Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

23 Nisan 2007

III.Selim Han

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Başsayfa

Hasan Bülent Paksoy

Yazarlar

Siyaset-Umumi

 

Topraksız Toplumların Çoğulcu Yönetim Düzeni


-Hasan Bülent Paksoy-


1960 sonrası Ankara'da, bir Bakan'a "Toprak Reform'u" üzerine soru yönetenlere, Bakanın verdiği yanıt unutulamaz.   Tespihini havaya atıp, "Nil demah Torpah Refommu; oyla(r) aha cebimde" diyerek bağırmış idi.  Konu, Osmanlı’dan kalma toprak ağalarının elindeki köylerin, toprağı isleyen köylüye dağıtılması idi.   Bu yönden, secim bölgelerinin de yeniden düzenlenmesi söz konusu da olduğundan, Sayın Bakan'dan, bu konuda ne düşündüğü sorulmuş idi. 

 

Toprak dağıtımı ve paylaşımı gerçekleştiğinde, o toprağı ağa için islemekte olan koylunun de bağımsızlığını kazanması demek olacak olan bu paylaşım, Rusya’nın Toprak Tutsaklarına (serf) bağımsızlık vermesi (1861) ya da ABD’nin İç Savaş sırasında  zencilerin kişisel tutsaklıklarının kaldırmasına (1863) eşit tutulabilir mi idi?  Doğal olarak, öz toprağına kavuşacak koylunun oy verme istemleri değişeceğinden, yeni yapılacak secimle de işbaşına getirilmiş Çoğulcu Yönetime Katilim Birimlerinin görev yerlerinin ve surelerinin değişmesi de söz konusu olacak idi.   Sayın Bakan’ın verdiği yanıt ise kısa bir açıklama gerektirmekteydi.  Yeterince toprak ağası oyları sağlamış, toprak reformu tasarısı ile TBMM önüne sürülmüş olan bütün değişimlerin önüne geçileceğini açıkça hem yandaşlarına, hem de  topluma duyuruyordu. 

 

Bu noktada sorulması gerekli bir soru daha var idi: Sayın Bakan bütün çoğulcu yönetim düzenli dünyanın bilmediğini mi biliyordu, yoksa o gün için isine gelen bir çözümü mü içeriyordu?   Sayın Bakan'a bu soruyu o gün yönetemedim.  Bilmemesi düşünülemez idi; yüksek öğrenimini, dünyaca tanınan bir eğitim kurulusunda bitirmiş idi.   Çoğulcu Yönetim’e Katilim Birimleri kapsamında: Sivil Toplum Kuruluşlarının, Ticaret ve Sanayi Odalarının, Meslek ve Küçük İşveren Kuruluşlarının, İşçi-İşveren-Tuğ Görevlisi Dayanışma Kurumlarının da yer aldığını çok iyi biliyordu.  

 

Bugünlerde ABD de ileri sürülen bir yeni secim düzeni var.  Bu öneri’yi özetlemeden önce, ABD de yürürlükte olan düzene bir bakış, yeni öneriyi anlamaya yardımcı olması bakımından temel oluşturacaktır:   ABD Kengeş'i (Kongre) iki basamaklıdır.  Alt basamağını, Kurultay (Temsilciler Meclisi) oluşturur.  450 üyesi vardır.   Üst basamağı aksakallardır (Senato), her il'den (eyalet) iki aksakal’ın secimi ile 100 kişidir.   ABD Anayasası gereği, her on yılda bir yapılan toplum sayımı ile, Kurultay   secim bölgelerinin sınırları yeniden çizilir.  220 yıl’a yakin sure önce yazılan ABD Anayasa’sı, bu tur toplum artısını öngörmüştür.    

 

Seçim ile görev başına getirilmiş olan Çoğulcu Yönetime Katilim Birimi, seçmenlerden destek gördüğü bölgelerden ek Kengeş Üyesi çıkarabilmek için, secim bölgelerinin kıyısını-köşesini kirpik-kirpik çizmeye çalışır.   ABD çoğulcu yaşamının geçmişinde bu işlem’e "Jerry-mandering" adi verilir.  (Jerry, bu işi ilk olarak yapan bir İltutmuş'un ad'ı idi).  Doğal olarak, secim ile yönetimi ele almaya çalışan karşıt Çoğulcu Yönetime Katilim Birimi, bu duruma karsı çıkar.   Bu, toplum'un gözü önünde oynanan bir oyundur.   Genellikle, işbaşında olan CYKB, bu oyunu kâğıt üzerinde kazanırsa da, çoğunlukla, oyların sayılması bittiğinde oyunu kaybettiğini görür.     Bu oyunun en yeni bolumu ABD içinde son iki yıl içinde oynanmış ve kâğıt üzerinde kazanan CYKB, temelden gerçek secimi kaybetmiştir.

