Türk Dirlik

BaşsayfaBilgimeceSiyasetUmumiHaldun Çancı 

Siyaset-Umumi

www.turkdirlik.com

 

İsmail Gaspıralı

www.turkdirlik.com

 

 
 
 

Siyaset

 
 
 
 

Umumi

 
 
 
 

 
 
 
 

Haldun Çancı

 
 
 
 

E-Posta

 
 
 


 

 

‘Etnik-merkezciliğe’ Karşı ‘Kültürel Görecelilik’


Haldun Çancı


Sosyoloji yazınında ‘etnik-merkezcilik’ (ethnocentrism), bir halkın kendi kültür ve etnisitesini üstün görmesi olarak tanımlanır. Daha doğru bir ifade ile ‘etnik-merkezcilik’ kendi kültürünün standartlarını temel alıp başka kültürleri bu standartlar çerçevesinde yargılamaktır.

 

Burada yargılama kavramı işin özünü oluşturmaktadır. Kendi kültürünü ve onun değerlerini en üstün ve tekamül etmiş kültür ve değerler olduğunu düşünmek ve diğerlerinin sahip olduğu kültür ve değerleri aşağılamak. Bu da yetmiyormuş gibi kendi kültüründe varolan öğelerin diğer kültürlerde yer almamasını onlar için bir eksiklik olarak kabul etmek. Kendisi gibi olmayanları geri ve ilkel olarak tanımlamak. Kendisine benzemeye çalıştıkları ölçüde başkalarını uygar, ileri ve olumlu karşılamak.

 

İşte bu tür yaklaşımlar ‘etnik-merkezciğin’ özünü meydana getirmiştir. Söz konusu yaklaşım tüm ırkçı, faşist, hegemonyacı ve emperyalist düşünce ve eylemlerin temelini oluşturmuş onlara kaynaklık etmiştir.

 

‘Etnik-merkezci’ yaklaşımlar Doğulu toplumlardan çok Batılı toplumlarda ortaya çıkmıştır. Bu yüzdendir ki ırkçı ve faşist ideolojiler nerede ise tümüyle Batı kökenlidir. Batı emperyalizmi kendisini hep bu ‘etnik- merkezciliğe’ sığınarak meşrulaştırmaya çalışmıştır. Her gittiği yerde gerçekleştirdiği sömürü ve kurduğu hegemonyayı, oraya aynı zamanda kendi üstün medeniyetini götürdüğü savıyla haklılaştırmaya çalışmıştır.

 

Yine bu yüzdendir ki, adına Oryantalizm denen ve Doğulu toplumlara karşı geliştirilen sözde bilimsel yaklaşım Batılı bilim adamları tarafından geliştirilmiştir.

‘Etnik-merkezcilik’ konusunda Doğulu toplumlarla Batılı toplumlar arasındaki ayrımı bu kadar net biçimde nasıl ortaya koyduğuma gelince. Elbette Doğulu toplumlar da çeşitli nedenlerle başkaları ile boğazlaşmışlar ve savaşmışlardır. Ancak bunlar ırksal ya da ‘etnik-merkezci’ nedenlerden değil, daha çok dinsel ya da geleneksel gerekçelere dayalı olarak yaşanmış mücadelelerdir. Çoğu zaman da bunlar istilacı düşmana karşı verilen kurtuluş mücadeleleridir. Doğulu toplumlarda başkasına kendi medeniyetini zorla benimsetme, kendini ırksal, etnik ya da kültürel gerekçelerle üstün görme tavrı pek görülmemiştir. Bu tavrın en somut örneklerinden biri, etnik, ırksal, dinsel ve kültürel farklılıklara, çağları itibarıyla olabildiğince hoşgörülü yaklaşan Osmanlılar, yani Türkler arasında ortaya çıkmıştır. Hatta Türklük, Osmanlıda bırakın üstünlük olarak algılanmayı, bilakis aşağılanmıştır.

