Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

22 Nisan 2007

III.Selim Han

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Başsayfa

Hasan Bülent Paksoy

Yazarlar

Siyaset-Umumi

 

Alış-Veriş Kuruluşlarının Yönetimi


-Hasan Bülent Paksoy-


Bir Toplum yönetimsiz var olamaz.  Ancak, "hak ettiği" ya da "kazandığı" yönetimi nasıl bulabilir?   

 

Türk Toplumu büyüdükçe, arı kovanlarının oğul vermesi gibi yavru toplulukları Asya ve Avrupa'ya salmıştır.   Bu değişik yeni kovanlar da kendilerine öz bicimde oğul verisi sürdürüyorlar.  Bu irili-ufaklı Türk toplumları, içinde yaşadıkları koşullar gereği, pek çok yönetim düzeni ile tanışmışlardır.  

 

Yönetimin değişik türleri olduğu bilinir.  Alışveriş Kuruluşları yordamı ile yönetim ve Alışveriş Kuruluşları yordamı ile bir toprağın yönetimi   de bu seçeneklerden biridir.  Düyun-u Umumiye (1881-1928) ve  Societe de la Regie cointerese des de I’ empire ottoman    Memalik-i Şahane Duhanları müsterekü'l Menfaa Reji Şirketi (aşağı-yukarı Duyun-u Umumiye yıllarına denk gelir) örnekleri üzerine yeterince belge bulunur.    

Burada iki tur 'yönetim' den söz ediliyor:

A) Adı geçen kuruluşların islerini ne yöntemlerle yönettikleri,
B) kuruluşların iç yönetiminin türü.  

 

Birleşik Krallık Doğu Hindistan Alışveriş Kurulusu, British East India Company 1600 yılında, İngiliz Kraliçesi I. Elizabeth'in buyruğu ve tuğrası ile kuruldu.   Ortakları, Londra’daki tüccarlar idi.  İlk ortak paylı alış-verişçi kuruluşlardandır.  İki yıl sonra, Hollandalı Vereenigde Oostindische Compagnie , İngiliz kurulusunu örnek alarak alış-veriş çalışmalarına basladi.  La Compagnie française des Indes orientales or Compagnie française pour le commerce des Indes orientales  da, İngiliz ve Hollanda kuruluşları ile yarışmak için 1664 yılında Fransızlarca kuruldu.   Her üçünün amacı, yeni açılan deniz yolu ile "baharat adaları" ve Hindistan ile alış-veriş gerçekleştirmek idi. 

Unutmamak gerekir ki: o surece kadar, İpek Yolu, Cinden Avrupa'ya, Orta Asya üzerinden, karadan alışveriş yapılmasını sağlıyordu.   Bu yol üzerinde çalışan alışverişçilerin büyük gelirlerine ek olarak, yolun geçtiği yerlerde tuğ bağlamış toplumlar da bu alışverişçilerden vergi geliri sağlamakta idiler.    Portekizlilerin gemilerini Afrika’nın güneyinden dolaştırılabileceğini bulmaları sonucu, bu kara alışverişi deniz'e kaymaya başladı.  Kara yolu üzerindeki toplumların gelirleri, denizden alışveriş yapmaya başlayan toplumların kurumlarına geçmiş oldu. Sözü edilen, üç değişik ülke kökenli Doğu Hindistan Alışveriş Kuruluşları, alışverişçilerin toplu ve anayurt çıkarlarına çalışmalarını düzenlemek için oluşturulmuşlar idi.   Genellikle, Hindistan ile yapılacak alış-verişler için 21 yıllık tekelciliği de ellerinde tutmakta idiler.  Gelirleri çok büyük olduğu gibi, birbirleri ile de kıyasıya yarış etmekte idiler.  

Bu süreç, büyük tuğ bağlamış Avrupa toplumlarının, dünya çevresinde yavru yerleşim alanları edinmesi ile de ölçülebilir.  Bu yavru yerleşim alanları genellikle Asya ve Afrika kara parçalarında yer alıyordu.   Avrupalı ülkeler, kendi aralarında, Avrupa-içi geçimsizlikleri nedeni ile yaptıkları savaşların giderlerinin çok yüksek olduğunu görmekte ve yasamakta idiler.   Bu giderleri karşılayabilmek için hem ürettikleri ürünlere pazar hem de üretim yapabilmek için kaynak bulmaya çalışıyorlardı.   Bunun bir yolu da, dünya üzerindeki diğer yerleşim bölgelerine yayılmak idi. [Bkz: H.B. Paksoy,  "U.S. and Bolshevik Relations with the TBMM Government: The First Contacts, 1919-1921"   The Journal of Sophia Asian Studies No. 12 (1994). Pp. 211-251.   İkinci baskı: H.B. Paksoy,   Essays on Central Asia (Lawrence: Carrie, 1999) http://vlib.iue.it/carrie/texts/carrie_books/index.html  ]

