Yazar | 
Hasan Bülent Paksoy |  | | Kişisel Web | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi |  | | |  | |  | Maksim Gorki ----------------------- "Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."----------------------- Ekmeğimi Kazanırkeni | | |
| 
Bilmek, Anlamak, Yapmak
-Hasan Bülent Paksoy-
Bu başlık altında toplanabilecek pek çok atasözü bulabiliriz. Bunların arasında, Kazım Karabekir'in Türk Kurtuluş Savaşını anlatan bir kitabınınn girişine koyduğunu da unutmamak iyi olur:
"Doğru görmek ve doğru yapabilmek için daha önce yapılanları doğru bilmek şarttır." [i]
"Neden gerektir?" sorusunu sorabiliriz. Bir yılan elimizi ısırdı ise, zehirli olup-olmadığını bilmek ister miyiz? Bizi yatıştırmak isteyen 'iyi niyetli" biri kalkıp "yılan zehirli değil" dediğinde, hemen inanıp, yatak altta yorgan üstte dinlenmeye mi yatacağız? Yılan gerçekten zehirli ise, bunu bilmeden "doğru’yu nasıl yapabileceğiz?" Yılanı hemen öldürecek miyiz, yoksa zehir’ini akıtıp, panzehir yapıp kullanacak mıyız?
Bir Fransız deyimi: "Gençler Bilse, Yaşlılar Yapabilse!" Peki, gençlerin bilmediği nedir? Bilmemelerinin nedeni bulunabilir mi?
Bir Amerikan deyimi de "Bilen, Yapar; Yapamayan, Öğretir" der. Bu deyimden ne anlayabiliriz? Deyimin ilk bolumu "Bilen, Yapar" Doğru mudur? Her bilen, yapar mı? Yapabilir mi?
İkinci bolumu ise, daha çapraşıktır. Yapamayan, nasıl olur da Öğretebilir?
Aranır ise, örnekler burada is'e yarayabilir:
Niccolo Machiavelli (1469 – 1527) "bildiğini" ileri sürüp, Floransa'da birtakım isleri el'e almak istedi.
Ancak, "bildikleri" Floransa şehir devletinin yöneticisi olan Medici ailesinin düşüncelerine ters düştüğünden, "yapamadı." Bunun üzerine Machiavelli, bildiklerini "öğretmek" için düşünce ve bilgisini kâğıda doktu. O gün - bu gün’dür, Machiavelli, öğretmen olarak, Kutadgu Bilig (1069?) yazarı Balasagunlu Yusuf ile yarışmaktadır.
Balasagunlu üzerine bilgimiz azdır; Anladığımıza göre, Bilip, Anlayıp, Yapabilen az bulunur kişilerden biridir.
İbn-i Haldun (1332 -1406) da, Kuzey Afrika uzerindeki birkac toplumu ("istegi disinda") gezerek, Bilmek-Anlamak-Yapmak ucgeni icinde Tarih biliminin bilinen ilk onemli yontem el kitabini ( Mukaddime) yazdi. Tarihten ders çıkarmanın temel taşlarından birini yerine koydu.
Bilip-Anlayıp-Yapmış olanlardan öğrenmenin bir ayrıcalığı olabilir; eğer bilip yapmış olanlar, öğretmek isterler ise. Öğretmek, her kişinin yapabileceği is değildir. Önce, kişinin kişiliğinin öğretmeye yatkın olması gereklidir.
Babür (1483 – 1530), Bilip-Anlayıp-Yapabilen bir Türk İltutmuş'u idi. [ii] Anılarını yazarak, öğretmek de istedi. Türkçe'nin Çağatay ağzından en önemli örneğini de ( Babürname) böylece ortaya koydu. Bağladığı Tuğ, Hindistan icinde birkac kuşak yaşadı.
Babür’ün büyük dedesi Timur (Ö. 1405) de Asya’nın en büyük bölümünde Tuğ Bağladı. Bilip-Anlayıp-Yaptığı su götürmez. Ancak, öğretmeye pek düşünce ayırıp-ayırmadığını bilemiyoruz. Kişisel olarak yazdığı, bize gelen yazısı-kitabi yoktur.
Timur'un torunlarından olan Sultan Hüseyin Baykara (1469–1506) da günümüz Afganistan'ındaki Herat şehri ve çevresinde İltutmuş idi. [iii] En büyük Türk yazarlarından olan Ali Şir Nevai (1441 – 1501) ile bir süreçte yaşadıklarından, Baykara'nın yeteneklerini hem Navai'den hem de Babür’ün Hatıralarından biliyoruz.