 

Kolaylıkla görülebileceği gibi, secim bölgeleri toprak ve toplum yoğunluğu üzerine oturtulmuş bulunuyor.  Bu toprak üzerindeki istekler, görüşler, gereklerin tümü Kengeş Üyesi Toplum Sözcüsüne iletilir, çözüm bulması istenir.  

 

Yeni ileri sürülen, Kurultay'a Üye seçilecek olan Oranlı Toplum Sözcüsü düzeninde, bu toprak varlığı denklemden çıkarılmakta.   Gene 450 Toplum Sözcüsü olacak.   Ama toplumun seçmenlerinin sayısı 450 ye bölünecek.  Ortaya çıkan sayı, bir Toplum Sözcüsünün kaç seçmeni olabileceğini belirleyecek.   Başka bir deyiş ile Toplum Sözcülerinin, toprak üzerinde çizilmiş sınırlar içindeki  seçmenlerinin istekleri yerine, seçmenlerin o gün ele alınmış gündemi üzerindeki sorunlarla ilgilenmeleri gerekecek.    Çünkü her Toplum Sözcüsü eşit sayıda seçmen’ce seçilecek.  Bu seçmenlerin nerede oturdukları, toprak üzerindeki konumları Toplum Sözcüsünü seçmekte bir engel oluşturmayacak.

Bu tasarı, günümüzde yayınlanmış bir kitap içeriğinden ileri gitmiyor; genel toplumca bilinmiyor.  Daha toplum içinde tartışılmış değil.  Ancak, yukarıda verilen özet’e bakar bakmaz, bir dizi soru, kişinin düşüncelerini kalabalıklaştırıyor.   Örneğin:  Timur Bey 1405 yılında yeni bir savaş’a gider iken, Türkistan’ın Doğusunda, Otrar'da, oğulları ve torunlarını göremeden ilerlemiş yas'ta Tanrı katına varmış idi.   Timur Bey, bağladığı Tuğ’unu, toprak üzerindeki sınırlar ile belirlemiş idi.  Semerkand, çok sevdiği Başkent’i idi. Oğulları ve torunları ise, Timur Bey'in geriye bıraktığı bu dünyalığı aralarında us'lu düzende paylaşamadılar. Toprak üzerinde anlaşmalara varamadılar.   Birbirleri ile vuruşmaya girdiler, her biri kendine yandaş çekmeye, kardeş ve amcalarından ön’e çıkmaya çalıştı.  Sonucunda, Timur Bey'in kurduğu birlik, bu ayrışmaya dayanamadı, bir kuşak içinde eriyip gitti.  

 

Z.V. Togan'ın araştırmalarına göre, Türkistan’da adi gecen tuğ bağlamış toplumların, basamak-basamak yükselen alt birlikleri ve her basamağın bir ad'I bulunuyordu.    Küçükten büyüğe doğru:


   ara  < tire <  soy < aris < oymak < uruk

 

Bu basamaklara göre, urukların bir araya gelmesi ile büyük tuğ bağlanıyor, bütün evren bu birliği tanımaya başlıyordu.   Bu birlik adini ya kurucusundan alıyor ya da birliği oluşturanların içinde çoğunlukta olan boyların anısına adlandırılıyordu.   Adi gecen birlik, gerektiğinde bozkırın bir ucundan diğerine de göç edebiliyor, yeni topraklara yerleşebiliyordu.   Baslarına atadıkları Hakan ise, genellikle yetenekleri ve birlik için gösterdiği yararlılıklar dolayısı ile bu orun kertesine yükseltilmiş bir kişi idi.   Urukların bir araya gelmesi sırasında da, urukların aksakalları ve başçıları toplumlarının sözcülüğünü yaparak, varılmak istenen sonucu tartışıyor, toplumlarına aktarıyorlardı.  Bu ayrıntıları da B. Ögel'in araştırmalarından öğreniyoruz.

