Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

20 Şubat 2008

Ebulfeyz Elçibey

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Başsayfa

Hasan Bülent Paksoy

Yazarlar

Siyaset-Umumi


Yorgunluk


-Hasan Bülent Paksoy-


Kişi nasıl ve nerede uyanır?  Uyanış yalnızca yataktan kalkışta mı olur, yoksa, Kutadgu Bilig’deki Gündoğmuş gibi aydınlığa ermek anlamında mıdır?  Balasagunlu Kutadgu Bilig’i yazarken, neden okuyucusunun uyanmasını istemiştir?  Hem de günümüzden bin otuz beş yıl önce?  Bir de, Balasagunlu neden ve nasıl bu tür bir girişime başlamayı göze almıştır? 

 

Doğa, hep yatakta kalmamıza karşıdır.  Yaşamak, yalnız kişinin özü için gündelik gerekleri yerine getirmek değildir.  Yaşamak için, gündelik gereklerin yanında, Toplum içinde yaşamanın gereklerini de yerine getirmek kaçınılmaz.  Bu, toplum içinde yaşayabilmek için, toplum yararına yapılması gerekli işler nelerdir?  Bu ancak “Toplum’un Varmak İstediği Sonuç Nedir?” sorusuna yanıt vermek ile belirlenebilir.[i] 

 

Hiç dinlenmeden gündelik iş, yemek, yatmak üzerine yoğunlaşmak bir çözüm değildir.  Günlük işlerden yorgun düşen kişi, uzun süreli kişisel ve Toplumsal çıkarlarının ne gibi önemli olacağını bile anlayamayacak bir duruma düşebilir. 

 

Yorgunluk yalnızca bedensel olmaz.  Düşüncesel yorgunluk, bedensel yorgunluk ve dinlenme döngecinden çok daha uzun sürede birikir.  Ancak, düşüncesel yorgunluğun aşılması çok daha güçtür; kişinin özünün içinde bulunduğu durumu denetlemeyi bile önleyebilir.  Üstelik her düşüncesel yorgunluk aşılmayabilir, kişinin yaşamını tez elden kısaltabilir. 

 

Dolayısı ile bu tür etkenleri çok iyi bildiği anlaşılan Balasagunlu, Kutadgu Bilig içinde bir bey’in, ülke yöneticisinin nasıl yaşaması gerektiği üzerine de ayrıntılı gözlemlerde bulunmuştur.  Ne de olsa, büyük isler başarabilmek için, dengeli ve düzenli yasam gereklidir. Hem isler açısından, hem de özel yasam temelleri üzerine kurulmayan atılımların uzun yaşamlı olması beklenemez. 

 

Bir alış-veriş kurulusu yöneticisi ile Toplum’un ileri gelen yönetim kişiliklerinin görev ve işlevleri arasında eşitlikler gibi, ayrıcalıklar bulunması da kaçınılmaz.  Yöneticilik, kaynakları kullanarak sonuç alma çalışmasıdır.  Alış-veriş kurumlarında amaç, giderleri ödedikten sonra çalışma karşılığında öz varlığı arttırmaktır.  Toplum yöneticiliğindeki amaç, Toplumun var olarak yeryüzünde kalabilmesi için gerekli kaynakları uzun süreli olarak sağlayabilmektir.  Bu arada unutmamak gerekir:  Alış-veriş kuruluşları, Toplum olmadan var olamazlar; Toplum ise, gereklerini karşılayabilmek için Alış-verişçilere gerek duyar.  Yönetim düzeninin adı ne olursa olsun, bu değişmez kuraldır.  Dolayısı ile temel olarak, yöneticilik “bilinmeyen”lerle uğraşmayı gerektirir.  Bu bilinmeyenlerin çoğunluğu da, insanların ne yapacağı açısından görülüp incelenmelidir. 

