Yazar | 
Sırrı Çınar |  | | Kişisel Web | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi |  | | |  | |  | Maksim Gorki ----------------------- "Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."----------------------- Ekmeğimi Kazanırkeni | | |
|
 Siyasilerde Davranış Kalıpları
-Sırrı Çınar-
Aktüel yazı yazmak istemem. Günlük yaşanılanların altında yatan nedenlerle ilgilenmek, ya da geleceğe miras olarak bırakılanlar daha cazip gelir. Her zaman aktüelliğini koruyan konulardan biri siyasilerdir. Günlük siyasi olayları değil de genel bir açıdan bakmak istiyorum. Kimdir bu siyasiler? Demokrasinin gereği olarak bizi yöneten, yaşamımızı yönlendiren, geleceğimizi tayin eden, nasıl inanacağımızı, nasıl yaşayacağımızı, nasıl okuyacağımızı, nasıl çocuk yetiştireceğimizi, ne izleyeceğimizi, az ya da çok para kazanacağımızı, teknolojiden nasıl faydalanacağımızı, nasıl domates ekeceğimizi, sütü nasıl üreteceğimizi, ne konuşacağımızı, ne yazacağımızı belirleyen şahsiyetlerdir siyasiler. Niye mi? Çünkü; hukuk devletinde yukarda saydıklarım ve sayamadıklarımın hepsi yasalarla belirlenir ve bu yasalar “yasama” organı olan Meclis tarafından yani milletvekilleri tarafından yapılır. Sadece yasa yapmakla kalınmaz bir de uygulama yani yürütme-idare etme yetkisi de yine siyasilerde, hükümettedir. Kısaca hayati önem taşıyan işlerin tamamı siyasilerin yetki ve etki alanındadır. Demokratik sistem gereği bu şahsiyetler halk tarafından seçilir ve dönem dönem isimler değişir, partiler değişir, hükümetler değişir. Ama, bu yazının da asıl konusu olan “davranış kalıpları” pek değişmez. Nedir bu davranış kalıpları? Seçim öncesinde yaşananları tekrar etmeyelim, zaten biliniyor. Ama seçim günü aday olan on binlerce kişi arasından beş yüz elli kişi Milletvekili ve binlerle ifade edilecek belediye başkanları, meclis üyeleri seçilir. Seçim günü sade vatandaş olan, mesleği, eğitimi, işi ve birikimleriyle hangi sıfata sahipse ona göre davranan bu kişiler, seçilmişlerse o an “kurtarıcı, seçilmiş, yüce, bilgili, elit, farklı, kültürlü, en iyiyi bilen, en güzeli gören, her konuda fikir sahibi, topluma tepeden bakan, halkı avam gören, sanattan anlayan” putlara dönüşür. Kendilerini “tanrılaştıran” bu davranış kalıbına o kadar hızlı uyum sağlarlar ki , yaratılışından en önemli özelliği olan bukalemunlar dahi şaşırır. En büyük sinema artistleri, aktrisleri, tiyatro sanatçıları dillerini yutarlar. Çünkü onlar hiçbir rolü bu kadar hızlı benimseyememişler ve hiçbir oyunda bu kadar başarılı olamamışlardır. Yine bu siyasiler ders almayı, takvim hesabını, matematiği bilmeyen bir yapı sergilerler. Kendilerinden önce gelip, giden ve hiçbir hükmü kalmayan eski meslektaşlarını unuturlar. Takvimde yılın üç yüz altmış beş gün olduğunu ve bu günler bitince yeni bir yılın geleceğini, bu gelen yılların da onları “siyasetçi eskisi” yapacağını unuturlar. En fazla, taş çatlasa ve tanrısallıklarını kullansalar dahi bin sekiz yüz yirmi beş gün sonra işlerinin biteceğini hesaplayamayacak kadar matematik yoksunu olurlar. Görevde oldukları zaman diğer meslek mensuplarının tamamı “basit” birer halk parçasıdır onlar için. Girdikleri her toplumda konuşmaları gereken, dinlenmesi gereken, esprilerine gülünmesi gereken, itiraz edilmemesi gereken bu küçük tanrılar bu rollerini o kadar iyi oynarlar ki, altın portakal, altın koza hatta altın ayı festivallerinde “mükemmel, hatasız, hayranlık duyulacak en iyi kadın ve erkek oyuncu” ödüllerini hak ederler. Oscar verilse bile az gelir o büyük oyunculuğa. Bir masal kahramanı olarak görürler kendilerini, ellerindeki sihirli sopayla(Ünvanları) “ol” deyince her şey olacağını düşünür ve ebediyete devam edecek rüyadan uyanmak bilmezler. Onları bu masal rüyasından yeni bir seçim uyandırır. O seçimde tekrar “tanrılıklarını” onaylatmak ve devam ettirmek için umut dolarlar. Bu umutlarını her türlü entrika, iyilik gösterisi, ayak oyunu gibi enstrümanları kullanarak desteklerler. Bu halkın parasını yine halka vermelerini “tanrıların kullarına ihsanı” olarak algılanmasını isterler. Yaptıkları küçük tayinler, iş bulmalar, ihale vermeler gibi işlevlerinin karşılığı olarak tekrar seçilmelerini beklerler. Seçimde tekrar seçilmişlerse tanrılıkları devam eder. Eğer seçilmemişlerse, yeni bir kartvizit yaptırarak bu kartvizite tanrı olduğu dönemin numarasını yazdırıp bir süre de öyle idare ederler. Ama çevresindeki en yakınından, en uzağına, gazetecisinden, banka memuruna, kapıcısından, apartman yöneticisine herkes bıyık altından gülerek düştüğü acınacak hali yüzüne vurunca kendine gelir. Daha önce edindiği davranış kalıbına girme, rol yapma yeteneğini devreye sokarak bu sefer “en iyi, insancıl, mütevazı, halkla iç-içe, dinleyen, karşısındakilere hak veren” insan kisvesine bürünür. Çevresindekiler yani halkın kafası yine karışır ama saflığından olsa gerek yine oyunu yutar ve o’na karşı ilgiyle, iltifatla davranır. Oysa haykırması gereken kral çıplak demesidir. Ya da “eskiye rağbet olsaydı bir pazarına nur yağardı” ata sözünü hatırlatmasıdır. Ama bunları demez bu güzel halk. “Koltuklarından güç alanlar” o koltuklarını kaybettikleri gün hacimleri ve yoğunlukları kadar yer tutarlar bu toplumda. Yani daha önce “avam, kul” olarak baktıkları o toplumun fertlerinden biri olurlar. İşte o zaman o toplumda açıklığıyla, netliğiyle ve şahsiyetleriyle yer edinenlerin büyük cüsselerinin yanında ne kadar küçük zerreler olduğunu fark ederler.Seçilmemişler bu farkındalığı yaşarken yeni seçilenler aynı oyunu hatasız oynamaya devam ederler. Peki bu tanrıların bu davranışlarına toplumun tepkisi nasıl olur? Maalesef, toplumun çoğunluğu küçük menfaatler karşılığı “dalkavukluk” oyununu sergiler. Sürekli “kral öldü, yaşasın yeni kral” naraları atmaya devam eder. Toplumun diğer bir kısmı ise, acıdan kıvranır, uykusu kaçar, yediği zehir olur, mutsuz olur ama dimdik, şahsiyetiyle ayakta kalmaya devam eder. İşte siyasilerin “davranış kalıpları” onları ne zavallı duruma dönüştürüyor, bunu bir görüp anlasalar. Asıl yapmaları gereken sosyal duyarlılık, sorumluluk anlayışıyla hayatımızın, geleceğimizin şekillenmesinde hiç olmazsa “evet” dedikleri yasaları bir okusalar ve vicdanlarını bu kadar karartmasalar. Ne diyeyim “Mağmurlanma padişahım senden büyük Allah var” ve “Ne ekersen onu biçersin” ha bir de “Çok yaşayan yüze kadar yaşıyor” desem anlarlar mı? Sırrı Çınar
|
Türküler -Sırrı Çınar-
Çok söz söylenmiştir türküler üstüne. Ana sütü gibi ak, ana sütü gibi temiz denmiştir. Nerden geldiğini ayak seslerinden tanırım denmiştir. Ne söylenirse söylensin, türkülerin üzerimizde bıraktığı etkileri anlatmaya yetmez. Sazın, sözün, duygunun, düşüncenin, yaşam biçiminin, geleneğin, sevginin ince bir maharetle işlendiği bir bütündür türkü. Her dinleyişinde yeni keşiflerin yapıldığı, yeni ufukların açıldığı, yeni hazların alındığı önemli bir hazinedir. Sazın teline vurulan tezenenin okşayışıyla, zurnadan çıkan korkusuz haykırışla, davulun tokmağının çırpısıyla uyumuyla, sipsinin feryadıyla, kavalın ağlamasıyla ve üstüne dizilen acılı, tatlı, neşeli, kederli sözlerle kulaktan girip ruhun derinliklerine yerleşen saf, temiz bir can suyudur türkü.
|
Koca Yürekli Adam -Sırrı Çınar-
Koca yürekli adam, babam Korkusuzca girdiği kavgalardan yara almadan çıkan. Eşkıya, hain, çıyanları heybetiyle kovan.
|
| | 
Sırrı Çınar
Ahlat Doğumludur. "Serzeniş" ve "Gökyüzü Kırpıntınları" isimli şiir kitapları yayınlanan şair-yazar ve senarist Sırrı Çınar'ın halen yayına hazırlanmakta olduğu üç adet kitabı daha bulunuyor.
| 
| Benim Babam... |

| Koca Yürekli Adam
Daha dün yaşadım dediği, Yetmiş yıllık ömür. Küsmüş hayatın fildişi kulelerine, Tırnaklarını geçirmiş kendi yüreğine, Kanattıkça yüzü gülüyor, dili söylüyor. Konuş, konuş, sakın ha susma, Koca yürekli adam,
|
| 
| Türküler Dirilirken.... |

| İnsan Olmak İçin Türkü Dinlemek
Bir insanı bütün vasıflarıyla “insan” yapmak için türkü dinletmek yeterlidir. Toplumda yaşanan karmaşanın, insanca olmayan tavırların yerine paylaşan, seven, özleyen, saygı duyan insanlar yerleştirmek isteniyorsa türkü dinletilsin, türkü söyletilsin, türkü söylensin. Bir türküyü can kulağıyla dinlemeniz türküyü tanımanıza yetecektir.
|
| 
| Arayış |

| Türkülerle Aramak, Türküleri Aramak
Bazen yari, bazen anayı, bazen dostu düşündürür türküler. Hep insanca olana yaklaştırır, kapalı gözümüzü açarak. Bazen de güldürür, milletimizin mizah anlayışına şahit oluruz “manda yuva yapmış söğüt dalına” türküsüyle. Yaşama dair ne varsa türkülerde vardır, her türkü başka bir yaşam kılavuzu verir dinleyene, söyleyene.
|
|
|