Dolayısı ile (nedeni ne olursa olsun) yeni bir birlik kurulmaya yüz tuttuğunda, Türkistan'daki  toplumlar önce gündemlerindeki veriler gereğince toplum sözcülerine yetki veriyor, alınan birlik and'ı ile yola koyuluyorlardı. Bu da, anladığımız kadarı ile başlangıçtan bu yana sürüp giden bir uygulamadır. Ve anılması da gerekir ki, genellikle bu tuğ bağlamalar, bağımsızlık vuruşları sonucu yer almakta idiler.  

 

Günümüzde, ABD içinde üç katlı yönetim düzeni bulunuyor.  En yüksekte olanı, Kengeş düzeyindeki, ABD yi oluşturan yönetim ayrıntıları.   Bu Yönetimin özeti yukarıda verilmiştir. Bir alt basamağı, il (eyalet) yönetimi.  Büyük boyutları ile bu il yönetimi, Kengeş yönetimini yansıtır.   Arada iki ayrıcalık vardır:  

1. Toplum Sözcüleri ve Aksakalların sayıları, İllere göre, toplumun kalınlığına göre değişir  

2. Çıkardıkları yasalar, yerel konularda Kengeş basamağından daha 'duyarlıdır.'
Sonuçlar, hava durumu ve il'in ABD içindeki konumu ile de etkilenebilir. 

 

En alt basamakta da, İlçe ve Kent yönetimi gelir. İlçe ve kentler, il yönetimince denetlenirler, İl yasaları çerçevesinde işlevlerini sürdürürler.   İlçelerin yüzölçümü büyüktür.  Bir ilce içinde birkaç kent bulunabilir.   Her kent'in, örneğin, hastane ve üniversite yaptıracak kadar gelirli olmayabilir.   Dolayısı ile İlçe Yönetimi, vergi toplayarak, sınırları içindeki yol, köprü vb gibi altyapıya ek olarak, sağlık ve eğitim görevli kuruluşlar da yaptırır ve destekler.   Kent yönetimi ise genellikle belediye başkanı ile şehir meclisi üyelerince gerçekleştirilir. 

ABD bütün Elli İl’in bir arada oluşturduğu bir Kengeş Yönetimidir.    Bu Elli İl’in her biri 'bağımsız' tuğ bağlamış toplumdur.   Çoğunluğu, Avrupa’daki tuğ bağlamış toplumlardan büyüktür.  Ama 'gönüllü' olarak bir araya gelmiş, birtakım yetkilerini kengeş yönetimine, geri almamacasına, aktarmışlardır: Özetle, Savunma, Dışişleri, Alışveriş, Uzay Araştırma, Sağlık İşleri, Is Güvenliği gibi yaşamın en önemli noktalarını içeren bütün yönetim isleri, Kengeş düzeyinde işlem görür.    Vergiler de İllerden toplanır, Kengeş Vergi Kurumuna gönderilir.  Bu kurumlar, adi gecen elli il'in her birinde ya da bir bölümünde bulunabilir.  

 

Her il'in öz yasalarını savunmak için savcı ve mahkemeleri vardır.   Ama hiçbir il, Kengeş yasalarına aykırı yasa yapamaz.   İlçe ve Kentlerin, İl yasalarına karşı yasa ya da uygulama yapamayacağı gibi.  Ek olarak, Kengeş Yönetimi de, Anayasa'ya aykırı işlevlere giremez, yasa çıkaramaz.  

 

Bu durumda, sözü edilen 'her bir İl’in bağımsız tuğ bağlamış bir toplum olması' durumu, ancak törenlerde bir gösteri niteliğinden ileri gidememektedir.   Çünkü İllerden toplanan vergiler, Kengeş Yönetimince illere dağıtılmakta, Kengeş yasaları il yasalarını denetlemekte, Kengeş boyunca düzenlemelerin her biri Kengeş yönetimince yasal ve uygulama durumuna getirilmektedir.  

 

Bu durumda, Toplum sözcülerinin belirli sinirli toprakta oturan seçmenlerce seçilmesi yerine,  gündem ile ilgili seçmenlerce seçilmeleri, altı yüz yıl önce Türkistan'daki Timur Bey tuğunun dağılması gibi bir durum yaratabilir mi?  

