Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

29 Ekim 2007

Mehmet Akif Ersoy

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Umumi

 


Bir Elinde Das Kapital Bir Elinde Nutuk: Turnusol Solcuların Turnusol Milliyetçiliği


-Nimetullah Sucu-


Bu yazı Türkiye’de sulandırılmamış bir sosyalizmi savunan insanlara karşı yazılmış değildir. Tersine fikir namusunu hiçe sayarak, fikir haysiyetsizliğini bayrak edinen, bugün böyle yarın öyle görünen turnusol solcularına atfedilmiştir. Bir insanın geçmişte savunduğu fikirlerini tarihin akışı içerisinde edindiği yeni türde bilgi sarmalı içerisinde imbikten süzerek billurlaştırması doğaldır, bir fikri tarihsel seyir içerisinde okuduklarıyla ve yaşadıklarıyla zamanla değiştirmesi de doğaldır. Ancak, belirli bir fikri laboratuar ortamında konjonktürel bir şekilde yeni denemelerle değiştirip pazara sunma arayışı düpedüz fikir namusundan yoksun insanların işidir. Namus kelimesi Eski Yunan’da söz ve yasa anlamına gelen nomos’tan türetilmiş bir kelime olarak içerik itibariyle salt kemer altında değil, akılda ve yürekte olanı ifade eder. Dolayısıyla her fikri oluşumun kendi ideolojik zeminlerini bu türlü eyyamcı güruhtan temizlemesi o fikrin sağlıklı bir zeminde işlerlik kazanması için olmazsa olmazdır. Aksi halde bugün fikir camiasında hastalıklı fikirlerini vesikasız pazarlayanlara yarın tarih hak ettikleri vesikayı verecektir.

 

Bugün ülkemizde milliyetçilik nutukları atanların ideolojik arka planına göz attığımızda ne tezlerinde ne de pro-tezlerinde samimi oldukları gerçeğiyle yüzleşiriz. Şöyle ki, bir zamanlar sosyalizm fikrinin halk nezdinde itibar görmeyişinin bir sonucu olarak belirli sol kesimler bu ideolojiyi Kemalizm kılıfı altında milletimizin belleğine nakşetmeye çalışmışlardır. Bu çabanın bir ürünü olarak Atatürkçü düşünce sistemi bir araç olarak kullanılarak ve içeriğinden boşaltılmış biçimde bu zümrenin elinde tekelleştirilmiştir. Strüktürel milliyetçilik olarak tarif edebileceğimiz şekliyle salt devletin yapısal anlamda muhafaza edilmesi fikri bu kesimlerce olmazsa olmaz bir unsur kılınmıştır. Zira bu kesimler devleti onu oluşturan toplumsal ilişkiler bütününden yalıtarak salt mekanik bir aygıt olarak görme eğiliminde olmuşlardır. Bu mekanik aygıtın bir fetiş halinde yüceltilmesi ve belirli bir zümrenin elinde mülk haline getirilmesiyle millete rağmen devlet düşüncesi milletimizin belleğinde derin yarılmalara ve travmalara yol açmıştır. Devletin millet nezdinde daraltıcı bir bakış açısıyla salt bürokratik bir mekanizmaya indirgenecek şekilde ele alınması ve bu yapıyı milletin varlığına yabancılaşmış bir zeminde işletme çabası bu milletin asıl unsuru olan kesimlerin dışlanmasına yol açmıştır. Zamanla devletin uzun vadede varlığını da tehdit edecek biçimde yapı taşlarının ideolojik oymacılık yordamıyla oyularak içinin Alman patentli bir Sovyet faşizmiyle doldurulması çabası bu ülkenin gerçek sahiplerinin kendi öz vatanlarında kendilerini parya konumunda hissetmelerine neden olmuştur. Milletimizin ve devletimizin ruh kökünü her fırsatta sarmaya çalışan bu kurtçukların tasallutuna mahal vermemeliyiz.

 

Dün kendi ideolojilerini doğrulatma saplantısının bir sonucu olarak Kemalizmi kalkan olarak kullananlar bugün de milliyetçilik fikrini gerçek içeriğinden yalıtarak yeni bir simülakr olarak ulusalcılık fikrini ileri sürmüşlerdir. Gerçekte simüle ettikleri gerçeklerin yerine yeni türde simülakrlar inşa eden bu zümre sosyo-politik ve ekonomik çıkarlarının sür git sürdürülmesinin hesabı içerisindedir. Zira bu zümre ideolojik menşeine de sadık kalmayarak ve sosyalizmi gerçek içeriğinden yalıtarak onu pozitivizmle eşdeğer biçimde ele almalarıyla ne sosyalizmde ne de milliyetçilik davasında samimidirler. Peki bu zümre ülkemizde ideolojik manüplasyonlarına elverişli bir zemin oluşturacak mekanizmaları hangi koşullar içerisinde işletmektedir ve kullandığı araçlar nelerdir? Ruh kökümüze tasallut olmuş bu kurtçuklar ülkemizde puslu bir hava yaratarak, krizden hem nemalanmakta hem de komplomental bir akıl inşasıyla herkesin bir diğerinden korktuğu paronoid ve akabinde şizoid bir toplumsal ortam içerisinde hedeflerine ulaşmak için elverişli ideolojik malzeme aramaktadırlar. Ayrıca korkunun krallığının kurulduğu böyle bir düzen içerisinde Türk milleti savunmacı, kapanmacı, refleksif bir durağanlık içerisine hapsedilmeye çalışılmaktadır. Ulusalcılık eliyle kendi yarattıkları korkuları put haline getirerek onları fetişleştiren ve sonra da ona herkesi inandıran bu çevreler, ülkemizin içinde bulunduğu asıl tehlikeleri görmemizi engellemektedir. Başka bir deyişle, ülkede çok şeyin baş aşağı görülmesine hizmet edecek bir dezenformasyona ve misenformasyona yardım ve yataklık etmektedirler.

 

Peki ülkemizi korkunun her gün yeniden üretildiği bir coğrafya haline getiren kimlerdir? Bir kere medya ülkemizin korkuların tazyikli bir biçimde fışkırdığı bir kaynak haline dönüşmesine aracılık eden en önemli unsurlardandır. Bunun yanında bilimsel anlamda üretme yetisinden yoksun bazı akademik çevreler toplumda korkunun yeniden üretilmesine hizmet ederek fobiyoloji diye adlandırabileceğimiz bir ayrı bilimsel sahanın oluşmasına kaynaklık etmişlerdir. Kürsüsüz bir bilim dalı olarak fobiyoloji entelektüel insanlardan çok bir bilirkişiler ordusunun türetilmesine hizmet etmiştir. Bugün ülkemizde sosyal bir olay vuku bulduğunda her kanalda aşağı yukarı aynı şahısları görmemiz bu yapay bilirkişiler ordusunun varlığından ileri gelmektedir. Bu yüzden, sosyal argümanların sağlıklı bir zeminde tartışılarak, ülkemiz açısından en makul kararın alınması gerekliliği her fırsatta sekteye uğratılmaya çalışılmaktadır. Her kafadan ayrı bir sesin çıktığı böyle bir ortamda çözüm devletin bütün kurumlarıyla işletildiğinin emaresi sayılabilecek somut adımların atılmasında saklıdır. Zira sınır ötesi operasyona ilişkin tartışmalarda sanki terörizmle mücadelenin salt ordunun görevi olduğu izlenimi ön plana çıkarılmaya çalışılmaktadır. Oysa devletin bir bütün olarak bütün kurumlarıyla birlikte terörizme karşı eşgüdümlü biçimde çalışması esas olmalıdır.

 

Ulusalcılık fikri toplumda sürekli yeniden üretilen korku ve kaygılar üzerinden ideolojik besinini sağladığı için toplumu bir korku merkezine dönüştürme eğilimi içerisindedir. Bu korkular üzerinden şekillenen bir ideoloji olarak ulusalcılık, ne olduğundan çok neye karşı olduğu üzerinden temellendirilmeye çalışılmaktadır. Dış dünyaya dönük her anlamda olumsuzlayıcı bakış açısı insanımızın geleceğe güvenle ve umutla bakmasını köreltecek sosyo-psikolojik mekanizmaları harekete geçirmektedir. Bu şekilde “yapacak bir şey yok, o halde yazgıcı bir biçimde hep birlikte yer aldığımız bu gemide felakete doğru yol alalım” fikri zihinlere yerleştirilir. Gemi bir felakete sürüklendiğindeyse gemiyi ilk terk eden fareler olur. İşte bugün ülkemizdeki ulusalcıların vatan sevgisi gemi bir buzdağına vurana kadardır. Gerçek Türk milliyetçilerinin vatan sevgisiyse yalınkılıç, ölüme dek sürecek ve sonsuzlukta yankısı duyulacak bir sevgidir.

