Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

21 Eylül 2006

III.Selim Han

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Başsayfa

Hasan Bülent Paksoy

Yazarlar

Siyaset Umumi

 

"Alın Yazısı" mı, "Kişi seçimi" mi? İnançlar ve Düşünce Özgürlüğü


-Hasan Bülent Paksoy- -D. Phil-


Önce, bir denklemi ele alarak tanımlara yaklaşalım: E=MC2. Bu denklemin varlığını nereden biliyoruz? Gökten zembil ile mi inmiştir? Yoksa, kişinin (ya da kişilerin) egemen düşüncesi sonucu olarak mı ortaya konulmuşur? Denklemin var olduğu nasıl saptanır? Doğruluğu "Tanrı vergisi" midir, yoksa belirli yöntemlerle yinelenerek gösterilebilir mi?

 

Bu soruyu bir basamak daha ileri götürebiliriz: Bu denklemin varlığı alın yazısı mıdır? Yoksa, kişi usu ile mi bu yasanın varlığını ortaya koymuştur?

 

Alın yazısını kim yazar? Tanrı bu denklemin var olduğunu daha önceden biliyor muydu? Yoksa, bir kişinin bu gizi kendi başına bulmasını mı bekliyordu?

 

Egemen atılımın bir tanımı: Bir kişi, kendi seçimindeki bir anda, herhangi bir atılıma girişmek yeteneğindedir. Eş anlamda, bu tanımın tersi olarak, herhangi bir atılımdan da kaçınabilir.[1] 15ci yüzyılda, dünyaya insancıl açıdan bakmakla ün yapmış olan Erasmus (1466?-1536), Hıristiyan Askerlerinin Kılavuzu başlıklı kitabında yazar: "'Bir Hıristiyan askeri, her an için tetik durmalıdır. Bu nedenle, görevini yerine getirebilmek için, silahlara gerek duyacaktır. Ne gibi silahlar gereklidir? Iki silah kaçınılmaz: dua etmek ve bilim.' Erasmus bu görüşlerini sürdürür iken, dua üzerine bir, bilim üzerine ise on sayfa yazar."[2]

 

Bu konu, eş yaşlarda olan Erasmus ve Martin Luther arasında da büyük yazılı tartışmaya yol açmıştı.[3] Tartışma, 17ci yüzyılda, Thomas Hobbes (1588-1679) ve Derry Piskoposu John Bramhall arasında süregelmiş.[4] Daha önce, Martin Luther'in (1483-1546) devrimciliğine önayak olan ilk düşünceleri ileri süren John Wycliff (c.1330-1384) tarafından da kaleme alınmış.[5] John Locke (1632-1704)[6], John Stuart Mill (1806-1873)[7] gibi düşünürlerce de olduğu gibi, günümüzde de, Mortimer Adler ve Isaiah Berlin gibi kişilerce tartışma yaşatılmaktadır.[8]

 

Leibnitz'in (1646-1716) 'nedenler' ve 'seçimleri' arasındaki ilişkiler üzerine görüşü, tanımların açıklık kazanmasına yardımcı olabilir: "Herhangi bir seçim yapmadan önce, bu seçimi yapmayı sağlayacak olan veriler, seçim yapacak kişiyi başlangıçta kendi yönünde etkilemeye yeterli olmalı. Ya da, tam ters seçimi yapacak olursa, sonuç ne olursa olsun, bu sonuç alın yazısı olmamalı."[9]

 

Bu arayış, arayanları düşüncelerin varlığı kökenleri üzerine yazılmış verilerle karşı karşıya getirir. Gerekircilik:[10] Herhangi bir değişikliğin yer alabilmesi için, yalnızca geçmişteki olay karmaşımlarının zaman içinde ve doğa yasalarına uygun olarak düzenli düşüncesel gerekler gereği yer almasına bağlıdır.