 

Sosyoloji bilimi içerisinde, yukarıda açıklanmaya çalışılan ‘etnik-merkezcilik’ sorununun çözümü olarak ‘kültürel görecelilik’(cultural relativity) yaklaşımı gelişmiştir. Bu yaklaşıma göre her kültür, medeniyet ve yaşam tarzı kendi içinde değerli ve saygındır. Kimsenin onları yargılama ve hiyerarşik sıralamaya tabi tutma hakkı yoktur. Bunlar arasında aşağı ya da üstün olma biçiminde bir farklılık söz konusu değildir. Her kültür, medeniyet ve yaşam tarzı ancak kendi içinde, kendi şartları ve standartları çerçevesinde değerlendirilmelidir.

 

Tüm bu özellikleri ile ‘kültürel görecelilik’ yaklaşımı daha bilimsel ve insani bir içerik taşımaktadır.

 

‘Kültürel görecelilik’ sahip olduğu bu yaklaşımla, ‘etnik-merkezciliğin’ ortaya çıkardığı sakıncaları bertaraf etmektedir. İnsanlara kendi kültürel tarzlarını mutlaklaştırmalarının ve başkalarına tepeden bakmanın sakıncalarını hatırlatmaktadır. Onlara böyle bir şey yapmaya haklarının olmadığını söylemektedir. Söylemesine söylemektedir ancak bugün bile Batılı toplumlara egemen olan bakış açısının hala ‘kültürel görecelilik’ yaklaşımı ile uzaktan yakından bir ilişkisi yoktur. Hala bu toplumların büyük çoğunluğu ‘etnik-merkezciliğin’ etkisi altındadır. Sahip oldukları bu tavır kendileri ile birlikte tüm insanlığı da kemirmektedir. Hala daha hegemonyacı, işgalci ve sömürgeci yaklaşımlara ilham kaynaklığı yapmaktadır. Batılıların bu yöndeki tüm eylemlerine sahte bir meşruiyet kazandırmaktadır.

 

Bana göre, Batılıların sahip oldukları, kendi kültürlerini yüceltici söz konusu ‘Etnik-merkezcilikten’ daha vahim ve dramatik olanı, Doğuluların da aynı tutumun etkisinde kalarak kendi kültür ve tarzlarını aşağılamalarıdır. Çoğu, geri kalmışlıklarının sorumlusu olarak emperyalistleri ve uluslararası sömürüyü değil, kendi kültürlerini ve yaşam tarzlarını görürler. Bu sanıya ulaşmalarında Batılı ‘etnik-merkezci’ sanat, edebiyat, yayın ve eğitimin büyük etkisi vardır. Söz konusu bu araçlarla Batılı ‘etnik-merkezcilik’ bu insanlara da sirayet etmiştir. Dolayısıyla ‘kültürel görecelilik’ yaklaşımı asıl olumlu etkiyi, Batılı olmayan, geri bıraktırılmış toplumların, Batı hayranı ve kompleksli bireyleri üzerinde yapacaktır.

 

‘Etnik-merkezcilere’ kimseyi kültürü yüzünden aşağılayamayacaklarını öğretmenin yanı sıra, etnik-merkezciliğe maruz kalanlara da böyle bir aşağılamayı kabullenmek zorunda olmadıklarını söyler. Onlara kendi kültürlerinin değeri ve önemini hatırlatır. Hiç kimsenin salt kendisi olduğu ve kendi kültürünü yaşadığı için daha az değerli olamayacağını belirtir.

 

Dolayısıyla bana göre, ‘etnik-merkezciliğin’ panzehiri olan ‘kültürel göreceliliğe’ tüm insanlığın gereksinimi var. Daha çok da kendilerine karşı geliştirilen ‘etnik-merkezciliğin’ etkisinde kalanların.

 

Haldun Çancı

27.02.2006



Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!