 

Bugün ülkemizde bir kesim barış içerisinde bir kesimse kışkırtılmış bir ortamın savaşa endekslenmiş bunalımlı koşulları içerisinde ülkemizi böldürmenin arayışı içerisindedirler. Türk milliyetçilerini ne barış içerisinde ne de en ağır koşulların canlandırılmaya çalışıldığı bunalımlı dönemlerde et ve tırnak gibi tek vücut olduğu insanlardan ayırmaya kimsenin gücü yetmeyecektir. Zira bu ülkenin gerçek sahipleri arasında derin uçurumlar yaratarak, insanımızı öz vatanında parya konumunda hissettirme çabaları milletin tarihsel ve kültürel geçmişinden koparılmış ve ona yabancılaştırılmış yapay bir ulus inşası üzerinden asla hedefine ulaşamayacaktır. Köksüzleştirilen bir milletin milliyetçiliği zamanla şuursuzlaştırılan ve belleği tarumar edilen bir mankurtun yaşayan cesedine benzer. Bu gerçekten hareketle Türk gençliğinin ulusalcı mankurtlaştırma projesinin aleti olmamalarına büyük özen göstermeleri gerekmektedir.

 

Tarihinin hiçbir döneminde tutsak edilememiş bozkurt bugün ulusalcılık eliyle deli gömleği giydirilerek hapsedilmeye çalışılmaktadır. Toplumu bir tımarhaneye dönüştürerek yeni bir hasta adam yaratma azminde olan bu şer cephesi er geç dağılacaktır.

 

Bozkurt mayasıyla yoğrulan,

Mankurtluk kalıbına oturmaz,

Orhun’un kaynağında yıkanan,

Ruhunu çamura batırmaz.

 

Varsın deli gömleği biçsin düzenbaz,

Yarattığı hezeyan serde yer tutmaz,

Çin Seddi kurulsa Türk’e gem vurmaz,

Kürşad’ın torunları hizaya konmaz. 

 

Nimetullah Sucu

Araştırma Görevlisi,

A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi, Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Anabilim Dalı

29 Ekim 2007


 



Sınır Ötesi Operasyon mu, Sinir Ötesi Operasyon mu? -Nimetullah Sucu-


Bilindiği üzere Türkiye’nin Kuzey Irak’a yönelik bir sınır ötesi harekâtta bulunma girişimi uzunca bir süre gündemde yer alıyor. Ancak, ne yazık bu sınır ötesi operasyondan çok böyle bir operasyon bahsinin hangi zeminler üzerinde tartışıldığı bugün daha önemli hale gelmiştir. Zira medyanın kamuoyunun belleğine döşediği psikolojik mayınlar bugün sınır ötesi harekât üzerine geliştirilen düşüncelerin sağlıksız ve verimsiz bir zeminde işletilmesine yol açmıştır. Milletin önüne sunulan her olayda olduğu gibi medya bu hususa yönelik tartışmaları da bahis havasında işleterek olayın asli boyutunu ört bas etmeye hizmet edecek şekilde tartışmanın “Girelim mi? Girmeyelim mi?”  meselesine odaklanmasına neden olmuştur. Bu körleştirici bakış açısıyla, yazgıcı bir anlayışla millet kapanmacı, savunmacı ve refleksif bir durağanlığa hapsedilmeye çalışılmıştır. Oysa asıl mesele şartlı refleks halinden sıyrılarak bağımsız bir düzlemde eylem ortaya koyma teşebbüsüne haiz olma hürriyetinde saklıdır.



Toplumsal İlişkilerin Simülasyonlar Aracılığıyla Bürokratik Bağlamda Yeniden Tasarımı ve Kapitalizmin Teslis Yorumu -Nimetullah Sucu-


“Bir köken ya da bir gerçeklikten yoksun gerçeğin modeller aracılığıyla türetilmesine hipergerçek yani simülasyon denilmektedir.” Buradan hareketle simülasyon denildiğinde bir hakikatten çok hakikat(li)lik payı taşıyan bir modelden söz edilebileceğini söyleyebiliriz. Şöyle ki, hakikat olma vasfına haiz bir şeyin işlevsel boyutu hakikati ifade etmesidir. Oysa simülasyonda işlevsellikten işlemselliğe geçiş söz konusudur. Başka bir deyişle, simülasyon denilince gerçeğin tüm göstergelerine sahip ve bir gerçekliğin oluşması için gerekli tüm aşamalardan geçirilmiş işlemsel bir ikizleme durumu kastedilir. Dolayısıyla simülasyon hakikatin nihai biçimde oluştuğu ana dek tezahür eden göstergelerin inşası sürecidir.



Milliyetçi Türk Gençliğine Hitabe -Nimetullah Sucu-


Ülken bir yıkım projesine tabi tutulduğunda ilk hesaplar senin üzerinden oynandı, ilk tezgâhlar senin Tanrı Dağı kadar aşılmaz yüreğinin üzerine kuruldu, namlular ilkin sana doğruldu, en sinsi tuzaklar senin için kuruldu. Bugün de öyle oldu. Dini takiyyeciler inanç namına kutsallık izafe edilebilecek ne kadar değerin varsa pazara çıkarırken, milli takiyyeciler kendi siyasi ihtiraslarının ve sosyo-ekonomik çıkarlarının muhafaza edilmesi uğruna milletin bütün mahremiyetini gün ışığına çıkardı. Sen bu yol ayrımında ne din bezirgânlarının ne de milli hamaset sevdalılarının peşinden gideceksin.


 

Nimetullah Sucu


1979 yılının Ocak ayında Adıyaman ilinin Besni ilçesinde doğdu. Lisans öğrenimini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü'nde tamamladı. Yüksek Lisans öğrenimini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Anabilim Dalı'nda tamamladı. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Anabilim Dalı'nda doktora öğrenimine devam etmektedir.


 Milliyetçilik



Biyo-Psişik Milliyetçilik


Biyo-psişik milliyetçilik, toplumsal ve tarihsel üretim noktasında sıfıra tekabül eden ve insanın sahip olması bakımından üzerinde hiçbir iradi etkisi söz konusu olmayan özelliklerine atıfta bulunarak, ırk, kafatası, deri rengi gibi somut dışsal özellikler üzerinden insan varlığının bir ya da birkaç parçasını en değerli mülk ve değişmez bir değer kılan ilkel türde bir milliyetçilik ideolojisidir.


 Siyaset



Milletin Oluşumu


Bir milletin oluşması için ortak bir toplumsal ve tarihsel üretimin söz konusu olması gerekir. Bu anlamda, günümüzde etnik aidiyet bakımından ayrı toplulukların kendilerine millet payesi biçilmesiyle millet olma yolundaki gayretleri hem bir empozenin ürünüdür hem de beyhude bir çabadır. Milletleri organizmacı bir yaklaşımla ele alıp, etnik aidiyetleri onların küçük çocukları olarak görmek ve büyüdüklerinde millet olabilecekleri yolundaki düşünüş tarzı teorik ve pratik temelde asılsızdır.


 Kavram



Türk Milliyetçiliği


Bizim milliyetçilik anlayışımız batıdan mülhem şekilde gökten zembille indiği düşünülen bir ırkın soy kavgası ve aynileştirme çabası değil, tarihsel ve toplumsal üretim ilişkileri içerisinde üretilen ortak değerler manzumesini işleyerek oluşturduğumuz bir millet kompozisyonunu (satırları uzayıp değişen, başlığı hiç değişmeyen) sürdürme misyonudur. Türk milleti empoze biçiminde değil, kompoze şeklinde bu ülkede yaşayan insanların ortak çabasıyla vücuda getirilmiş bir sosyal özgünlüğü ifade eder.


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar