Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

16 Temmuz 2007

Sadri Maksudi Arsal

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Başsayfa

Hasan Bülent Paksoy

Yazarlar

Siyaset-Umumi


Uzaysal Yönetim


-Hasan Bülent Paksoy-


Günümüzde, birtakım 'gelecek uzaysal olayların' nasıl yer alabileceği tartışılmakta. Bir küme uzay bilimcisine göre, Güneş odaklı gezegenler çevresinde dolasan uzay taşlarından (kuyruklu yıldız) biri Dünya’ya çarpabilir. Ses duvarı ötesi bir hız ile yer alabilecek bu istenmeyen buluşma, Hiroşima’ya düşen atom bombasının gücünden bir milyon kez artik bir güçte olabilecek. Bu çarpışma sonucu ortaya çıkacak doğasal veriler, insanların bildiği tur dünyanın sonu olacaktır. Çünkü dünyayı koruyucu (ve ciğerlere çekilen, insanlığı yaşatıcı) hava, bu çarpışma nedeni ile tutuşup yanabilecektir.

Bu çarpışma önlenebilir mi? 'Kuskusuz.' Peki, kim bu çarpışmanın önüne geçebilir? Uzay'a yapma gereç ve uydular gönderebilen ulusal birimler.

Onemli sorulardan biri daha bu noktada önümüze çıkar: Neden bu tur yetenekleri bünyesinde barındıran ülkeler dünya’yı ve insanlığı kurtarmak için özverilerini ve gelirini kullansın? Bir yanıt: "çünkü kurtaracakları arasında öz varlıkları da var." Ama bu ülkelerin vergi verenleri (yalnızca alış-veriş kuruluşlarınca yapılamayacak kadar büyük bir is olduğundan) özverilerini bütün dünya ile paylaşmak isteyecekler mi? Yoksa bu özverileri karşılığı, insanlıktan bir şeyler istemeleri olasılık icinde mi?

Uzay'I gözetleyen çok sayıda uzay bilimci kümeleri olduğu biliniyor. Bu kümelerin niteliklerine ve bilim birikimlerine göre, 2012 ile 2030 yılları arasında, dünya ile bu tur bir kuyruklu yıldız (uzay taşı) arasında bir çarpışma kaçınılmaz. Ama bütün dünya uzerindeki yaşam’a son verebilecek bu tur bir görkemli karabasan kaçınılmaz değil. Çünkü insanlık, uzay'a bir ya da birkac yapma gereç göndererek bu olası çarpışmayı önleyebilecek veri ve yetenekleri bugünden işbaşına getirebilecek yetenekte.

Pekiyi, neden yapılmıyor? Yukarıda da özetlendiği gibi, giderlerini kimlerin karşılayacağı; yapabilecek ulusların, dünyayı kurtarma karşılığında, dünya üzerinde yasayanlardan neler isteyecekleri.

Dünya’yı kurtarmak işlemi, kullanılması gerekli kaynaklar ve yetenekler, bir tek toplumun (öz iç yönetim dengesini bozmadan) tek başına kaldırabileceğinden yüksek olabilir mi? Olabilir de, olmayabilir de. Ama isin icinde, daha önceden düşünülmüş bir dizi istek ve düşünce var ise, bu istek ve düşünceler, gün ışığına çıkmak için sırada bekliyor ise, verilecek yanıtlar değişik olabilir. Örneğin, dünyayı 'kurtarabilecek' toplumların yöneticileri arasında, isin içine (değişik nedenler ile) Birleşmiş Milletlerin karışmasını isteyenler var ise, 'çözüm' atılımının başına Birleşmiş Milletler neden getirilmesin? Ne de olsa, dünya’yı bekleyen kotu sonucu ortadan kaldırabilmek için bütün dünya bir araya gelip, ortak çözüm üretmiyor mu? Birleşmiş Milletler, çok uluslu olarak çözüm atılımını gerçekleştirecek yapılanmayı yönetebilir. Böylelikle 'insanlık' geleceğini sağlama almayı, hem de 'işbirliği icinde' gerçekleştirmeyi başarabilir. Doğal olarak, bu çözüm, giderleri gerektireceğinden, bütün dünya küçük bir 'vergi'yi Birleşmiş Milletlerden esirgemeyeceklerdir. Değil mi? Böylelikle, uluslar ustu bir vergi ilk olarak 'yasallaştırılmış' olmayacak mı? Eğer Dünya Alış-Veriş Örgütü bu tur bir küresel vergiyi günümüze (kendi iç yönetimi disinda hiçbir kurum'a bilgi vermeden) yürürlüğe koymadı ise?

