Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

14 Mart 2007

III.Selim Han

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Başsayfa

Hasan Bülent Paksoy

Yazarlar

Siyaset Umumi

 

Elma’nın İki Yarısı: Yöneten ve Yönetilen İlişkileri


-Hasan Bülent Paksoy-


Yönetenler ve Yönetilenler, bir elma’nın iki yarısı gibi birbirlerini bütünleştirirler. Birinin istekleri ve gerek duydukları, diğerini çok yakından etkiler. Eğer elma'ya kurt düşer ise, her iki bölümünün de değeri düşecektir. Bütün olarak çok özlenen üretim ve tüketim dengesi bozulacak, başkaldırmalar Toplum'u oluşturan bütün bireyleri sarsacaktır. Elma’nın rengi bozulacak, tadını kaybedip çürüyecektir.

Yöneten dilimi, Yönetilensiz var olamaz, yasayamaz. Yönetilenler olmadan Toplum var olamaz. Dolayısı ile Yönetenler karaya vurmuş balina gibi açıkta kalırlar.

Bu gerçek, Yönetim düzeninin adi ve türüne kulak asmaz. Yönetim düzeninin Çoğulculuk, ya da azınlık güdümlü yönetim düzeni olup-olmaması da önemli değildir. Her iki dilimin karşılıklı, kesin bağımlılıkları, birbirlerine olan sürekli sorumlulukları sonsuzluğa doğru uzar gider. Sorumluluklarından kaçmaya kalkışan, sorumluluklarını savsaklamaya çalışan dilim, dengeyi yeniden kurulamayacak oranda bozar.

İki dilim arasındaki bu denge çok önemlidir; tarihin başlangıcından bu yana gecen sure içinde, uzun uğraşlar sonucu geliştirilmiştir. Eğer iki dilimden biri bu dengeyi bozmaya kalkışacak olur ise, çatışmalar kaçınılmaz olur.

Dünyadaki bütün oyunların kuralları vardır. Bu kurallar bozulduklarında, oyun da bozulmuş olur. Bütün yönetim düzenleri, karşılıklı güç döğüşlerine ve sıcak döğüşlere döner. Artik 'oyun' iki dilimin karşılıklı "al-gülüm; ver-gülüm" oynaması dışında gelişir; eksi toplamlı sonuçlara ulaşır. Her iki dilimin arasında bir uçuncu topluluk oluşmaya baslar. Bu uçuncu topluluk bundan böyle 'yeni' oyunun yöneticisi olacaktır.

Bu uçuncu dilim, yalnızca kendini düşünür, diğer iki dilimin durumu umurunda bile değildir. Eşitliği üstlenmez, güç dengesini yalnızca kendi çıkarları uğruna kullanmak için bir gereç olarak görür. Yasal ve Yasadışı konum arasında kurulmuşlardır, yasarlar; islerine geldiği gibi, ilk iki dilime sıra ile yanaşıp dengeyi bir o yöne, bir bu yöne çekerek kendi gelirlerini arttırma yoluna giderler.

Doğa, boşluğu ve dengesizliği sevmez. Dolayısı ile bir uçuncu dilim ortaya çıktığında, kısa surede karsısında diğer uçuncu dilimler oluşmaya baslar. Böylelikle, yöneten ve yönetilenler arasında, hiç beklenmedik bir anda, dengeyi kendi çıkarları için kullanabilen yeni bir 'yönetici' kesim oluşur.

Bu uçuncu kesim yönetici, kesimleri oluşur-oluşmaz, ilk iki dilimden de önemli kişileri kendi yönlerine çekmeye başlayacaktır. Bu işlem sırasında, her iki kesimden ileri gelenlerin ana inançları üzerinde de etki göstermeye başlayacak, değerlerin sulandırılması yönünde baskıya girilecektir. Bu durum da, yolsuzlukların başgöstermesi ile açığa çıkabilecek, insanlığın ve toplumun binlerce yıllık bilgi birikimi sonucu kurulmuş olan düzen kökünden sallanacaktır.

Üçüncü kesimin tek amacı, yarışmasız ve sorunsuz varlık sahibi olmaktır. Bu yönde: anapara, emek ve diğer olağan kaynakları kullanmadan, yatırımsız ve karşılıksız gelir sağlamaya çalışmaktan kaçınmaz. İlk iki kesimden de kişilerin uçuncu kesim'ce ayartılması sonucu, Toplum'un can damarını oluşturan kurum ve kuruluşlar da derinden aşınmaya baslar. İlk kuruluş görevlerini yerine getiremediklerinden, bütün ilgili topluluklar, her uç kesim birden büyük kayıplara uğrarlar.

Dolayısı ile bu durumlara karşı tek savunma, uçuncu kesimlerin kurulma ve oluşmalarının bastan önlenmesidir. Ancak, uluslararası düzeni etkilemeyi öngören Toplumlar ve Yöneticileri, yarıştıkları diğer Toplumlara karşı (gizli ya da açık) bir üstünlük sağlayabilmek için, uçuncu kesimleri kurar, ya da kurulmalarına yordam verirler.

Bu durumda, dilimleşmelerin tek bir Toplum ya da ulus'a özgü olmadığını kolaylıkla görebiliriz. İnsanların oluşturduğu bütün topluluklar, geçmişte ve gelecekte (ilerde, Ay ve Mars gezegeninde oluşturulacak yerleşme alanlarında bile) dünyanın var olsundan bu yana deneylere dayalı olarak geliştirilmiş yönetim düzenlerini kullanmak durumundayız.

Bu düzenlerin dışına çıkmak için, belirli Yönetim dilimleri uğraşlara girmeye eğilimli olabilirler. Bunlar üç başlık altında toplanabilir: üretimi durdurmak; kaynakları kurutmak; kişilerin özlerine değişik açılardan saldırılar. Bir kesim bu üç yönde atılıma girdiğinde, karşısına aldığı kesimlerden de, adi gecen türde tepkiler alacaktır. Bu tepkilerin de, yönetim düzeyinin oluşması gibi, binlerce yıllık bir geçmişten geldiğini unutmamak gerekir. Üstelik başkaldırmalar başverdiğinde, düzenin daha da gevşemesine neden olunacağını düşüncelerimizde bulundurmak yararlıdır.

Gelişmiş bilimlerin, Toplumların yaşamları ve çıkarlarının tersine çalışabileceğini de unutmamak gerekir. Örneğin, bir uçak, bir kişinin yaşamının kurtarılmasına yordam verebileceği gibi, ölümüne de yol açabilir; bir hastane, kişiyi sağlığa kavuşturmak yerine, yaşamını cehenneme çevirebilir. Önemli olarak: Toplumlar, ister-istemez öç alırlar. Topluma karşı yapılan uygulamalar, uygulayıcılar eli ile yer alır. Toplum bu uygulayıcıları eninde-sonunda bularak, onlara da kendi baslarına gelenleri uygularlar. Belki de, Toplumun toplu kalmasını sağlayacak en önemli veri de, bu öç alma yeteneği ve isteğidir.

Binlerce yıllık bilgi birikimi sonucu oluşmuş ve kullanmakta olduğumuz yönetim düzenini sürdürebilmek için, öğrenme ve öğretme yeteneklerinin aksatılmadan kullanılması gerekmektedir. Ortak bilgiyi paylaştıkça, ortak sonuçları elde etmek için daha yatkın işbirliğine gidilmesi gerektiğini anlayacak ve gerçekleştirmek için çalışacaklardır. Herhangi bir üstünlük kurmak isteyen bireyler ya da kesimler bu isteklerini, yukarıdaki nedenlerle, unutmalıdırlar. Dolayısı ile burada önerilen, ileride yer alabilecek yangınları önlenebilecek yöntemler üzerinde bir taslak atilim önergesi sunmaktır.

Peki, bunca geçmiş veri ve olay el altında iken, öğretilerini bize sunarlar iken, neden bu kadar çok kan dökülüyor? "Oyuncular" gösterilen yolları görmemezlikten geldiklerinden mi, yoksa kesinlikle öğrenmek istemediklerinden mi?

Tarih boyunca, bireysel ve Toplumsal kişilikler arasındaki sürekli çekişmeyi açıkça gözleyebiliriz. Bu Toplum içi ikilem, Toplum ve kişilerin giriştikleri bütün ilişkilerde gözlenebilir. Ancak, günümüzdeki kadar, uygulamalı bilimlerin bu ilişkiler üzerindeki etkileri açığa çıkmamış idi. Bu etkiler, kişi ile yönetici kesimin arasındaki ayrıcalıkların artmasına da neden olmaya başladı.

Uygulamalı bilimler, yönetimin yönünü, kapsamını ve nedenlerini değiştirmeyi de---kendi çıkarlarına uydurmak için--- üstlenmeye soyundu. İnsanlar olamadan, uygulamalı bilimlerin kendi baslarına herhangi bir is'e kalkışamayacaklarını unutamayacağımızı kaydedelim. Uygulamalı bilimler yolu ile yönetimi karşılıksız yürütebileceğini düşünen yöneticilere de, geçmişin derinliklerinden gelen bilgilerin kaybolmayacağını anımsatalım.

(H. B. Paksoy, Leviathan: Identity Interactions between Society and Technology Entelequia. Revista Interdisciplinar, 2006, issue 2, pages 157-162 )

Herhangi bir insanin çok ateşli, istekli, atılgan olması doğaldır. Ama bu kişinin kendi çıkarları için --- hangi ad altında olursa olsun---- Topluma aykırı düşecek islere girişmesi Toplumun topluca çıkarlarına ters düşecektir. Bu durumda, Toplumun bu tersliğe karşı çıkarak, sesini duyurması, sonra da karşı atılıma geçmesi kaçınılmaz. Topluma karşı gelen kişinin adi, kimliği, konumu ne olursa olsun, bu kural değişmez.

 

Hasan Bülent Paksoy

14 Mart 2007 

 

Bu yazı IDENTITIES: How Governed, Who Pays? (Lawrence: Carrie, 2001) Kitabinin ikinci baskısı (Malaga: Entelequia, 2006) http://www.eumed.net/entelequia/es.lib.php?a=b002 için yazılan Sunuş'tan Turkçe'ye uygulanmıştır.



Düşüncesel ve Bedensel Tutsaklıklar -Hasan Bülent Paksoy-


Bedensel Tutsaklığın tanımı güç olmasa gerek. Ancak, Düşüncesel Tutsaklık ile olan ilişkilerini anlamak ve anlatabilmek, o denli gelir-geçer türden değildir. Tutsak almak, edinmek, alışkanlık ve ötesinde bağımlılık yaratır. Üstelik uyuşturucu bağımlılığından da çok derin yıkım yapar. Uyuşturucu bileşim, kullanıcı kişileri tek olarak denetimi altına alır. Düşüncesel tutsaklık, dağıtım yöntemleri nedeni ile çoğunlukla kitlesel ve toptan toplumsaldır.



Kutluk Veren Bilgi’nin Başlangıcı, Tarihçinin Sonu: Tarih mi, Yoksa Tarihçilik mi ‘Son’a Erdi? -Hasan Bülent Paksoy- -D. Phil-


Bir süre önce, “Tarih’in sona erdiği” ileri sürülmüş idi.  Soğuk Savaş çerçevesinde ele alınan bir düşünce olup, ilgili “çarpışmanın” sona ermesi ile bundan böyle karsılaştırmalı tarih yazılmasına gerek kalmadığını, kazananların görüsünün tek geçerli gerçek olduğunu vurguluyordu.  Ya da öyle gösterilmesi isteniyordu.



"Alın Yazısı" mı, "Kişi seçimi" mi? -Hasan Bülent Paksoy- -D. Phil-


Mustafa Kemal Atatürk'ün "Egemenlik Ulusundur" (ya da, ilk söylediği gibi "hakimiyet, kayıtsız şartsız Milletindir") seslenişi ile yalnızca yurdu dört koldan saran dış yağılara karşı ileri sürülmüş bir yön gösteriş değildir. Öncelikle, toplumun düşüncelerinde düzenli ve yöntemli olmaları gereğini vurgulamaktadır. Diyebiliriz ki, Atatürk, toplumun egemen olarak yaşayabilmesi için "alın yazısı-kişi egemenliği" yaklaşımları arasında seçim yapması gerektiğini ileri sürüyordu.


 

Hasan Bülent Paksoy


Doktorasını İngiltere'nin Oxford Üniversitesi'nde, Birleşik Krallık (United Kingdom) Üniversiteleri Rektörler Kurulu bursu ile bitiren Hasan Bülent Paksoy, Ohio State University, Franklin University, University of Massachusetts-Amherst ve Central Connecticut State University tarih bölümlerinde öğretim üyesi, Harvard Universitesi Orta Doğu Merkezinde Araştırmacı olarak görev yapdı.

Prof. Paksoy'un elliyi aşkın araştırma yazısı son yirmi yıl içinde Amerika, Avrupa ve Asya kıtaları üzerindeki onbir ülkede
(ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, Türkiye, Japonya, Kazakistan, Hollanda, Belçika, Güney Kore, Kanada) çıkarılan bilimsel dergilerde yayınlandı.

Paksoy, 1970 yılında ABD de Bostwick bursu ile Lisans ve ABD National Science Foundation araştırma programı destegi ile de
1976 yılında Yüksek Lisans diplomalarını aldı.

ESERLERİ

IDENTITIES: HOW GOVERNED, WHO PAYS? (2001); ESSAYS ON CENTRAL ASIA (1999); INTERCULTURAL STUDIES (New York: Simon and Schuster, 1998); TURK TARIHI, TOPLUMLARIN MAYASI, UYGARLIK (Izmir: Mazhar Zorlu Holding, 1997); CENTRAL ASIA READER: THE REDISCOVERY OF HISTORY (New York: M. E. Sharpe, 1994); CENTRAL ASIAN MONUMENTS (Istanbul: ISIS Yayinevi, 1992); ALPAMYSH: CENTRAL ASIAN IDENTITY UNDER RUSSIAN RULE (Hartford, Conn: AACAR, 1989)


 Uğraş




İnsan İnciyi Denizden Çıkarmadıkça O İster İnci Olsun İster Çakıltaşı Farketmez


Bir ulus, var oluşunun ve yaşam temelinde yatan değerleri korumak ve geliştirmek için belirli çizgide uzun süreli atılımlarını belirler ve uygulamaya geçer. Bu yöndeki köklü ve sürekli araştırmaları geleceğe dönük olarak düzenler, ve uygulamaya koyar. Düşünce önderleri, uygulayıcı önderlerle işbirliği eder. Tarih boyunca bu tür yaklaşımların çok örneği kaydedilmiştir.10 Ömer Seyfettin (1884-1920), bu konuda gerekli adımların atılmasını ilk salık veren 20. yüzyıl Türk düşünürlerinden biridir. 1919- 1924 Türk Kurtuluş Savaşı öncesi, Birinci Dünya Savaşı sırasında, Ilk Düşen Ak ve Ashab-ı Kehfimiz yazılarını yazmıştır.11 Bu yazılarda, Türk maya'sının korunması üzerine düşüncelerini genel kavramlar olarak ele almıştır:


 Düşünce



Düşünce İşvereni


Hiç bir Düşünce İşvereni, bu yazıda ele alınan kural ve gözlemlerin üzerinde değildir. Her Düşünce İşvereninin çalışmalarının, bütün Düşünce İşverenlerince, ve toplumca, düşünce kuramları ve uygar tartışma düzenleri içinde, topluma açık olarak, ince elenip sık dokunması gereklidir. Bu tür "eleme" ve değerlendirmeden geçmeyen Düşünce İşverenleri'nin düşünceleri, ilerde dünyadaki toplumların kanları ve canları ile yüksek kertede ödeme yapmalarını gerektirebilir.


 Kimlik



Orta Asya'daki "Köktendinci" Kimlik Üzerine Düşünceler


Kimlik bileşenleri güçlü bir şekilde kültürden etkilenmişlerdir. Kültür gerçek anlamda aklın geliştirilmesidir. Bu yer ve zaman açısından kesindir. Kuşaktan kuşağa, babadan oğula devredilen neydi? Bir jenerasyondan diğerine aktarılan değerlerin bileşeni muayyen bir yönetim şeklinin genel kültürünü belirlemektedir. Bu hem değişken, hem de sabittir. Söz konusu olan bu çelişki en iyi belirli bir kültürü öğrenmekle anlaşılabilir.


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 

Başsayfa

Hasan Bülent Paksoy

Yazarlar