Bütün bu Bilen-Anlayan-Yapan Türk İltutmuşlar, her şeyin tek doğrusunu mu yaptı? Çoğunun yaşamlarının tümünü bilmiyoruz; icinde yoğruldukları koşulları ancak çevrelerinde olup-bitenlerden çıkarabiliriz. 13. yüzyılda, Asya, bir ucundan diğerine, Cengiz ve başında olduğu Moğolların etkisi ile tam anlamı ile karmakarışık olmuş idi. Dengeler bozulduğunda, diğer, yeni dengelerin kurulması için arayışların başlaması kaçınılmaz. Timur'un 14. yüzyılda yeniden İltutmuşluk arayışı, kuşaklar sonrası torunları Babür ve Baykara’nın da yaptıklarından ayrıcalıklı değildi. Dengeler kurulmadıkça, komşuluk ilişkileri de oturmaz, kazan gibi kaynar.
Yukarıda değinilen olaylar günümüzdekilerden değişik midir? Onüç, Ondört ve Onbeşinci yüzyıllarda yaşananlar, Ondokuzuncu, Yirminci yüzyıllarda da yeniden oynanmadı mı? İleride de gene oynanmayacak mı?
Yönetimin temel yöntemlerinin sayıları sinirlidir. Yönetim yöntemleri yeniden, sıfırdan yaratılamazlar. Yaratılabilecek, kurulabilecek yönetim yöntemlerinin tüm’ü yaratılmış, kurulmuş ve denenmiştir. Eski tur yönetimlerin, yeni adlar ile ortaya atılmaları, bir halk ile ilişkiler uygulamasından başka bir şey olamaz. Değişen, toplumların birbirlerini dünya yüzünden kaldırabilme yeteneğinin her gün artmasıdır.
Durum böyle olunca, Bilmek-Anlamak-Yapmak yetenekleri daha da büyük anlam ve önem kazanır. Ne de olsa, önümüzde oldukça yüklü bir birikim bulunmakta. Eğer kullanmak isteyen olur ise. Kullanılmayan birikimler, bilinmediklerinden mi, yoksa bu birikimlerin bilinmesinin bir ise yaramayacağı düşüncelere yerleştiği için mi kullanılmıyor sorusuna bir yanıt aramak gerekebilir. Toplum Olarak Varılmak İstenen Sonuç Nedir?
Toplumlar icinde, değişik düşünceler ve çözümleri destekleyen alt kümeleşmeler olması doğaldır. Her şeyden önce, bütün Toplum temel kural’ı bilmelidir: Toplum olarak yasayabilmek için, sorunlara çözüm bulmak, bu çözümlerin bütün Toplum üyelerinin yararına olması.
Bu çerçeve icinde, bütün Bilip-Anlayıp-Yapabilenlerin uğraşlarının Kutadgu Bilig anlamıyla kutlu olması dileği ile. Hasan Bülent Paksoy 4 Haziran 2007
|
Efes -Hasan Bülent Paksoy-
Efes, gününde, neden önemli ve canlı bir şehir idi? Deniz kıyısında olduğu için, alış-veriş en önemli bir nedendir. Ayrıca Artemis (Diana) Tapınağı da büyük bir gelir kaynağı idi. Başka bir deyiş ile Efes inanç kökenli alış-verişe çok önem vermekte ve Artemis görüntülü satışlarından kazanç sağlamaktaydı. Konumu dolayısı ile Atina ve Pers imparatorlukları arasında kaldığı için de, üzerinde Tuğ Bağlayanlar çok kez değişmiş, diğer Bati Anadolu şehirleri ile teke-tek alışveriş yarışmalarına girmiş. Bu yarışmalar ara sıra savaşlara neden olduğundan, Efes bu savaşlardan da payına düşeni almış, varlığı eksildiği gibi, yaşamından da odun vermek durumunda kalmış.
|
Evrim Düşüncesinin Devrimi -Hasan Bülent Paksoy-
Soylu düşünceler, genellikle büyük güçlükleri yasayanlarca ileri atılır. Bu soylu düşünceler dünyayı aydınlatıp, toplumları yüceltebilir. Ancak, bütün ileri sürülmüş düşünceler, Toplumsal kuşakların başından geçen düzen’de yaşam sürdürürler: "Para’yı dede kazanır; oğul saklar, torun savurur." Bu örneğe göre, düşünceler: Bir kuşakta yaratılırlar; İkinci kuşakta korunurlar; Üçüncü kuşakta dışlanırlar. Ama düşünceler ölümsüzdür, kullanmakla bitmezler. Bu üçlü aşamadan geçebilen ve gene de yaşayan düşünceler, etkilerini yükselterek sürdürürler. Dördüncü kuşakta, ardından gelenlerin düşlerine girerler; Bir kesim'e güç verir, diğer bir kesim'e karabasan gösterirler.
