Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

1 Hazran 2005

Cengiz Han Dönemi Motiflerinden...

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Türkçülük

 


Heloise


-Volkan Ekiz-


Heloise, Abelard’ın kanayan ayaklarını saçlarıyla yıkamıştı.

 

Türkiye’de feminist yaklaşımın seksist dar bir çerçevede ele alınması sorunsalı üzerine kafa yormak oldukça güç bir iş. Gender Studies –cinsiyet araştırmaları- üzerine çalışan, özellikle yurtdışındaki bayan akademisyenler, alan çalışmaları yapmak suretiyle işin kolayına kaçmaya devam ediyor ve teori üzerine boşluğu doldurmaya bir türlu cesaret etmiyorlar.

 

Sosyal bilimlerde, Avrupa-merkezci ve ego-sentrik yorumları çok sağlam bir temel üzerine eleştirebilme geleneği bulunan feminizm, Türkiye’de ne yazık ki erkek-merkezcilik eleştirisinde, oklarını erkek egemenliğinin merkezileştirilmesine değil de madalyonun popüler tarafına, yani yapının masküler olma özelliğine yöneltiyor. Feminizmin, Duygu Asena ve şürekası yolu ile poplaştırılması kalıbı, Türkiye’de, ne yazık ki kırılamıyor ve teori hala koskoca bir boşluk. Feminizm, gece rahatça gezebilmek, erkek şiddetine karşı olmak, namus cinayetlerini kınamak gibi güncel şikayetleri bulunan kadınların ağlama duvarı haline geldi.

 

1960’larda ilaç araştırmaları sırasında kadın ve erkek vücudunun aynı doz ve tip ilaçlara karşı farklı biyolojik tepkiler vermeleri bilim adamlarının dikkatini çekti. Biyolojik tepkilerindeki bu farklılık feminizmin, sadece bir kadın hareketi olmak haricinde bilim içerisinde bir “yaklaşım” olabileceğinin kapısını açmıştı. Kadınların popüler oy kullanma hakkına yönelik 100 yıldan fazladır verilen mücadele, feminist teorinin kökenlerinde, teorinin bir harekete taşınması ve bilim adamlarının bazı dinamikleri mobilize edebilmeleri noktasında tabii ki yadsınamaz bir veridir, ancak son tahlilde feminizm sadece bir kadın hareketi değildir.

 

Feminist teori noktasında dünyada var olan tartışmaların hala dolduramadığı kocaman bir boşluk var ve “erkek bir feminist olarak” Türk feministlerine bu boşluk üzerine teori üretme teklifinde bulunuyorum. “Dişi gücü” teorize etmek. Biraz açarsak eğer:

 

Feminizm “eril gücü” kadınlaştırmak  yada eril gücü kadınların eline vermek gibi bir iddiada bulunmamalı, feminizm dişil gücü tanımlamalı, ortaya koymalı ve pratiğe dökmelidir. Bu güc olgusunun tekil tanımlamasını ve güç politikası üzerine tüm monist yaklaşımları kökunden etkileyecek bir çığır açacakdır. Feministler eril güce sahip amazonlar olmak iddiasında degildir. Feministler dunyadaki tek merkezli güc algısını dağıtmak ve yapıbozum aşamasına sokmak yükümlülüğündedirler.

 

Tabi biri hangi feminizmden bahsediyorsun, essentialist mi rationalist mi, liberal mi radikal mi, yada sosyalist mi deconstructionist mi diye de sorabilir, sanırım çizdiğimiz genel çerceve ve önermemiz tüm bu klikler icin geçerli olacakdır. Sosyalist olduğu için feminist olmayı bir görev zanneden ve ayakta işeyemiyorum ama farklıyım o zaman radikalim diyenler ile yukarda bahsi geçen klikler arasında sadece isim benzerliği olduğunun altını çizelim bu arada.

 

Bir eleştirel teori olarak feminizmdir bu yazıda kasteddigimiz.

 

Dünyada gelişen iletişim teknolojisi ve kadınlarin ekonomik bağımsızlıkları ile var olabildikleri bir üretim sistemi, kadinın adını var etti ama kendisi ve temsil ettikleri hala dünyada varlığı temel bir eksiklik. Kadın varlığının bedenin ve zihnin bütünleşebilmesi ile ancak ortaya çıkabileceği üzerine ontolojik bir ön kabul ile hareket ediyoruz. Kadın sanayileşme evresinde bedenin bir metaya dönüştürülmesinden beri bedeni ile dünyada yeteri kadar temsil ediliyor, ancak kadın zihninin temsil sorunu bir türlü aşılamıyor, kadınlığa empati kuran erkeklerinde bu zihni temsil noktasında ne kadar başarılı olacağı mutlak, yani kadın zihninin temsiliyeti sorunsalının üstesinden gelebilecekler gene kadınlardır. Ancak hala aşılamayan en temel sorun kadının bir sure sonra –gücün varlıkbilimsel algısı yanılgısından dolayı- erkekleşmesi. Kadın kalabilerek kadın zihnini bir seçenek olarak ortaya koyacak kadınları arıyor gözlerimiz. Pornoya karşı olarak, dayak yememeye çalışarak yada gece dışarda rahatca salınmak isteyerek erkekleştiğinin farkına varacak derecede kadına bakabilen kadın zihni kurgulayıcılarını arıyoruz. Marx hepimizin dünyaya lensler ile baktığımızı söyluyordu, doğruydu, feministler bu lenslerden birinin cinsiyet (gender) olması gerekliliğini öne sürduler haklıydılar. Peki nasıl teorideki bu ilerleme birden durdu ve feminizm bir şekilde poplastırıldı. Bunu ciddi anlamda analiz etmek gerekiyor.

 

Türkiye'de feminizm ile batıdaki feminizm arasındaki kırılmanın nedenlerinden biri olarak linguistic bir ayrılmayı da hesaba katmak gerekiyor. Fiillerini öznelerini ve nesnelerini maskuler ve feminen diye ayırmış bir toplum olarak batı ile cinsiyetsiz bir dile sahip Türkler arasında ortak bir algı dili oluşturmak oldukca zor. Bir açıdan farklılığı güncelleyerek batı cinsiyeti hayatının daha içerisinde algılayabilirken, Türkler ise bu dildeki farklılığın ister istemez ortaya koyduğu algı ve tanımlama sembolleme kırılmalarından etkilenmeden bir yaşam sürmektedir. Iki taraf içinde artılar ve eksiler söz konusu iken Batının Türklerden ve Türklerin batıdan feminist teori anlamında alabileceği ve verebileceği oldukca fazla doneler bulunmaktadır. Batı feminist teorisini taklit etmek sureti ile tembellik yapan Türk feministleri aslında global bir feminizme katkılarını da bu şekilde esirgiyorlar. Androsentrik ve sexist yaklaşımları esirgeyen ve sosyal bilimlerin en temeline kattığı “o” ve “biz” farklılaşmasını ortaya koyma tavrı ile feminizm kendi içerisindeki “onlar” ve “biz” ayrımını yok etmemelidir. Harding’in inanılmaz yerinde teşhisinden burda bahsetmemek olmaz: “Thinking from marginal lives leads one to question the adequacy of the conceptual frameworks that the natural and social sciences have designed to explain (for themselves) themselves and the world around them.” (Sandra Harding, Rethinking Standpoint Epistemology: What Is “Strong Objectivity”?, Feminizm & Science, ed. Evelyn Fox Keller and Helen E. Longino (Oxford: Oxford University Press, 1996), p. 63). Evet, kesinlikle bilimler kendilerini ve etraflarındaki dunyayı açıklamaya çalıştılar, ötekini hiç umursamadan ve merkeze kendilerini alarak. Marjinalleşebilenler bunu mutlaka farkedebiliyorlar, bunu herkese anlatmalıyız. Onlar kendilerini merkeze alıp kendileri için kendilerini ve etraflarındaki dunyayı açıklamaya çalıştılar sadece.

 

Cinsiyetler sosyal olarak inşa edilen şeylerdir, dolayısı ile tekrar inşa edilebilirler, bilimciler bu sosyal inşayı bir fact bir veri olarak bilimin içerisine soktular, işte tüm mücadele bunu yıkmak için. Cynthia Enloe, Bananas, Beaches, and Bases, (University of California Press, 1989) adlı eserinde bu dünyayı “the one is something that has been made; therefore, it can be remade.” Olarak tanımlıyor yani yapılmış olan ve dolayısı ile tekrar yapılabilecek bir dünya. Bir erkek olarak şunu söyluyorum bizim penisimiz ve kadınlarin vajinalari ve biyolojik bedenlerimiz birbirinden farkli, bunun dişinda herşey sosyal olarak inşa edilmiş dolayısı ile yapma olgular. Bu sosyal olarak inşa edilmiş cinsiyet kavramlarında, sembollerde ve olgulardan kurtulmak için ilk önce onları yapıbozum aşamasına sokmak, 'deconstruct etmek' gerekiyor, bunun için de tabii ki ilk önce malumu ilan etmek yani bu inşa projesini ifşa etmek. Tabi eleştirileceğini bilerek şunu da bir not olarak ekleyeyim, kadın ve erkek arasındaki bu farklılık üzerine politika yapmak, düşünmek ve eylemde bulunmak noktasında bana göre çözumlerden biri üçüncü tür halini almak değil. Biyolojik farklılık dışındaki her yapının yapay ve sosyal olarak inşa edilmiş olduğunu öneriyoruz ama insane bedeni bu çerçevenin dışında yani bedeni yapıbozuma uğratmak bu bağlamda bir sapma.

 

Feminizmi, critical teorinin icerisine dahil etmemizde gene bu gerçeklik diye sunulanların aslında sosyal olarak inşa edilmiş olması perspektifinden kaynaklanıyor bu çatının altında feminizm cinsiyetin sosyal olarak inşasını öncülleyen bir bakış açısı olarak var. Epistemolojik bir benzerlik dolayısı ile Türk feministleri critical theory ve constructivism üzerine daha fazla araştırma yapmalılar diye düşünüyorum.

 

Kadının ötekileştirildiği her mekanizmaya direnmeye devam etmek gerekiyor. Bu açıdan son sozler olarak Türk feminizmi ağır aksak da olsa bir yolda devam ediyor ve bu yol insanlığın ihtiyacı olan bir yol. Öteki ile empati kurmayı kendini ötekinin yerine koyabilmeyi başarması gerekiyor insanların ve insanlığın. Tarihte hep vardı ve hep olacak çünkü kendimizi tanımlama noktasında ötekini referans alıyoruz. Kadın erkek için biyolojik anlamda ötekidir bu sorunlu bir tanımlama değil ama sosyal olarak inşa edilmiş bir takım yargılara dayanarak kadını ötekileştirmek, işte bunu eleştirmek gerekiyor. Feminizm Amerika'da bir şeyi başardı, Irak savaşında kendisi kadar erkek olmamakla eleştirilen Arap erkeğine karşı Amerikan askerleri vardı, Afganistan'da ise Taliban'a bomba yağdıran Amerika kadınlara ve çocuklara süt dağıtmak ve yardım etmek zorunda kaldı, işte bu farklılaşma Amerikan feminizminin sıkı muhalefetinin başarısıdır. Türkiye'de ise Kürt hareketi kadınları polis jopunun önüne atarak, kadın sembolünü aşağılamaya devam etti, Türk feministleri ne mi yaptı, 1 mayıs ta kol kola girip halay çekti kadını aşağılayan metalaştıran ve tampon olarak kullananlarla.

 

Volkan Ekiz

01.06.2005



Türk Milliyetçiliği Üzerine Bir Tahlil  -Volkan Ekiz-


Sekülerleşmiş Türk milliyetçiliği ortaya reel hedefler koyamadığı için gençliğin tatminsizliği daha büyük hedefler ortaya koyan ve bu hedefin gerçekleşmesi noktasındaki soru işaretlerini dini verilerle çözen İslami Türk milliyetçiliğinin önünü açmaktadır.Milliyetçilik fikri, birey bazında büyük ölçüde psikolojik kaynaklar taşıması münasebeti ile özellikle genç kuşaklarda romantik duygularla reel dünya arasında çatışmalara sebeb olmaktadır.


 

Volkan Ekiz


Türk Dirlik Yazarlarındandır.


 Dünyada Neler Oluyor



1997 Sonrası Türkçülük...


1997 sonrası Türkçülüğü mercek altına alacak olursak bu dönemde Türkçülük tekrar gençler arasında yayılma eğilimi göstermiştir.Ancak söz konusu Türkçülük devlet-özellikle askeriye- kontrolü altında ve kendisini meşrulaştırma noktasında cumhuriyetin ilk dönemine gönderme yapmaktadır.


 Adalet...



Türkler ve Adalet


Türkleri silahlarla gördükleri her sefer ya kabustan uyanıyor olmak ya veda etmek bu dünyaya, çaresizce kabul ettikleri bir denklemi oluşturduğundan, kendilerince tutarlı ve çıkarlarıyla uyuştuğundan Türklerin elleri kabza tutmasın istiyorlar. Sırtlarına inecek kırbaçların Tanrı buyruğu olması utancı, yıkacağından kurdukları sahte kaleleri; ve işbirliği yaptıkları aşağılık kompradorlar, o sabah tükürüklerle boğulacağından ihanet ettikleri kendi halkları tarafından; ve o kalelerin anahtarı olarak kullandıkları İnciller en çok, yüzlerine fırlatılacağından; istemiyorlar avuçlasın kırbacını Tanrı'nın Türkler.


 Arayış



Feminizm...


Kadının ötekileştirildiği her mekanizmaya direnmeye devam etmek gerekiyor. Bu açıdan son sozler olarak Türk feminizmi ağır aksak da olsa bir yolda devam ediyor ve bu yol insanlığın ihtiyacı olan bir yol. Öteki ile empati kurmayı kendini ötekinin yerine koyabilmeyi başarması gerekiyor insanların ve insanlığın. Tarihte hep vardı ve hep olacak çünkü kendimizi tanımlama noktasında ötekini referans alıyoruz.


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar