Yazar | 
Yağmur Atsız |  | | Kişisel Web | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi |  | |  | Maksim Gorki ----------------------- "Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."----------------------- Ekmeğimi Kazanırkeni | | |
| 
Dümensiz Gemi Türkiye
-Yağmur Atsız-
Atlantik'in iki yakası bir araya gelecek mi? Rahmetli Hayrünnisa Halamın tabiriyle "Det iz dı kuvesçın!" Sonra Türkler anlasın diye akabinde tercümesini de verirdi:
"Sa se la kestiyon!" Bugün artık bu tercümeyi de derhal "günümüz Türkçesi"ne tercüme etmek lâzım: "Sa se la kestiyon, yâni det iz dı kuvesçın..."
Bazı örümcek kafalıların anlayabilmesi için hâlâ "İşte mesele bu..." demek gerekiyor. Şekispiyer'in ünlü "Şehzade Hamlet" adlı Faciası'ndan o cümle... Ne günlere kaldık... Evet, Atlantik'in iki yakası, yâni ABD ile Avrupa bundan böyle "o güzel eski mutlu günler"e avdet edebilecekler mi? Ve bu arada Ankara'nın hali ne olacak? İşte mesele bu...
Görünen o ki "Yaşlı Avrupa Kulübü'ndeki Düşkün Beyzadeler" ile "Vahşi Batı Silahşorları"nın artık aynı "posta arabası"nda efendice oturup ortak bir menzile seyahat etmeleri zor...
"Boğaziçi'ndeki Ruh Hastası Adam"la ise artık arabanın içinde kimse pek oturmak istemiyor. ne halt edeceği belli olmadığından ancak yukarıda, sürücünün yanında seyahat etmesine izin var. Sürücü de maatteessüf Teksaslı...
E, kendi düşen ağlamaz. Hemen belli olan husus, anladığım kadarıyla, şu: Gerçi Başkan Bush Brüksel'de yoğun bir "sempati ve büyüleme taarruzu" başlatdı ama -hep söylerim- tebessüm de dişleri göstermenin bir usulüdür. Amerika ne istiyor? Bütün NATO müttefikleri Irak'da gerçekden ellerini taşın altına koysunlar istiyor. İlle asker göndererek değil... Ama bir şekilde...
Bu arada Türkiye'ye özel bir görev bile düşmemesi, o bakımdan "NATO ORTAĞI" Ankara ile yine NATO ortağı mesela bir Macaristan arasında fark bile gözetilmemesi, AKP Dış Politikası'nın ülkeyi devirdiği tüyler ürpertici "hendek"in özelliği hakkında bir fikir verebilir.
AB konusundaki başarılarından övgüyle bahsetmenin bir dürüstlük ve hakkaniyet gereği olduğunu hep vurguladım. Ama bunun ötesinde dünyayı algılama zorlukları ve o içinden çıkıp da bir türlü kopamadıkları "cami avlusu cemaati"nin bu hükümet üzerindeki uğursuz etkisini de inkâr edemem. Aklı başında kimse edemez! Amerika Türkiye'ye güvenmiyor! Arabdan fazla Arab Milliyetçisi olduğu ve üstelik Washington'un "can düşmanları", aslında başları iyice sıkışıncaya kadar Türkiye'ye karşı da mütemadiyen hasmane bir politika izlemiş bulunan Suriye ve İran'la "riyakârca" bir oyun oynadığından şübheleniyor. Irak Harekatı'nda Türkiye'nin "kalleşliği"ne uğradığı hissiyle "kin güdüyor"...
Bu noktada, durmaksızın "çuval, Kerkük, PKK ve Türkmenler" hikâyelerini öne sürenlerin bunu maalesef hiç dikkat nazarına almamaları düşündürücüdür. (altı tane ü)... Daha kötüsü Avrupalılar'ın da Türkiye'ye pek güvenmemeleri... Benim aldığım izlenim, olağanüstü yüksek "özgül ağırlığı"na rağmen son zamanlarda Türkiye'yi "pusulasız ve nirengi noktasız" bir gemiye benzetme eğilimlerinin güç kazandığı yolunda... Çünki bu Hükûmetin "ne olduğu" ve "ne olmadığı"na bir türlü karar veremediği kanaatindeler... Buna nihayet karar verebilse Hükûmet de rahatlayacak, ama olmuyor... İnsan kendi gölgesi üzerinden atlayamaz!
Türkiye son aylarda artan ölçüde bir "tedirginlik kaynağı" olmağa başladı. Ve Ankara bunun sebebleri üzerinde kafa yormakdan ısrarla kaçınıyor. Genel bütçenin binde üçü oranında Dışişleri Bakanlığı Bütçesi ile fazlası olmuyor besbelli!
ABD-Avrupa da kötü
ABD- Avrupa ilişkileri de ümid verici olmakdan uzak. İki çarpıcı örnek vereyim: Amerikan Savunma Bakanı Rumsfeld pazartesi akşamı dedi ki "NATO ne ise odur!"...
Yâni değiştirilmesine gerek yok. Ancak daha modern bir silahlanma sözkonusu olabilir. Salı sabahı ise Alman Savunma Bakanı Struck şunu söyledi: "NATO, her isteyenin gelip ihtiyacına göre içinden birtakım âletler aldıkdan sonra geri getirdiği bir avadanlık kutusu değildir."
daha kötüsü, bütün tebessümüne rağmen Başkan Bush'un ve dolayısıyla bu yönetimin, şimdiye kadarki kibirli ve ukalaca tavırlarından en ufak bir taviz bile vermeğe niyetli olmayışı. Bunu allayıp-pullayarak söylemek işin özünü değiştirmiyor.
Türkiye'yi "önemsemek" ise -hem Amerika, hem Avrupa için- git gide zorlaşıyor. Det iz en adır kuvesçın!
Yağmur Atsız 23 Şubat 2005
|
Çetin Altan - Yağmur Atsız-
Değerliİ Ağabeyimiz Çetin Altan'ın 13 Şubat tarihli "Akşam"da uzun bir mülâkati yayınlandı. Orada vardığı bazı hükümler ve daha önceki "tuhafiyatı", artık işin tadı adamakıllı kaçmaya başladığı için, cevabsız kalmamalı kanaatine vardım. Gerçi kendisine ve yaşına hürmetimiz derindir. Ama hürmet nâmütenâhi değildir. Madde madde gidelim, bakalım nereye varacağız:
|
Akdeniz Ufukları -Yağmur Atsız-
9 Temmuz 2004 tarihli ve "Bir diplomatik dönüm noktası" serlevhalı yazımda ilk kez olarak ABD'nin KKTC'ye karşı politikasını kökünden değiştirme eğilimine girdiğine ve buna dair ilk işaretlerin belirdiğine değindim. Bence Washington'un artık Doğu Akdeniz'de çok uygun pozisyona sahib ve son derece emniyetli büyük birer deniz ve hava üssüne ihtiyacı vardı. Şu içeriği gibi adı da bir türlü tam olarak belirlenemeyen "Genişletilmiş Bilmemne Projesi" için İncirlik ve İskenderun'u keyfince kullanamayacağı ortaya çıkmışdı.
|
Yâni Türk Türk'e oturup, "bu namussuz herifler"e sövmekle bir yere varılmıyor. Her ne kadar küfür ruhun yelpazesi olsa da! -Yağmur Atsız-
Bazı diplomatik başarılar sürmanşete çıkmaz. Hatta bazen birinci sayfaya bile girmez ama onların gerçek önemini bilen bilir. Dün pek çok Batı gazetesinde ve iç sayfalarda yer alan bir haber bence, Türkiye'nin en yakın devir tarihinde bir "dönüm noktası" olarak yer alacaktır. Bu, Ankara'nın bundan böyle "1915 Ermeni Kırımı"nı direkt olarak Ermeniler'le tartışmayı kabul etmesi haberidir. "Parlamento Avrupa Komisyonu" Başkan Vekili Ali Rıza Alaboyun (AKP) tarafından "Tarihimizde utanılacak bir şey yoktur. Her şeyi herkesle münakaşa etmeye hazırız" cümlesinin "resmen" telâffuz edilmesi, Türkiye lehine neticeleri peyderpey ama her hâl ve kârda "derinlemesine" hissedilecek bir gelişmenin müjdecisidir.
|
| | 
Yağmur Atsız
4 Kasım 1939 tarihinde İstanbul’da doğdu. Almanya’da Bonn Üniversitesi’nde Siyasal Bilgiler, Şarkıyat ve Devletler Genel Hukuku öğrenimi gördü. Öğrencilik yıllarında radyoculuğa, daha ileriki yıllarda televizyonculuk ve gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde köşe yazıları, araştırma ve incelemeleri yayınlandı. Bir Alman televizyonunda da program sorumlusu ve yayıncı olarak çalışmaktadır. “Günlerimiz” ve “Unutkan Şehir” adlı iki şehir kitabı bulunmaktadır. Şu anda Tercüman Gazetesi yazarıdır.
|
| 
| Dünyada Neler Oluyor |

| Ortadoğu Politikası
İtiraf edeyim ki Türkiye'nin bir Ortadoğu politikası olup olmadığını ben anlayabilmiş değilim. Daha uzakça bölgeler şöyle dursun Irak, İsrail, Filistin, Suriye ve Lübnan politikalarımız nedir yahut nelerdir kestiremiyorum. "Yok" demeye dilim ve kalemim varmıyor. Bir Türk vatandaşı sıfatıyla ağırıma gidiyor ama çok istekli olmama rağmen öğrenemedim.
|
| | | | |
|