Yazar | 
Hasan Bülent Paksoy |  | | Kişisel Web | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi |  | | |  | |  | Maksim Gorki ----------------------- "Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."----------------------- Ekmeğimi Kazanırkeni | | |
| 
Evrim Düşüncesinin Devrimi
-Hasan Bülent Paksoy-
Soylu düşünceler, genellikle büyük güçlükleri yaşayanlarca ileri atılır. Bu soylu düşünceler dünyayı aydınlatıp, toplumları yüceltebilir. Ancak, bütün ileri sürülmüş düşünceler, Toplumsal kuşakların başından geçen düzen’de yaşam sürdürürler: "Para’yı dede kazanır; oğul saklar, torun savurur." Bu örneğe göre, düşünceler: Bir kuşakta yaratılırlar; İkinci kuşakta korunurlar; Üçüncü kuşakta dışlanırlar. Ama düşünceler ölümsüzdür, kullanmakla bitmezler. Bu üçlü aşamadan geçebilen ve gene de yaşayan düşünceler, etkilerini yükselterek sürdürürler. Dördüncü kuşakta, ardından gelenlerin düşlerine girerler; Bir kesim'e güç verir, diğer bir kesim'e karabasan gösterirler.
1530-1540'li yıllarda İngiliz kralı VIII. Henry (1491–1547) Roma (Vatikan) Katolikliğini İngiliz devlet inancı olmaktan çıkardı ve İngiltere'deki Roma Katolik kilisesini kaldırdı, bu inançsal kurumun bütün kollarının, dal ve budaklarının varlığına toptan el koydu. Nedeni, bir dış güç’ün, İngiliz toplumuna uzaktan, İngiliz toplumunun çıkarlarına ters yönde etki yapması idi. Yerine İngiliz (Anglikan) ulusal kilisesini kurdu. (Bu kilise Katolikliğe de kol açmıştır, ama yalnız İngiliz Katolikliğine). Kral II. James (1633–1701) ile Vatikan Katolikliği İngiltere’ye geri geldi; II. James, bütün üst düzey yöneticilerini Katolikler arasından atadı. Toplum ve başındaki yönetici kesim bu geri gelmeye ilgisiz kalmadı. Toplumun katilimi ile gerçekleştirilen 1688 kansız Görkemli Devrimi (Glorious Revolution), İngiltere'deki (II. James' ce yerleştirilmiş) bütün yüksek görevlerdeki Katoliklerin görevlerinden alınması ve yerlerine Protestanların atanması sonucunu verdi. En sonunda, VIII. Henry'nin başlattığı bağımsız İngiliz kilisesi atilimi başarıya ulaştı.
1776 Amerikan Devrimi de, değişik olaylar ile denenmiş idi. 13 Amerikan Yerleşim Alan’ı, 1776 da İngiltere’den bağımsızlıklarını kazanmış idiler; 1787 yılında da, Anayasa üzerinde anlaşıp, ortaklasa Amerika Birleşik Devletlerinin temelini attılar. Bu arada, İngiltere ile Fransa arasındaki, dünya çevresindeki savaş kızıştığından, İngiliz donanması Amerikan alış-veriş gemilerini durdurup Amerikan denizcilerini İngiliz donanmasına Fransızlara karşı çarpışmak üzere (istek ve seçimleri dışında) almaya başladı. Bu da, genç ABD'nin, Fransa ile olan yüksek kertedeki yasam alışverişini büyük ölçüde aksattığından, 1812 yılında ABD'nin İngiltere’ye savaş açmasına neden oldu. İngiltere, Fransa ve ABD ile savaşırken, Fransa da, Napolyon'un başçılığında Ruslarla da savaşa girdi. ABD'nin ne savaş bilen komutanları, ne de donanması vardı. İngiliz donanması ABD limanlarını kapattı; İngiliz birlikleri Washington'a girip, Beyaz Sarayı (ve diğer önemli yapıları) yaktılar. Amerikalılar da karada çete, denizde de korsan savaşları vermeye başladılar. Amerikan donanması Büyük Gollerde de İngilizlerle vuruşmalara girdi. ABD'nin yedinci Başkanı olarak görev yapacak olan ( 1829–1837) Andrew Jackson (1767–1845) komutasındaki kara birlikleri, hiç beklenmedik düzeyde güçlükleri yenerek New Orleans'a vardı ve İngiliz birliklerini yendi. Ghent antlaşması ile 1814 yılı sonunda savaş sona erdi. Böylelikle, 1776 Amerikan devrimi sınanmış ve ergenliğini kazanmış oldu.
1789 çoğulcu Fransız Devriminin, 'çocuklarını yemeye başlaması' ilk olarak Napolyon'un (1769–1821) başçılığında gene imparatorluğa dönüşmesi (1804), sonra krallığın Bourbon'larca yeniden kurulması (1814) ile sürer. Çoğulculuk ile elde ettiği kazançlarının büyük bir bölümünü (özellikle inançlar açısından) krallık döneminde geri vermesi ve sonra gene cumhuriyet'e geri dönmesi de Fransız cumhuriyet uğraşının başından geçenleri özetler. Üstelik bu çekişme, Fransa'nın ikinci ve üçüncü cumhuriyetleri arasına 1852 den 1870 yılına kadar suren II. Napolyon imparatorluğun girmesi ile daha da uzun bir surece yayılmış bulunuyor. Osmanlı Tanzimat’ının 1839–1876 arasında yer aldığı anımsanırsa, Tanzimatçıların cumhuriyetçiliği mi, yoksa krallığı mı bu 1789 Fransız Devrimi çerçevesinde ele aldığını düşünmek gerekir. [Bkz: H.B. Paksoy, "Köprülü/Veles (Yugoslavia) Ottoman Garrison's Response to the 1909 Recidivist Uprising in Istanbul" Essays on Central Asia (Lawrence: Carrie, 1999) ] http://vlib.iue.it/carrie/texts/carrie_books/paksoy-6/
1917 Rus Devriminin başlangıç ilkeleri ile vardığı 'son' arasındaki ayrıcalıklar (uygulama açıkları) ilgi çekici bir görünüm gösterir. Lenin (1870–1924), 1917 de Alman Askeri İstihbaratının yardımı ile Moskova'ya donup (Alman Ordusunun düşündüğü ve istediği gibi), Rus İmparatorluğuna son verip, Birinci Dünya savasından çıkardı. İlk yaptığı islerden biri de, olası bir karsı devrimi önlemek için, bir "Bilgi Toplama Örgütü" kurmak oldu. Marks'ın (1818–1883) kuramlarını 'Bolşeviklik' olarak uygulamaya başladı. Ardından gelen Stalin (1879–1953), in uygulamaları ile Marks'ın düşünceleri ile 'uygulamalar' arasındaki açıklık daha da büyüdü. Stalin'in ardından işbaşına gelen Sovyet Komünist Partisi Genel Sekreterleri Khruscev-Brezhnev-Andropov-Chernenko Sovyetler Birliğinin dağılmasını değişik yöntemlerle önlemeye çalıştılar. Gorbaçov, bilineni yerine getirdi ve "Sovyetliğe" son verildiğini açıkladı. 1991 de son verildiği söylenen Marx-Lenin Sovyet Komünizmi, 1991–1993 yılları arasında geri gelmeye çalıştı ise de, Yeltsin (1931–2007) bu başkaldırmayı Rus ordusu (ve ABD'nin verdiği dolar desteği ile) ile bastırdı.
