yeni” arasında bir türlü bitirilemeyen arayış söz konusu olmuştur. Bu arayış genellikle “yeni” ve “yenilik” tarafında yer alanlar tarafından ortaya konulmaktadır. Doğrusu insanların kendilerini bir arayışa yönlendirmeleri, bir takım fikirler üretmeleri ve ürettiklerini yazıya dökmeleri çok doğru, çok güzel ve saygı değer bir olgudur. Doğaldır ki yazılan düşünceler de okunur ve kritik edilirler. Eğer yazı konusu “yeni”nin “eski” ile “geleneksel” ile yaklaşık iki yüz yıldır süre gelen kavgasının günümüzdeki devamı ise ve içinde bulunduğumuz politik şartlar sebebiyle daha da önem kazanmaktadır. 



Kerbela'yı Doğru Okumak -Hasan Onat-


Kerbela, insanlık tarihinin şahit olduğu en acı olaylardan birisidir. Müslümanların bilinçaltına seçilmiş ve transfer edilmiş bir travma olarak kazınmıştır. Kerbela’ya ağlamak ve yeni olmuşçasına dövünmek yerine, onu doğru okuyup, yeni Kerbela’ların önüne geçmek gerekmektedir. Bunun yolu da, doğru, sağlam ve güvenilebilir bilgiyle, kendi geleceğimizi inşa etmek için harekete geçmektir. Mazide yaşayanların asla gelecekleri olmaz.  Müslümanlar Kerbela’yı doğru okumayı başaramazlarsa, İslam dünyasının her yeri Kerbela haline gelebilir.



Atalar Yurdu Kimliği -Hasan Bülent Paksoy-


Bu basmaktan sonra oluşacak kimliklerde, toplum içi bireylere az da olsa bir secim yapma seçeneği vardır.  Top oynayan takim tutmak bir seçenektir.  Herhangi parasal bir gideri de gerektirmez.  Ama bir kişinin nerede oturacağı Muğlalı mı, Mersin’li mi olacağı tam olarak kişinin seçeneği değildir, çünkü işin içine gelir ve geçim soruları girmektedir.  Bu gelir ve geçim işleri de tam anlamı ile kişinin değil, büyük ölçüde toplumun, bireylerin bir araya gelerek ortaya koydukları seçimdir.  Bireylerin bu seçim’e katılmaları kaçınılmaz; bireylerin ortak değerlerinin ele alınmaları ve bu değerlerin işlenip arıtılması toplumun gelir ve yaşam düzenini belirleyecektir.  Bütün öz varlığını, öz çoluk-çocuğunu düşünmeden, bir dilencinin eline verip giden bir kişi bilinir mi?  Komşu topluluklar da bu tür sorun ve kimliklerle uğraşmak durumundadır.  Kimlikten kaçınılamaz.  Kimlik, ne toplumun ne de bireyin geride bırakabileceği bir varlıktır.  Toplum ya da birey öz kimliğini bırakıp kaçmaya kalksa da.



Bir Elinde Das Kapital Bir Elinde Nutuk: Turnusol Solcuların Turnusol Milliyetçiliği -Nimetullah Sucu-


Bu yazı Türkiye’de sulandırılmamış bir sosyalizmi savunan insanlara karşı yazılmış değildir. Tersine fikir namusunu hiçe sayarak, fikir haysiyetsizliğini bayrak edinen, bugün böyle yarın öyle görünen turnusol solcularına atfedilmiştir. Bir insanın geçmişte savunduğu fikirlerini tarihin akışı içerisinde edindiği yeni türde bilgi sarmalı içerisinde imbikten süzerek billurlaştırması doğaldır, bir fikri tarihsel seyir içerisinde okuduklarıyla ve yaşadıklarıyla zamanla değiştirmesi de doğaldır. Ancak, belirli bir fikri laboratuar ortamında konjonktürel bir şekilde yeni denemelerle değiştirip pazara sunma arayışı düpedüz fikir namusundan yoksun insanların işidir.



Toplumsal İlişkilerin Simülasyonlar Aracılığıyla Bürokratik Bağlamda Yeniden Tasarımı ve Kapitalizmin Teslis Yorumu -Nimetullah Sucu-


“Bir köken ya da bir gerçeklikten yoksun gerçeğin modeller aracılığıyla türetilmesine hipergerçek yani simülasyon denilmektedir.” Buradan hareketle simülasyon denildiğinde bir hakikatten çok hakikat(li)lik payı taşıyan bir modelden söz edilebileceğini söyleyebiliriz. Şöyle ki, hakikat olma vasfına haiz bir şeyin işlevsel boyutu hakikati ifade etmesidir. Oysa simülasyonda işlevsellikten işlemselliğe geçiş söz konusudur. Başka bir deyişle, simülasyon denilince gerçeğin tüm göstergelerine sahip ve bir gerçekliğin oluşması için gerekli tüm aşamalardan geçirilmiş işlemsel bir ikizleme durumu kastedilir. Dolayısıyla simülasyon hakikatin nihai biçimde oluştuğu ana dek tezahür eden göstergelerin inşası sürecidir.



Kim İlkel? -Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-


İnsanlığın bu içler acısı uygarlık yaşantısı geçtiğimiz yüzyılın bilgeleri arasında da tartışılıyordu. 20. yüzyılın ilk yıllarında Dr. Alexis Carrelİnsan Denen Meçhul” adlı eserinde özet olarak şöyle diyordu: “Günümüzün insanı uçaklara biniyor Atlantiği çabucak geçiyor; otomobiller üretiyor; ama bu insanlık insanca davranmıyor. Günümüzün insanı kendisini kendi örsü üzerine koyup, kendi çekici ile kendisine bir insanca biçim vermelidir” Yüz yıl önce söylenen bu söz günümüzde de geçerli. Bu sözün en kısa sürede geçerliliğini yitirmesini diliyoruz. Diliyoruz; çünkü uygar görüntülü yaratıkların vahşetlerinden insanlık erdemi adına utanıyoruz.



Kırılgan Muhayyile ve Gelecek Ülküsü -Ahmet Özcan-


Halihazırda böyle bi “muhayyile” olmadığı içindir ki, toplumun bütün kesimleri de, “Devlet aklı”da giderek tehlikeli sonuçlara varacak bir “gelecek korkusu” yaşamaktadır. Bu gelecek korkusu, hem devleti, hem bütün siyasi-ideolojik örgütlü grupları hem de bireyleri ilginç bir şekilde “var olan statükolarını sıkı sıkıya korumaya dönük davranışlara itmektedir. Devletin ve toplumun bütün kesimleri, yaşadıkları krizi iyice içe kapanıp daralarak, katılaşarak aşabileceklerini zannetmekte ve tıpkı “cumhuriyet”in taktik anlamı gibi sadece zaman kazanıp asıl sorunları çözemeyeceklerini görememektedirler. İnsanlar bireysel geleceklerini garanti altına almak için bütün değer yargılarını terk ederek azgın ve pervasız bir şekilde, bugünlerinin menfaatlerine saldırmakta, Devlet ise aynı korkuyla içerde ve dışarıda kendini güvenceye alacağını zannettiği geleneksel reflekslerin ürünü tehdit ve mücadele usullerine sarılmaktadır.



Küresel Isınma Tanrı'nın Suçu mu? -Muharrem Kılıç-


Sorumsuz ve bilinçsiz kullanarak su kaynaklarımızı tüketip, suçlu olarak da “Küresel ısınma”yı göstermek biraz fazla açık gözlük yapmak değil midir? Çiftçimizin bu yıl ki zararları karşılığında kendisine verilecek olan üç beş kuruş onun yaralarını sarmayacaktır. Ama daha kötüsü gelecek yılda da böyle bir durum yaşanırsa, çiftçi artık tarlasını ekmeyecektir. Ekemeyecektir. O zaman yüz binlerce çiftçi ailesine de para yardımı yapacak gücünüz var mı? Mareşal Tito 25 yılda Yugoslavya’yı baştan başa orman denizine çevirmişti. Bir milyon askeri, 15 milyon öğrencisi bulunan Türkiye bunu başaramaz mı? Yoksa bu iş, senede birkaç milyon ithal meşe palamudunu toprağa gömen bir gönüllü kuruluşun işi mi?



"Aradım-Bulamadım" -Hasan Bülent Paksoy-


Belirli bir bilim dalında derinlemesine bilgi edinmiş olan bir kişi düşünelim.  Bu kişi, bildiği konuları, hiç bilip-tanımadığı toplumlar icinde aramaya çalışıyor.  Başarıya ulaşabilir mi?  Neden? Çünkü Toplumların geçmişleri birbirlerini andırsalar da, yiyecekten giyeceğe, yerel doğa koşullarına bağımlıdırlar.  Komşu olsalar da, bu gerçek değişmez.  Dünyanın çatısındaki toplum ile, dünyanın göbeğindeki topluluklar birbirinden çok ayrıcalıklı: güneş, su, yiyecek-içecek deneyimlidir.  Bu deneyimler, yönetimi ve kişisel varlık kayıtlarını etkileyecek derinlikte süreçlerden geçmiş, dolayısı ile Toplumları toptan, köklerinden etkileyen verilerdir; Toplumlar arası özellikleri belirleyecek türden bilinmeleri gerekli olan ayrıntılardır.  Bu değişik koşulların toplamı, Düşünce işverenlerinin türlerini de etkileyecektir.  İsteseler de, istemeseler de…



Küreselleşme Hükmünü İcra Ediyor -Kürşat Karacabey-


Dünyada üretilen toplam ekonomik değerleri, şayet bir büyük pasta gibi tahayyül edersek; bu pastanın tepsilere servis edilmesi usulüne dair şu keskin gerçekliği de derhal tespit ve ifade etmemiz gerekmektedir. Bu pastadan az sayıdaki zengin ülkelerle, çok sayıdaki yoksul ülkelerin aldıkları paylar arasındaki oran, süratli biçimde zengin ülkeler lehine açılmaktadır. Bundan başka her bir ülkenin tepsisine düşen pastanın, o ülke yurttaşlarına dağılımında da, çok az sayıdaki zenginler ile ezici çoğunluğu oluşturan yoksullar arasındaki paylaşım oranı da aynı hızla zengin azınlığın lehine açılmaktadır.



Uzaysal Yönetim-Hasan Bülent Paksoy-


Günümüzde, birtakım 'gelecek uzaysal olayların' nasıl yer alabileceği tartışılmakta. Bir küme uzay bilimcisine göre, Güneş odaklı gezegenler çevresinde dolasan uzay taşlarından (kuyruklu yıldız) biri Dünya’ya çarpabilir. Ses duvarı ötesi bir hız ile yer alabilecek bu istenmeyen buluşma, Hiroşima’ya düşen atom bombasının gücünden bir milyon kez artik bir güçte olabilecek. Bu çarpışma sonucu ortaya çıkacak doğasal veriler, insanların bildiği tur dünyanın sonu olacaktır. Çünkü dünyayı koruyucu (ve ciğerlere çekilen, insanlığı yaşatıcı) hava, bu çarpışma nedeni ile tutuşup yanabilecektir.



Yeni Dünya Düzeni'nin Milli Devlet ve Milli Hukuk Düşmanlığı -Kürşat Karacabey-


İlkel çağlarda, insanlar arası paylaşım mücadelesinin sonucunu, “haklılık” değil, fakat “güçlülük” belirlerdi. Büyük balığın küçük balığı yutması ne denli hak ise güçlü insanın zayıf insanı yenip yok etmesi de o derecede olağan karşılanırdı. Ne var ki binlerce yıllık süreç içerisinde gelişip olgunlaşan toplumsal yapılar, insan aklı ve vicdanını inciten bu kuralsız gidişata karşı, pahalıya malolan kimi setler çekerek cevap verdi. Meşruiyetleri, sahip oldukları güçen kaynaklanan hegomanik otoritelerle; motivasyonunu yaşadığı derin sefalet ve taşıdığı insanlık onurunun kamçılamasından alan geniş halk kitleleri (tebâ) arasında yaşanan nice kanlı boğazlaşmalar, insanlık tarihinin şekillenmesinde önemli bir role sahip oldu.



Bilmek, Anlamak, Yapmak -Hasan Bülent Paksoy-


Bu başlık altında toplanabilecek pek çok atasözü bulabiliriz. Bunların arasında, Kazım Karabekir'in Türk Kurtuluş Savaşını anlatan bir kitabinin girişine koyduğunu da unutmamak iyi olur: "Doğru görmek ve doğru yapabilmek için daha önce yapılanları doğru bilmek şarttır." "Neden gerektir?" sorusunu sorabiliriz. Bir yılan elimizi ısırdı ise, zehirli olup-olmadığını bilmek ister miyiz? Bizi yatıştırmak isteyen 'iyi niyetli" biri kalkıp "yılan zehirli değil" dediğinde, hemen inanıp, yatak altta yorgan üstte dinlenmeye mi yatacağız? Yılan gerçekten zehirli ise, bunu bilmeden "doğru’yu nasıl yapabileceğiz?" Yılanı hemen öldürecek miyiz, yoksa zehir’ini akıtıp, panzehir yapıp kullanacak mıyız?



Milletvekili Nasıl Olmalıdır? -Sırrı Çınar-


Toplum önüne çıkıp, toplum önderi olacak kişinin her şeyden önce “yiğit” olması lazım. Yiğit, güçlü, kuvvetli, gözü pek, düşüncelerini açıkça söylemekten çekinmeyen, sözüne güvenilen, sözünün eri ve korkmayandır. Yani,  yiğit olmayan bir milletvekili hangi unvanlara sahip olursa olsun, hangi özgeçmişe sahip olursa olsun, kendini ifade edemeyecek, yalan söyleyebilecek, korkacak, sinecek, el öfeleyip, boyun bükecek. Vatandaşa efelenecek, bürokrata kükreyecek, kendine ihtiyaç duyan “yiğit olmayanlara” caka satacak ve milletvekili olduğunu sanacak. Yiğit birinin bu yiğitliğini bilgiyle güçlendirmesi, dünyayı anlaması, kavraması ve bu anlayışla yeni fikirler üretmek, yeni projeler geliştirmek ve ülkeyi daha ileriye taşıyabilme bilgi birikimine sahip olması gerekir. “Birikim” diyorum çünkü bilgi sonsuzdur.



Terörizm ve Terörizmin Yeni Paradigmaları

-Nimetullah Sucu ve -Hakan Topateş-


Bugün, gözlerimizin önünde cereyan eden sosyal meseleleri salt kamu güvenliği üzerinden açıklamaya çalışırsak, kimilerinin güvenlik tehdidi yüzünden özgürlüğünden, canından, malından ödün vermek zorunda kaldığı bir ortamda, kimilerinin de tersi biçimde yüceltilen kamu güvenliği kavramı üzerinden astronomik rantlar elde ettiği bir durumu anlamakta güçlük çekeriz. Aslında bu düşünüş biçimi, bize dayatılan bireyci düşünüşün ürünüdür. Zira ihtiyaçlar hiyerarşisi içerisinde güvenliğin baş sıraya oturtulduğu bir dünyada, artık herkes kendi bireysel güvenliğini düşünür hale geliyor. Birileri de bu güvenlik açlığını gidermek amacıyla kamu güvenliği çığırtkanlığıyla sosyal güvenliği hiçe sayacak uygulamalarda bulunabiliyor.



Evrim Düşüncesinin Devrimi -Hasan Bülent Paksoy-


Soylu düşünceler, genellikle büyük güçlükleri yasayanlarca ileri atılır. Bu soylu düşünceler dünyayı aydınlatıp, toplumları yüceltebilir. Ancak, bütün ileri sürülmüş düşünceler, Toplumsal kuşakların başından geçen düzen’de yaşam sürdürürler: "Para’yı dede kazanır; oğul saklar, torun savurur." Bu örneğe göre, düşünceler: Bir kuşakta yaratılırlar; İkinci kuşakta korunurlar; Üçüncü kuşakta dışlanırlar. Ama düşünceler ölümsüzdür, kullanmakla bitmezler. Bu üçlü aşamadan geçebilen ve gene de yaşayan düşünceler, etkilerini yükselterek sürdürürler. Dördüncü kuşakta, ardından gelenlerin düşlerine girerler; Bir kesim'e güç verir, diğer bir kesim'e karabasan gösterirler.


Kaşgarlı MahmudBilgiemece Hakkında


Türk Dirlik


Bilgimece, Türkleri ilgilendiren belli başlı konularda önemli gördüğümüz bilgilerin birarada sunumunu ve bu sunumu işleyerek zenginleştirmeyi amaçlamaktadır. Bu çalışma özellikle temel bilgilerin biraraya getirilmesinden başlayacakdır. Türk Dirlik,  bilgi den başka, soruların, sorguların, ilişkilerin bir uyum içerisinde sunumunu da hedeflemektedir. Burada yeniden birlikte bilgi oluşturma-işleme-yaratmanın bir yöntemi denenecekdir. Bu yöntemi de sorgulanabilir ve güncellenebilir görmekteyiz. Taslak geliştikçe sizlere bilgilendireceğiz. Katılımı önemsediğimiz bilinsin isteriz.  İlgili konu başlıkları ve yöntem taslakları daha sonra burada sizlerin bilgisine sunulacakdır.

 

 

 

 

Türk Dirlik

 




Biz olmasak gökyüzü, biz olmasak üzüm,

Biz olmasak üzüm göz, kömür göz, ela göz;

Biz olmasak göz ile kaş, öpücük, nar içi dudak;

Biz olmasak ray, dönen tekerlek, yıkanan buğday,

Ayın onbeşi;

Biz olmasak Taşova'nın tütünü, Kütahya'nın çinisi,

Yani bizsiz

Anne dizi, kardeş dizi, yar dizi

Güzel değildir.

Enver Gökçe


 12 Eylül Hailesi



12 Eylül Hailesi  -Yağmur Atsız-



Önce ülkemizin 3 Ekim arefesi düşürülmek istendiği tuzak karşısında ana fikrimi ve bundan çıkarılması gereken sonucu özetlemek istiyorum.
ANA FIKIR: Kahrolsun TÜRK-Kürd Kardeşliği! Yaşasın KARDEŞLİK!
SONUÇ: Eğer her şeyin eskisi gibi kalmasını istiyorsanız her şeyi değiştirmek zorundasınız!
25. Yıldönümü

BUGÜN '12 Eylül Hailesi'nin 25. Yıldönümü.
İşte bu trajedinin kısa bilançosu:


 Bu Ülkenin Adı:Türkiye, Dili Türkçe'dir


 


"Mutedil" Kürd Milliyetçileri

-Yağmur Atsız-


Bu devlet, kurulduğu 11. Yüzyıl'dan (1040!) bu yana bütün Avrupa, dolayısıyla bütün dünya tarafından 'Türkiye' (Turchia/Turquie/Türkei) olarak adlandırılmış ve resmi dili de daima Türkçe olmuşdur! İnanmayan eski metinlere bakar. Bu, elbet ülkede yaşayanlardan anadili farklı olanların kendi dillerini tamamen hürrolarak kullanmaları hakkını zerre kadar bile ortadan kaldırmaz. O konuda ben de şu moruk halimle barikadlara fırlayıp mücadeleye hazırım! Ama bu ülkenin Adı Türkiye, Dili de Türkçe'dir!

 


 

 Siyasi Partiler Siyaseti



Küreselleşme ve Türk Milliyetçiliği -Devlet Bahçeli-


Türkiye, her şeyden önce, evrensel imparatorluklar kurmuş büyük bir tarih ve kültür mirasının varisidir. Bu imparatorluk mirası geçmişe dönük bir özlem veya geçmişle övünme vesilesi olarak görülmemelidir. Türkiye'nin sahip olduğu bu büyük miras, imparatorluğun sadece coğrafyasıyla değil, siyasetiyle, ekonomisiyle, uluslararası anlayışıyla ve daha önemlisi uygarlık birikimiyle yaşanan yoğun bir ilişkiyi temsil etmektedir. Türkiye'nin sahip olduğu tarihsel mirası, tarihsel olmaktan çıkarıp, bugüne taşıyan en önemli sebep de, o uygarlık birikiminin kültürümüzden siyasetimize, ekonomimizden insan anlayışımıza kadar çok yönlü boyutlarının bugün hala canlı ve diri olmasıdır.


 

 

-

AÇILIMLAR

- 

 

- 
- 
- 
-İnsanlık İçin Küresel Kadın Şartı -Dünya Kadın Yürüyüşü-
-Egemenlik Mutlaka Tartışılmalı! Çünkü: -4- -Atila Demirkasımoğlu-
-Egemenlik Mutlaka Tartışılmalı! Çünkü: -3-  -Atila Demirkasımoğlu-

-

Egemenlik Mutlaka Tartışılmalı! Çünkü: -2- -Atila Demirkasımoğlu-

-

Egemenlik Mutlaka Tartışılmalı! Çünkü: -1-  -Atila Demirkasımoğlu-

-

Yeni Bir kavşakta Basit Bir Değerlendirme -Çimen Çıtır-

-

Türkler İçin Neden Küreselleşme? -Atila Demirkasımoğlu-

-

‘Etnik-merkezciliğe’ Karşı ‘Kültürel Görecelilik’ -Haldun Çancı-

-

Yeni Zamanın İnsan Hakları -Muhammet Kemaloğlu-

-

Zemin Analizine Doğru  -Atila Demirkasımoğlu-

-

SİYASİ VERİ

-Siyaset, İdeoloji ve Gençlik -Bir Kapalı Grup Yapısı Analizi- -Mehmet Osmanoğlu-

 

-Düşüncesel ve Bedensel Tutsaklıklar -Hasan Bülent Paksoy-
-Aydın Üzerine Düşünceler... -Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-
-Terörün Aruz Vezni: Failatun Failatun Failatun Failun -Nimetullah Sucu-
-Küreselleşen Değerler ve Perspektif Çarpılması Üzerine... -Meral Akşener-

-

Hazarlar Meselesi Yahudiler ve Avrasya -Aleksandr Dugin-

-

Fikir Spekülatörlerinin Türkiye’li Taşeronluğu 2 -Atila Demirkasımoğlu-

-

Fikir Spekülatörlerinin Türkiye’li Taşeronluğu 1 -Atila Demirkasımoğlu-

-

Türkiye'nin Batı Sorunu  -Haldun Çancı-

-

Ulusalcı Yükselişin Nitelikleri -Haldun Çancı-

-

Dümensiz Gemi Türkiye  -Yağmur Atsız-

-

Madenler Stratejik midir? -Galip Türkmen-

 

-

KÜLTÜR ALGISI

 Topraksız Toplumların Çoğulcu Yönetim Düzeni -Hasan Bülent Paksoy-

 

 

 Alış-Veriş Kuruluşlarının Yönetimi -Hasan Bülent Paksoy-

-

Deyimlerin Kimliği: Varsayımcılık, Kuramcılık -H. Bülent Paksoy-D.Phil-

-

Maya İlişkileri -Hasan Bülent Paksoy-

-

"Aydın'ın Kimliği ve İşlevi -Haluk Güriz-

-

Ulusalcılık mı, Yurtseverlik mi? -Hasan Bülent Paksoy-

-

Elma’nın İki Yarısı: Yöneten ve Yönetilen İlişkileri -H. Bülent Paksoy-
-Hatırla -Alev Alatlı-
-"İşini gücünü vermek",  “İşini satmak” ve Emperyalist İşgal -Hanifi Altaş-
-Nasıl Sür'atle Kendimize Yabancılaştırıldık? -Mehmet Kerem Doksat-
-Kutluk Veren Bilgi’nin Başlangıcı, Tarihçinin Sonu: Tarih mi, Yoksa Tarihçilik mi ‘Son’a Erdi? -Hasan Bülent Paksoy- -D. Phil-
-"Alın Yazısı" mı, "Kişi seçimi" mi? -Hasan Bülent Paksoy- -D. Phil-

-

Toplum Olarak Varılmak İstenen Sonuç Nedir? -Hasan Bülent Paksoy- -D. Phil-
-Maddenin Paylaşımı -Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-
-Şiiliğin İslam Dünyasındaki Konumu ve BOP Karşısındaki Durumu -Muharrem Kılıç-

-

Yeni Dünya Düzeninde "Türk"lük Ortak Paydasının Önemi -Muharrem Kılıç-
-Düşünce İşvereni -Hasan Bülent Paksoy-
-Ekşi Gerçekler  -Atila Demirkasımoğlu-
-Nizam Darağacına...  -Atila Demirkasımoğlu-
-Türkmenlerin Arasında Bir Kara Kedi-Eşariciliğin Etnik Kini -Çimen Çıtır-

-

DIŞ DÜNYA ALGISI

- 

 

- 
- 
- 
-Küreselleşmenin Çatı İdeolojisi: Kameralizm -Nimetullah Sucu-
-Emre Taner'in Demecine Dipnotlar -Alev Alatlı-
-Anlamlı Belirsizlik -Muhittin Demirkasımoğlu-
-Küreselleşme Nedir? -Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-

-

Eski Bir Hikaye, Yeni Bir İsim: Küreselleşme -Arif Ekim-

-

"Ben Dünya'yı Al'Osman'ın Sanırdım" -Atila Demirkasımoğlu-

-

Kriz Bölgelerinin İncelenmesi ve Türkiye'nin Güvenliğine Etkileri -İlker Başbuğ-

-

'Yeni Güvenlik Ortamı ve Türkiye'ye Etkileri  -Hilmi Özkök-

-

İslam'a Karşı İslam  -Aleksandr Dugin-

-

Küreselleşme ve Medya -Yusuf Devran-

-

Doktrinler; Süreçleri ve Devrimleri -Diplomatik Gözlem-