Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

7 Aralık 2006

Enver Paşa

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Umumi

 


Anlamlı Belirsizlik


-Muhittin Demirkasımoğlu-


Karmaşık bir çağda yaşıyoruz. Politik ve sosyal hayatımıza etki eden siyasal partilerimizin büyük çoğunluğu hızla kaybolmakta ya da etkisizleşmektedir. 1980’li yıllarda kurulan bir çok parti ya yok oldu ya da yapı değiştirdi. Son on yılda eski partiler yeni anlayışlarla ortaya çıkmakta veya yeni siyasal partiler kurulmaktadır. Kendisini yenilemeyen geliştirmeyen, halkın taleplerine cevap vermeyen siyasal oluşumlar hızla erimektedir. Ancak kendini yenileyebilen oluşumlar yeni kimliklerle ayakta kalabilmektedir. Geleceği yakalayamayan her türlü oluşum (parti, kurum, şirket, tv, radyo vb.) zaman içinde silinip gitmektedir. Gelecek belirsizliklerle doludur. Bu durum belirsizlikleri anlamlandırabilenler için yeni fırsatlar yaratmakta; vizyon sahibi kişi, kurum, şirket vb. yapıların “geleceği yönetebilen” olarak öne çıkmalarına neden olmaktadır. Siyasal yapılarda etkiye tepki, aksiyona reaksiyon şeklinde ortaya çıkışlar, saman alevi etkisi oluşturmaktadır. Bu etki bir anda ortalığı aydınlatıp ilgi çekmekte, ancak uzun soluklu olamamaktadır. Bu sonuç, kişi olarak bize ve topluma, yararı olmayacak duygu, düşünce, hareket ve uygulamalarla ilgilenilmemesini öğütlemektedir.

 

Charles Handy’nin belirttiği gibi “Geleceğin en büyük heyecanı, geleceği bizim şekillendirebilecek olmamızdır”. Gelecekte bir çok belirsizlik mevcuttur. Belirsizliklerin altında gizli modeller ve gerçekleşen belli olayların arkasında birçok nedenler olduğu söylenmektedir. Bu “nedenler” arasında boşluklar  bulunmaktadır. Gelecek açısından kötümser olunabilir. Çünkü geçmiş deneyimlerimize baktığımızda gelecek çok daha zorlu olacaktır. Ama gelecekteki belirsizlikleri fırsatlara dönüştürebilen siyasal oluşumar, hem ülkenin hem de talip oldukları dünyanın geleceğini de değiştirebileceklerdir. Siyasal partiler ve siyasal liderler yaşamın, ülke geleceğinin çelişkiler, sürprizler ve yeni paradokslarla dolu olduğunu kabul etmelidir. Paradoksları anlamayı, kabullenmeyi ve onu yönetmeyi öğrenebilen parti ve lider, diğerlerinin arasından sıyrılarak kalıcı olmayı başarabilecektir. Böyle bir başarıya gereksinim özellikle çalkantılı dönemlerde daha çok hissedilmektedir.

 

Siyasal yapı, aynı anda hem merkezileşmiş hem de merkeziyetçilikten uzaklaşmış olmalıdır. Hem küresel hem de yerel olmalıdır. Çözülmüş ve bütünleştirilmiş, gevşek ve sıkı, uzun vadeli stratejik planları yapılmalı ama yine de bu planlarda esnek olunabilmelidir. Siyasal yapı devlet yapısı ve kişiler bir yandan daha özerk olmalı, bir yandan da ekip çalışması içinde olabilmelidir. Asıl önemli olan ise insanların bütün bunlar karşısında kafalarının karışmasına izin vermemek için uygun  tam ve doğru bilgilendirme yapılmalıdır.

 

Türkiye’de kişiler ve siyasal-sosyal oluşumların çoğunun paradoksları anlayabileceği veya başa çıkabileceği zor görünmektedir. O zaman ne olacak? Burada anlaşılması gereken şey işimizin kolay olmadığıdır. Doğruya giden “tek yol” veya “hap” çözümler bulunmamaktadır. Onun için bir çok yapı, oluşum ve uygulama anlamlandırılabilmelidir. Bu paradokslarla yaşayıp onunla başa çıkıp yönetmek için gerekli koşullardan birisidir.

 

21.yy.’da siyasal oluşumlar için stratejik sorun, herketlerini ve söylemlerini nasıl ortaya koyacakları olacaktır. Mesela  bazı konularda insani ve esnek olacak ölçüde küçük yapıda, aynı zamanda piyasada etki yaratması, araştırma yapması, vizyonunu ortaya koyacak ölçüde küresel boyuta uzanması gerekmektedir. Kişilere yetki devri yapılmalı, yetki devri yapılacak kişi, idare yakınlığı veya bağlılığından çok işinin ehli olmalı, inisiyatif kullanma alanı olmalı, başarıyı tanımlayabilmeli, sorumluluğu da üzerine alabilmelidir. Başarı tanımında esnek olunmalıdır. Uğranılabilecek başarısızlıklarda, B planını uygulamaya sokabilme potansiyeli olmalı başarısız A planında uzun süreli direnilmemelidir.

 

Siyasal ve sosyal ilişkilerimizde kişisel emniyet bulabilmeliyiz. Yalnız yaşamak için yaratılmadık. Normalde  şirketler, partiler, liderler, ülkeler belirli bir süreç içerisinde ilerler. Önce yükselir, sonra düşmeye başlar, daha sonra belli bir plato içerisinde yaşar veya kaybolur. Platoyu en yüksek pik (gözde olduğu) seviyede tutmak gerekir. Kurumlar, ülkeler ve liderler, devamlı yukarıda kalmak ve başarılı olmak için sürekli icat etmek (keşfetmek) ve yaratıcı olmak durumundalar. Sadece sorunları çözen konumunda olunmamalıdır. Sorunu tespit edildiğinde süreç ilerlediğinden, sorun çözülse bile zaman ilerlediğinden yine geride kalınmış olunmaktadır. Önemli olan sadece sorunu çözmek değil, süreçlerin ilerisinde olmak muhtemel sorunları çıkmadan önlemek, çıkması önlenemiyorsa çıkabilecek sorunlara karşı çözüm yollarımız hazır olmalıdır. Yani geçmiş, şu an ve gelecek zaman, sorunun çözüm sürecinde aynı zamanda var olmalıdır. Çözüm, çözümü uygulayabilecek tecrübe ve bilgi birikimine sahip olmak gerekmektedir.

 

Dünyayı yönetenler mantıklı değillerdir. Yönetim süreci mantık dışında karmaşık bir süreci izlemekte, denetimi elde tutan birileri bulunmamaktadır. Eski basit ve denetlenebilir yönetim sürecinde herşey kontrol edilebilmekteydi. Yeni denetimsiz, kontrol edilemeyen ve karmaşık yönetim sürecini yönetmek daha zor olmaktadır. Bilgisayar ve internet sayesinde, bunları kullanarak çalışan elemanlar, liderler ve yöneticiler kadar çok bilgiye ulaşabilmekte olup daha fazla sorumluluk üstlenebilmekte geleneksel yönetim anlayışından uzaklaşarak özgür düşünceli yaratıcı elemanlar olabilmektedir. Yeni dönemde devlette olan kontrol elden çıkmakta, artık kurumların sahip olduğu güç-otorite ve denetim ortadan kalkmakta olup bizzat toplumun kendisine geçmektedir.

 

Charles Handy küresel rekabet fikrinin küresel rekabet özelliği olmayan alanlarda uygulandığını savunmakta ve sağlık, eğitim gibi alanları örnek olarak vermektedir. Para kazanamayanlar dünyada bir anlam bulamamaktadır. Çünkü değerleri olan tek şey para ve onların da paraları yok! Birçok insan kapitalizmin geleceğinden endişe duymaktadır. Kapitalizmde mantık insanların zenginleşmesi üzerine ve başka insanların da zenginleşmek için inanılmayacak kadar çok çalışmasına dayanmaktadır. Kapitalizm, bugüne, insanların diğer insanları imrenmelerine “benim de olmalı” duygusuna sahip olmasına dayanır. Bu hal hoş olmayan bir anlayış olarak algılanmaktadır. Ama çalışılmazsa zenginleşme ve değer yaratılamayacağı da düşünülmektedir. Zenginleşme ile yoksulluğun kaldırıldığı insanın daha çok huzura kavuştuğu ve daha sağlıklı yaşam sürdürdüğü düşünülmektedir.

 

Ekonomik büyüme ve ekonomik zenginliğin tek ve en önemli şey olarak algılanması sağlıklı bir anlayış değildir. Çok çalışarak çok hızlı büyümenin yakalanması emniyet ve çevre kurallarına uyulmadığı, sonuç olarak ise fiziksel, sosyal ve psikolojik yıkımların yaşandığı söylenmektedir. Sosyal çöller yaratılmamalıdır. Yaşam, yaşamak içindir. Çalışmak elbette yaşamın bir parçasıdır ama dünyada bundan çok daha önemli şeyler vardır. Yaşamak, tam zamanlı bir meslektir. Yaşamın bir günü içinde konuşmak, yemek yapmak, yemek yemek, gezmek, aile vb. tam bir günü almakta, bu arada çalışmaya zaman ayırmak ise tam bir mucize olarak görülmektedir. Bu durum yaşamı zenginleştirmekte, çünkü yaşamın dokusu ve anlamı bulunmaktadır.

 

Komünizmin bir amacı olduğu söylenir; herkes eşitlik ve refah fırsatı, tüm insanların eşit alabilecekleri ve eşit oldukları bilinci. Öte yandan bunları uygulama mekanizmasından yoksun oldukları iddia edilmektedir. Kapitalizmin ise mekanizmaya sahip olduğu ama amacının olmadığı söylenmektedir. Bütün zenginliklerin kimin için ve neden olduğuna ciddi biçimde karar verilmesi gerekmektedir. Yeni zenginlik kaynağının teknoloji ve hammadde değil insan zekası ve becerilerinin olduğu gerçeği çoğu kişi tarafından kabul edilmektedir. Zekanın mülkiyet olacağı yarının ekonomisinde kurumlar eğitimdeki rollerinin farkına varacaklardır. Yarının belirsizlikerinde anlam kazanan şey insan zekası, aklı ve becerileri olacaktır. Bu durum da en temel zenginlik olarak karşımıza çıkacaktır.  Devletler tüm vatandaşlarının zekâsına yatırım yapmak zorunda kalacaktır. Aksi takdirde toplum daha çok parçalanacaktır. Başta liderler olmak üzere herkes bireysel sorumluluk taşımaktadır. Belirsiz gelecekteki refahımızın yeteneklerimize ve eğitimimize  bağlı olduğunu, becerilerimizi sürekli geliştirip güncellememiz gerektiğini de anlamalıyız. Yeni mülkiyet alanında pay sahibi olmak istiyorsak, kendimize, kurumumuza ve topluma yararlı olmak için, eğitimi sonsuza dek sürece bir “şey” olarak görmeliyiz.

 

Herşeyi değiştirmek ve dünyayı ve bu arada ülkemizi mükemmel hale getirmek mümkün değildir. Ancak çok iyi olmasını sağlamak elimizdedir. “Kaliteli insanı” elde tutmak isteyenler bu kişilere amaç sunma sorumluluğunu üstlenmelidir. Yetenek elde tutulmak isteniyorsa, bir amaç sunulmak zorundadır. Aksi takdirde kişiden, yalnızca para kazanmak için sizin kurumunuzda veya başka yerde kullanılabilmek için öğretilen becerilerden, yararcı bir ilişkiden fazlasını alamazsınız. Bu durumda karşınıza kısa vadeli, son derece bencil düşünüş çıkmaktadır.

 

Belirsizlikte başarılı olmak, geleceğe sahip olmak, birşeyler yaratmak, gerçekten yönetmek için amaçlar, hedefler yaratılmalı, bu sorumluluk ülke insanına (partilere, şirket çalışanlarına, bürokratlara, siyasetçilere vb.) verilmelidir. Amaç yaratılamazsa sadece şikayet edilir ve toplum bundan çok sıkılır. Topluma ve kişilere doyurucu gelecek için anlamlar katılmalıdır. Yalnızca kişisel amaçlar kısa sürede yokolur. Arada kısa erişimli hedefler yan amaçlar olabilir. Bu durum kısa amaçlara ulaşıldıkça mutlu olunmakta,  kişileri motive ederek  ana amaca ulaşmak için çok çalışmayı sorumluluk duygusunu pekiştirmektedir. Ülkenin entellektüelleri ve liderleri tarafından, topluma hedefler verilmeli, sorumluluklar buna eklenmeli, şikayet edilmemeli, sadece çözümler ve yeni vizyonlar sağlanmalıdır. Bu aynı zamanda entellektüel sorumluluktur. Fransız atasözünde söylendiği gibi “entellektüellerin şikayet etme hakkı yoktur, çözüm bulma zorunluluğu” vardır. Kişisel başarılar insanı kısa vadede mutlu eder. Başarıyı toplumsal hale getirmek, toplumla paylaşmak onları bu sorumluluğa ortak etmek gerekmektedir. Belki de siyasette sivil toplum kuruluşlarını sosyal ve siyasal yapı ile politikaların içine dahil edip sorumluğa ortak kılarak başarı ve başarısızlığın paylaşılması gerekmektedir.

 

Geleceği, geçmişi parlatarak değil, onlardan gururlanarak veya dersler çıkararak ama arkamızda da bırakarak planlamalıyız. Buna göre çalışmalıyız. Geçmiş elbetteki önemli, ama yüzümüzü geriye dönerek değil, ileriye bakarak başarı yakalanacak  ve belirsizlikler anlam bulacaktır.

 

Muhittin Demirkasımoğlu

7 Aralık 2006



"Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları" Adlı Kitabın Düşündürdükleri -Muhittin Demirkasımoğlu-


Bir ekonomik tetkikçinin (ET) itirafları adlı kitap, Amerika Birleşik Devletlerinin  (ABD) kendi çıkarları gereği yaptığı işlerin ve operasyonların ne şekilde olduğunu bir parça olsun anlatan bir kitap. Bu kitapta John Perkins Amerikan özel şirketlerinin başka ülkelerde sadece yatırım yapmak, karlarını arttırmak düşüncesinde olmadıklarını anlatıyor. Bu kitabın genelinde ABD’ nin devlet yapısının, özel şirketleri nasıl kendi çıkarları için kullandığı anlatılmaktadır. Özel şirketlerin kullanılışı tabii ki tek taraflı bir kullanım işlemi değil elbette. İşletme yönetiminde temel kurallardan olan “kazan-kazan” formülüyle açıklanabilen karşılıklı yararlanma sistemi. ABD’nin hem devleti hem de onun ulus ötesi özel şirketleri kazanmaktadır.


 

Muhittin Demirkasımoğlu


1967 Yılında Niksar'da doğdu. A.Ü. Tıp Fakültesi'ni bitirdi.


 Milliyetçilik



....


.....


 Siyaset



----


.....


 Kavram



....


...


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar