Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

24 Şubat 2008

Ivan İllich

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Başsayfa

Hüseyin Özbek

Yazarlar

Siyaset-Umumi

 


Üretim Tutsaklığından Tüketim Özgürlüğüne!


-Hüseyin Özbek-


Öğretiye göre üretim araçlarına malik olmak sermayedarlar için tek başına bir anlam taşımamaktadır. Üretici güçler, yani işçilerce üretimin gerçekleştirilmesiyle döngü tamamlanır sistem işlemeye başlar, meta üretimi ve pazara arz süreklilik kazanır.

 

Üretimi gerçekleştiren işçinin yarattığı artık değere sermaye sahiplerince el konulması teoride emeğin tutsaklığı ve ürettiğine yabancılaşması olarak tanımlanmaktadır. Sermayenin ve üretim araçlarının sahibi olanlarca el konulan artık değer, işçinin meta üretimi için ortaya koyduğu ve bedeli işverence ödenmeyen çalışma sürecinin karşılığı olarak adlandırılmaktadır.

 

İki yüz yılı geride bırakan kapitalizmin sanayi devriminin günümüzde izlenmesi bile zorlaşan teknolojik gelişmelerle ulaştığı boyut, karmaşık finansal ilişkiler, uluslararası bağlantılar, sermayenin çok uluslu yapısı, küresel kapitalizm olarak isimlendirilmektedir. Bu tür sermayenin -emperyalist devletlerin dışındaki- ulus devletlerce denetlenemez ölçüde güçlenmesi, finans devlerine, bir başka tanımla finans devletlerine dönüşmesi olgusu ortaya yeni durumlar çıkarmaktadır.

 

Küresel bir kudrete, denetlenemez bir güce kavuşan sermaye kendisine sorun çıkaran devletleri hizaya getirmekte, kriz yaratıp piyasalarını allak bullak edebilmekte, ulusal duyarlılığa sahip, haddini bilmez yöneticileri alaşağı edivermektedir! Tarihçilerin, sosyal bilimcilerin, toplumsal psikiyatri ile ilgilenenlerin ileride en çok üzerinde duracakları konulardan birisi de kuşkusuz , sürüleştirilen kitlelerin sokağa dökülüp, ulus devletlerine karşı turuncu kalkışmaların figüranlarına nasıl dönüşebildikleri olacaktır.

 

Ulusal duyarlılıkların, ekonomik çıkarların, birlikte yaşanılan tarihsel yolculuğun  ortak paydalarının aynı saflarda buluşturacağı  insanlar niçin ayrı saflardadır? Yukarıda bahsedilen emeğin ürettiğine yabancılaşması, işçinin metaya yabancılaşması, günümüzde kitlelerin ortak köklerine, uyuşma noktalarına, ulusal kodlarına yabancılaşması olarak sürmektedir de onun için!

 

Emeğin sömürüsünün, ulusal kaynakların küresel sermaye tarafından yutulmasının hiçbir dirençle karşılaşmadan devamı için kitlelerin uyutulması ve uyku halinin sonsuza kadar sürmesi gerekmektedir! Çok uluslu şirketlerin yağmasının, emperyalistlerin istedikleri gibi at oynatmasının, mazlumların devamlı altta kalmasının nedeni ezilenlerin hipnoz halinin sürekliliğidir. Emperyalizmin kültür araçları, kitleleri istenilen tarafa yöneltmek, yeni tüketim alışkanlıkları oluşturmak, geleneksel beslenme tarzını değiştirmek, halkın bilinçaltındaki tutumluluk ve ihtiyacı kadar tüketme düşüncesini yok etmek üzerine kurgulanmaktadır.     Emperyalizm kitlelerin tüketim çılgınlığını tetiklemekte bilimi kullanmaktadır. İnsanı doğal halinden çıkartarak üretimin kölesi, tüketimin çılgınına dönüştürmek için tekil ve toplumsal psikolojinin, psikiyatrinin en son verileri kullanılmaktadır. 

 

Çılgınca bir dürtüyle, ihtiyacından daha fazlasını borçlanarak tüketen insan sistem tarafından kutsanmakta, tüm insanlığa model olarak sunulmaktadır. Sistemi sorgulamayan, düzene karşı çıkmayan, salt üreten ve istenildiği şekilde tüketen insanla, insanlığın düşünsel, duyusal, fiziksel evriminin en mükemmel şekilde tamamlandığı ilan edilmektedir. İklimin, çevresel koşulların, binlerce yıllık geçmişin tortusu deneysel doğrular bir yana itilmekte, bir başka tanımla Eskimolara dondurma, ekvator çizgisinin sıcağında kavrulanlara sıcak salep içirilmektedir!

 

Kola içip, hamburger yediğinde, Holivuttakilerle özdeşleşen, Amerikan sigarasını tüttürdüğünde ABD’nin özgür kovboyları gibi at süren, akşamları saatlerce seyrettiği beyaz camın karşısında uyuyakalan, dünyanın küresel efendileri olmasa uzaylılarca işgal edileceğimize inanan, ülkeyi yönetenlerin Atlantik ötesine sadakatini ve teslimiyetini doğru bulan, olası vampir saldırılarına karşı gümüş kazık ve haç taşımayı düşünen standart insanlar üretmektedir sistemin toplum mühendisliği laboratuarı!

 

Sürüleşme ve köleleşme sistem tarafından özgürlük olarak tanımlanmakta, kitlelerce benimsenmesi gereken model olarak gösterilmekte, yükselen değer olarak sunulmaktadır. Sisteme karşı çıkan, sunulan modeli reddedenlerse tüm kötülüklerin kaynağı olarak değerlendirilmektedir. Sistem karşıtlarının tasfiyesi amacıyla yapılan her girişim, öncelikle emperyalist kültür araçlarıyla sürüleştirilen kitlelerin kafasında meşrulaştırılmaktadır. Bunun içindir ki, ulus devletin temeli ekonomik varlıkların teker teker sistemin eline geçmesi ve sonuçta ortadan kaldırılması, üretimin kölelerinden alkış ve destek alabilmektedir!

 

Irak’ı ve Afganistan’ı uluslar arası hukuku hiçe sayarak işgal eden, Yugoslavya’yı parçalayan emperyalizm, gelecek günlerin kurbanlarını ilan edecek kadar kendinden emin görünmektedir! Küresel haydutlara unuttukları bir gerçeği hatırlatmak  gerekiyor: En güçlü dönemler düşüşün başladığı, hastalıkların ortaya çıkmaya başladığı anlardır aynı zamanda.

 

Sermayenin sömürüsüne karşı emeğin dayanışması, emperyalizme karşı ulusçu bir duyarlılığın güçlenmesi ve kitleselleşmesi, direncin toplumsallaşması gerekmektedir. Bunun için de üretimin kölelerini daldıkları sanal özgürlük uykusunun prangalarından kurtarıp,  emek ve ulus direnişinin saflarına katacak toplumsal şoklara ihtiyaç var.

 

Hüseyin Özbek

Avukat, İstanbul Barosu Genel Sekreteri,

24 Şubat 2008



Türk Milleti'ni Yeniden Ergenekon'a Kapatmak -Hüseyin Özbek-


Türk mitolojisinde ağır bir yenilgi sonrası yok olmakla karşı karşıya kalan ulusumuzun sığındığı aşılmaz dağlarla çevrili, Ergenekon denilen yeryüzü cennetinde çoğalması, güçlenmesi, günü gelince de demir dağı delerek yeniden görkemli günlerine kavuşması anlatılır. Destana göre Ergenekon’ a sığınışta ve çıkışta Türk ulusunun yol göstericisi bir bozkurttur. Uğursuz Mütareke ruhunun günümüzdeki mirasçılarına ve efendilerine, mazlum bir halkın bağımsızlık iradesinin, özgürlük tutkusunun hapsedilebileceği bir Ergenekon’un mümkün olamayacağının yeniden hatırlatılması gerekiyor. 



Lozan Öncesi ve Sonrasında Patrikhanenin Hukuksal Konumu -Hüseyin Özbek-


II.Mehmet İstanbul’un fethinden sonra Georgios Scholarios’un II.Gennadios adıyla Ortodoks Hrıstiyan tebaanın Patrikliğine seçilmesini sağladı. Balkanlardaki Ortodokslar da İstanbul Patrikhanesine bağlandı.Patrik protokolde vezirle eşit tutuluyor, bir yeniçeri muhafız birliği tarafından korunuyordu. Osmanlının belirlediği vergiyi Rumlardan toplama görevi kiliseye verilmişti. Kilise mahkemesi evlenme, boşanma, velayet, miras, vasiyet davalarına bakmakla yetkiliydi.



Kraliçenin Uşağı, Bakkalların Lordu! -Hüseyin Özbek-


18 ve 19.yüzyılların süper gücü İngiltere, 20.yüzyılın ilk çeyreğine kadar bu durumunu sürdürdü. 2.Dünya Savaşı sonrası emperyalizmin amiral gemisi olma görevi ABD’ ye geçse de klasik sömürgecilik döneminden sanayi kapitalizmine, oradan da günümüzün küresel emperyalizmine uzanan birkaç yüzyıllık sömürü tecrübesinin mirasçısı İngiltere asla yabana atılacak bir güç değildir!


 

Hüseyin Özbek


Kastamonu Araç Yukarı Yazı Köyü doğumludur. Çorum Öğretmen Okulu’ndan sonra Erzurum Kazım Karabekir Eğitim Enstitüsü Türkçe bölümünü bitirdi. Değişik okullarda Türkçe-Edebiyat öğretmenliği yaptı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Halen İstanbul’da serbest avukatlık yapmaktadır. Yeni Hayat, Ufuk Ötesi dergilerinde yazılan yazmaktadır. Türk Kalesi Yıkılırken ve İngilizce Ninnilerle adlı yayınlanmış kitaplarıdır. Hikayeleri yayınlanma aşamasındadır.


 Hukuk Bizim Olacak mı?



Konsolosluk Mahkemelerinden Sömürge Yargısına


Günümüzde bize çok ırak olmayan Irak’ ta hukuka, insan haklarına, evrensel değerlere saygılarına yakından tanık olduğumuz (!) işgalcilerden, Sevr’in baş mimarı İngiltere’nin mütareke dönemi İzmir’indeki hukuksal uygulamalarından kısa bir kesit sunalım: Mondros Ateşkesi imzalanmıştır ama, Yunan Ordusunun İzmir’e çıkmasına daha 3 ay vardır. İşgale direnmeyi düşünen Kolordu Komutanı-Vali Nurettin Paşa görevden alınır.Yerine koyu İtilafçı Ahmet İzzet Paşa atanır.Bu atama sonrasında İşbirlikçi  Hürriyet ve İtilaf  Partisi  İzmir şubesi, daha da pervasızlaşır. Ulusal direnişe hazırlananları işgalcilere ve saraya ispiyon eder. Hatta bazıları işgalden sonra Yunan yönetimiyle açıkça işbirliğine gider:


 Televizyon Dünyası Yabancılaşırken



Helenistik pazarlama


Kuvayı Milliye’ yi karikatürleştirerek, millici Zeynep’ i Hristo’ nun koynuna atarak Tuğçe Kazaz’ın Yunanlıya varıp vaftiz edilerek Maria’ laşması misali, bilinçaltımızdaki ulusal reflekslerde kısa devre yaptırılmaktadır.

 

Son yıllarda küreselleşmenin dayattığı, milli olan her şeyin bilincimizden boşaltılması, gayri milli olan her şeyin de boşalan bilince yerleştirilmesi, kutsanması ve içselleştirilmesi sürecini yaşıyoruz.


 Bizim Masallarımız



Tık Tık Eden Kabacuğum


Babam Tahsin Çavuş bu dünyadan göçeli artık bana uzannama anlatan yok. Fatma abla da çok uzaklarda.Hacı Emin Ağa da çoktan terki diyar etti.Sergenine tavanına, her köşesine binlerce uzannama sinen hanemiz seneler var ki boş.Binlerce kez ilk günkü heyecanla dinlediğim, saldır saldır ezbere anlattığım masalların bir çoğunu unuttum. Tahsin Çavuş torunlarına, Aslı’ya, Şirin’e de aynı masalları senelerce anlattı. Benim bildiğim Tahsin Çavuş’ta Eyüp sabrı vardır. O güzelim uzannamaları, Aşık Keremleri, Aşık Garipleri, dağı delen Ferhad’ı, Çamlıbel’i mesken tutan Koç  Köroğlu’ nu yeni baştan anlatacaktır bana…


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
 

Başsayfa

Hüseyin Özbek

Yazarlar