Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

24 Mart 2007

III.Selim Han

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Başsayfa

Hasan Bülent Paksoy

Yazarlar

Siyaset Umumi

 

Ulusalcılık mı, Yurtseverlik mi?


-Hasan Bülent Paksoy-


Ulusalcılık mı Yurtseverlik mi? Aralarındaki ayrıcalıklar ya da ortak paydalar nelerdir? Birbirlerine eşit midirler? Bu soruların üzerinde durulması gerek midir?

Her iki sözcük üzerine çok söz söylenmiştir. Ancak, burada tanım sözlerini yinelemek yerine, yapılan işlere ve atılımlara bakmanın daha uygun olacağı ileri sürülebilir.

Yıl 1774. Thomas Paine (1737 ? 1809) adli bir İngiltere Birleşik Krallık yurttaşı, Amerika'ya göç eder. 1776 Amerikan Bağımsızlık Duyurusundan az önce Common Sense [i] (Ortak Duygular; "dengeli düşünme") adli küçük kitabini yayınlar. Amerikan Başkaldırma Orduları komutanı George Washington ( 1732 - 1799), bu kitabi bütün kıtalara, en küçük birliklere kadar yüksek ses ile subaylar yolu ile okutturur. Amerikancılığın ve Amerikan Devrimcilerinin önde gelenlerinden olan Benjamin Franklin (1706 ? 1790) de hem Thomas Paine'I [ii] hem de kitabini var gücü ile desteklemektedir. Bu destek ve Paine'in kitabi, büyük sonuçlara yol acar; Amerikan Başkaldırısı bu tur ortak çalışmalar sonucu başarı ile sonuçlanır, 'Amerika' Bağımsızlığını kazanır.

Simdi: Bilindiği üzere, 1776 Amerikan Devrimi [iii], "Amerikan yerleşim alanlarını" (1620 den başlayarak) kuran İngiltere Birleşik Krallığına karsı bir atilimdir. "Amerikan yerleşim alanları," Birleşik Krallık kökenlilerce kurulmuştur. [iv] Bu kurulusun birkaç nedeni vardır. Birincisi, bu yerleşim alanlarından İngiltere Birleşik Krallığına her turlu hammadde sağlamak, Fransa ile yaşanmakta olan dünya çerçevesindeki savaşta Fransa'yı yenebilmek için kaynak bulmak. Üstelik Amerikan yerleşim Alanlarında oturanların tümü de, Amerika’da doğmuş oldukları bilinerek, Birleşik Kraliyet yurttaşı. Bu Yerleşme alanlarında yürürlükte olan yasalar Birleşik Kraliyet yasası; yürürlükte olan para, Birleşik Kraliyet parası; vergiler Birleşik Kraliyet kasalarına, Londra'ya gönderiliyor. Bu yerleşim alanları da hep birlikte "Yeni İngiltere" olarak biliniyor.

Peki, nasıl oluyor da, Birleşik Krallık yurttaşları topluca ana ülkelerine karsı kazan kaldırıyorlar? Bu, Onaltı ve Onyedinci yüzyıldaki Türkmen boylarının Osmanlı’ya karsı başkaldırmasına (Celali İsyanları adi verilmiştir) benzer bir olay mıdır? Gene bilindiği üzere, Osmanlı ve Safavi'ler arasında inanç (Sünni-Şii) ayrılıkları bu başkaldırmalara örtü görevi yapmış idi. Birleşik İngiliz Krallığından Amerika'ya göçmen gidenler de, İngiltere’nin devlet kilisesi olan Anglikan değil, yeni "Püriten" mezhebi üyeleridir.

Öyle ise, en önde sorulabilecek bir soru: bu Amerikan Başkaldırması, ulusalcılık üzerine mi kurulmuştur, yoksa yurttaşlık üzerine mi? Bu soru'ya yanıt verilebilir mi? Verilir ise, yanıtın belgeleri, göstergeleri nelerdir; verilemez ise, sorulması gerekli sorular nedir? Bu sorular sorulmaz ise, dünya’nın sonu gelir mi? Yoksa önemli olan, Toplum Olarak Varılmak İstenen Sonucun Ne Olduğu mudur? Belki de soru, Toplumun var ya da yok olmasıdır; dolayısı ile soru ve karşılıkları temelden ele alınmayacak olur ise, sonuç bir toplum için dünyanın sonu olabilir.

Deneyelim. Daha Amerika Birleşik Devletlerinin kurulmasına birkaç yıl vardır. [v] 1776 öncesi, Yeni İngiltere'deki her yerleşim Alanı’nın, Londra’daki 'anayurt' ile Yazışma Kalemleri var idi. Burada belirtilmesi de gerekir ki, bu ilk yerleşmeler Birleşik Krallık yasalarına Gore birer "paylaşmalı alışveriş ortaklığı" olarak kurulmuş idiler. Bu ortaklıkların payları, Londra pay satış pazarında el değiştirebiliyordu. Ek olarak, Yeni İngiltere’deki belirli yerleşim Alanlarının Londra'da, Yeni İngiltere'deki yerleşimden aylık alan "Inak"ları bulunuyordu. Edmund Burke (1729 – 1797), New York yerleşim alanının Londra’daki aylıklı "Inak"ı idi. Aylık aldığı işvereninin verdiği görevlerini yerine getirir iken yazdıkları arasında " American Taxation (Amerikan Vergileri)" (1774), "The speech on Conciliation with America (Amerika ile Barışma üzerine bir Konuşma)" (1775) gibi önemli çoğulcu yönetimle ilgili bildirileri de bulunur. Bu süreç içinde, New York yerleşim Alanının en büyük isteği, bölgesinde yürürlükte olan İngiliz parasının oran ve tutarının arttırılmasıdır; ek olarak, bankalardaki kâğıt para tutarlarını ve döngülerini arttırmaktır. O süreç içinde Massachusetts yerleşim Alanının isteği de, İngiliz vergilerinin düşük tutulması idi. Anayurt Londra, bu iki isteğe (ve diğerlerine) de karsı çıktı; Üstelik bu istekleri cezalandırmak için ek vergi de koymaya çalıştı. Amerikalılar başkaldırdılar.

1776 Amerikan Devrimi yer aldıktan sonra, Birleşik Krallığa karsı gelmek istemeyenler, Birleşik Krallığa bağlı kalan Kanada'ya göçtü. 19. yüzyılda, Avrupa'nın diğer köselerinden göçmenler artik Amerika Birleşik Devletleri olan Amerika'ya büyük sayılarda ulaşmaya başladılar. Almanlar, İrlandalılar, İtalyanlar, Doğu Avrupalılar (Osmanlı’dan göç edenleri de içerir) ABD'nin değişik yerlerinde yerleştiler. O kadar ki, ABD yi yönetenler, ya da ileride yönetmek için istekli olanlar, bir "Amerikancılık Akiminin" başlamasının gerekli olduğunu açıkça ve gazetelerde savunmayı üzerlerine aldılar; bu gereğin, yurt savunması için bir temel tas olarak gördüklerini belirttiler. Bu görüşlerini, ileri gelen Amerikan üniversitelerinin yıllık bitirme törenlerinde de dile getirdiler. Dolayısı ile Amerika içindeki yerli Amerikancılığın kurulmasında önemli bir yeri olan bu durum'un iki yönüne daha bakmak gerekir.

Amerika’da üniversiteler, ABD'nin kurulmasından önce işbaşı yapmışlar idi. (İlk basta, İngiliz Birleşik Krallığından izin alarak kuruldular). 1776 Amerikan Devriminin yapılmasına, eğittikleri öğrenciler yolu ile büyük ölçüde yordam verdiler. Ancak, bu üniversitelerin çoğunluğu Amerika içindeki (günümüzde var olan) 73 değişik Protestan Hıristiyan mezhebine papaz yetiştirmek için kurulmuş idi. (Sonradan, Katolik üniversiteler de kuruldu). Bu neden ile günlük yönetim islerinden, günlük üretim islerine varıncaya dek her turlu konuda doktora yapmak isteyenler öncelikle Almanya'ya gidiyordu. Bu türde Almanya'dan doktoralı Amerikan üniversite öğretim üyelerinin sayısının 20. yüzyıl baslarında beş bini aştığı söylenir. Bu durumun, "Amerikancılığın" gelişmesini engelleyeceği düşüncesinde olanlara karabasanlar indirdiği iyi bilinir.

Is, yalnız bilgi ile kalmaz; Toplumun kimliği, benliği söz konusudur. Kimin bilgisi, kimin benliği yararına is yapılacaktır? Bu benlik ve kimlik, maya olarak görülen verilerden oluşur. Kimin gelişmesine katkı yapılacağını belirler. ABD içindeki Amerikancıları en çok dürtükleyen de, bu öz Amerikan mayasının oluşmasına engel olan diğer mayalar idi. Ezgiler, öyküler, tuyuglar, çizimler bu kapsam içinde görülüyordu. Günümüzde çalışmakta olan ABD "Ulusal Sanatlar Vakfı"nın kurulmasına da, İkinci dünya Savaşı sonrası, bu gibi düşünceler ve korkular yol açmış idi.

ABD Başkan’ı olmak için düşüncelerini belirlemek isteyenler arasında Theodore Roosevelt (1858? 1919) de var idi. 1901–1909 arası ABD'nin 26ci Başkanı olarak görev yaptı; 1905 yılı Japon-Rus savasına arabuluculuk yaptığı ve barışı sağladığı için, 1910 yılında Nobel Barış Ödülünü aldı. Panama Kanalının Amerikan olmasında büyük ağırlığı vardır. Bir düzine kadar da kitap yazdı ve yayınladı. Theodore Roosevelt 1894 yılında (yakin geçmişteki göçmenlere de donuk olarak) "Gerçek Amerikancılık" başlıklı yazı ile özetleme yaptı. [vi] 1915 yılında ise, ABD'nin Birinci dünya savaşına katılması öncesi: "Bu ülkede cifte adli Amerikancılığa yer yoktur; İrlandalı-Amerikalı , Alman-Amerikalı yoktur. Yalnız Amerikalı vardır" [vii] görüsünü savundu. Bu arada, İngiliz Düşünce İşvereni ve İngilizce sözlüğü ilk derleyen kişi olan Samuel Johnson (1709? 1784) un 1775 yılında söylediğine de özen ile göndermede bulundu: "Yurtseverlik, bir alçağın en son sığınağıdır. " [viii] Bu deyisi ile Teddy Roosevelt hem yurt sevgisini hem de bu bayrak altına sığınabilecek ancak istenmeyen kişiler de bulunabileceğini özetliyordu. Bu 'alçak' kişilerin istenmemesinin nedenlerinin araştırılması gereklidir. Ek olarak, Samuel Johnson'un düşüncesinin ardında yatan etken'in, İsviçre doğumlu Fransız İşvereni (ve Fransa'dan çıkarılan) Jean-Jacques Rousseau (1712? 1778) nun görüşlerinin olup olmadığı da ayrı konudur. Sonunda, Rousseau İngiltere’ye yerleşmiş idi.

Teddy Roosevelt, Paris’teki Sorbonne üniversitesinde 1910 yılında yaptığı Bir Cumhuriyet İçindeki Yurttaşlık [ix] başlıklı konuşmasında ise, konuşan değil, is yapan kişinin yurttaşlık ile olan ilişkileri üzerinde durdu. Bu is yapmanın da, Amerikancılığı özdeşleştirdiğini vurguladı: "Bir eleştiricinin değeri yoktur; ortaya çıkıp kendi yaptığı is'leri tozlu, terli yüzü ile göstermedikçe? ?". Bir yerde, Teddy Roosevelt, Ziya Paşa’nın (1825–1880) sözlerine gönderme yapmış gibi konuşmamış mıydı: "Ayinesi iştir kişinin; laf'a bakılmaz?"

Pek çok açıdan, Theodore Roosevelt çok başarılı bir kişidir. Ulusalcılık- Yurtseverlik tanımlarına hem düşüncesel hem de uygulamalı olarak büyük katkılarda bulundu. Örneğin, 1898 ABD-İspanyol savaşında ABD kara ordusunda yarbay olarak (birliğinin en önünde, ateş altında) büyük un kazandı. Bu, geçmişte çok seyrek olarak görülebilecek bir özelliktir. (Aksak Timur Bey'den Atatürk’e kadar dokumlu örnekleri bilinir). Teddy Roosevelt, dünyanın gidisine ve gününe denk gelmiş ve bundan yararlanarak bu gidişe yon verebilmiştir. Ancak, is'e başladığında, bir gün bu denli etkili olacağını biliyor mu idi sorusu su kaldırır. Başarılı olmak isteği ile ileri atılmış idi. Ama başarılı olacağını biliyor muydu? Yoksa onun için önemli olan, elinden geleni yapmayı bir görev sayması mıydı?