 

İngiliz, Hollanda ve Fransız kökenli Doğu Hindistan Alış-verişçileri kolları sıvayıp, önlüklerini bağlayıp, alışverişe başladılar.   Kristof Colomb da, 1492 yılında Avrupa’dan yola çıktığında, tek amacı Hindistan'a deniz yolu ile varmak idi.  Hindistan yerine, önce Karayip denizindeki adaları, sonra büyük Amerikan kara parçasını bulup, yerlilerine 'Hintli' adini vermiş idi.   Dolayısı ile Hindistan’ın "Doğu Hintli" olması, Avrupa’da deyim bakımından gerekli görüldü. 

 

Avrupa’dan yola çıkan gemilerin Afrika'nın güneyinden dolaşarak Hindistan’a varmaları altı ay bir sure gerektirebiliyordu.  Bu gemiler Hindistan’daki sığınaklarına yanaştıklarında, her turlu yordam ve destek verecek bir düzen kaçınılmaz olmuştu.  Bu yordam da, Hindistan içindeki "fabrikalardan" alınacak idi.

 

Türkiye’de sarrafların yalnız altın alıp-satmadığı bilinir.  Bir 'factor,' sarraf gibi, "para" işleri ile de uğraşan kişidir.  Alıp-satılacak baharat ve diğer değerlileri ön-ödeme ile indirimli olarak satın aldıkları için, parasal bakımdan yüzdelikçilik de yapmakta idiler.  Bu factor'un iş yaptığı yer de 'factory' (yüzdelikçinin bulunduğu yer) olarak bilinir.   Deyim olarak, üretim işlevleri için kullanılan 'fabrika' ile kok olarak, uzaktan ilintilidir.  Bugün de bilinen 'bayi' ve 'acente' bu 'factor' ve 'factory' kavramlarına daha yakındır.   Ancak, Hindistan’daki bu "fabrika," anayurttan (İngiltere, Hollanda, Fransa) gönderilen sorumlu kişilerin yönetimi ve denetimi altında çalışıyordu. 

 Bu alışveriş kuruluşları çok başarılı olduklarından, büyük birikimler elde etmekte gecikmediler.  O denli ki, bağlı oldukları toplum yönetimlerine, günün gerekleri için çok büyük sayılacak tutarlarda para yardımı yapabiliyorlardı.   Denebilir ki, bu tutarlar, savaşların giderlerini karşılayabilecek kadar yüksek idi. 

Bu arada, bu üç alışveriş kuruluş birbirleri ile kiran-kirana yarışmaya girmişler idi.   Bu yarış sırasında, üç büyük alışverişçi kuruluş, Hindistan içindeki çok sayıda (115 den artik) küçük tuğlu toplumların yönetenleri ile doğrudan ilişkilere girmeye başladılar.   Bu küçük toplumların başındaki yönetenlere Sultan, Maharaja, Raja, Maharao, Nawab, gibi (değişik orun kertelerinde) adlar veriliyordu.  Alışveriş kuruluşları, bu yüksek kişiliklerin oturdukları yerleşim yerlerine, büyükelçi niteliğinde ancak alışveriş kuruluşunun aylık alan çalışanı kişiler atamaya başladılar.   Doğal olarak, bu büyükelçi niteliğindeki bu kişiler, diğer büyükelçi niteliğindeki kişilere karsı tutum gösterip, yerel yarışmalara giriştiler.  Bu da, alışveriş kuruluşları arasındaki yarışı derinleştirdiği gibi, Kuruluşlar arasındaki sürtüşmelerin artmasına ve kızgınlıkların daha sıcak yanmasına neden oldu.   