Bu durumda, iki turlu gerçek olduğu ileri sürülebilir:

1. Acık: Örnek---Türkiye, Akdeniz ile Karadeniz arasında konuşlanmıştır. Denizlerin adları değiştirilse bile, bu gerçek değişmez.

2.Türetilmiş: Örnek---Dünya, bugünkü ulusal yönetimlerin toplamı olarak yaşatılamaz, ille de belirli bir 'tek odak' yönetimine gerek vardır.

Her şeyden önce, ikinci 'gerçeğin' bütün toplumlarca olumlu görülebilmesi için, belirli ek 'gerçeklere' de gerek vardır. Bu gerçeklerin toplumlarca olumlu görülebilmesi nasıl sağlanabilir? Çok sert bir dizi 'kurgusal olabilirliklerin' kamuoyuna sunulması ve çözüm beklentilerinin yaratılması ile. Bir göktaşının dünyaya çarpma olasılığı bu tur bir türetilmiş bir gerçek olabilir mi? Bu türetilmiş gerçeğin ardında bir kat daha gerçek yatabilir mi? Örneğin, "Göktaşları ansızın karanlıklar içinden çıkıp hız ile dünyaya yaklaşmaya başlayabilir" görüsü ile konuya girilebilir. "Bu tur ansızın bos yakalanmak yerine, dünya çevresinde dönecek yapma uydulara birkac yüksek patlayıcı yükleyip karşılık verme zamanını kısaltabiliriz" ek konusu ile ortam yaratılabilir.

"Pek iyi, olsun" olur'u alındıktan sonra, bu Göktaşı Savar Uyduların üzerine konulan yüksek patlayıcıların, uzaya değil de dünyaya bakacak (örneğin, vergi vermeyen bir ulus'a donuk olarak) bicimde üretilip-üretilmediğini vergi verenler nasıl bilecek? Yalnızca bize güvenin-inanın diyenlerin sözü ile mi?

Bu tur, uluslar ustu bir verginin, bütün toplumlarca istekli olarak 'uygun görülmesi' ve uygulamaya konulması ne anlama gelebilir? Bundan sonra bu tur vergilerin, dünya uzerindeki toplumların ve ulusların toplu gelirlerinin belirli bir yüzdesi olarak, bundan böyle düzenlice Birleşmiş Milletlere aktarması mı? Es düzeyde, bütün toplumların ulusal yargı ve geleceklerini yönlendirmekte, Birleşmiş Milletlerin öncelikle öngördüğü yönlerde atılımlara girmelerinin 'yaptırım' katına çıkarılması gelişme mi?

Bütün bu yaptırımlar, bütün Birleşmiş Milletler üyelerine es düzeyde mi uygulanacak? Yoksa Birleşmiş Milletler icinde "yönetici ülkeler kesimi" mi oluşacak; bu yönetici ülkeler kesiminin "yönetilen ülkeler" üzerinde bir konum ile bütün bu işlemlerden çıkarları neler olabilecek? Başka bir deyiş ile Eğer Birleşmiş Milletler icinde bir yönetici kesim oluşacak ise, bu yönetici kesim'in elde edebileceği 'ek gelir' ya da 'yönetim önceliği' ne olabilir?

