Yazar | 
Hasan Bülent Paksoy |  | | Kişisel Web | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi |  | | |  | |  | Maksim Gorki ----------------------- "Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."----------------------- Ekmeğimi Kazanırkeni | | |
| 
Maya İlişkileri
-Hasan Bülent Paksoy-
Bir toplum'un ‘Maya'sı, diğer toplumların Mayaları ile ne çerçeve içinde ilişkilere girer? Sonuçlar önceden belirlenebilir mi, yoksa hiç beklenmedik sonuçlar ortaya dökülebilir mi? Mayalar arası ilişkilerden kaçınılabilinir mi?Mayalar arası ilişkilerin, ardından koşulması gerekli bir durum olduğu ileri sürülebilir mi? Yıl 1754. Fransız avcılar ve alışverişçiler Kuzey Amerika kıtasının Kuzeydoğusunda, Amerikan yerlileri ile işbirliğine girerler. Ortak amaçları, İngiliz etkisine karsı savaşmak, içinde bulundukları yerleşim alanlarını Fransa’ya bir Fransız yerleşim ve doğal kaynak alanı olarak bağlamaktır. İngilizler ise bu durumu iyi görüp, karsı uygulamalara girişirler. İngiliz komutanlar, Roger soyadlı Amerikan doğumlu bir İngiliz ordusu subayına, Rangers (Türkçe'de: "kır bekçisi; uzaklara kol gezmeye gidebilen türden") adli küçük bir birlik kurulması için görev verirler. Roger's Rangers adi ile kayıtlara gecen bu birlik, diğerlerinden çok ayrıcalıklıdır. Giysileri, yalnızca yerel koşullara göre seçilmiştir ve çevreye uyarak, göze batmadan dolaşmalarını sağlayacak görünümdedir; tüfekleri de uzun namluludur. Yönetmelikleri de diğer birliklere uygulanmayan düzenleri içerir. Bu 'kir bekçileri' çok başarılı olurlar, İngiliz komutanların öngördükleri, istedikleri olur. 1776 yılında, Amerikalılar İngilizlere başkaldırdıklarında, Amerikan Başkaldırıcılar bu 'kir bekçilerinden' öğrendiklerini İngilizlere karşı uygularlar ve gene basarîli olurlar. Günümüzdeki Amerikan Ranger (ve diğer özel görev) birliklerinin başlangıcı, Roger Binbaşının kurduğu bu ilk bölüğe kadar geri gider.
Yıl 1757. Clive adlı bir başcı'nın topladığı 800 kişilik bir İngiliz serdengeçti topluluğu Hindistan'ın Polashir (ya da Palasi; İngilizce'de Plassey) bölgesinde elli bin kişiden oluşan Bengal güçleri ile sağanak yağmur altında vuruşur ve dövüşü kazanır. Sonucunda Hindistan’ın Bengal bölümü, İngiliz Doğu Hindistan Şirketinin eline geçer. Clive da İngiliz Doğu Hindistan Şirketinin yönetimince bu bölgenin İltutmuşluğuna atanır, Polashir hazinesinden çok büyük savaş kazancı elde eder. Bu çatışmanın nedeninin, Fransız alış-verişçilerinin adi gecen bölge içinde önem kazanmaya başlaması olduğu ileri sürülür. 1808 İspanyol Kurtuluş Savaşında (Guerra de la Independencia Española ; Peninsular Wars) "guerilla" deyimi ilk olarak kullanıldı. Napolyon ve komutasındaki düzenli güçlere karşı yapılan bu İspanyol ve Portekizli başkaldırması Avrupa içindeki ilk 'kurtuluş savaşı' olarak bilinir. İngiliz Duke'u Wellington, savaşma temellerini bu uğrasa katılması dolayısı ile öğrenmiş, sonra da, Waterloo'da Alman birlikleri yardımı ile Napolyon’u yenmeyi başarmış idi. 1919 yılında Ödemiş, Aydın ve çevresindeki efelerin ayaklanması ile Yunan çıkartmasına karşı koyma başlatılmış oldu. Daha sonra Ankara'dan gönderilen subaylarla güçlendirilen bu efe birlikleri başarı ile vuruştular, Kurtuluş Savaşının önemli kanatlarından birini oluşturdular. Bu tur çatışmaların sayısını ve derinliklerini soluk almadan arttırabiliriz. Z.V. Togan da anlatır: "'Basmacı' basmak maksadından 'baskıncı' ve hücum edici manasıyla önce eşkıya çetelerine denilmiş. Car zamanında (19 ve 20ci yüzyıllarda-HBP) bu gibi çeteler, Türkmenistan'da, Başkurdistan ve Kırımda, istiklal kaybedilip Rus hâkimiyeti yerleşmek üzere olduğu zaman yaşamıştır. Başkurtlar bunlara Horasan ıstılahı [deyimi] ile 'ayyar' demişlerdir. Kırım'da (ve onlardan alınarak Ukrayna'da) 'haydamak' ıstılahları kullanılmış; Başkurtlarda Buranbay, Kirim da Halim, Semerkand'da Namaz gibi kahramanlar meşhur olmuştur. Bunlar, Müslümanlara dokunmayıp yalnız Rusları, Rus fabrikalarını yağma ederler ve çok defa aldıkları ganimetleri ahaliye üleştirirlerdi. Fergana'da bu gibi unsurlar car zamanında da eksik olmamıştır. Pamuk ekiminin gelişmesinden sonra Fergana'daki iktisadi durumun fenalaşması dolayısıyla eşkıyalığın ve cinayetlerin çoğaldığı[nı] yukarda söylemiştik. Eski Basmacılarda ve Türkiye çetelerinde olduğu gibi, Türkistan Özbek ve Türkmen çetelerinin de manevi önderi 'Köroğlu’dur. Buhara, Semerkand, Cizakh ve Türkmen basmacıları geceleri toplanarak 'Köroğlu' ve diğer destanları okurlar. Zahiren [dışardan] eşkıyalık gibi görünen bu hareket, geniş halk kitlesinin düşüncelerinin ve heyecanının tercümanı olur. Bu münasebetle Akçuraoğlu Yusuf Bey, Sırpların istiklal ihtilallerinde rol oynayan 'hödük’lerin, Yunan istiklal hareketlerindeki 'Kleft' ve 'Palikarya' ların da yarı milliyetperver ihtilalci ve yarı eşkıyalardan ibaret olduğunu hatırlatmaktadır. 1918 yılından sonra kurulan basmacı yığınlarının birçokları ve en nüfuzluları, eski Köroğlu ananesiyle [geleneği] katiyen münasebeti olmayan ağırbaşlı koy ileri gelenleri, bazen tahsilli kimseler oldularsa da, hepsine 'basmacı' adi verilmiştir. Bundan dolayı 'basmacı' kelimesi, Türkistan'da simdi 'siyasi çete' ve daha doğrusu müstevlilere [işgalci sömürgecilere] karşı sömürge ahalisinin isyanını temsil eden 'çete’ler manasında kullanılır. Özbek ve Kazak basınında şimdi, 'Çin basmacıları,' 'Cazayir basmacıları' diye yazılmaktadır." (Z. V. Togan, Türkili Türkistan (İstanbul, 1981). Sayfa 387. Anlaşılacağı gibi, Cin ve Cezayir basmacılarına yapılan göndermeler, adi gecen ülkelerdeki 1940 ve 1950'lerdeki savaşlar ile ilgilidir)
Bu tur olaylarda ve verilen örneklerdeki "maya"lar arası ilişkiler nelerdir? Yer alan olaylara yer açan mayaların derinliği ve gücü nedir? Görüldüğü gibi, Topluluklar birbirleri ile komsu olsalar da olmasalar da, Mayaları birbirlerine değecektir. Üstelik birbirleri ile değişik konularda maya yarıştırmakta olan topluluklar, bu yarışmalarını uzanabildikleri her alanda ve yerde sürdürmeyi göze alabilecektir. Maya yarışmasını kazanabilmek için, ortadaki diğer toplumların çıkarları da gözden çıkarılabilecektir. Başka bir deyiş ile "filler savaştığında en çok zarar gören, yerdeki otlar olacaktır." Bir toplumu oluşturan ortak değerlerin toplamının maya olduğu görüşünden başlayarak, mayalar arası sürtüşmelerin nedenleri üzerinde bilgi edinilebilinir. Yukarıdaki örneklerden de anlaşılabileceği gibi, mayalar birbirlerine kökten çok yakin olsalar da, gene de, değişik toplumların mayaları olduklarından, birbirleri ile çatışmaktan kaçınamazlar. Örneğin peynir ve yoğurt mayaları, süt için geçerlidir, önemlidir. Bileşik olarak, birbirlerine oldukça yakındırlar. Ama gene de birbirlerinden ayrıdırlar. Şarap ve bira mayaları da (peynir ve yoğurt mayalarında olduğu gibi), bir aile içinde sayılırlar. Ama biri diğerinin yerine geçemez. Anne ve babanın çocuk yerine geçemeyeceği; kardeşlerin geleneksel görevlerinin birbirleri ile yer değiştiremeyeceği gibi. Dahası, süt içine şarap mayası katılacak olursa, sonuç ne yenilebilir, ne de içilebilir. Nasreddin Hoca’nın gol'e maya çalar iken bilerek söylediği gibi: "ya tutarsa?" deyisi, bu durumda da geçerli değildir. Yalnızca, Nasreddin Hoca'nın da belirtmek istediği gibi, basarînin temelinde yatan: düşüncelerin düzgünlükle ele alınması ve uygulamaların da bu düzen içinde gerçekleştirilmesi gereğidir. Toplumların birbirleri ile yarış etmeleri, doğal yasalar gereğidir. At sineği, at’ın uyuşuk kalmaması için görev yapar. Bunun gibi, toplumlar birbirlerine güçlerinin yettiğince yükleneceklerdir. Doğanın düzeni, yaratıkların gelişmesi ve yücelmesi için çabalanmalarını öngörür. Mayası en güçlü olan ayakta kalacaktır. Yenilen, doğal olarak, yok olmaktan kaçamayacaktır. Dolayısı ile birbirlerine değen mayalar, birbirlerini anlamakla görevlidirler. Tahan-pekmez içinde iki değişik tur maya bulunur. Bu iki mayanın birbirlerini desteklemeleri sonucu, bu yiyeceğin tadına doyulmaz. Ama hem tahan hem de pekmez öz özellikleri koruyabildikleri surece bu tad var olur. Tahan ya da pekmez ekşimiş, köpürmüş ise, tahan-pekmez'i kim ister? 'Mavi peynir,' sevilen ama tadı oldukça 'sert' olan bir tur'dur. İki değişik mayanın birlikte yaşamayı başarmış olmaları nedeni ile oluşur ve tutulur. Buna karşı, küflenmeye başlayan yoğurdu yemeye istekli olan pek kolay bulunmaz. Yakından bakıldığında yoğurdun üzerindeki küf ile mavi peynir'in içindeki mavi damarlar da tek bir kaynaktan gelmektedirler. Gene de, küf, yoğurdun tadını desteklemez.
Varılacak sonuç? Her bir toplum bir yasam alanı içinde, varlığını sürdürmek ister. Diğer toplumların saldırısından uzak kalmak dileğindedir. Ama öz mayasını sağlıklı olarak koruyamaz ise, varlığının nedeni ortadan kalkmış olacaktır. Toplumun yapacağı seçimlerin sürekli önemi burada belirlenir.
Hasan Bülent Paksoy 2 Nisan 2007
|
Ulusalcılık mı, Yurtseverlik mi? -Hasan Bülent Paksoy-
Ulusalcılık mı Yurtseverlik mi? Aralarındaki ayrıcalıklar ya da ortak paydalar nelerdir? Birbirlerine eşit midirler? Bu soruların üzerinde durulması gerek midir?
Her iki sözcük üzerine çok söz söylenmiştir. Ancak, burada tanım sözlerini yinelemek yerine, yapılan işlere ve atılımlara bakmanın daha uygun olacağı ileri sürülebilir.
|
Elma’nın İki Yarısı: Yöneten ve Yönetilen İlişkileri -H. Bülent Paksoy-
Yönetenler ve Yönetilenler, bir elma’nın iki yarısı gibi birbirlerini bütünleştirirler. Birinin istekleri ve gerek duydukları, diğerini çok yakından etkiler. Eğer elma'ya kurt düşer ise, her iki bölümünün de değeri düşecektir. Bütün olarak çok özlenen üretim ve tüketim dengesi bozulacak, başkaldırmalar Toplum'u oluşturan bütün bireyleri sarsacaktır. Elma’nın rengi bozulacak, tadını kaybedip çürüyecektir.
|
Düşüncesel ve Bedensel Tutsaklıklar -Hasan Bülent Paksoy-
Bedensel Tutsaklığın tanımı güç olmasa gerek. Ancak, Düşüncesel Tutsaklık ile olan ilişkilerini anlamak ve anlatabilmek, o denli gelir-geçer türden değildir. Tutsak almak, edinmek, alışkanlık ve ötesinde bağımlılık yaratır. Üstelik uyuşturucu bağımlılığından da çok derin yıkım yapar. Uyuşturucu bileşim, kullanıcı kişileri tek olarak denetimi altına alır. Düşüncesel tutsaklık, dağıtım yöntemleri nedeni ile çoğunlukla kitlesel ve toptan toplumsaldır.
|
| | 
Hasan Bülent Paksoy
Doktorasını İngiltere'nin Oxford Üniversitesi'nde, Birleşik Krallık (United Kingdom) Üniversiteleri Rektörler Kurulu bursu ile bitiren Hasan Bülent Paksoy, Ohio State University, Franklin University, University of Massachusetts-Amherst ve Central Connecticut State University tarih bölümlerinde öğretim üyesi, Harvard Universitesi Orta Doğu Merkezinde Araştırmacı olarak görev yapdı.
Prof. Paksoy'un elliyi aşkın araştırma yazısı son yirmi yıl içinde Amerika, Avrupa ve Asya kıtaları üzerindeki onbir ülkede (ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, Türkiye, Japonya, Kazakistan, Hollanda, Belçika, Güney Kore, Kanada) çıkarılan bilimsel dergilerde yayınlandı.
Paksoy, 1970 yılında ABD de Bostwick bursu ile Lisans ve ABD National Science Foundation araştırma programı destegi ile de 1976 yılında Yüksek Lisans diplomalarını aldı.
ESERLERİ
IDENTITIES: HOW GOVERNED, WHO PAYS? (2001); ESSAYS ON CENTRAL ASIA (1999); INTERCULTURAL STUDIES (New York: Simon and Schuster, 1998); TURK TARIHI, TOPLUMLARIN MAYASI, UYGARLIK (Izmir: Mazhar Zorlu Holding, 1997); CENTRAL ASIA READER: THE REDISCOVERY OF HISTORY (New York: M. E. Sharpe, 1994); CENTRAL ASIAN MONUMENTS (Istanbul: ISIS Yayinevi, 1992); ALPAMYSH: CENTRAL ASIAN IDENTITY UNDER RUSSIAN RULE (Hartford, Conn: AACAR, 1989)
| 
| Uğraş |


| İnsan İnciyi Denizden Çıkarmadıkça O İster İnci Olsun İster Çakıltaşı Farketmez
Bir ulus, var oluşunun ve yaşam temelinde yatan değerleri korumak ve geliştirmek için belirli çizgide uzun süreli atılımlarını belirler ve uygulamaya geçer. Bu yöndeki köklü ve sürekli araştırmaları geleceğe dönük olarak düzenler, ve uygulamaya koyar. Düşünce önderleri, uygulayıcı önderlerle işbirliği eder. Tarih boyunca bu tür yaklaşımların çok örneği kaydedilmiştir.10 Ömer Seyfettin (1884-1920), bu konuda gerekli adımların atılmasını ilk salık veren 20. yüzyıl Türk düşünürlerinden biridir. 1919- 1924 Türk Kurtuluş Savaşı öncesi, Birinci Dünya Savaşı sırasında, Ilk Düşen Ak ve Ashab-ı Kehfimiz yazılarını yazmıştır.11 Bu yazılarda, Türk maya'sının korunması üzerine düşüncelerini genel kavramlar olarak ele almıştır:
|
| 
| Düşünce |

| Düşünce İşvereni
Hiç bir Düşünce İşvereni, bu yazıda ele alınan kural ve gözlemlerin üzerinde değildir. Her Düşünce İşvereninin çalışmalarının, bütün Düşünce İşverenlerince, ve toplumca, düşünce kuramları ve uygar tartışma düzenleri içinde, topluma açık olarak, ince elenip sık dokunması gereklidir. Bu tür "eleme" ve değerlendirmeden geçmeyen Düşünce İşverenleri'nin düşünceleri, ilerde dünyadaki toplumların kanları ve canları ile yüksek kertede ödeme yapmalarını gerektirebilir.
|
| 
| Kimlik |

| Orta Asya'daki "Köktendinci" Kimlik Üzerine Düşünceler
Kimlik bileşenleri güçlü bir şekilde kültürden etkilenmişlerdir. Kültür gerçek anlamda aklın geliştirilmesidir. Bu yer ve zaman açısından kesindir. Kuşaktan kuşağa, babadan oğula devredilen neydi? Bir jenerasyondan diğerine aktarılan değerlerin bileşeni muayyen bir yönetim şeklinin genel kültürünü belirlemektedir. Bu hem değişken, hem de sabittir. Söz konusu olan bu çelişki en iyi belirli bir kültürü öğrenmekle anlaşılabilir.
|
|  | Okumakta Olduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | |  | Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | |
|
|