
Türk Örgüt Kültürünün Kodları
-Hayati Bice-
Kültür teriminin kökeni Latince’de ‘ekin’ anlamına gelen “cultura“ kelimesi olup tüm Batı dillerinde ve oradan da Türkçe dahil -hemen tüm- dünya dillerinde ortak bir kullanım alanı bulmuştur. Türk Dil Kurumu “kültür” sözcüğünü incelediğimiz konu ile ilgili kapsamda Fransızca “culture” kelimesinden kaynaklanan bir isim olarak şu şekilde tanımlamaktadır1: “1 . Tarihi, sosyal gelişme süreci içinde oluşturulan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları oluşturmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve sosyal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü, hars, ekin; 2 . Bir topluma veya halk topluluğuna özgü düşünce ve sanat eserlerinin bütünü: 3 . Muhakeme, zevk ve eleştirme yeteneklerinin öğrenim ve yaşantılar yoluyla geliştirilmiş olan biçimi. 4 . Bireyin kazandığı bilgi…” Kültür terimi en geniş tanımlamasıyla insanoğlu eliyle üretilen her türlü fiziki ve fikri yapılanmayı içine alır; insan yapımı ve üretimi olan her şey kültür kavramının içinde değerlendirilebilir. En yaygın olarak kullanılan kültür tanımlarından birine göre kültür, bir toplumun üyesi olarak insanın öğrendiği, kazandığı, bilgi, sanat, gelenek, görenek, beceri ve alışkanlıkları içine alan karmaşık bir bütündür. Ancak gündelik hayatta kültür terimi, daha dar bir anlam çerçevesinde belirli bir grup insanın alışkanlık ve davranışlarını ifade etmek, sosyal grupların ortak değerlerini ve hayat tarzlarını tanımlamak maksadıyla kullanılır. Antropologlara göre insanın temel ihtiyaçlarının karşılanış biçimindeki farklılıklar, yani beslenme, barınak, giyim gereksinimlerinin karşılanması toplumdan topluma değişmesi inanç ve ideallerdeki farklılıklara paralellik gösterir. Bunun sonucunda toplumlar arasında bütün bir hayat düzeni değişik tarzlarda oluşur ve farklı kültürel yapılanmalar ortaya çıkar. Örgüt Kültürü Örgüt kültürü, her bir örgütün diğer örgütlerden kültürel olarak farklılığını ortaya çıkaran tüm unsurları ifade eder. Bir örgütün kültürü, grup üyelerinin paylaştığı inançlar, sosyal normlar, üstün değerler, tutum ve davranışlardan oluşur. Örgüt kültürü zaman içerisinde gelişip değişeceği için sabit değil, değişken bir yapı arz eder. Bir örgütün kültürünü diğer bir örgütün kültüründen ayıran şey, o örgütün tarihi, örgüt mensublarında geliştirdiği ortak karakter ve geçmişteki örgüt lider/ler/i ile yöneticilerden miras alınan izlerdir. Bir başka tanımlamaya göre örgüt kültürü, ilk bakışta fark edilmeyen, bir anlamda görünmez, derinleştirilmiş, bir kalıba sokulamayan (informel), örgüt içindeki bireylere tabii bir şekilde işlenmiş olan bir bilinç olarak tanımlanır. Buna göre ideal olarak örgüt içindeki bireylerin davranışları dışarıdan ilk bakışta anlaşılamasa bile örgüt kültürü tarafından şekillendirilmelidir. Örgüt kültürü, örgütün kendine özel dilini anlamamıza yarayan bir sözlük gibi kabul edilebilir. Örgüt kültürünün tek başına ele alındığında örgüt bireylerinin bir üretimi olarak kabul edilmesi gereken örgüt stratejisinin şekillenmesinde nasıl etki ettiği o kadar da önemli değildir. Önemli olan etki mekanizmasının nasıl işlediği değil ortaya çıkan sonuçtur. Örgüt kültürü, örgütün sergilediği güç ya da uygulama politikaları değil bunları ortaya çıkaran manevi ortamdır. Bir başka ifadeyle örgütün gücü ve uyguladığı politikalar örgüt kültürünün bir tezahürüdür. Örgüt kültürünü kavramak için bir olguyu diğerine benzeterek anlamaya çalışmak anlamındaki “metafor“lardan da yararlanılabilir. Örgüt kültürüne bu gözle bakıldığında örgütte bilinçli olarak tanımlanmış metaforlar -bir örnek olarak. yönetenler için öz baba-üvey baba benzetmeleri- söz konusu olacaktır. Uluslararası ilişkilerde bile bu metaforların kullanılabileceği alanların varlığını görebiliriz. Bir örgüt kültürünü paylaşarak belli ortak değerleri, davranış ve yaşayış tarzlarını, alışkanlıkları benimseyen organize sosyal gruplar, kendilerini kültürel olarak bunları benimsemeyen topluluklardan farklılaştırmış olurlar. Bir “örgüt kültürü“nden söz edildiğinde, örgütlerin de tıpkı milletler gibi kendilerine özgü bir kültürel yapıya sahip olmaları söz konusudur. Kültürel açıdan farklılaşmış gruplara örnek olarak dini inanç kitlelerini, milletleri, siyasi veya mesleki toplulukları ve hatta aileleri verebiliriz. Örgüt kültürünü etkilemesi açısından tarihi olarak Türk toplumunun kültür kökenleri şu unsurlardan oluşmaktadır:2 • Türkistan Türk bozkır kültürü • İslam dini ve tasavvuf • Selçuklu-Bizans-Osmanlı devlet gelenekleri • Tanzimat-Cumhuriyet ideolojisi • Balkanlar ve Kafkasya’dan göçlerin kültürel etkileri • Antik Anadolu halklarının ve Arap-İran medeniyetlerinin kültürel mirası ve etkisi İslam dini ve İslam’ın sosyal hayata yansımasında hayat bulan tasavvuf düşüncesi Türk toplumunun kültürel yapısının temel belirleyicilerden birisidir. İslam dini çalışmayı ve ticareti kutsayıp ibadet sayan bir inanç olmasına rağmen, bazen kendisini “zahid“ olarak tanımlayan Müslüman topluluklarda tarih boyu ortaya çıkan “miskinlik“; “tembellik“ ve “dünyayı boş vermişlik“ hayat aktif müdahaleyi idealize eden ve“fütuhatçı“ derviş-gazi tiplemesinin de ortaya çıkan dinamik bir süreç olarak şekillenen Türk tasavvuf düşüncesi tarafından reddedilmiştir. Bunun sonucunda literatüre geçen ismi ile “kolonizatör Türk dervişleri“ elinde şekillenen bir “yapıcı ve kurucu“ tasavvuf anlayışı Türk toplumunun ahlaki normlarını belirleme rolünü oynamıştır. Bu dinamik tasavvufi anlayışın bir yandan her türlü dini tezahüre “laiklik saplantısı“ ile karşı çıkan “mankurtlaştırılmış elitler“ eliyle baskı altına alınması; diğer yandan son yıllarda Arab düşünce aleminden Türkiye dahil İslam dünyasına yayılan selefi ; Vehhabi tasavvuf düşmanı akımlarının saldırısı ile sekteye uğraması sonucu Türk toplumunun “ortak düşünce dünyası“nda çoraklaşma ve yozlaşma ortaya çıkmıştır. Son yıllarda hemen herkesi rahatsız eden sosyal ortamın patolojilerinin arka planında Türk toplumunun ortak normlarının aşındırılmasının olduğu açıkça görülmektedir. Selçuklu-Bizans-Osmanlı devlet geleneklerinin bugünkü Türk toplumuna yansımaları ilk asırlarda tek kişinin mutlak ve keyfi idaresine bağlı devlet yapıları olarak ortaya çıkmışken bugün “lider sultasının egemen olduğu partiler“ , “son sözü patronun söylediği çağdaş(!) işletmeler“ olarak ortaya çıkmaktadır. Anadolu'da tarih boyunca sıklıkla ortaya çıkan isyan; düşman istilası ve yabancı işgali gibi siyasi istikrarsızlık etkenleri, Türk toplumunu olumsuz yönde etkileyerek “karşılıklı güven“ unsurunun gelişimini engellemiştir. Bu “karşılıklı güven eksikliği“nin yansımalarını bugünkü Türk toplumunda sosyal hayatın her alanında ve hatta aileden başlayarak her türlü sosyal yapıda izlemek mümkündür. Temelinde güven eksikliğinin beslediği patolojik korkulara bağlı bir teslimiyet; kişi ve kurumları pasifize eden ’kötü bir kadercilik’ dini bir söylemi de arkasına alarak Türk toplumunun gündelik hayatında egemen olmuştur. Bütün bunların ortaklaşa etkilemesi ile bugün Türk toplumu fırsatçı, kaypak, çalışmaktan kaçan, kayırmacı ve rüşvetçi bir insan tipi ile karşı karşıya kalmıştır; rasyonel değil duygusal tepkiler veren; düşünce ve hareketlerinde son derece sığ bir anlayışın esiri bu “yeni Türk tipi“ bu zeminde ortaya çıkmıştır. Cumhuriyet kuruluş yıllarındaki kurucu kadro, adeta bu gelişmeleri önceden sezerek “kaderci zihniyet“in kaynaklarını eğitim yoluyla ortadan kaldırıp rasyonel davranış kalıplarını toplumda egemen kılmak istemiştir. Ancak toplumda bin yıldır kök salmış bulunan zihniyet, yeni “kült nesneleri“ oluşturup seremonik bir tapınmanın “çağdaş“ gösterilerini ortaya çıkararak yeni bir kılıkla boy göstermekte gecikmemiştir. Otokratik devlet yapısının korunduğu Cumhuriyet döneminde de birey devlet karşısında özgün kimlikler geliştirme fırsatı bulamamış; sonuçta bugün başarı güdüsü yüksek fakat sonuç almak için her yolu mübah sayan; topluma karşı “sorumluluk duygusu son derecede gevşek“ fırsatçı bireyler ile karşı karşıya kalınmıştır. Türk toplumundaki bu sosyoekonomik patolojinin oluşumunda dünyadaki gelişmelerin sonucu ortaya çıkan dış faktörler de etkin olmuştur. 1980’1i yıllardan itibaren Türkiye’nin dünyaya açılması ve yarı sosyalist denebilecek “karma“ bir ekonomiden pazar ekonomisine geçilmeye başlanması, toplumdaki bireyci eğilimleri arttıran bir faktör olarak dikkat çekicidir. Son yıllarda bilişim teknolojilerinin ulaştığı “penetrasyon gücü“ ile ulaştığı “sınırsızlık“ ve özellikle internetin “kural tanımaz“ yapısı Türk toplumunun kültür kodlarını derinliğine sarsmaya ve sosyal normları iyiden iyiye bozma yönünde etkilemeğe başlamıştır. Örgüt Kültürünün Kurgulanması Örgüt kültürünü oluşturan unsurlardan ortak tarih, değerler, ritüeller, mitler, efsaneler seçici bir değerlendirme ile Türk kültür tarihinden alınacak örneklerle zenginleştirilip güncellenerek Türk tipi yeni bir örgütlenme modeli ortaya konabilir. Örgüt kültürü , örgüt üyelerince paylaşılan ortak tarih, değerler ve kurallara işaret ettiği ve daha çok örgüt aktivitelerinin yapılış nedeni ile ilgilendiği dikkate alınarak yola çıkılmalıdır. Örgüt kültürünün karıştırıldığı bir kavram olan “örgüt iklimi“, daha çok örgütte şu an neler olup bittiği ile ilgilidir ve kurumun gündelik “operasyon“larını tarif etmek için kullanılır. Örgüt kültürü kurgulanırken sonuçta nasıl bir örgüt iklimi oluşturmanın hedeflendiği; bu hedefe varılmak istenirken kimlerin nasıl bir fonksiyon üstleneceği de hesaba alınmalıdır. Örgüt kültürünü kurgulamak denildiğinde “tek bir yapılanma“nın hedeflendiği sanılmamalıdır. Örgüt içinde de çok kültürlü bir yapının oluşması teşvik edilmeli; “farkılılıkların zenginlik haline dönüşmesi“ bir slogan olmaktan çıkarılarak örgüt içerisindeki birimlerin alt kültürleri olabileceği kabul edilmelidir. Bu alt kültürler meslek, hobi, sanat ve tarz vb. temellerde çeşitlendirilebilir. 1980'li yıllardan itibaren örgüt kültürü kavramı her örgütsel problemi çözecek bir altın anahtar olarak ele alınmaya başlanmıştır. Ancak bu durum örgüt kültürünün ne olduğunu açıklamaktan çok işi daha karmaşık hale getirmiştir. Örgüt kültürü bugün en büyük sosyal gruplar olan milletlerin organizasyonu olan devlet politikalarını dahi tanımlayacak bir kapsama alanı kazanmıştır. Bugün ülkeler kültürel niteliklerine göre karşılaştırılarak "güç uygulayabilme mesafesi", "erkeksi/kadınsı tavır sergileme", "bireyci/toplumcu yönelim" ve "belirsizlikten kaçınma-risk alma" şeklinde yeniden kategorize edilmekte ve bu özelliklerinden kaynaklanan zaaf ve güçlerine göre değerlendirilmektedirler. Örgüt kültürü, global ölçekte bu denli ağırlıklı olarak gündeme gelmeden önce kültürel unsurlar örgütü çevreleyen dış çevrenin bir unsuru olarak ele alınıyor ve örgütün iç sistemini etkileyen bir unsur olarak değerlendiriliyorken bugün uluslararası ilişkilerin yönünü belirleyen bir güç olarak görülmektedir. Dünyadaki gelişmeler bu gözle değerlendirildiğinde dünya üzerindeki hegemon güçlerin dünyaya kendi kültürel kodlarını yaymakta neden ısrarcı olduklarını da anlamak mümkün olmaktadır. Türkiye'deki örgütlerin kültürel yapısının oluşumunda sözünü ettiğimiz kültürel etkenlerin her birisinin değişik derecede olmak üzere büyük etkisi vardır. Bu kültürel altyapı değişiminden köken alan olumsuzluklar, Türk toplumunun asli kültür kodları konusunda hassas olan örgütlerin kültüründe mümkün olduğunca nötralize edilmeli ve bunu sağlayacak enstrümanların fonksiyonel olarak kullanılması yolları araştırılmalıdır. Bu noktada akla gelen ilk çözüm yollarından birisi olarak; tarih boyunca tasavvufi “dergah“lar; Cumhuriyet döneminde önce Türk “Ocak“ları ve daha sonra da “Halkevleri“ eliyle oluşturulmak istenen toplum mekanizmalarının günümüzün şartları dikkate alınarak yeniden hayat bulması için ve toplum normlarının belirlenip yansıtıldığı birer odak olacak yeni “müesseseler“in organize edilmesi elzem hale gelmiştir. Hayati Bice Dr, Araştırmacı-Yazar 22 Haziran 2006 KAYNAKLAR 1 http://www.tdk.org.tr/ 2 Arslan, Mahmut, Doç.Dr., İş ve Meslek Ahlakı, Siyasal Kitabevi, 2005, Ankara
|