 

Amerika Birleşik Devletleri de, Türkistan'da  yazılı Kutluk Bilgisinin başlangıcından bu yana tuğ bağlayan toplumların başından geçtiği gibi, uğraşlar ve vuruşlar sonucu kurulmuştur.   Bu uğraşların özetini, gene ABD'li yurtseverlerin sözlerinden dinleyelim:

"Bağımsızlık ağacı, ara-sıra yurtseverlerin ve yağılarının kanları ile sulanmalı ve yenilenmelidir."

["The tree of liberty must be refreshed from time to time with the blood of patriots and tyrants." –   Thomas Jefferson (1743–1826) ABD'nin üçüncü Başkanı (1801–1809)]

 

"Zorbalığın, cehennem gibi, kolayca üstesinden gelinmez.  Ancak, bizi avundurması gerekli olan, uğraş ne denli güç olursa, üstesinden gelmenin de o denli görkemli olacağını bilmektir.   Ucuz'a elde ettiğimizin değerinin de az olduğunu biliriz; yüksek gider, verilen değerin tek olcusudur.  Gökler, varlık üzerine konulacak değeri bilir.   Eğer BAGIMSIZLIK ulu varlık olarak belirlenmez ise, çok şaşırtıcı olur."


 ["Tyranny, like hell, is not easily conquered; yet we have this consolation with us, that the harder the conflict, the more glorious the triumph. What we obtain too cheap, we esteem too lightly: it is dearness only that gives every thing its value. Heaven knows how to put a proper price upon its goods; and it would be strange indeed if so celestial an article as FREEDOM should not be highly rated. " Tom Paine, " The Crisis (No. 1)" 1776]

 

Hasan Bülent Paksoy

23 Nisan 2007



Alış-Veriş Kuruluşlarının Yönetimi -Hasan Bülent Paksoy-


Gücünün en üst düzeyinde olduğu süreçte, Birleşik Krallık Doğu Hindistan Alışveriş Kurumunun ilgi çekici bir alt yapısı görev yapmakta idi.   Üniversitesi, gemi yapım işlevleri, uzmanlık okulları, Hindistan içinde görev yapacak yerlileri eğitme okulları, araştırma birimleri, vergi toplama kolluk gücü, kara ordusu, donanması, bilgi toplama ağları, Dışişleri Bakanlığı ve ticari isler altbölümleri ilk göze çarpan özelikleri arasında idi. Yukarıda sözü edilen her üç Alışveriş Kurulusu günümüzde doğrudan var olmamakla birlikte, her ucunun de temelini attığı diğer Alışveriş Kuruluşları, çalışmalarını ve alışverişlerini dünyanın değişik yerlerinde yüksek güç ile sürdürmektedirler.  



Deyimlerin Kimliği: Varsayımcılık, Kuramcılık -H. Bülent Paksoy-D.Phil-


Ele alınabilecek deyim ne olursa olsun, en önce o deyim’in kimliğinin göz önüne alınması gerekir.  Bir Deyim’in kimliğini belirleyen veriler nelerdir?  Deyimi kullanan kişinin kimliği, özellikle bu işlem içinde en önde gelir.  Öyle ise, kişinin kimliğinin ne gibi etkenler ile oluştuğunun ele alınması kaçınılmaz.   En önce göz önüne alınması gerekli sorular arasından örnekler:



Maya İlişkileri -Hasan Bülent Paksoy-


Toplumların birbirleri ile yarış etmeleri, doğal yasalar gereğidir.  At sineği, at’ın uyuşuk kalmaması için görev yapar.   Bunun gibi, toplumlar birbirlerine güçlerinin yettiğince yükleneceklerdir.  Doğanın düzeni, yaratıkların gelişmesi ve yücelmesi  için çabalanmalarını öngörür.  Mayası en güçlü olan ayakta kalacaktır.  Yenilen, doğal olarak, yok olmaktan kaçamayacaktır.   Dolayısı ile birbirlerine değen mayalar, birbirlerini anlamakla görevlidirler.  Tahan-pekmez içinde iki değişik tur maya bulunur.  Bu iki mayanın birbirlerini desteklemeleri sonucu, bu yiyeceğin tadına doyulmaz.   Ama hem tahan hem de pekmez öz özellikleri koruyabildikleri surece bu tad var olur.  Tahan ya da pekmez ekşimiş, köpürmüş ise, tahan-pekmez'i kim ister?