 

Mühendisler de bu tür bir gözlemde bulunmak isteyebilir, her bir atılımda bilinmeyen denklemleri kurmak ve çözmek ile uğraştıklarını ileri sürebilirler.  Ancak, mühendislik bilinen doğal kurallar içinde yapılır.  Örneğin, yerçekiminin denklemlerinin işlevsel sınırları bilinir.  Buna karşılık, insanlık ara sıra kendini Tanrı olarak görmek isteyecek yöneticiler üretir.  Bu mutemedi kişiler, doğal insanlık kurallarının kendileri için geçerli olmadığını varsayarlar.  Sonucunda, hem toplumlar, hem de kişilerin kayıpları ve acıları büyük olur.  Bu durumların yinelenmeleri, çözümlerin bilinmeyenleri bilinenlerden çok olduğu için, bugüne dek önlenememiştir.

 

Toplum yöneticiliği yapabilmek için, bu tür yöneticiliğe soyunabilecek kişilerin en başta: kendilerinden önce yaşamış Toplumların yaptıklarını, düşüncelerini, yöntemlerini ve bu düzenlerin verdikleri sonuçları çok iyi bilmeleri gerekir.  Sonra da, ileride karsılaşacakları “bilinmeyenler” ile başa çıkabilmek için gerekli özellik ve nitelikli olmaları en küçük ortak bölendir.

 

Bu aşamada, politikacı ile devlet adamı arasında da alış-veriş yönetimcisi ile Toplum yönetimcisi aralarındaki kadar ayrıcalıklar olduğunu da vurgulayalım.  Ama her iki küme de kaçınılmaz olarak yorulacaklardır.  Bir Toplum. Tuğ bağlayarak varlığını belirler.  Tuğ yere düştüğünde, Toplum’un dağıldığı, yok olduğu anlaşılır.  Bu Tuğ, toplum’un göstergesi olduğuna göre, ayakta kalması ya da yerlere serilmesi, Toplumun bileceği, Toplum’un elinde olan bir iş’tir. 

 

Bütün bu özellikleri kişiliklerinde toplayabilen kişilerin, bu özelliklerini eğitmek ve yöntemlerini inceden-inceye öğrenmek için ne denli güç ve öz varlık kullandıklarını da anımsamak gerekir.  Bu eğitim ve öğrenim çizelgesi içinde çalışarak büyük oranda yorulmuş kişinin, Yönetici olduğunda ne denli başarılı ya da başarısız olacağı gözden kaçırılmamalıdır.  Üstelik, Toplum’a yönetici olunurken, Toplumun üzerine düşen, Toplumca üçüncü kişiliklere aktarılamayacak bir görev ve sorumluluk da burada yinelenmelidir: Toplum’un yönetimi Toplum’un elindedir.  Toplum içinden çıkaracağı Yöneticilerin yalnızca Toplum’a karşı sorumlu olduğu hiçbir gün unutulmamalıdır.  Yeni bir yönetim düzeninin öncülüğünü yapmış olan Mustafa Kemal bu sorumluluğu kısaca çok iyi özetlemiştir: “Hâkimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir.”  Eğer Toplum, içinden çıkardığı ve kısa sureli olarak yönetimi yürütmesi için görevlendirdiği yöneticileri denetlemez ise, hâkimiyet milletin elinde kalamaz. 

 

Her insan yorulur.  Yöneticiler bu kuralın dışında değildir.  Yönetimde yorgunluk iki koldan görülür, bilinir:

 

a) Yönetici kişilerin bedensel yorgunluğu

b) Yönetici takımının toplu düşüncesel yorgunluğu.

 

Her iki durumda da, yorgunluk eldeki çözüm bekleyen sorun ve denklemlerin etkili biçimde çözülmelerini önleyecek, kuruluş ve Toplumun uzun sureli varoluş ve yaşam savaşından başarılı çıkmasını önleyecektir.  Balasagunlu’nun gözlem ve önerileri bu gibi sorunların dinç çözümlerinin ne olacağı üzerine de yorumlar getirir.

 

Hasan Bülent Paksoy

20 Şubat 2008


[i]  H.B. Paksoy,  “Toplum Olarak Varılmak İstenen Sonuç nedir?”  Düşüncelerin Kökenleri  (Florence: Carrie/European University Institute, 2006) http://vlib.iue.it/carrie/texts/carrie_books/paksoy-10/paksoy_dusuncelerin-kokenleri.pdf

İlk yayınlandığı yer http://www.flwi.ugent.be/cie/paksoy2.htm 



Kurgusal Kutsal Kurumlar -Hasan Bülent Paksoy-


Özellikle yayılma alanında oturanların gücünün ölçülmesi önemlidir. Bu güç, yalnız sayı ile belirlenemez. Mayasal köken, inançlar, eğitim düzeni bu gücün en önemli göstergeleridir. [iv] Balasagunlu Yusuf'un 1069 yılında yazdığı gibi, Beyler ellerini kılıçlarına dayamadan önce, atılabilecek çok adım vardır. Yeter ki, Düşüncelerin Kökenleri gözden kaçmasın. İstesek de, istemesek de, Düşünce İşverenlerinin doğru ya da yanlış olarak ileri sürdükleri, insanlığın yönünü değiştirir. Düşünce İşverenleri de düşüncelerini etkileyen Maya'lardan kaçamazlar. Bu Maya'lar da gerçek ya da kurgusal olabilir.



Dünya Değiştiren mi, Değer Yargısında Bulunan mı? -H. Bülent Paksoy-


‘Para Kazanan’  kişiler de dünyayı değiştirir. Bu, kaçınılmaz bir gerçektir; ama para kazanan ile dünya değiştiren düşünce üreten kişi arasındaki ayrılık ve ayrıcalıkların yok olduğu anlamına gelmez.  Her neden ise, para kazanan, ‘yargıçlık’ yapmak ‘yeteneğini’ de kendinde bulur.  Bu yargıçlık, yalnız ‘yasal’ konularda da kalmaz; bütün toplumun yaşamının ayrıntılarına da uzatılır.  Bu görüş’ün ‘çağdaşlık’  bir gelişme olmadığını görmek de güç değildir; belgeleri çok gerilere gider.  İlk kazılı örneği (ATON)  eski Mısır’da görülebileceği gibi, Kutadgu Bilig içinde de gözden kaçmaz.  Ardından geçen yüzyıllar içinde Çin’den İtalya’ya, Güney Afrika’dan Amerika’ya varıncaya kadar birbirlerinden uzak maya’lar içinde bu gerçek durmadan yenilenir.  Sun Tzu (M.O 6 yy), Galileo, (1564-1642), Hezarfen (1609-1640), Divaoglu (1855-1933),  Mitchell’e (1879-1936) varıncaya kadar sayısız örnek gösterilebilir. Holmes, düşüncesinin açıklamasını yapmaktan da geri durmamıştır:  “Bir kişi, parasını genellikle kişisel değerlerinin üzerinde tutar “



Atalar Yurdu Kimliği -Hasan Bülent Paksoy-


Bu basmaktan sonra oluşacak kimliklerde, toplum içi bireylere az da olsa bir secim yapma seçeneği vardır.  Top oynayan takim tutmak bir seçenektir.  Herhangi parasal bir gideri de gerektirmez.  Ama bir kişinin nerede oturacağı Muğlalı mı, Mersin’li mi olacağı tam olarak kişinin seçeneği değildir, çünkü işin içine gelir ve geçim soruları girmektedir.  Bu gelir ve geçim işleri de tam anlamı ile kişinin değil, büyük ölçüde toplumun, bireylerin bir araya gelerek ortaya koydukları seçimdir.  Bireylerin bu seçim’e katılmaları kaçınılmaz; bireylerin ortak değerlerinin ele alınmaları ve bu değerlerin işlenip arıtılması toplumun gelir ve yaşam düzenini belirleyecektir.  Bütün öz varlığını, öz çoluk-çocuğunu düşünmeden, bir dilencinin eline verip giden bir kişi bilinir mi?  Komşu topluluklar da bu tür sorun ve kimliklerle uğraşmak durumundadır.  Kimlikten kaçınılamaz.  Kimlik, ne toplumun ne de bireyin geride bırakabileceği bir varlıktır.  Toplum ya da birey öz kimliğini bırakıp kaçmaya kalksa da.


 

Hasan Bülent Paksoy


Ödemiş 1948 doğumludur. Son yirmi beş yıl içinde, altmışın üzerindeki araştırma yazısı dünyanın bütün oturulan kıtalarında, otuz beş’i aşkın ülkede yayınlandı. Ohio State University, Franklin University, University of Massachusetts Amherst ve Central Connecticut State University tarih bölümlerinde öğretim üyesi, Harvard Üniversitesi Orta Doğu Merkezinde Araştırmacı olarak görev yaptı.


Doktorasını İngiltere'nin Oxford Üniversitesi'nde, Birleşik Krallık (United Kingdom) Üniversiteleri Rektörler Kurulu bursu ile bitiren Hasan Bülent Paksoy, 1970 yılında ABD de Bostwick bursu ile Lisans ve ABD National Science Foundation araştırma programı görevlileri desteği ile de 1976 yılında Yüksek Lisans diplomalarını aldı.

Eserleri:

-Düşüncelerin Kökenleri (2006)

-Lectures On Central Asia (2005)
-The Bald Boy Keloglan and The Most Beautiful Girl In The World (2003)
-Identities: How governed, Who Pays? (2001)
-Essays On Central Asia (1999);
-Intercultural Studies (1998);
-Türk Tarihi, Toplumların Mayası, Uygarlık (1997);
-Central Asia Reader: The Rediscovery Of History (1994);

-Central Asian Monuments (İstanbul: İsis Yayınevi, 1992);
-Alpamysh: Central Asian Identity Under Russian Rule (1989)

 


 Uğraş




İnsan İnciyi Denizden Çıkarmadıkça O İster İnci Olsun İster Çakıltaşı Farketmez


Bir ulus, var oluşunun ve yaşam temelinde yatan değerleri korumak ve geliştirmek için belirli çizgide uzun süreli atılımlarını belirler ve uygulamaya geçer. Bu yöndeki köklü ve sürekli araştırmaları geleceğe dönük olarak düzenler, ve uygulamaya koyar. Düşünce önderleri, uygulayıcı önderlerle işbirliği eder. Tarih boyunca bu tür yaklaşımların çok örneği kaydedilmiştir.10 Ömer Seyfettin (1884-1920), bu konuda gerekli adımların atılmasını ilk salık veren 20. yüzyıl Türk düşünürlerinden biridir. 1919- 1924 Türk Kurtuluş Savaşı öncesi, Birinci Dünya Savaşı sırasında, Ilk Düşen Ak ve Ashab-ı Kehfimiz yazılarını yazmıştır.11 Bu yazılarda, Türk maya'sının korunması üzerine düşüncelerini genel kavramlar olarak ele almıştır:


 Düşünce



Düşünce İşvereni


Hiç bir Düşünce İşvereni, bu yazıda ele alınan kural ve gözlemlerin üzerinde değildir. Her Düşünce İşvereninin çalışmalarının, bütün Düşünce İşverenlerince, ve toplumca, düşünce kuramları ve uygar tartışma düzenleri içinde, topluma açık olarak, ince elenip sık dokunması gereklidir. Bu tür "eleme" ve değerlendirmeden geçmeyen Düşünce İşverenleri'nin düşünceleri, ilerde dünyadaki toplumların kanları ve canları ile yüksek kertede ödeme yapmalarını gerektirebilir.


 Kimlik



Orta Asya'daki "Köktendinci" Kimlik Üzerine Düşünceler


Kimlik bileşenleri güçlü bir şekilde kültürden etkilenmişlerdir. Kültür gerçek anlamda aklın geliştirilmesidir. Bu yer ve zaman açısından kesindir. Kuşaktan kuşağa, babadan oğula devredilen neydi? Bir jenerasyondan diğerine aktarılan değerlerin bileşeni muayyen bir yönetim şeklinin genel kültürünü belirlemektedir. Bu hem değişken, hem de sabittir. Söz konusu olan bu çelişki en iyi belirli bir kültürü öğrenmekle anlaşılabilir.


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 

Başsayfa

Hasan Bülent Paksoy

Yazarlar