Özetlenecek olursa, her bir devrim'in "karşı devrim girişimi" olduğu gözlenebilir. Bu, düşüncelerin uğraşı olarak görülmelidir, doğaldır. Karşı devrime başarı ile koyabilen Düşünce, ölümsüzlüğe aday olur. Ancak, bu "Karşı Devrim" her kişice ve yer aldığı süreç içinde görülemez, anlaşılamaz. Düşünce İşverenlerinin, Toplum toplu yararları için, bu konuda da duyarlı olarak seslerini duyurmaları gereklidir. [Bkz H.B. Paksoy, "Toplum Olarak Varılmak İstenen Sonuç Nedir?" Düşüncelerin Kökenleri (Floransa: Carrie, 2006)] http://vlib.iue.it/carrie/texts/carrie_books/paksoy-10/paksoy_dusuncelerin-kokenleri.pdf
Yukarıdaki örneklerin tüm’ü özgürlük ve egemenlik düşünceleri üzerine kurulmuştur. Başlangıçları, Toplumları sürükleyen bir Düşünce’dir. Hiçbir Toplumsal değişim, atilim ya da yenilenme, öz düşüncesi yerleşmeden önce başarıya ulaşamaz. Bu aşamalarda, en iyi isteklerle yola cıkmış olan Düşünce İşverenlerinin, düşünce ve görüşlerinin çarpıtıldığı, uygulama yon ve yöntemlerinin değiştirildiği de hiç görülmemiş bir olay değildir. Kaldı ki, diğer yerleşim alanlarında da olduğu gibi, Avrupa'nın düşüncesel gelişmesinin ardında bir üçlü boğuşma vardır: Tanrı (Hıristiyanlık ve kurduğu kiliseler); Kral (vergi toplamak ve topluma sorulmadan yapılan yasaları uygulamak); Toplum (vergi vermek ve askerlik yapmak). Bu sacayağı tur'u üç köşeli ilişkiler var güçleri ile birbirlerine üstünlük sağlamaya çalışırlar. Bu boğuşmanın sonucunda, güç de olsa, aydınlığa yaklaşılır. Bu üçlü sacayağını birleştiren ya da ayıran; savaştıran ya da barıştıran da bir başka üç’lü sacayağıdır. Bkz: H.B. Paksoy, "Bilmek, Anlamak, Yapmak" http://www.usakgundem.com/uayazar.php?id=615
Unutulmaması da gereklidir ki, devrimlerin evrimi yalnız dıştan değil, içten de yer alarak dünyayı kökünden değiştirebilir. Gözle görülür ve denetlenmiş veriler, bu bilgilerden kişisel çıkar kazanmak isteyeceklerin gizli ve 'içerden' çarpıtmasına uğrayabilir. Bu 'içten' yer alan devrim evrimini gözlemek ve anlamak, çok daha güçtür. Karşı koyabilmek ise, bir karşı-devrimi bastırmaktan çok daha yüksek giderlerin kullanılmasını gerektirir. Bu devrim evrimlerinden biri de, 'bilgi anlayışının' yolundan çıkabilme yeteneğidir. Örneğin, Doğa’nın insanlara verdiği içgüdüleri biri, yaşamı sürdürebilmek için, Toplum olarak bir arada bulunmak, birlikte is yapmaktır. Ama bu toplum tek bir ana-babadan mı türemiş olmalıdır? Diğer bir ana-babadan türemiş olan toplumların yaşamlarına son mu verilmelidir? Bu konunun da zincirleme özeti yapılabilir.
Alman bilim adamları, dünya üzerinde var olan bütün bilgileri bir düzenlemeye ve dizin altına almak çabası ile kolları sıvadılar. Bu atılımlardan birini gerçekleştiren Johann Friedrich Blumenbach (1752–1840) en ileri gelen Alman üniversitelerini bitirmiş bir Alman tip doktoru idi. İnsan yapısı konusunda öğretim üyeliğine atandı. 1775 yılında yayınlanan De generis humani varietate nativa (İnsanların Türleri) başlıklı kitabında, dünya insanlığını renklere bölüş düzenini kurdu ve adlandırdı: Sarı ırk (Moğol, Orta ve Doğu Asyalılar), Kırmızı ırk (Amerikan yerlileri), Kahverengi ırk (Malayalılar), Siyahî ırk (Habeşler) ve Beyazlar (Caucasian---Kafkaslılar). Doğal olarak, bütün Avrupa bu Kafkaslılar bölümüne giriyordu. Bütün kafatası ölçümleri ile o gün’e dek bu beş toplumların geçmişleri üzerine bildiklerinin ve bilinenlerin toplamı bir araya getirilmişti. Bu derlemelere göre, doğal olarak, Kafkaslı Beyaz ırk, en ileri kertede gelişmiş olan insanları içeriyordu. Burada: Bu görüşleri Yirminci yüzyılda bir Türk destanı "imişcesine" Toplum'a sunmak isteyen yazarlar olduğunu da vurgulamak gerekir.
Evrim düşüncesine ün katan Charles Darvin (1809–1882), bilindiği gibi, dünya çevresinde yasayan, ancak bilim'e kaydı geçmemiş canlı örneklerini aramaya cıkmış olan bir gemiye (kişisel giderlerini karşılayacak öz parası ile) katılmış idi. Bu gezi sonrası 1859 da yazdığı Origin of Species ( Yasayan Canlıların Türlerinin Kökenleri) kitabinin çok tartışmaya yol açtığı da iyi bilinir. Darvin’in yazılarının içeriği, İncil ile çatıştığından, ya da öyle görüldüğünden, İngiliz Anglikan kilisesi Darvin’in görüşlerini bastırmaya çalıştı. 1860 yılında, Darvin in görüşlerine katılan, Darvin’in arkadaşı Thomas Huxley (1825–1895) ile Oxford Başpiskoposu Samuel Wilberforce (1805–1873) arasında, toplum'a açık tartışma 1860 yılında yer aldı. Bu açık oturum tartışmasının önemini vurgulamak bakımından belirtilmesi gerekir ki, Başpiskopos Wilberforce, gününün en seçkin kişiliklerinden biri idi. En üst düzey İngiliz Bilim adamlarını bir araya getiren, onurlandıran, Royal Society üyesi idi. Üstelik Lord Bishop olarak, İngiliz Lordlar Kamarasında Oxford'un sözcüsü idi. Bu açık oturum'u kimin 'kazandığı' üzerine değişik düşünceler ileri sürülmüş ise de, kesin olan bir tek sonuç var idi: katılanlar ve dinleyicilerin tümü çok eğlenmişlerdi ve oturum sonrası, eksiksiz, hep birlikte yiyip içmişlerdi. Darvin de 1853 yılında yasam bilimlerine yaptığı katkılar nedeni ile Royal Society'den Madalya almış idi.
Herbert Spencer (1820–1903), Darvin’in ile evrim kuramlarının ortaya konulması sırasında çok çekişmiş idi. "Orman Kanunu" (en güçlü olanın, yaşam yarışını kazanması) görüşünü üstlendi. Darvin’in, yasam bilimlerinde öne çıkmasından sonra Spencer, Darvin’in gözlemlerini, toplumların davranışlarına uyguladı. Sonucunda, yaşamın sadelikten karmaşıklığa doğru geliştiğini ileri surdu; doğal yasaların islemesi üzerine düşüncelerini odakladı, güçlünün, güçsüzü sürekli ezeceğinden, güçlü olabilmek için de bencil davranışların gereğinden söz etti. Bu gücü elde edebilmek için de, toplumsal yönetimin görev ve yetkilerinin azaltılmasının gerekli olduğunu savundu. Spencer'ın kitapları pek çok dil'e çevrildi. Japonya, Cin, Polonya Toplumları bu yazılardan özellikle etkilendiler. ABD Anayasa Mahkemesi Üyelerinden Oliver Wendell Holmes (1841–1935) da yönetici kesimin yetkilerinin kısıtlanmasına Spencer 'e gönderme yaparak karşı çıktı. Bu da "Bırakınız geçsinler; bırakınız yapsınlar" alışveriş turunun zorunlu olarak toplumun düşüncelerine yerleştirilmesine yardımcı olacak akımların başlamasına yardımcı oldu.
ABD de bir üniversite profesörü olan William Graham Sumner (1840–1910), Spencer'in topluma genel olarak uyguladığı düşünceleri ABD koşullarında ayrıntılı-uygulamalı olarak açıklamaya başladı. Yazdığına göre: " varlıklı kişiler sağlıklıdır, bütün istekleri yerine gelir, saygındırlar, iyi eğitilmişlerdir, dürüsttürler." "Tuğ Bağlamış Yönetimler varlıklı kişilerin yakasını bırakmaz, vergi alır." "Bu vergi alımı ve Tuğ Bağlamış Yönetim’in varlıklıları denetimi azaltılmalıdır" gibi kuramlar ileri surdu. "Bırakınız geçsinler, bırakınız yapsınlar" düşüncesini yazılarının temeli yaptı. Sumner'in yazdıkları, o sıralarda dörtnala giden (galloping capitalism) parasalcıların ilgisini çekti. ABD geçmişinde "çalan/hırsız beyler" (robber barons) olarak bilinen bu donem, çok büyük altyapıların gerçekleştiği ve görkemli para kazanımlarının oluşturulduğu bir süreç olarak kayıtlara geçmiştir. Ancak, en üstteki parasalcıların varlıkları ile bu parasalcıların kazanç sağlamasına yordam veren en alt kesimdeki işçilerin gelirleri arasındaki açık çok büyümüş idi. "Hırsız Beyler" bu açıklığı belirli bir kılıkta doğal olarak göstermek, yasallaştırmak ve Toplumca uysalca 'anlaşılmasını' sağlamak için bir 'görüş' ya da 'anlatım' istiyorlardı. Bu da "Büyük Amerikan Güzeli" (Great American Beauty) nin ortaya çıkarılmasına neden oldu.
Adı gecen "Görkemli Amerikan Güzeli" çiçek yarışmalarında ödül almış bir gül tur'u idi. Böyle yarışma kazanabilecek bir gül yetiştirebilmek için, nasıl bu gül’e bakılmasının gerektiği de ayrıca yazılıp basilmiş ve büyük sayılarda dağıtılmış idi. Kısaca: "Sağlıklı bir gonca görüldüğünde, diğer goncalar koparılmalı, bitkinin bütün gücünün tek bir goncayı desteklemesi sağlanmalı; gübresiz ve susuz bırakılmamalı." Bu yazının en az iki değişik düzeyde okunması ve anlaşılması bekleniyordu 1) adi gecen gül’ün yetiştirilmesi için yapılması gerekli olanlar; 2) Hırsız Beylerin yaptırım ve konumlarının Toplumca 'uysalca anlaşılması.' Diğer bir deyişle, Görkemli Amerikan Güzeli, büyük alış-veriş kuruluşları (akaryakıtçılar, demir-çelikçiler, kömürcüler, demiryolcular vb) idi. Bu gül, Tuğ Bağlamış Yönetim’ce koparılmamalı; tam tersine, büyümesi desteklenmeli idi. Çünkü bu gül, Avrupalı alış-veriş kuruluşlarına karşı (ABD için) büyük uğraş veriyordu.
Bu arada, bu Görkemli Amerikan Güzelini kuran ve yaratan Amerikan aileleri de bu Görkemli Amerikan Güzeli kapsamına girmeye başladı. Çok büyük başarılar kazanmış, Amerikanın kurulmasına yardımcı olmuş, Avrupa alış-veriş kuruluşları ile yarışmakta olan bu Görkemli Amerikan Güzellerini de, eninde-sonunda, belirli kişiler ve aileleri kurmuş idi. Dolayısı ile bu kişiler ve aileler, öz görüşlerine göre (adi gecen gül’den ve alış-veriş kuruluşlarından önce) gerçek Görkemli Amerikan Güzeli idiler. Dünya çevresinde pek çok toplum 'soylu' katında ataları olduğunu söyleyip yazmayı severler. "Soy'lu kişilerin tohumundan gelmiş olmak," çok kişinin düş’ü dür, isteğidir. Ama: a) "soylu kişinin geçmişte var olup olmadığı " b) bu düş’te olanın, "var olabilecek soy'lu kişinin uzantısından doğup-doğmadığı"
ne denli doğrudur, araştırmadan bilinemez. Bu tur araştırma yapmak ta çok güçtür. Özellikle Kişisel Varlık Kaydı (DNA) yöntemleri gerçekleştirilmeden, bilinmeden önce.
Bu tur 'soylu' ayırımcılıklar, düşüncelerini köpürttüklerinde, eğer parasal destek de görürler ise, tek yönlü saplantılar olmaya da başlarlar. Bu noktada, Görkemli Amerika Güzeli ailelerinden birinin sağladığı para desteği ile özel bir araştırma birimi kuruldu. New York kentine yakin Long Island adasındaki Cold Spring Harbor adlı deniz kıyısı köyüne yerleştirilen bu birimin ilk amacı, Darvin’in izinden, özellikle denizde yasan canlıların tanımını yapmak, sonra da Almanların başlattığı bilim devrimine katkıda bulunmak, bu deniz canlılarından kişilerin öğrenilecekleri öğrenmek idi. 1898 yılında da bu araştırma biriminin başına Charles Davenport (1866–1944) getirildi. Kısa surede bu araştırma birimi, çalışmalarını Blumenbach gibi, 'soylar ve ırklar' üzerinde yoğunlaştırdı. Zencilerin düşüncesel yetenekten uzak olduğu ileri sürülüp "zayıf beyinlilerin kısırlaştırılması gerekli" olduğunu savunuldu; bu tur kısırlaştırmalar Tuğ Bağlamış Yönetimin desteği ile onbinlerce insan üzerinde gerçekleştirildi. Bu tur yöntemlerle, Irkçılığa 'bilimsel giysiler' giydirilmeye başlandı. Uzun uzadıya yazılıp belgelendiğine göre, bu araştırma biriminde geliştirilen görüş ve uygulamalar, Nazi Partisinin ve Hitlerin "soy arıtımı" düşüncelerine güçlü katkıda bulundu. Günümüzde de Cold Spring Harbor Laboratory, dünyanın en ileri gelen Kişisel Varlık Kaydı araştırma birimlerinden biri olarak işlevlerini sürdürmektedir. İnsanlığın Temel Yapısı (Genome) çalışmalarına katkıda bulunmaktadır.
Bu noktada hem ileriye hem de geriye bakmak yararlı olabilir.
I. düşünceler halka-halka uzun bir zincir oluşturur.
II. Zincirin uzatılması için, yeni halkayı yerine yerleştirmeden önce, halkanın içeriğinin Düşünce İşverenlerince uzun-uzadıya incelenmesi ve denetimden geçirilmesi gereklidir.
III. Denetimden geçmemiş halka eklenir ise, zincir o halkada kopacaktır. Toplumun ve bireylerinin başına gelecek ve çekilecek acılar, Düşünce İşverenlerin üzerlerine düşeni yapmamış olmalarından kaynaklanacaktır.
Hasan Bülent Paksoy 15 Mayıs 2007
|
Topraksız Toplumların Çoğulcu Yönetim Düzeni -Hasan Bülent Paksoy-
1960 sonrası Ankara'da, bir Bakan'a "Toprak Reform'u" üzerine soru yönetenlere, Bakanın verdiği yanıt unutulamaz. Tespihini havaya atıp, "Nil demah Torpah Refommu; oyla(r) aha cebimde" diyerek bağırmış idi. Konu, Osmanlı’dan kalma toprak ağalarının elindeki köylerin, toprağı isleyen köylüye dağıtılması idi. Bu yönden, secim bölgelerinin de yeniden düzenlenmesi söz konusu da olduğundan, Sayın Bakan'dan, bu konuda ne düşündüğü sorulmuş idi.
|
Alış-Veriş Kuruluşlarının Yönetimi -Hasan Bülent Paksoy-
Gücünün en üst düzeyinde olduğu süreçte, Birleşik Krallık Doğu Hindistan Alışveriş Kurumunun ilgi çekici bir alt yapısı görev yapmakta idi. Üniversitesi, gemi yapım işlevleri, uzmanlık okulları, Hindistan içinde görev yapacak yerlileri eğitme okulları, araştırma birimleri, vergi toplama kolluk gücü, kara ordusu, donanması, bilgi toplama ağları, Dışişleri Bakanlığı ve ticari isler altbölümleri ilk göze çarpan özelikleri arasında idi. Yukarıda sözü edilen her üç Alışveriş Kurulusu günümüzde doğrudan var olmamakla birlikte, her ucunun de temelini attığı diğer Alışveriş Kuruluşları, çalışmalarını ve alışverişlerini dünyanın değişik yerlerinde yüksek güç ile sürdürmektedirler.
|
Deyimlerin Kimliği: Varsayımcılık, Kuramcılık -H. Bülent Paksoy-D.Phil-
Ele alınabilecek deyim ne olursa olsun, en önce o deyim’in kimliğinin göz önüne alınması gerekir. Bir Deyim’in kimliğini belirleyen veriler nelerdir? Deyimi kullanan kişinin kimliği, özellikle bu işlem içinde en önde gelir. Öyle ise, kişinin kimliğinin ne gibi etkenler ile oluştuğunun ele alınması kaçınılmaz. En önce göz önüne alınması gerekli sorular arasından örnekler:
|
| | 
Hasan Bülent Paksoy
Doktorasını İngiltere'nin Oxford Üniversitesi'nde, Birleşik Krallık (United Kingdom) Üniversiteleri Rektörler Kurulu bursu ile bitiren Hasan Bülent Paksoy, Ohio State University, Franklin University, University of Massachusetts-Amherst ve Central Connecticut State University tarih bölümlerinde öğretim üyesi, Harvard Universitesi Orta Doğu Merkezinde Araştırmacı olarak görev yapdı.