 

Bu sürtüşmelerde başarılı sonuç almak için, Birleşik Krallık Doğu Hindistan Alışveriş Kurulusu, hem 200,000 kişilik kara ordusu, hem de (genellikle Portekiz donanmasına karsı) deniz kuvvetleri kurdu. Bu güçler, Alışveriş Kurulusunun öz bayrağını Hindistan in eninde-boyunda dalgalandırmaya başladı.    Bu 200,000 kişilik ordu'ya ve ek olarak deniz kuvvetlerine alınan yerli askerlere, gene anayurttan gönderilen subaylar komuta ediyordu.  Üstelik anayurttan gönderilen 40,000 asker, yerli askerleri destekliyordu.   Bu güçler ile Fransız alışveriş kurulusunun güçleri ile vuruşmalar yer aldı, yukarıda sözü edilen 115 in üzerindeki Hindistan toplumlarına girildi.  


Yıl 1757.  Clive adli (Birleşik Krallık Doğu Hindistan Alışveriş Kurulusu aylıkçısı) bir başçı'nın topladığı 800 kişilik bir İngiliz serdengeçti topluluğu Hindistan'ın Polashir (ya da Palasi; İngilizcede Plassey) bölgesinde elli bin kişiden oluşan Bengal güçleri ile sağanak yağmur altında vuruşur ve dövüşü kazanır.  Sonucunda Hindistan’ın Bengal bolumu, İngiliz Doğu Hindistan Şirketinin eline geçer.   Clive da İngiliz Doğu Hindistan Şirketinin yönetimince bu bölgenin İltutmuşluğuna atanır, Polashir hazinesinden çok büyük savaş kazancı elde eder.  Bu çatışmanın nedeninin, Fransız   alış-verişçilerinin adi gecen bölge içinde önem kazanmaya başlaması olduğu ileri sürülür. (H.B. Paksoy, Maya İlişkileri. Nisan, 2007)

 

Bu üç alışveriş kurulusunun bağlı oldukları toplumlar da, özellikle İngiltere ve Fransa birbirleri ile savaşa girdiklerinde, alışveriş kuruluşlarına daha da büyük görevler düşmeye ve verilmeye başlandı.   İngiltere ve Fransa 18ci yüzyılın ortalarından başlayarak dünyanın her yerinde sıcak vuruşlara kadar giden büyük uğraş içinde idiler.  Bu durum dünyanın geçmişinde olmayan bir gelişme idi, belki de ilk dünya savası olarak gösterilebilir.   Timur Bey'in torunu Babür soyundan gelen, Hindistan’da tuğ bağlamış "Mughal" yönetiminin tek yöneticisi Cihangir'den de 'destek' (alışveriş tekeli belgesi anlamında) alan Birleşik Krallık Doğu Hindistan Alışveriş Kurulusu, Fransız kurulusuna büyük oran ile kazançlı çıkmaya başladı.  Uzman araştırmacılara göre, Birleşik Krallık Alışveriş Kurulusu güçleri yılda ortalama 26,000 km karelik toprağı Alışveriş Kurulusunun yönetimine alıyor, varlığını bu yoldan da arttırıyordu.  

 

Ordu ve donanmanın giderlerinin yüksek olduğunu göz önünde tutarak, Birleşik Krallık Doğu Hindistan Alışveriş Kurulusu, yönetimi altına aldığı Hindistan topluluklarından vergi almaya başladı.   Ödemeyenlerin varlıklarına el koyuldu.  Giderler çıkarıldıktan sonra, geri kalan tutar, Kurulusun ortaklarına gelir pay’ı olarak dağıtıldı.    


Bu gelişmeler yer alır iken, Birleşik Krallık yönetim çevreleri (Dış Yerleşme Alanları Bakanlığı, Vergi Bakanlığı, Savaş Bakanlığı vb), Birleşik Krallık Doğu Hindistan Alışveriş Kurulusunu yakından izlemekte idiler.   Alışveriş Kurulusunun iç yönetiminde gördükleri aksaklıklar nedeni ile yavaş-yavaş, Alışveriş Kurulusunun yetkileri kısıtlanmaya, bu yetkiler Birleşik Krallık yönetiminin eline aktarılmaya başlandı.   Büyük Hindistan İmparatorluğu, Birleşik Krallık tahtına bağlandı.  Bu ilişkinin gösterilmesi ve dünyaya duyurulması için özel bir taç yapıldı.

 

1857 yılında yer alan (yerli askerlerin de katıldığı)  Büyük Hindistan Başkaldırması, ilk başkaldırma olmamakla birlikte, daha önce kısıtlanmaya başlayan Alışveriş Kurulusunun bağımsızlına da bir anlamda son vermiş oldu.  Bu noktadan, Hindistan’ın bağımsızlığını kazandığı 1947 yılına kadar, Birleşik Krallık yönetimi Hindistan'I değişik bakanlıkları ve alt kuruluşları ile yönetti.

