Yazar | 
Hasan Bülent Paksoy |  | | Kişisel Web | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi |  | | |  | |  | Maksim Gorki ----------------------- "Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."----------------------- Ekmeğimi Kazanırkeni | | |
| 
Deyimlerin Kimliği: Varsayımcılık, Kuramcılık
-Hasan Bülent Paksoy-D.Phil-
Ele alınabilecek deyim ne olursa olsun, en önce o deyim’in kimliğinin göz önüne alınması gerekir. Bir Deyim’in kimliğini belirleyen veriler nelerdir? Deyimi kullanan kişinin kimliği, özellikle bu işlem içinde en önde gelir. Öyle ise, kişinin kimliğinin ne gibi etkenler ile oluştuğunun ele alınması kaçınılmaz. En önce göz önüne alınması gerekli sorular arasından örnekler: a) deyim yaratan ya da kullanan kişinin ana dili nedir? b) ne gibi ve derinlikteki eğitimden geçmiştir? c) bu eğitimin sonucunda nasıl meyvalar vermiştir? Deyim yaratan, kullanan, kuramların gündemlere girmesini sağlayanların kişisel gündemleri vardır. Bu öz gündemlerin niteliklerinin ne denli ve nereden bilindiğinin de bilinmesi gerekir. Bir kişi yalnızca, eskilerin deyimi ile Hilal-i Ahmer’e mi çalışır? Yoksa yarattığı ve kullandığı deyim ve kuramları, öz gündemindeki gelir çıkarı için mi el’e almaktadır? Uzatmadan, bir örnek verelim: Nasreddin Hoca, bir aksam evine üç okka et götürür, hanımının bu et’den yemek yapmasını bekler. Bir sure sonra sorar: “Hanim, yemek nerede?” Hanimi da: “Kedi eti yedi” deyiverir. Hoca da, teraziyi kaptığı gibi mutfağa uçar; kediyi kefe’ye koyup tartar. Kedi üç okka çekmiştir. Hoca kendi kendine söylenir: “ Eğer kedi burada ise, et’e ne oldu? Et burada ise, kedi nerede?” Olayı okuyup, gülüp, Nasreddin Hoca’nın düşünce keskinliğine ve yaratıcılığına olan saygımızı belirttikten sonra, Nasreddin Hoca’nın bu tutumunu, güldürü ötesinde değerlendirmek gereklidir. Bir olay’I, ‘deneyli bilim’ kavramını yaratırcasına ele almıştır; deney yenilenebilen türdedir; herhangi bir kişice yinelenebilir. Kullandığı düşünce düzeni saptırabilecek türden değildir. Getirdiği et; ya vardır, ya yoktur. Nasreddin Hoca gerçek bir kişi midir, yoksa Hoca’nın düşünce düzenini seven toplumun kendi içinden yarattığı bir simge kişilik midir? Bu konu üzerine eski ve yeni görüşler ileri sürülmüştür.[i] Genellikle 13. yüzyılda yaşadığı söylenir. Nasreddin Hoca’nın bu doğum tarihi ile birlikte, Deneyli Bilim’in kurucusu olduğu öngörülen İngiliz soylusu Francis Bacon, Baron Verulam (1561-1626) dan söz etmek gerekir. Bacon’un yazdığı Instauratio Magna Novum Organum[ii] kitabi, deneyli bilimlerin başlangıcı olarak gösterilir. Bu iki kişi, Nasreddin Hoca ve Baron Bacon’ın, düşünce kimlikleri nelerdir? Yarattıkları deyimlerin kimlik ayrıntıları nelerdir? Bu kimlikleri ne gibi yollarla ve hangi amaçlar ile edinmişlerdir? Ne yolda kullanmışlardır? Bu soruların karşılığını, okuyucunun vermesi gereklidir. Okuyucunun vereceği karşılık, okuyucunun kendi kimliğinin ortaya çıkmasına, ya da, en azından, okuyucunun öz düşüncesel kimliğini sorgulamasına neden olacaktır. Kişiler ve toplumlar, öz kimliklerini bilmeseler, sorgulamasalar ne olur? Bu tur sorgulama gerekli midir? Elini, harıl-harıl yanan ateş içinde sokmaya kalkan kişinin düşüncesinin kimliği ne olabilir? Bu kişinin durum içinde kullandığı deyimlerin kimlikleri nelerdir, ne gibi etkenlere yol açabilir? Bir Toplum’u uluslararası konumlarda yasal sorumluluk altına almaya yetkili kişi ya da kişilerin deyimlerinin kimlikleri önemli midir? Diğer dillerden ödünç alınma deyimler: ödünç düşünceleri, ödünç kimlikleri, ödünç bağımlılıkları da birlikte getirebilir mi? Bir deyimi öz dilinde anlayamayan toplum bireyleri, deyimin anlamının çarpıtılmasına katkıda bulunabilirler mi? Bu çarpıtma sonucunda çıkabilecek anlaşmazlıklar nasıl çözümlenebilir? Yeni düşünce deyimlerini ortaya atan kişiler kendilerine bir Toplum içinde ve dışında özel ayrıcalık kazanmak için mi çalışırlar? Bu deyimlerin kimlikleri daha önce var mı idi? Bu yeni kimlikli deyimlerin ne gibi bir sonuç vermesi beklenebilir? Kimin yararına? Bu tur soruların açıkça ve yazılı olarak tartışılması, Nasreddin Hoca’nın yaptığı türde denenmesi, ancak Toplumun yararına olacaktır.
Hasan Bülent Paksoy 8 Nisan 2007
[i] Bakiniz: H.B. Paksoy, “Introduction” The Bald Boy Keloglan and the Most Beautiful Girl in the World ( Lubbock : ATON, 2003) http://vlib.iue.it/carrie/texts/carrie_books/paksoy-8/ .pdf düzeninde, tüm kitap. [ii] Örneğin, Bkz: Francis Bacon, Francisci de Verulamio, summi Angliae cancellarii, Instauratio magna. Multi pertransibunt et augebitur scientia (Londini, apud Joannem Billium, Typographum Regium, 1620). Ücyüz elli’nin üzerinde, çoğunluğu İngilizceye çeviri, yeni baskısı vardır.
|
Maya İlişkileri -Hasan Bülent Paksoy-
Toplumların birbirleri ile yarış etmeleri, doğal yasalar gereğidir. At sineği, at’ın uyuşuk kalmaması için görev yapar. Bunun gibi, toplumlar birbirlerine güçlerinin yettiğince yükleneceklerdir. Doğanın düzeni, yaratıkların gelişmesi ve yücelmesi için çabalanmalarını öngörür. Mayası en güçlü olan ayakta kalacaktır. Yenilen, doğal olarak, yok olmaktan kaçamayacaktır. Dolayısı ile birbirlerine değen mayalar, birbirlerini anlamakla görevlidirler. Tahan-pekmez içinde iki değişik tur maya bulunur. Bu iki mayanın birbirlerini desteklemeleri sonucu, bu yiyeceğin tadına doyulmaz. Ama hem tahan hem de pekmez öz özellikleri koruyabildikleri surece bu tad var olur. Tahan ya da pekmez ekşimiş, köpürmüş ise, tahan-pekmez'i kim ister?
|
Ulusalcılık mı, Yurtseverlik mi? -Hasan Bülent Paksoy-
Ulusalcılık mı Yurtseverlik mi? Aralarındaki ayrıcalıklar ya da ortak paydalar nelerdir? Birbirlerine eşit midirler? Bu soruların üzerinde durulması gerek midir?
Her iki sözcük üzerine çok söz söylenmiştir. Ancak, burada tanım sözlerini yinelemek yerine, yapılan işlere ve atılımlara bakmanın daha uygun olacağı ileri sürülebilir.
|
Elma’nın İki Yarısı: Yöneten ve Yönetilen İlişkileri -H. Bülent Paksoy-
Yönetenler ve Yönetilenler, bir elma’nın iki yarısı gibi birbirlerini bütünleştirirler. Birinin istekleri ve gerek duydukları, diğerini çok yakından etkiler. Eğer elma'ya kurt düşer ise, her iki bölümünün de değeri düşecektir. Bütün olarak çok özlenen üretim ve tüketim dengesi bozulacak, başkaldırmalar Toplum'u oluşturan bütün bireyleri sarsacaktır. Elma’nın rengi bozulacak, tadını kaybedip çürüyecektir.
|
| | 
Hasan Bülent Paksoy
Doktorasını İngiltere'nin Oxford Üniversitesi'nde, Birleşik Krallık (United Kingdom) Üniversiteleri Rektörler Kurulu bursu ile bitiren Hasan Bülent Paksoy, Ohio State University, Franklin University, University of Massachusetts-Amherst ve Central Connecticut State University tarih bölümlerinde öğretim üyesi, Harvard Universitesi Orta Doğu Merkezinde Araştırmacı olarak görev yapdı.
Prof. Paksoy'un elliyi aşkın araştırma yazısı son yirmi yıl içinde Amerika, Avrupa ve Asya kıtaları üzerindeki onbir ülkede (ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, Türkiye, Japonya, Kazakistan, Hollanda, Belçika, Güney Kore, Kanada) çıkarılan bilimsel dergilerde yayınlandı.
Paksoy, 1970 yılında ABD de Bostwick bursu ile Lisans ve ABD National Science Foundation araştırma programı destegi ile de 1976 yılında Yüksek Lisans diplomalarını aldı.
ESERLERİ
IDENTITIES: HOW GOVERNED, WHO PAYS? (2001); ESSAYS ON CENTRAL ASIA (1999); INTERCULTURAL STUDIES (New York: Simon and Schuster, 1998); TURK TARIHI, TOPLUMLARIN MAYASI, UYGARLIK (Izmir: Mazhar Zorlu Holding, 1997); CENTRAL ASIA READER: THE REDISCOVERY OF HISTORY (New York: M. E. Sharpe, 1994); CENTRAL ASIAN MONUMENTS (Istanbul: ISIS Yayinevi, 1992); ALPAMYSH: CENTRAL ASIAN IDENTITY UNDER RUSSIAN RULE (Hartford, Conn: AACAR, 1989)
| 
| Uğraş |


| İnsan İnciyi Denizden Çıkarmadıkça O İster İnci Olsun İster Çakıltaşı Farketmez
Bir ulus, var oluşunun ve yaşam temelinde yatan değerleri korumak ve geliştirmek için belirli çizgide uzun süreli atılımlarını belirler ve uygulamaya geçer. Bu yöndeki köklü ve sürekli araştırmaları geleceğe dönük olarak düzenler, ve uygulamaya koyar. Düşünce önderleri, uygulayıcı önderlerle işbirliği eder. Tarih boyunca bu tür yaklaşımların çok örneği kaydedilmiştir.10 Ömer Seyfettin (1884-1920), bu konuda gerekli adımların atılmasını ilk salık veren 20. yüzyıl Türk düşünürlerinden biridir. 1919- 1924 Türk Kurtuluş Savaşı öncesi, Birinci Dünya Savaşı sırasında, Ilk Düşen Ak ve Ashab-ı Kehfimiz yazılarını yazmıştır.11 Bu yazılarda, Türk maya'sının korunması üzerine düşüncelerini genel kavramlar olarak ele almıştır:
|
| 
| Düşünce |

| Düşünce İşvereni
Hiç bir Düşünce İşvereni, bu yazıda ele alınan kural ve gözlemlerin üzerinde değildir. Her Düşünce İşvereninin çalışmalarının, bütün Düşünce İşverenlerince, ve toplumca, düşünce kuramları ve uygar tartışma düzenleri içinde, topluma açık olarak, ince elenip sık dokunması gereklidir. Bu tür "eleme" ve değerlendirmeden geçmeyen Düşünce İşverenleri'nin düşünceleri, ilerde dünyadaki toplumların kanları ve canları ile yüksek kertede ödeme yapmalarını gerektirebilir.
|
| 
| Kimlik |

| Orta Asya'daki "Köktendinci" Kimlik Üzerine Düşünceler
Kimlik bileşenleri güçlü bir şekilde kültürden etkilenmişlerdir. Kültür gerçek anlamda aklın geliştirilmesidir. Bu yer ve zaman açısından kesindir. Kuşaktan kuşağa, babadan oğula devredilen neydi? Bir jenerasyondan diğerine aktarılan değerlerin bileşeni muayyen bir yönetim şeklinin genel kültürünü belirlemektedir. Bu hem değişken, hem de sabittir. Söz konusu olan bu çelişki en iyi belirli bir kültürü öğrenmekle anlaşılabilir.
|
|  | Okumakta Olduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | |  | Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | |
|
|