Prof. Paksoy'un elliyi aşkın araştırma yazısı son yirmi yıl içinde Amerika, Avrupa ve Asya kıtaları üzerindeki onbir ülkede (ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, Türkiye, Japonya, Kazakistan, Hollanda, Belçika, Güney Kore, Kanada) çıkarılan bilimsel dergilerde yayınlandı.
Paksoy, 1970 yılında ABD de Bostwick bursu ile Lisans ve ABD National Science Foundation araştırma programı destegi ile de 1976 yılında Yüksek Lisans diplomalarını aldı.
ESERLERİ
IDENTITIES: HOW GOVERNED, WHO PAYS? (2001); ESSAYS ON CENTRAL ASIA (1999); INTERCULTURAL STUDIES (New York: Simon and Schuster, 1998); TURK TARIHI, TOPLUMLARIN MAYASI, UYGARLIK (Izmir: Mazhar Zorlu Holding, 1997); CENTRAL ASIA READER: THE REDISCOVERY OF HISTORY (New York: M. E. Sharpe, 1994); CENTRAL ASIAN MONUMENTS (Istanbul: ISIS Yayinevi, 1992); ALPAMYSH: CENTRAL ASIAN IDENTITY UNDER RUSSIAN RULE (Hartford, Conn: AACAR, 1989)
| 
| Uğraş |


| İnsan İnciyi Denizden Çıkarmadıkça O İster İnci Olsun İster Çakıltaşı Farketmez
Bir ulus, var oluşunun ve yaşam temelinde yatan değerleri korumak ve geliştirmek için belirli çizgide uzun süreli atılımlarını belirler ve uygulamaya geçer. Bu yöndeki köklü ve sürekli araştırmaları geleceğe dönük olarak düzenler, ve uygulamaya koyar. Düşünce önderleri, uygulayıcı önderlerle işbirliği eder. Tarih boyunca bu tür yaklaşımların çok örneği kaydedilmiştir.10 Ömer Seyfettin (1884-1920), bu konuda gerekli adımların atılmasını ilk salık veren 20. yüzyıl Türk düşünürlerinden biridir. 1919- 1924 Türk Kurtuluş Savaşı öncesi, Birinci Dünya Savaşı sırasında, Ilk Düşen Ak ve Ashab-ı Kehfimiz yazılarını yazmıştır.11 Bu yazılarda, Türk maya'sının korunması üzerine düşüncelerini genel kavramlar olarak ele almıştır:
|
| 
| Düşünce |

| Düşünce İşvereni
Hiç bir Düşünce İşvereni, bu yazıda ele alınan kural ve gözlemlerin üzerinde değildir. Her Düşünce İşvereninin çalışmalarının, bütün Düşünce İşverenlerince, ve toplumca, düşünce kuramları ve uygar tartışma düzenleri içinde, topluma açık olarak, ince elenip sık dokunması gereklidir. Bu tür "eleme" ve değerlendirmeden geçmeyen Düşünce İşverenleri'nin düşünceleri, ilerde dünyadaki toplumların kanları ve canları ile yüksek kertede ödeme yapmalarını gerektirebilir.
|
| 
| Kimlik |

| Orta Asya'daki "Köktendinci" Kimlik Üzerine Düşünceler
Kimlik bileşenleri güçlü bir şekilde kültürden etkilenmişlerdir. Kültür gerçek anlamda aklın geliştirilmesidir. Bu yer ve zaman açısından kesindir. Kuşaktan kuşağa, babadan oğula devredilen neydi? Bir jenerasyondan diğerine aktarılan değerlerin bileşeni muayyen bir yönetim şeklinin genel kültürünü belirlemektedir. Bu hem değişken, hem de sabittir. Söz konusu olan bu çelişki en iyi belirli bir kültürü öğrenmekle anlaşılabilir.
|
|  | Okumakta Olduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | |  | Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | |
|
|