Eğer Birleşmiş Milletler icinde Yöneten ve yönetilen ülkeler ayrıcalıkları oluşabilecek ise, bu ayrıcalıklar ne gibi veriler üzerine kurulabilecek? Bir ulus ülkenin yıllık toplu gelirinin toplumu oluşturan bireylere bölünmesi sonucu, kişisel gelirin diğer ülkelere olan oranda yüksek olması mı? Yoksa, uzay bilim ve uygulamalarında yetenekleri, birikimi sınanmış kurumları olması ile mi?

Eğer yalnız gelir ele alınacak olursa, uzay bilimleri gelişmemiş ama kişi başına geliri yüksek ülkeler yöneticiler arasına girebilecek.

Bu durumda iki ek soru'ya daha gerek görülebilir:

1. "Dünya Kurtarıldıktan" sonra, bu 'olası (günümüz için 'kurgusal') vergiler kaldırılacak mı? Yoksa ilerideki başka bir "sakıncalı duruma" da el koymak için vergi gelirleri özel bir bankada mı toplanacak?

2. Eğer bu tur uluslar ustu vergiler konulmaya (ve arttırılmaya) baslar ise, adi gecen vergi gelirleri bir uluslar ustu ordu için kullanılmaya başlanabilir mi? Böyle bir ordu, günümüz mavi tolgalı Birleşmiş Milletler görevlileri gibi çatışan ulus ya da toplumlar arasında barış görevi yapmayı mı sürdürecekler?

İstikbal göklerdedir.

 

Hasan Bülent Paksoy

2 Temmuz 2007



Alpamış -Hasan Bülent Paksoy-


A. Divay daha önce bozkırda bulduğu ALPAMIŞ ı 1901 yılında basım yolu ile dünyaya bağışlamış idi. Aşağıda ayrıntıları verilen kitapta [A L P A M Y S H Central Asian Identity under Russian Rule (1989) ]
 

bu Divay yayınının tıpkıbasımı ve ilk Ingilizce çevirisi yayınlanmıştır. Bu kitaba 1989 yılında yüksek üretim gideri nedeni ile alınamayan Latin harfli ALPAMIŞ, şimdi okuyuculara sunulmaktadır. Konu ve destan üzerine değişik yorumlar ve kaynakları, basılmış kitap içinde yer alıyor.   



Türk Destanlarının Kimliği -Hasan Bülent Paksoy-


Ad değiştiren bir yaratıcılık, kimlik de değiştirebilir mi? Kuşkusuz! Kimlik değiştirme, en azından, geçmiş ile olan sürekli bağların düzeninin kopmasına neden olur. Bu da, bir kişinin yağmur sonucu akan damdaki kiremitleri aktarır iken düşüp (başını vurup) belleğini unutması türünde bir aksaklık yaratır. Eğer, belleğini yitiren kişinin yakın ailesi de yok ise, çevresindeki komşuları da damdan düşen kişiyi kollamazlar ise, varı yoğu yaban ellere kalacaktır; kendi de yok olacaktır.



Bilmek, Anlamak, Yapmak -Hasan Bülent Paksoy-


Bu başlık altında toplanabilecek pek çok atasözü bulabiliriz. Bunların arasında, Kazım Karabekir'in Türk Kurtuluş Savaşını anlatan bir kitabinin girişine koyduğunu da unutmamak iyi olur: "Doğru görmek ve doğru yapabilmek için daha önce yapılanları doğru bilmek şarttır." "Neden gerektir?" sorusunu sorabiliriz. Bir yılan elimizi ısırdı ise, zehirli olup-olmadığını bilmek ister miyiz? Bizi yatıştırmak isteyen 'iyi niyetli" biri kalkıp "yılan zehirli değil" dediğinde, hemen inanıp, yatak altta yorgan üstte dinlenmeye mi yatacağız? Yılan gerçekten zehirli ise, bunu bilmeden "doğru’yu nasıl yapabileceğiz?" Yılanı hemen öldürecek miyiz, yoksa zehir’ini akıtıp, panzehir yapıp kullanacak mıyız?


 

Hasan Bülent Paksoy


Ödemiş 1948 doğumludur. Son yirmi beş yıl içinde, altmışın üzerindeki araştırma yazısı dünyanın bütün oturulan kıtalarında, otuz beş’i aşkın ülkede yayınlandı. Ohio State University, Franklin University, University of Massachusetts Amherst ve Central Connecticut State University tarih bölümlerinde öğretim üyesi, Harvard Üniversitesi Orta Doğu Merkezinde Araştırmacı olarak görev yaptı.


Doktorasını İngiltere'nin Oxford Üniversitesi'nde, Birleşik Krallık (United Kingdom) Üniversiteleri Rektörler Kurulu bursu ile bitiren Hasan Bülent Paksoy, 1970 yılında ABD de Bostwick bursu ile Lisans ve ABD National Science Foundation araştırma programı görevlileri desteği ile de 1976 yılında Yüksek Lisans diplomalarını aldı.

Eserleri:

-Düşüncelerin Kökenleri (2006)

-Lectures On Central Asia (2005)
-The Bald Boy Keloglan and The Most Beautiful Girl In The World (2003)
-Identities: How governed, Who Pays? (2001)
-Essays On Central Asia (1999);
-Intercultural Studies (1998);
-Türk Tarihi, Toplumların Mayası, Uygarlık (1997);
-Central Asia Reader: The Rediscovery Of History (1994);

-Central Asian Monuments (İstanbul: İsis Yayınevi, 1992);
-Alpamysh: Central Asian Identity Under Russian Rule (1989)

 


 Uğraş




İnsan İnciyi Denizden Çıkarmadıkça O İster İnci Olsun İster Çakıltaşı Farketmez


Bir ulus, var oluşunun ve yaşam temelinde yatan değerleri korumak ve geliştirmek için belirli çizgide uzun süreli atılımlarını belirler ve uygulamaya geçer. Bu yöndeki köklü ve sürekli araştırmaları geleceğe dönük olarak düzenler, ve uygulamaya koyar. Düşünce önderleri, uygulayıcı önderlerle işbirliği eder. Tarih boyunca bu tür yaklaşımların çok örneği kaydedilmiştir.10 Ömer Seyfettin (1884-1920), bu konuda gerekli adımların atılmasını ilk salık veren 20. yüzyıl Türk düşünürlerinden biridir. 1919- 1924 Türk Kurtuluş Savaşı öncesi, Birinci Dünya Savaşı sırasında, Ilk Düşen Ak ve Ashab-ı Kehfimiz yazılarını yazmıştır.11 Bu yazılarda, Türk maya'sının korunması üzerine düşüncelerini genel kavramlar olarak ele almıştır:


 Düşünce



Düşünce İşvereni


Hiç bir Düşünce İşvereni, bu yazıda ele alınan kural ve gözlemlerin üzerinde değildir. Her Düşünce İşvereninin çalışmalarının, bütün Düşünce İşverenlerince, ve toplumca, düşünce kuramları ve uygar tartışma düzenleri içinde, topluma açık olarak, ince elenip sık dokunması gereklidir. Bu tür "eleme" ve değerlendirmeden geçmeyen Düşünce İşverenleri'nin düşünceleri, ilerde dünyadaki toplumların kanları ve canları ile yüksek kertede ödeme yapmalarını gerektirebilir.


 Kimlik



Orta Asya'daki "Köktendinci" Kimlik Üzerine Düşünceler


Kimlik bileşenleri güçlü bir şekilde kültürden etkilenmişlerdir. Kültür gerçek anlamda aklın geliştirilmesidir. Bu yer ve zaman açısından kesindir. Kuşaktan kuşağa, babadan oğula devredilen neydi? Bir jenerasyondan diğerine aktarılan değerlerin bileşeni muayyen bir yönetim şeklinin genel kültürünü belirlemektedir. Bu hem değişken, hem de sabittir. Söz konusu olan bu çelişki en iyi belirli bir kültürü öğrenmekle anlaşılabilir.


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 

Başsayfa

Hasan Bülent Paksoy

Yazarlar