|
Topraksız Toplumların Çoğulcu Yönetim Düzeni -Hasan Bülent Paksoy-
1960 sonrası Ankara'da, bir Bakan'a "Toprak Reform'u" üzerine soru yönetenlere, Bakanın verdiği yanıt unutulamaz. Tespihini havaya atıp, "Nil demah Torpah Refommu; oyla(r) aha cebimde" diyerek bağırmış idi. Konu, Osmanlı’dan kalma toprak ağalarının elindeki köylerin, toprağı isleyen köylüye dağıtılması idi. Bu yönden, secim bölgelerinin de yeniden düzenlenmesi söz konusu da olduğundan, Sayın Bakan'dan, bu konuda ne düşündüğü sorulmuş idi.
|
| | 
Hasan Bülent Paksoy
Doktorasını İngiltere'nin Oxford Üniversitesi'nde, Birleşik Krallık (United Kingdom) Üniversiteleri Rektörler Kurulu bursu ile bitiren Hasan Bülent Paksoy, Ohio State University, Franklin University, University of Massachusetts-Amherst ve Central Connecticut State University tarih bölümlerinde öğretim üyesi, Harvard Universitesi Orta Doğu Merkezinde Araştırmacı olarak görev yapdı.
Prof. Paksoy'un elliyi aşkın araştırma yazısı son yirmi yıl içinde Amerika, Avrupa ve Asya kıtaları üzerindeki onbir ülkede (ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, Türkiye, Japonya, Kazakistan, Hollanda, Belçika, Güney Kore, Kanada) çıkarılan bilimsel dergilerde yayınlandı.
Paksoy, 1970 yılında ABD de Bostwick bursu ile Lisans ve ABD National Science Foundation araştırma programı destegi ile de 1976 yılında Yüksek Lisans diplomalarını aldı.
ESERLERİ
IDENTITIES: HOW GOVERNED, WHO PAYS? (2001); ESSAYS ON CENTRAL ASIA (1999); INTERCULTURAL STUDIES (New York: Simon and Schuster, 1998); TURK TARIHI, TOPLUMLARIN MAYASI, UYGARLIK (Izmir: Mazhar Zorlu Holding, 1997); CENTRAL ASIA READER: THE REDISCOVERY OF HISTORY (New York: M. E. Sharpe, 1994); CENTRAL ASIAN MONUMENTS (Istanbul: ISIS Yayinevi, 1992); ALPAMYSH: CENTRAL ASIAN IDENTITY UNDER RUSSIAN RULE (Hartford, Conn: AACAR, 1989)
| 
| Uğraş |


| İnsan İnciyi Denizden Çıkarmadıkça O İster İnci Olsun İster Çakıltaşı Farketmez
Bir ulus, var oluşunun ve yaşam temelinde yatan değerleri korumak ve geliştirmek için belirli çizgide uzun süreli atılımlarını belirler ve uygulamaya geçer. Bu yöndeki köklü ve sürekli araştırmaları geleceğe dönük olarak düzenler, ve uygulamaya koyar. Düşünce önderleri, uygulayıcı önderlerle işbirliği eder. Tarih boyunca bu tür yaklaşımların çok örneği kaydedilmiştir.10 Ömer Seyfettin (1884-1920), bu konuda gerekli adımların atılmasını ilk salık veren 20. yüzyıl Türk düşünürlerinden biridir. 1919- 1924 Türk Kurtuluş Savaşı öncesi, Birinci Dünya Savaşı sırasında, Ilk Düşen Ak ve Ashab-ı Kehfimiz yazılarını yazmıştır.11 Bu yazılarda, Türk maya'sının korunması üzerine düşüncelerini genel kavramlar olarak ele almıştır:
|
| 
| Düşünce |

| Düşünce İşvereni
Hiç bir Düşünce İşvereni, bu yazıda ele alınan kural ve gözlemlerin üzerinde değildir. Her Düşünce İşvereninin çalışmalarının, bütün Düşünce İşverenlerince, ve toplumca, düşünce kuramları ve uygar tartışma düzenleri içinde, topluma açık olarak, ince elenip sık dokunması gereklidir. Bu tür "eleme" ve değerlendirmeden geçmeyen Düşünce İşverenleri'nin düşünceleri, ilerde dünyadaki toplumların kanları ve canları ile yüksek kertede ödeme yapmalarını gerektirebilir.
|
| 
| Kimlik |

| Orta Asya'daki "Köktendinci" Kimlik Üzerine Düşünceler
Kimlik bileşenleri güçlü bir şekilde kültürden etkilenmişlerdir. Kültür gerçek anlamda aklın geliştirilmesidir. Bu yer ve zaman açısından kesindir. Kuşaktan kuşağa, babadan oğula devredilen neydi? Bir jenerasyondan diğerine aktarılan değerlerin bileşeni muayyen bir yönetim şeklinin genel kültürünü belirlemektedir. Bu hem değişken, hem de sabittir. Söz konusu olan bu çelişki en iyi belirli bir kültürü öğrenmekle anlaşılabilir.
|
|  | Okumakta Olduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | |  | Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | |
|
|