Bu Alışveriş Kurulusun çökmesinin başında gelen nedenlerin, aylık ile kuruluşta çalışanların yasalar dışında isler yapmaları, yöneticiler arasındaki iç çekişmeler ve bağlı oldukları anayurt ile olan ilişkilerde kendi görüş ve isteklerini önde tutmak gibi davranışlar gösterilmektedir.

 

Gücünün en üst düzeyinde olduğu süreçte, Birleşik Krallık Doğu Hindistan Alışveriş Kurumunun ilgi çekici bir alt yapısı görev yapmakta idi.   Üniversitesi, gemi yapım işlevleri, uzmanlık okulları, Hindistan içinde görev yapacak yerlileri eğitme okulları, araştırma birimleri, vergi toplama kolluk gücü, kara ordusu, donanması, bilgi toplama ağları, Dışişleri Bakanlığı ve ticari isler altbölümleri ilk göze çarpan özelikleri arasında idi.

 

Yukarıda sözü edilen her üç Alışveriş Kurulusu günümüzde doğrudan var olmamakla birlikte, her ucunun de temelini attığı diğer Alışveriş Kuruluşları, çalışmalarını ve alışverişlerini dünyanın değişik yerlerinde yüksek güç ile sürdürmektedirler.  

 

Bu arada belirtilebilir ki, bu tur Alışveriş Kuruluşları’nın kardeşleri, Doğu Hindistan Alışveriş Kuruluşlarından daha önce gerçekleştirilmiş ve daha uzun sure ile yasamışlardı.   Örneğin, "Doğu Akdeniz Alışveriş Kurulusu" (Levent Company) 1581 de kurulmuş idi.  Türkiye Alışveriş Kurulusu olarak da bilinir.   Russia Company ('marchants adventurers of England, for the discovery of lands, territories, iles, dominions, and seigniories unknowen, and not before that late adventure or enterprise by sea or navigation, commonly frequented') de 1553 yılında çalışmalarına başlamış idi.


Konu üzerinde yazılmış çok kitap ve inceleme bulunmaktadır.  Her yıl, bunlara yenileri de eklenmektedir.   Küreleşmenin oncusu bir örnek olduğu için, bu kuruluşların geçmişlerinin günümüzde daha da yakından izlenmekte olduğu, yeni yayınlanan kitaplarda ayrıca vurgulanmaktadır

 

Hasan Bülent Paksoy

22 Nisan 2007



Deyimlerin Kimliği: Varsayımcılık, Kuramcılık -H. Bülent Paksoy-D.Phil-


Ele alınabilecek deyim ne olursa olsun, en önce o deyim’in kimliğinin göz önüne alınması gerekir.  Bir Deyim’in kimliğini belirleyen veriler nelerdir?  Deyimi kullanan kişinin kimliği, özellikle bu işlem içinde en önde gelir.  Öyle ise, kişinin kimliğinin ne gibi etkenler ile oluştuğunun ele alınması kaçınılmaz.   En önce göz önüne alınması gerekli sorular arasından örnekler:



Maya İlişkileri -Hasan Bülent Paksoy-


Toplumların birbirleri ile yarış etmeleri, doğal yasalar gereğidir.  At sineği, at’ın uyuşuk kalmaması için görev yapar.   Bunun gibi, toplumlar birbirlerine güçlerinin yettiğince yükleneceklerdir.  Doğanın düzeni, yaratıkların gelişmesi ve yücelmesi  için çabalanmalarını öngörür.  Mayası en güçlü olan ayakta kalacaktır.  Yenilen, doğal olarak, yok olmaktan kaçamayacaktır.   Dolayısı ile birbirlerine değen mayalar, birbirlerini anlamakla görevlidirler.  Tahan-pekmez içinde iki değişik tur maya bulunur.  Bu iki mayanın birbirlerini desteklemeleri sonucu, bu yiyeceğin tadına doyulmaz.   Ama hem tahan hem de pekmez öz özellikleri koruyabildikleri surece bu tad var olur.  Tahan ya da pekmez ekşimiş, köpürmüş ise, tahan-pekmez'i kim ister?



Ulusalcılık mı, Yurtseverlik mi? -Hasan Bülent Paksoy-


Ulusalcılık mı Yurtseverlik mi? Aralarındaki ayrıcalıklar ya da ortak paydalar nelerdir? Birbirlerine eşit midirler? Bu soruların üzerinde durulması gerek midir?

Her iki sözcük üzerine çok söz söylenmiştir. Ancak, burada tanım sözlerini yinelemek yerine, yapılan işlere ve atılımlara bakmanın daha uygun olacağı ileri sürülebilir.


 

Hasan Bülent Paksoy


Doktorasını İngiltere'nin Oxford Üniversitesi'nde, Birleşik Krallık (United Kingdom) Üniversiteleri Rektörler Kurulu bursu ile bitiren Hasan Bülent Paksoy, Ohio State University, Franklin University, University of Massachusetts-Amherst ve Central Connecticut State University tarih bölümlerinde öğretim üyesi, Harvard Universitesi Orta Doğu Merkezinde Araştırmacı olarak görev yapdı.

Prof. Paksoy'un elliyi aşkın araştırma yazısı son yirmi yıl içinde Amerika, Avrupa ve Asya kıtaları üzerindeki onbir ülkede
(ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, Türkiye, Japonya, Kazakistan, Hollanda, Belçika, Güney Kore, Kanada) çıkarılan bilimsel dergilerde yayınlandı.

Paksoy, 1970 yılında ABD de Bostwick bursu ile Lisans ve ABD National Science Foundation araştırma programı destegi ile de
1976 yılında Yüksek Lisans diplomalarını aldı.

ESERLERİ

IDENTITIES: HOW GOVERNED, WHO PAYS? (2001); ESSAYS ON CENTRAL ASIA (1999); INTERCULTURAL STUDIES (New York: Simon and Schuster, 1998); TURK TARIHI, TOPLUMLARIN MAYASI, UYGARLIK (Izmir: Mazhar Zorlu Holding, 1997); CENTRAL ASIA READER: THE REDISCOVERY OF HISTORY (New York: M. E. Sharpe, 1994); CENTRAL ASIAN MONUMENTS (Istanbul: ISIS Yayinevi, 1992); ALPAMYSH: CENTRAL ASIAN IDENTITY UNDER RUSSIAN RULE (Hartford, Conn: AACAR, 1989)


 Uğraş




İnsan İnciyi Denizden Çıkarmadıkça O İster İnci Olsun İster Çakıltaşı Farketmez


Bir ulus, var oluşunun ve yaşam temelinde yatan değerleri korumak ve geliştirmek için belirli çizgide uzun süreli atılımlarını belirler ve uygulamaya geçer. Bu yöndeki köklü ve sürekli araştırmaları geleceğe dönük olarak düzenler, ve uygulamaya koyar. Düşünce önderleri, uygulayıcı önderlerle işbirliği eder. Tarih boyunca bu tür yaklaşımların çok örneği kaydedilmiştir.10 Ömer Seyfettin (1884-1920), bu konuda gerekli adımların atılmasını ilk salık veren 20. yüzyıl Türk düşünürlerinden biridir. 1919- 1924 Türk Kurtuluş Savaşı öncesi, Birinci Dünya Savaşı sırasında, Ilk Düşen Ak ve Ashab-ı Kehfimiz yazılarını yazmıştır.11 Bu yazılarda, Türk maya'sının korunması üzerine düşüncelerini genel kavramlar olarak ele almıştır:


 Düşünce



Düşünce İşvereni


Hiç bir Düşünce İşvereni, bu yazıda ele alınan kural ve gözlemlerin üzerinde değildir. Her Düşünce İşvereninin çalışmalarının, bütün Düşünce İşverenlerince, ve toplumca, düşünce kuramları ve uygar tartışma düzenleri içinde, topluma açık olarak, ince elenip sık dokunması gereklidir. Bu tür "eleme" ve değerlendirmeden geçmeyen Düşünce İşverenleri'nin düşünceleri, ilerde dünyadaki toplumların kanları ve canları ile yüksek kertede ödeme yapmalarını gerektirebilir.


 Kimlik



Orta Asya'daki "Köktendinci" Kimlik Üzerine Düşünceler


Kimlik bileşenleri güçlü bir şekilde kültürden etkilenmişlerdir. Kültür gerçek anlamda aklın geliştirilmesidir. Bu yer ve zaman açısından kesindir. Kuşaktan kuşağa, babadan oğula devredilen neydi? Bir jenerasyondan diğerine aktarılan değerlerin bileşeni muayyen bir yönetim şeklinin genel kültürünü belirlemektedir. Bu hem değişken, hem de sabittir. Söz konusu olan bu çelişki en iyi belirli bir kültürü öğrenmekle anlaşılabilir.


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 

Başsayfa

Hasan Bülent Paksoy

Yazarlar