Yazar | 
Mevlüt U. Yılmaz |  | | Kişisel Web | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi |  | |  | Maksim Gorki ----------------------- "Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."----------------------- Ekmeğimi Kazanırkeni | 
Mirza Elekber Sabir Hophopname |
| 
Kim İlkel?
-Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-
Geçmiş yüzyıllara bakarak insanlığın zamanımızda geliştiğini söylüyoruz. Böbürlenerek çağdaş uygarlığı yaşadığımızdan söz ediyoruz. Bu yargıya varmamız kuşkusuz kolay; çünkü çağımızın insanı bilim ve teknolojik buluşlarda doruklara çıktı. Sesi geride bırakan uçaklar yaptı. Televizyonu, cep telefonunu buldu. Uzayda dolaşmakla kalmadı; Aya bile merhaba dedi. Bu gelişmiş, bu uygar insanlık daha neler yaptı neler… Bir koca kenti yok etmekle kalmayan; radyasyon etkisi yüzyıllarca süren bombalar üretti. Bir yüzyılda iki büyük dünya savaşı çıkarttı; milyonlarca insan öldürdü. En kutlu, en saygın değerleri diline dolayarak bir diğer insan topluluğunu yok etmeye çalıştı. Demokrasi, uygarlık adına ülkelere ordusuyla daldı. Girdiği ülkede günde ortalama yüz kişinin ölümünü sağladı. Şu gerçeği yaşıyoruz: Günümüzün güçlü, eli atom bombalı insanlığı, kendisini gelişmiş olarak görüyor. Akıl durgunluğu sağlayan veya saldırganlığı yücelten programlı televizyonuyla bu insanlık ben ‘ileriyim’ diyebiliyor. Zayıfı öldüren, paylaşmadan kaçınan; güçsüzü sömüren bu insanlık ben ‘uygarım’ diyor! Ama sözgelimi, dünyada olan bitenden habersiz ormanda yaşayan bir kabileyi de ilkel görüyor; onu gösteri maymunu gibi izlemekten de zevk alabiliyor. Burada bir soru: Bu ‘uygarlık’ bir yanılsama mıdır? İnsanlık olarak bir halüsinasyon mu görüyoruz? Yoksa biz çağın gerçek ilkelleri miyiz? İnanın bu soruları sözgelişi olarak sormadım. Şimdi, sizlere bir haber sunacağım. Bu haber Vatan gazetesinde 23 Eylül 2007’de yayımlandı. Bu haberi okuduktan sonra benim böyle bir soru sormamda haklı mı haksız mı olduğuma siz karar verin. Haberi aynen veriyorum: “Asıl sizler ilkelsiniz...' İlkel bir kabileye mensup 4 yerlinin ilginç Londra izlenimleri...
Pasifik’teki “Mutlu insanlar ülkesi” olarak bilinen Vanuatu’nun güneyindeki Tanna Adası’nın yerli halkı, yıllardır ’modern’ dünyadan uzak huzurlu bir yaşam sürüyordu. Elektriğin olmadığı barakalarda yaşayan, para kullanmayan, sadece tarım ve balıkçılıkla geçinen bu kabile geçen ay medeniyetle tanıştı ve tanıştığına da bin pişman oldu. İngiliz “Channel 4” kanalı, ’Yerlilerle Tanışın’ adlı üç bölümlük bir reality şov için Tanna yerlilerinden biri reis dört kişiyi İngiltere’ye götürdü. Bir hafta boyunca İngiltere’de kalan yerliler sokaklarda dolaştı, televizyon izledi, futbol maçına gitti, köpeklere bakım yapılan kuaför salonlarını gezdi.
Yerliler güç bela kendilerini adalarına atarken, grubun içindeki kabile reisi Şef Yata izlenimleri sorulduğunda şunları söyledi: “Asıl ilkel olan sizsiniz, bizde kimse sokaklarda yatmaz. Evsizlere hemen bütün köy toplanıp bir baraka yaparız. Bizim havamız daha temiz. Yiyeceklerimiz de taze. Bizde çocuğu olmayan ailelere başkası çocuk yapıp verir. Bizde çocukları şiddete sevkeden tv de yok radyo da. Biz çocuklarımıza masal anlatırız. Televizyon dediğimiz şey çok yorucu ve izlerken insanı sinirlendiriyor. Biz insanlarla yüzyüze konuşmayı ve onlardan yanıt almayı tercih ederiz. Sizde para diye bir şey var hepinizi mutsuz ediyor. Biz takas usulünü kullanıyoruz.” Şef Yata’nın adasına döner dönmez kabilesine verdiği ilk nasihat de “Sakın İngiltere’ye gitmeyin” oldu.”
Bence şef doğruları söylüyor. Ne dersiniz? Günümüz insanlığının ‘uygarım’ diye efelenmesi bu gerçekler karşısında tartışmalı değil midir? Bence tartışmalıdır. Ve tartışılmalıdır da! İnsanlığın bu içler acısı uygarlık yaşantısı geçtiğimiz yüzyılın bilgeleri arasında da tartışılıyordu. 20. yüzyılın ilk yıllarında Dr. Alexis Carrel “İnsan Denen Meçhul” adlı eserinde özet olarak şöyle diyordu: “Günümüzün insanı uçaklara biniyor Atlantiği çabucak geçiyor; otomobiller üretiyor; ama bu insanlık insanca davranmıyor. Günümüzün insanı kendisini kendi örsü üzerine koyup, kendi çekici ile kendisine bir insanca biçim vermelidir” Yüz yıl önce söylenen bu söz günümüzde de geçerli. Bu sözün en kısa sürede geçerliliğini yitirmesini diliyoruz. Diliyoruz; çünkü uygar görüntülü yaratıkların vahşetlerinden insanlık erdemi adına utanıyoruz. Mevlüt Uluğtekin Yılmaz 5 Ekim 2007
İliştiri: Bu yazı Mevlüt Uluğtekin Yılmaz’ın “Türk Budunlarının Ortak Atababaları” adlı (Manas Yayıncılık, 2006, Elazığ) kitaptan yararlanarak hazırlanmıştır.
|
Büyük Türk Ozanı Şehriyâr -Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-
Güneş kaybolmuş, akşamın sessizliği yavaş yavaş çöküyordu Tebriz’in üstüne. Caddelerdeki ayak sesleri, resmi dairelerin kapanmasıyla evlerine giden memurlardan geliyordu. Bir kısmı da, alış-verişten dönenlere aitti. Şehriyâr, Bânk-i Kişâvarzî (Ziraat Bankası) de yorucu bir gün geçirmiş, bir an önce eve ulaşıp anasının güzel yemeklerle donattığı sofrasına oturmayı düşünüyordu. Evlerinin bulunduğu sokağa sapacağı sırada, dün gece yarım bıraktığı şiir geldi aklına. O an ne yorgunluğu kaldı, ne de aklına takılan anasının yemeği… Durup, cebinden yarım kalan şiirin yazılı olduğu kâğıdı çıkardı. Sırtını duvara yaslayıp, şiiri tamamlamaya başladı. Akşam iyice çöküp, olanca karanlığını Tebriz’e bürüdüğü an da, o da şiirin son dizesini yazdı.
|
Hiciv Şiirinin Büyük Ustası: Mirze Elekber Sabir -Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-
Türklüğün birlik ve beraberliğini isteyen; cehaletle kıyasıya alay eden, Türk milletinin çağın ilerisinde bir zihniyete kavuşmasını dileyen, büyük hiciv şairi Mirze Elekber Sabir (Mirza Ali Ekber Sabir) bir Azerbaycan Türküdür. Ne acıdır ki; Sabir, Anadolu’da yetirince bilinmemektedir. Onun ince alayı, cehalete fırlattığı oklar, birliğe susamış mısraları, günümüz dünyasındaki Türklüğün her halde en fazla ihtiyacı olduğu bir zamandır. Sabir, eserlerini HOPHOPNAME adlı kitapta toplamıştı. Bu eseri, 1975 yılında rahmetli Prof. Dr. A. Mecit Doğru, Türkiye Türkçesi’yle yayımladı. Rahmetli Doğru, bu eseri yayımladığında Hophopname ile ilgili olarak kendisiyle ilk röportajı TÖRE dergisi için ben yapmıştım. Bu çalışmamdan dolayı mıdır, nedir bilmem; Sabir’i hiç unutamadım. Kitabı söz gelişi değil, gerçekten yatak odamda başucumda durur. Türkiye’de ‘Sabirlik’ olaylar yaşandıkça açar okurum.
|
Yandım Anam! -Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-
Dün gece bir düş gördüm ki, ulu Tanrı düşmanıma göstermesin. Uysalistan adlı bir ülkede yaşıyormuşum. Sağlığımda Karabayraklar adlı bir şirketin yetkilisiymişim. Sağlığımda diyorum, çünkü gördüğüm düşte ölmüşüm ve öbür dünyadayım. Mezara girdiğim gece; Münkir, Nekir meleklerinin sorduğu her soruyu anında, hiç duraksamadan cevapladım. Kendi kendime “tamam, dosdoğru cennete gideceğim” diyorum. Ben böyle hayaller kurarken, kendimi birden Sırat Köprüsü’nün ucunda buldum.
|
| | 
Mevlüt Uluğtekin Yılmaz
1946’da Sorgun-Yozgat’da doğdu. İlk ve Orta öğrenimini Sorgun, Kırıkkale ve İstanbul’da tamamladı. Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ni bitirdi. Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü’nde Yüksek Lisans eğitimi aldı. Bir süre Tarım Bakanlığı’nda, daha sonra TRT’de çalıştı. TRT’de, Denetçilik görevi yanında, kültür ve tarih programları hazırladı. Bu kurumda; İstiklâl Savaşı’nda Milletimiz adlı program dizisiyle, halkın İstiklal Savaşı’na olan katkılarını anlattı. Dede Korkut Hikâyeleri’ni ülkemizde ilk defa bir bütün olarak radyo için dramatize etti. Bu çalışmasından ötürü 1987 yılında Milli Kültür Vakfı, Yılmaz’a “Milli Kültüre Hizmet Ödülü”nü verdi. Tarihte Büyük Türk Devletleri konulu belgesel drama dizisini hazırladı. GAP TV’de kültür sohbetlerinde bulundu. Bilimlik toplantılara bildirileriyle katıldı. 1992’de, TRT’den Program Denetçisi olarak emekli oldu. Gazeteciliğini, basında yazar ve yönetmen olarak sürdürdü. Çeşitli gazete ve dergilerde çalıştı. Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyeti tarafından “2000 Yılının Başarılı Gazetecisi” seçildi. Şiir, hikâye, oyun, senaryo ve araştırma dallarında eserler verdi. Mehmetçik üzerine yazılmış şiirleri, ilk kez bir antolojide topladı. Şiirleri şarkı ve ilâhi formunda bestelendi. Yayınlarından ötürü seçkin kurumlardan ödüller aldı. 1966’dan beri şiir, öykü ve araştırmalarını günümüze kadar çeşitli süreli yayınlarla topluma ulaştıran Yılmaz’ın, yayımlanmış kitapları şunlar: Cenk Hasreti (Şiir, 1977), Deli Dumrul (Oyun, 1987), Ertuğrul Gâzi (Çizgi Roman, Kültür Bakanlığı Yayını, 1992), Şiirimizde Mehmetçik (Antoloji, Türkiye Gaziler Vakfı Yayını, 1994), Türk Halklarının Ortak Ata-Babaları (Biyografik roman, Azerbaycan’da Göktürk Matbaası 1997, Türkiye ‘de Manas yayıncılık 2006) Osmanlı’nın Arka Bahçesi (Araştırma, 1998), Ayakların Dili (Öykü, 2000) Damdaki Pabuç (Oyun, Türk Standartları Enstitüsü yayını, 2002), Ayrıca, “Milli Mücadele’de Bozguncu Propagandaya Karşı Yapılan Çalışmalar (Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü, 1990) adlı yayımlanmamış eseri bulunmaktadır. Yılmaz, hâlen yazarlık hayatını sürdürmektedir.
|
| 
| Türk Liderleri |

| Atatürk
Konuya doğrudan girmek istiyorum... Ne demek, Atatürk gibi düşünmek? Atatürk gibi düşünmek demek: Türk ulusunun-milletinin özgürlüğü; devletinin bağımsızlığı üzerine titremek demek; ülkeyi çok güçlü bir sosyo-ekonomik yapıya kavuşturarak; milleti karnı tok, sırtı pek ve onurlu yaşatmak demek!
|
| 
| Gelecek |

| Avrasya
Rusya, Türkiye’ye “Avrasya Hareketi’nde ikimiz lider olalım, başı çekelim” diyor. Bu sözü değerlendirmek gerek... Milli Mücadele yıllarında, Mustafa Kemal Paşa ‘değerlendirdi’. Doğrusu, biz o yıllarda Avrupalı emperyalistlerle olan savaşımızda, Sovyet desteğinin çok yararını gördük. Şimdi adamlar, beraber olalım diyor. ABD, Türkiye’deki bu tür ‘arayışları’ dikkatle takip ediyor ve bize (anlayana) aba altından sopa göstermeyi de ihmal etmiyor. Milli Yol dergisinin ilk sayısında Sayın Arslan Bulut’un “Küresel İdeoloji; Küresel Örgüt” adlı şahane bir yazısı yayımlandı. O yazıda Sayın Bulut Dugin’in görüşlerini şöyle aktarıyor: “Uluslararası Avrasya Hareketi Başkan Aleksandr Dugin'e göre; “İstanbul'daki patlamaların amacı Türkiye'yi Atlantik çizgisine geri döndürmek. Çünkü Türkiye son zamanlarda ve özellikle Irak olayından sonra Atlantik'ten uzaklaşma yolunu seçti. Türkiye'yi aynı yola geri döndürmek için İstanbul’da böyle bir eylem yapıldı.” (Sinagog ve Banka saldırısını kastediyor)
|
| 
| Arayış |

| Çağdaş Uygarlık
Elbette ülkümüz çağdaş uygarlığı aşmaktır. Ancak, ‘çağdaş uygarlığı aşacağım’ diye, milli olan ne varsa ondan kopmak, vatan toprağının bütünlüğünü başkalarınca yönlendirilen ‘geleceğin’ tehdidine bırakmak demek de değildir... Evrensel değerlerle donanmış bir insan-toplum yaşamının, bu ülkede, ‘ABD-AB yanaşması’ olmadan da gelişeceğine inanıyorum. Kimileri “Türkiye AB’ye girmezse, Ortadoğu’da yoksul bir ülke olarak yalnız kalacak; Suriye, Irak, İran gibi devlet-toplum kimliğine bürünecektir” dese de; bu sözlerin, Türkiye’nin insan-toplum birikimi ve dinamizmi karşısında hiçbir anlamı yoktur. Biz bu sözleri, Milli Mücadele yıllarında çok duyduk. Aynı sözleri, Antep’i kuşatan Fransız Albayı Andrea da söylüyordu... Aynı sözleri, İngilizler Lozan’da da söylediler..
|
|  | Okumakta Olduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | |  | Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | |
|
|