Yazar | 
Sırrı Çınar |  | | Kişisel Web | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi |  | | |  | |  | Maksim Gorki ----------------------- "Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."----------------------- Ekmeğimi Kazanırkeni | | |
|
 Milletvekili Nasıl Olmalıdır?
-Sırrı Çınar-
Parlamenter Demokrasinin işlevini yerine getirmesi için yapılması gereken seçimler kapıya dayandı. Milletvekili olmak isteyenlerin gireceği bu önemli seçimler öncesi de diğer seçimlere benzer şekilde “aday adayları” çıkacak. Bunların arasından her Parti beş yüz elli kişiyi aday gösterecek. Seçimlere girecek parti sayısına göre de aday toplam sayısı değişecek ve sonuçta toplam beş yüz elli kişi milletvekili olacak. Milletvekili olunacak da ne olacak? Hangi özelliklere sahip insanlar milletvekili olacak? Ya da milletvekillerinin özellikleri ne olmalıdır? Gibi sorulara her partinin, her adayın, mevcut milletvekillerinin, entelektüellerin, akademisyenlerin, partilerde görevi olanların, hatta her vatandaşın vereceği cevabı vardır. Tabii ki bir de benim cevabım var. Cevaplarım zülfü yare dokunabilir. Ya da hiç kimse üstüne alınmayabilir ki çoğunlukla böyle olmaktadır. Toplum önüne çıkıp, toplum önderi olacak kişinin her şeyden önce “yiğit” olması lazım. Yiğit, güçlü, kuvvetli, gözü pek, düşüncelerini açıkça söylemekten çekinmeyen, sözüne güvenilen, sözünün eri ve korkmayandır. Yani, yiğit olmayan bir milletvekili hangi unvanlara sahip olursa olsun, hangi özgeçmişe sahip olursa olsun, kendini ifade edemeyecek, yalan söyleyebilecek, korkacak, sinecek, el öfeleyip, boyun bükecek. Vatandaşa efelenecek, bürokrata kükreyecek, kendine ihtiyaç duyan “yiğit olmayanlara” caka satacak ve milletvekili olduğunu sanacak. Yiğit birinin bu yiğitliğini bilgiyle güçlendirmesi, dünyayı anlaması, kavraması ve bu anlayışla yeni fikirler üretmek, yeni projeler geliştirmek ve ülkeyi daha ileriye taşıyabilme bilgi birikimine sahip olması gerekir. “Birikim” diyorum çünkü bilgi sonsuzdur. Bu sonsuzluk içinden ne kadar alabilmişse o aldıkları, o kişinin birikimidir. Bilgi birikimi az olanların yiğitliği tek başına anlam ifade etmeyebilir. Her Türk vatandaşının bilgi toplama süreci farklıdır ancak yöntem ve sistemin getirdikleri biribirine benzer. Yani aile, okul, çevre, üniversite, iş hayatı gibi devam eden süreçte biriktirilen bilgiler vardır. Çoğunlukla bu süreçten elde edilen bilgilerle bir ömür geçirilir. Milletvekili olmayı düşünenin ise bu sürecin sonucu elde edilenin çok önüne geçecek bilgi birikimi yapmaması gerekir.. Vasattan öteye geçmeli, okulda okuduğu kitaplar, iş hayatında öğrenmek zorunda kaldığı konuların dışına çıkarak, dünyada özel emeklerle ve yıllarca çalışılarak üretilen sonsuz bilgi deryasına dalmış ve kepçesiyle kısmetine düşeni almış olmalıdır. Vasat düzeydeki birinin gelişen dünyada ülkemizi götürebileceği yerde en fazla kendi düzeyi olacaktır. Kitap okumayan, araştırmayan, düşünmeyen, aktüeli takip etmeyen, felsefe, sosyal psikoloji, ekonomi, tarih gibi sosyal bilimleri bilen birinin kendini milletvekilliğine uygun görmesi ve seçilip milletvekili olması gerekir. Bilgiyle desteklenen yiğitliğin eksik kalan kısımları var. Bir milletvekili bu ülkede yaşayan nüfusun tamamının ve gelecekteki nüfusların bire-bir hayatını etkileyecek konumda, yetki ve sorumluluğunun bilincinde olması gerekir. Yasama organı meclisin kabul ettiği yasalarla ve hükümetin çıkardığı yönetmelik vbg. düzenlemelerle hayatımız direk etkilenmektedir. Suçu da onlar belirler, cezasını da, nasıl eğitim verileceğini de onlar belirler, nasıl inanılacağını da, nasıl memur olunacağını da onlar belirler, nasıl ölüneceğini de, nasıl evlenileceğini de onlar belirler, nasıl giyinileceğini de, ne kadar yemek yiyeceğini de onlar belirler, nerede ibadet edileceğini de… Yani hayatın her aşamasında, her yerde, her şekilde ne yapacağımızı, nasıl yapacağımızı ve yapmadığımızda cezasını hep yasama organı olan meclis, yani milletvekilleri belirliyor. Bir milletvekili bu kadar önemli bir iş yaptığının farkında olmalıdır. Vebal altında olduğunu bilmelidir. Akşam evine döndüğünde sofrasında bulunan yemeklerden bir lokma aldığında ülkesindeki açları düşünerek boğazına dizilmeli, yutamamalıdır. Yatağına yattığında, yapmadıkları veya değiştirmedikleri yasalar nedeniyle evinden, ailesinden uzakta çok zor şartlar altında yaşayanları düşünüp uyuyamamalıdır. Hastanedeki hastayı, hapishanedeki mahkumu, okuldan atılan öğrenciyi, evine ekmek götüremeyen işsizi, ailesinin baskısından bunalan genci, okuldaki öğretmeni, tarlada yatan çiftçiyi, emeği, göz nurunu, bürokratı düşünmeli, bu düşündüklerini anlamalı, yani empati yapabilmelidir. Vebalin farkında olması, empatiyle anlaması, üzerindeki ağır sorumluluğu hissetmesi gerekir. Bu saydıklarıma empati yapması için bir milletvekilin Türkiye’yi iyi tanıması gereklidir. Yani Ankara’da doğmuş, büyümüş, okumuş ve hala Ankara’da yaşayan birinin Ağrılı, Kastamonulu, Artvinli ya da Erzurumluyu tanıması, bilmesi, çözmesi nerdeyse imkansızdır. Türkiye homojen bir kültür yapısına sahip değildir. Yukarıdan baktığınızda aynı gibi gözükse de iller hatta ilçeler arasında kültür farklılıkları vardır. Yapılan bir düzenleme ise Hakkari’den Edirne’ye her yeri ve her insanı kapsıyor. Doğru yapıldığına inanılan yasal düzenlemenin etkisini her bölge ayrı hissedebilir. Ya da o bölgeyi hiç ilgilendirmeyebilir. İnsanını tanıyan, insanının ne yediğini, nasıl yaşadığını, neden hoşlandığını, nasıl eğlendiğini, ne düşündüğünü, neye üzüldüğünü, nasıl para kazandığını, nasıl baba, nasıl ana olduğunu, ne giydiğini, neye ağladığını, beklentilerini, hayallerini, özlemlerini bilmek gerekir. Kars’ı görmeyen, koklamayan, hissetmeyen bir milletvekili kendini nasıl bu milletin vekili olduğunu düşünür? (Daha önceki dönemlerde mecliste Çanakkale’yi görmemiş milletvekillerinin olduğunu biliyorum) Hele türkü dinlemeyen, türküden anlamayan ve söylemeyen bir milletvekili bu milleti nasıl anlayabilir. Ağıtını, mizahını, eğlencesini, sevdasını türkülerden algılamaya giden yol önemlidir. Bu yol vicdana çıkar. Milletvekilinin görevleri, yetkileri yasalarda, iç tüzükte yazılıdır ama vicdanı tahrik olmamış birinin bu yazılı yetkileri kullanabileceğini düşünebilir misiniz? Yazılı olanların çerçevesi bellidir ama vicdanın sınırları inancıyla, ufkuyla, değerleriyle sonsuzdur. Bu sonsuzluğun içinde yalan, riya, iki yüzlülük, adam kandırmacılık yoktur. Siyasetin bir yüzünde duran rekabetin acımasızlığını hafifletecek, yumuşatacak, sevgi doğuracak filizler o vicdanda büyür. Aksi takdirde savaş mantığıyla öldür, yok et, iftira at, ayağını kaydır düzeneği işlemeye başlar. Vicdanı rahatlatmak hiçte kolay değildir. Yukarda bahsettiğim vebal duygusu vicdanla birleşince işte o zaman milletvekili için dayanılmaz acılar başlar. Birey olarak hiçte kolay olmayan, bedeli çok ağır bir sorumluluğun altında dik durabilme mücadelesinin içinde olacak. Aldığı parayı hak etmediğini düşünecek, gösterilen saygının altında ezilecek ya da layık olmak için var gücüyle çalışacak, üretecek. Bir yerlerde hata yaptığını düşünecek olursa, milletvekilinin imtiyazlarından vazgeçmeyi bilecek. Yaşam garantisi olarak ömrünün sonuna kadar imtiyazlardan faydalanmaktan feragat edecek. İşte o milletvekili, altına girdiği ağır sorumluluğun hesabını vereceği güne yaklaştıkça, yine telaşlanacak acaba bir yerlerde bilmeyerek bir can yakmış olabilir miyim? Bir haksızlığa sebep olmuş muyum? Bir ananın yüreğine ateş düşürmüş müyüm? Bir gencin hayatını karartmış mıyım? Bir babayı gecenin ortasında ağlatmış mıyım? Bir kadının vücudunu satarak geçimini sağlamasına neden olmuş muyum? Diye sorular sorar kendine. Bu soruların başında hep “bir” vardır. Yani “bir” kişi bile inciydiyse işte o hesap zor verilir diye kendi kendine kavrulur durur. Bir de bu “biri”, milyonlarla çarpınca nasıl bir sonuç çıkacağını da hesaplar. Bir milletvekili “kul hakkı” kavramını içine sindirmiş olmalıdır. Kulun, kula üstünlüğünün olmadığını bilenlerden olmalıdır. Koca bir ülkeyi ve milyonları yöneten beş yüz elli kişiden biri olduğunun bilinciyle kendine düşen insan sayısını her gün zihninden geçirmelidir. Mazaret uydurmak için mantık zincirleri kurmayı bir kenara bırakıp, mevcut ve aksayan konuların sebebinin de bir zamanlar oturduğu yerde oturanların sorumluluğu olduğunu düşünüp” eyvah” dememek için hep hakkın yanında olmalıdır. Ben yaptım, oldu mantığıyla değil tarihe not düşmek ya da kahraman olmak için değil, “insan” olmanın verdiği bilinçle görevini normal vatandaşlardan çok ötelere varan bir ufukla yapmalıdır. Bu tanıma uyanların var olduğunu düşünmek istiyorum. Çünkü bu aziz millet böyle milletvekillerine layıktır ve böylelerine çok ihtiyacı var.
Sırrı Çınar Mayıs 2007
|
Gören Göz -Sırrı Çınar-
Bütün sanat dalları gibi fotoğrafçılık da insanın gelişmesine yöneliktir. Geniş ufuklu, sistematik düşünce metoduna sahip bireylerin yetişmesi ancak sanat dallarından biri yada birkaçıyla uğraşılması sonucu gerçekleşir. Çünkü sanat ancak insanla mümkündür ve olağan dışı, hayal ürünü, ifade etme ve beynin farklı çalıştırılmasıyla ortaya çıkan eylemlerdir.
|
Kültürel Ceza -Sırrı Çınar-
“Kültür” nedir? Diye sorulduğunda akla gelen ve verilecek cevaplar nelerdir? Eminim ki; El sanatları(bakır işlemeciliği, halı,kilim, bebek vbg), halk oyunları, türküler, tarihi eserler, tiyatro ve Kültür ve Turizm Bakanlığı akla gelecek ve bunlar sıralanacak. Mevcut eğitim sistemi içinde yetişmiş insanların sadece bunları hatırlaması normaldir ancak Devleti yönetenlerin ve topluma yön verenlerin de aklına bunlar geliyorsa işte orada biraz düşünmek gerekir. Oysa yaşamın içindeki bütün davranışların, düşüncelerin, tepkilerin, onaylamaların, inançların tamamı ve üretilen maddi varlıkların bütünü kültürdür.
|
Yazmak mı Konuşmak mı? -Sırrı Çınar-
Kendi iç problemlerini bu kadar çok konuşan bir toplum yoktur. Nereye giderseniz gidin, herkes bildiği kadar her konuyu kaygısızca tartışır. Konuştukça, konuşurlar. Birkaç dinleyici bulan, hele sesini iyi kullanan biri mekan neresi olursa olsun, konuştukça açılır, coştukça konuşur. Bu kadar çok konuşmamıza rağmen yazanımız azdır.
|
| | 
Sırrı Çınar
Ahlat Doğumludur. "Serzeniş" ve "Gökyüzü Kırpıntınları" isimli şiir kitapları yayınlanan şair-yazar ve senarist Sırrı Çınar'ın halen yayına hazırlanmakta olduğu üç adet kitabı daha bulunuyor.
| 
| Benim Babam... |

| Koca Yürekli Adam
Daha dün yaşadım dediği, Yetmiş yıllık ömür. Küsmüş hayatın fildişi kulelerine, Tırnaklarını geçirmiş kendi yüreğine, Kanattıkça yüzü gülüyor, dili söylüyor. Konuş, konuş, sakın ha susma, Koca yürekli adam,
|
| 
| Türküler Dirilirken.... |

| İnsan Olmak İçin Türkü Dinlemek
Bir insanı bütün vasıflarıyla “insan” yapmak için türkü dinletmek yeterlidir. Toplumda yaşanan karmaşanın, insanca olmayan tavırların yerine paylaşan, seven, özleyen, saygı duyan insanlar yerleştirmek isteniyorsa türkü dinletilsin, türkü söyletilsin, türkü söylensin. Bir türküyü can kulağıyla dinlemeniz türküyü tanımanıza yetecektir.
|
| 
| Arayış |

| Türkülerle Aramak, Türküleri Aramak
Bazen yari, bazen anayı, bazen dostu düşündürür türküler. Hep insanca olana yaklaştırır, kapalı gözümüzü açarak. Bazen de güldürür, milletimizin mizah anlayışına şahit oluruz “manda yuva yapmış söğüt dalına” türküsüyle. Yaşama dair ne varsa türkülerde vardır, her türkü başka bir yaşam kılavuzu verir dinleyene, söyleyene.
|
|
|