Misisipi suyunda görev yapan gemi kaptanları, bu sığ suyun derinliğini sürekli bilmek, gemileri karaya oturtmaktan kaçınmakla da yükümlü idiler. Bu derinliği ölçmek için bir sicim ucundaki ağırlık suya atılır, ağırlık dibe değince geri çekilip kulaç ile ölçülür idi. Bu işlem 'sicime düğüm at ' anlamına gelen "Mark Twain!" deyimi ile günümüze kadar gelmiştir. Adı geçen ünlemeyi kalem adi olarak alan Samuel Clemens (1835? 1910), bir sure o gemilerde kaptanlık yapmış idi. O yıllarda gördüklerini, yerel ağız ile yazdığı öyküler olarak yayınladı. Yayınları, Amerikan toplumu içinde büyük yankı yaptı. Çünkü kullandığı ağız, Avrupa’dan ve özelikle İngiltere'den gelen mayayı taşımıyordu. Tam anlamı ile Amerikancıydı; Amerikan turu Başkaldırmacılık idi. Twain'in yayınları ile gerçekleştirdiği yurttaşlık mı idi, ulusalcılık mı oldu? Konu üzerine dile getirdiği görüşlerini kendi kaleminden kapsamlı olarak okuyabiliyoruz. (http://www. twainquotes. com/Patriotism. html)

Twain'in yazdıklarından bir örnek verebiliriz: "(Bir Toplum'un) yönetim Kesim'i yalnızca bir karabaş’tır (hizmetkâr). Hem de yalnızca geçici bir karabaş. Bir yönetim Kesimi doğru ya da yanlışın (yasal) tanımını yapamayacağı gibi, kimin yurtsever, kimin olmadığını da bu açıdan saptayamaz. Yönetim Kesiminin işlevi, kendine verilen buyruğu yerine getirmektir; buyruk vermek değil."

Fransız Devriminin simgesi üçlü sacayağı gibi bir deyimdir. Bu devrim sonrası Avrupalıların düşüncesine giren, yurttaşlık mı yoksa ulusalcılık mı oldu? Sözü edilen "Bağımsızlık, Eşitlik ve Birliktelik" kimin için geçerli idi? Dünyanın herhangi bir yerindeki Fransız için mi, yoksa yalnız Fransa’da yasayan Fransızlar için mi? Bu Fransızların tüm’ü de Fransa doğumlu muydu? Hatta Fransız ana-babadan mı doğmuşlardı? Adi gecen süreç içinde bütün Fransa Fransızca konuşabiliyor muydu? Yoksa yerel diller mi daha geçerli idi?

(Bu arada, Fransızların Alman---Cermen- --Gotların bir kolundan geldiği unutulmamalı) . Neden Avrupa'nın geri kalan "ülkeleri" Fransız Devrimine karsı çıktılar; bu Devrimi durdurmak için kendi aralarında birlikler kurdular? Fransız Devriminin, Amerikan Devriminden esinlendiğini bildiklerinden mi? Eğer bu devrim durdurulmayacak olursa, ilerde başka devrimlerin de yer alabileceğinden mi? Fransız Devrimine karsı gelenler, gelmekte olan Rus Devrimini görebiliyorlar mıydı? Fransızların birbirlerini tanımak için kullandıkları "Yurttaş' deyimi, Fransız olmayanların yüreklerine o denli korku mu indiriyordu? Ya "Fransız Ulusu" deyimi?

Atatürk, Lenin ve Marx, değişik süreçlerde, birbirlerinden uzak ülkelerde doğmuş, birbirleri ile bağlantılı olmayan ana-dilleri konuşmuş, değişik kişisel özvarlık kayıtları (DNA) göstererek, birbirlerinden ayrıcalıklı eğitimler almışlardır. Bununla birlikte, her üç’ü de yaşamlarını koklu devrimciliğe adamışlardır. Belirli bir yerde, her üç’ü de mayasal-toplumsal Başkaldırıcıdır. Atatürk, bu uğraşlar içinde önemli konularda unutulmayacak deyimler yaratmıştır. Bunların en önde gelenlerinden biri de: "Milletin Efendisi Koyludur" görüşüdür. Atatürk'ten önce Marks ve Lenin "Koylunun Diktatörlüğü" nu kurmak için çalıştıklarını açıklamış idiler. Bunlar yurttaşlık atılımları mıdır yoksa ulusalcılık mı? Önemli olan, bu deyimlerin yalnız kağıt üzerindeki tanımlarımıdır, yoksa bir toprak üzerinde belirli toplumlara yapılan uygulamaları mi? Bu uygulamaların, toplumun kökenlerine ve maya’sına olan yakınlığı mi? Bu uygulamaların sonuçları neler olmuştur? Her ülke neden kendine özgü uygulamalarda bulunmak yetkisinde olduğunu vurgular?

Birbirlerine ters düşen konumlar en verimli sonuçlara gebedirler. Hem düşünceler bakımından, hem de insancıl, hayvansı yasam bakımından.

Ters düşünceler birbirlerini iğneler yeni görüşlerin ortaya çıkmasını sağlar. Deniz ile kara birbirlerine ulaştıklarında hem karada yasayanlar hem de denizde yasam geçirenler bu birleşimden gündelik ve soysal 'geçimlerini' sağlarlar. Bu uygulamayı 'çoğulcu yönetim' olarak tanımlayabiliriz. Yavaş yürüdüğü ve giderinin yüksek olduğu gerçektir. Ancak, bir de tersini düşünelim: İnsanlık açısından, Tek Kişilik yönetim daha mı az giderlidir?

Mark Twain'in bir deyisi buraya uygun düşebilir: "Tarih kendini yinelemez; ama ses uyumludur."

 

Hasan Bülent Paksoy

24 Mart 2007 


[i] http://www.ushistory.org/Paine commonsense/ index.htm
[ii] http://aton.ttu.edu/pdf/ Age_Of_Reason_ Part_1.pdf
[iii] http://www.pbs.org/ktca/liberty/
[iv] İngiltere, Iskocya, Galler ve Irlanda. http://www.state.gov/r/pa/ei/bgn/3846.htm
http://www.british-history.ac.uk/
[v] 1781 yılında: http://www.usconstitution.net  articles. html
[vi] Forum Magazine
[vii] Philip Davis, Ed. Immigration and Americanizm (Boston: Ginn&Co, 1920)
[viii] "Patriotism is the last refuge of a scoundrel" Bak Boswell's Life Of Johnson. (London, 1791)
[ix] The Man in the Arena: Citizenship in a Republic



Elma’nın İki Yarısı: Yöneten ve Yönetilen İlişkileri -H. Bülent Paksoy-


Yönetenler ve Yönetilenler, bir elma’nın iki yarısı gibi birbirlerini bütünleştirirler. Birinin istekleri ve gerek duydukları, diğerini çok yakından etkiler. Eğer elma'ya kurt düşer ise, her iki bölümünün de değeri düşecektir. Bütün olarak çok özlenen üretim ve tüketim dengesi bozulacak, başkaldırmalar Toplum'u oluşturan bütün bireyleri sarsacaktır. Elma’nın rengi bozulacak, tadını kaybedip çürüyecektir.



Düşüncesel ve Bedensel Tutsaklıklar -Hasan Bülent Paksoy-


Bedensel Tutsaklığın tanımı güç olmasa gerek. Ancak, Düşüncesel Tutsaklık ile olan ilişkilerini anlamak ve anlatabilmek, o denli gelir-geçer türden değildir. Tutsak almak, edinmek, alışkanlık ve ötesinde bağımlılık yaratır. Üstelik uyuşturucu bağımlılığından da çok derin yıkım yapar. Uyuşturucu bileşim, kullanıcı kişileri tek olarak denetimi altına alır. Düşüncesel tutsaklık, dağıtım yöntemleri nedeni ile çoğunlukla kitlesel ve toptan toplumsaldır.



Kutluk Veren Bilgi’nin Başlangıcı, Tarihçinin Sonu: Tarih mi, Yoksa Tarihçilik mi ‘Son’a Erdi? -Hasan Bülent Paksoy- -D. Phil-


Bir süre önce, “Tarih’in sona erdiği” ileri sürülmüş idi.  Soğuk Savaş çerçevesinde ele alınan bir düşünce olup, ilgili “çarpışmanın” sona ermesi ile bundan böyle karsılaştırmalı tarih yazılmasına gerek kalmadığını, kazananların görüsünün tek geçerli gerçek olduğunu vurguluyordu.  Ya da öyle gösterilmesi isteniyordu.


 

Hasan Bülent Paksoy


Doktorasını İngiltere'nin Oxford Üniversitesi'nde, Birleşik Krallık (United Kingdom) Üniversiteleri Rektörler Kurulu bursu ile bitiren Hasan Bülent Paksoy, Ohio State University, Franklin University, University of Massachusetts-Amherst ve Central Connecticut State University tarih bölümlerinde öğretim üyesi, Harvard Universitesi Orta Doğu Merkezinde Araştırmacı olarak görev yapdı.

Prof. Paksoy'un elliyi aşkın araştırma yazısı son yirmi yıl içinde Amerika, Avrupa ve Asya kıtaları üzerindeki onbir ülkede
(ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, Türkiye, Japonya, Kazakistan, Hollanda, Belçika, Güney Kore, Kanada) çıkarılan bilimsel dergilerde yayınlandı.

Paksoy, 1970 yılında ABD de Bostwick bursu ile Lisans ve ABD National Science Foundation araştırma programı destegi ile de
1976 yılında Yüksek Lisans diplomalarını aldı.

ESERLERİ

IDENTITIES: HOW GOVERNED, WHO PAYS? (2001); ESSAYS ON CENTRAL ASIA (1999); INTERCULTURAL STUDIES (New York: Simon and Schuster, 1998); TURK TARIHI, TOPLUMLARIN MAYASI, UYGARLIK (Izmir: Mazhar Zorlu Holding, 1997); CENTRAL ASIA READER: THE REDISCOVERY OF HISTORY (New York: M. E. Sharpe, 1994); CENTRAL ASIAN MONUMENTS (Istanbul: ISIS Yayinevi, 1992); ALPAMYSH: CENTRAL ASIAN IDENTITY UNDER RUSSIAN RULE (Hartford, Conn: AACAR, 1989)


 Uğraş




İnsan İnciyi Denizden Çıkarmadıkça O İster İnci Olsun İster Çakıltaşı Farketmez


Bir ulus, var oluşunun ve yaşam temelinde yatan değerleri korumak ve geliştirmek için belirli çizgide uzun süreli atılımlarını belirler ve uygulamaya geçer. Bu yöndeki köklü ve sürekli araştırmaları geleceğe dönük olarak düzenler, ve uygulamaya koyar. Düşünce önderleri, uygulayıcı önderlerle işbirliği eder. Tarih boyunca bu tür yaklaşımların çok örneği kaydedilmiştir.10 Ömer Seyfettin (1884-1920), bu konuda gerekli adımların atılmasını ilk salık veren 20. yüzyıl Türk düşünürlerinden biridir. 1919- 1924 Türk Kurtuluş Savaşı öncesi, Birinci Dünya Savaşı sırasında, Ilk Düşen Ak ve Ashab-ı Kehfimiz yazılarını yazmıştır.11 Bu yazılarda, Türk maya'sının korunması üzerine düşüncelerini genel kavramlar olarak ele almıştır:


 Düşünce



Düşünce İşvereni


Hiç bir Düşünce İşvereni, bu yazıda ele alınan kural ve gözlemlerin üzerinde değildir. Her Düşünce İşvereninin çalışmalarının, bütün Düşünce İşverenlerince, ve toplumca, düşünce kuramları ve uygar tartışma düzenleri içinde, topluma açık olarak, ince elenip sık dokunması gereklidir. Bu tür "eleme" ve değerlendirmeden geçmeyen Düşünce İşverenleri'nin düşünceleri, ilerde dünyadaki toplumların kanları ve canları ile yüksek kertede ödeme yapmalarını gerektirebilir.


 Kimlik



Orta Asya'daki "Köktendinci" Kimlik Üzerine Düşünceler


Kimlik bileşenleri güçlü bir şekilde kültürden etkilenmişlerdir. Kültür gerçek anlamda aklın geliştirilmesidir. Bu yer ve zaman açısından kesindir. Kuşaktan kuşağa, babadan oğula devredilen neydi? Bir jenerasyondan diğerine aktarılan değerlerin bileşeni muayyen bir yönetim şeklinin genel kültürünü belirlemektedir. Bu hem değişken, hem de sabittir. Söz konusu olan bu çelişki en iyi belirli bir kültürü öğrenmekle anlaşılabilir.


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 

Başsayfa

Hasan Bülent Paksoy

Yazarlar