 

Hasan Bülent Paksoy


Doktorasını İngiltere'nin Oxford Üniversitesi'nde, Birleşik Krallık (United Kingdom) Üniversiteleri Rektörler Kurulu bursu ile bitiren Hasan Bülent Paksoy, Ohio State University, Franklin University, University of Massachusetts-Amherst ve Central Connecticut State University tarih bölümlerinde öğretim üyesi, Harvard Universitesi Orta Doğu Merkezinde Araştırmacı olarak görev yapdı.

Prof. Paksoy'un elliyi aşkın araştırma yazısı son yirmi yıl içinde Amerika, Avrupa ve Asya kıtaları üzerindeki onbir ülkede
(ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, Türkiye, Japonya, Kazakistan, Hollanda, Belçika, Güney Kore, Kanada) çıkarılan bilimsel dergilerde yayınlandı.

Paksoy, 1970 yılında ABD de Bostwick bursu ile Lisans ve ABD National Science Foundation araştırma programı destegi ile de
1976 yılında Yüksek Lisans diplomalarını aldı.

ESERLERİ

IDENTITIES: HOW GOVERNED, WHO PAYS? (2001); ESSAYS ON CENTRAL ASIA (1999); INTERCULTURAL STUDIES (New York: Simon and Schuster, 1998); TURK TARIHI, TOPLUMLARIN MAYASI, UYGARLIK (Izmir: Mazhar Zorlu Holding, 1997); CENTRAL ASIA READER: THE REDISCOVERY OF HISTORY (New York: M. E. Sharpe, 1994); CENTRAL ASIAN MONUMENTS (Istanbul: ISIS Yayinevi, 1992); ALPAMYSH: CENTRAL ASIAN IDENTITY UNDER RUSSIAN RULE (Hartford, Conn: AACAR, 1989)


 Uğraş




İnsan İnciyi Denizden Çıkarmadıkça O İster İnci Olsun İster Çakıltaşı Farketmez


Bir ulus, var oluşunun ve yaşam temelinde yatan değerleri korumak ve geliştirmek için belirli çizgide uzun süreli atılımlarını belirler ve uygulamaya geçer. Bu yöndeki köklü ve sürekli araştırmaları geleceğe dönük olarak düzenler, ve uygulamaya koyar. Düşünce önderleri, uygulayıcı önderlerle işbirliği eder. Tarih boyunca bu tür yaklaşımların çok örneği kaydedilmiştir.10 Ömer Seyfettin (1884-1920), bu konuda gerekli adımların atılmasını ilk salık veren 20. yüzyıl Türk düşünürlerinden biridir. 1919- 1924 Türk Kurtuluş Savaşı öncesi, Birinci Dünya Savaşı sırasında, Ilk Düşen Ak ve Ashab-ı Kehfimiz yazılarını yazmıştır.11 Bu yazılarda, Türk maya'sının korunması üzerine düşüncelerini genel kavramlar olarak ele almıştır:


 Düşünce



Düşünce İşvereni


Hiç bir Düşünce İşvereni, bu yazıda ele alınan kural ve gözlemlerin üzerinde değildir. Her Düşünce İşvereninin çalışmalarının, bütün Düşünce İşverenlerince, ve toplumca, düşünce kuramları ve uygar tartışma düzenleri içinde, topluma açık olarak, ince elenip sık dokunması gereklidir. Bu tür "eleme" ve değerlendirmeden geçmeyen Düşünce İşverenleri'nin düşünceleri, ilerde dünyadaki toplumların kanları ve canları ile yüksek kertede ödeme yapmalarını gerektirebilir.


 Kimlik



Orta Asya'daki "Köktendinci" Kimlik Üzerine Düşünceler


Kimlik bileşenleri güçlü bir şekilde kültürden etkilenmişlerdir. Kültür gerçek anlamda aklın geliştirilmesidir. Bu yer ve zaman açısından kesindir. Kuşaktan kuşağa, babadan oğula devredilen neydi? Bir jenerasyondan diğerine aktarılan değerlerin bileşeni muayyen bir yönetim şeklinin genel kültürünü belirlemektedir. Bu hem değişken, hem de sabittir. Söz konusu olan bu çelişki en iyi belirli bir kültürü öğrenmekle anlaşılabilir.


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 

Başsayfa

Hasan Bülent Paksoy

Yazarlar