 

Ek olarak Düşünce ve Atılım Özgürlüğü üzerine bir tanımı da ele alabiliriz:

 

(i) özgürlük ve alın yazısının eşit olmadığını savunur

(ii) alın yazısının doğru olmadığını savunur.[11]

 

İslamiyet içinde de bu tür tartışmalar da eksik değildir. 10cu yüzyılda yaşamış olan Farabi (ca. 870-950) düzenli düşünceyi savunur, bu yoldan en düzenli seçimlerle en uygun sonuçlara varılacağını önerir.[12] Özellikle, "Bey" lerin "doğruyu arama bilimine" ("felsefe"nin ilk bilinen tanımı) önem vermelerini, bu bilim içinde derin eğitim görmüş olmalarını öngörür. Farabi'ye göre, Türkçe'de "inanç" olarak bilinen "din" kavramı, bu "doğruyu arayış bilimi" olan felsefe'nin, toplumlar için "kolaylaştırılmış" bir yüz'ünden başka bir şey değildir. Buna karşılık, 11-12ci yüzyıl arasında yaşayıp, özellikle Farabi'ye çatmayı kendine görev sayan Al-Gazali (1058-1111), yalnızca "duyguların" geçerli olduğunu, "inanmanın" da tek yol olduğunu vurgular.[13] Farabi ve Gazali, konu üzerine daha önce (örneğin, M.Ö. 5ci yy da) yazılmış (ve Arapça'ya çevrilmiş) düşüncelerle de tanışık idiler. M.S. 4 ve 5ci yüzyılda yaşayan St. Jerome, St. Augustine (354-430) ve diğerleri, M.Ö. beşinci yüzyılda yaşamış olan Eflatun'un (M.Ö 427-347) yaklaşımı ile, Hıristiyanlığın öğretileri arasındaki ayrıcalıkları uzlaştırmak için M.S. 4-5ci yüzyıl sürecinde çabalanıyorlardı. Farabi, bu uzlaştırmayı söyle ele almıştı: bir bey, doğruyu arama bilimini kökünden, başlangıcından öğrenmeli ve bütün yaptığı işlerde, özellikle yönettiği toplum yararına kullanmalı. Toplumun her bir bireyi bu yönde eğitilemeyeceği için, bu düşünce düzenini kolaylaştırmak gerekir. Farabi'ye göre, Din, bu kolaylaştırmanın bir yönteminden başka birşey degildir. 

 

Roma'lı Cicero'nun (M.Ö 106-43) günümüzden yirmibir yüzyıl önce dediği gibi "Tarih, doğruluğun ışığıdır."[14] Bu gözlem üzerine, İtalyan Veronalı Guarino bir yorumda bulunur: "Doğru'yu söylemek, tarihçinin başının kesilmesine neden olur."[15] Diğerleri gibi, bu yorum ve görüşleri sınamak ve denemek gerekebilir.

 

Farabi yerine Gazali'nin soruna yaklaşımının önde tutulması sonucu, İslamiyet içinde "içtihat kapılarının kapanması"öngörülmüştür. Böylelikle "inanç," geçmişin belirli kalıpları içinde dondurulup kalmıştır. Günün gereklerini bünyesine alamadığı gibi, eğitimini bile kişilerin izleyebilmelerini olanak dışı bırakacak bir düzeye getirmiştir. Bu katılık da medreselerin bile içlerine dönmelerine neden olmuş, Uluğ Bey[16]döneminde en yüksek ve başarılı düzeyine varmış olan eğitim düzenlerinin en sonunda üç tek kitabın ezberlenmesine kadar inmiştir. Ayrıntılı örneklerini 19cu yüzyıl sonlarında ve 20ci yüzyıl başlarında Gaspıralı İsmail Bey[17] ve Şevket Süreyya Aydemir'in[18] yazılarında görebiliyoruz.

 

Orantılı ve karşılaştırmalı olarak düşünüldüğünde görüleceği gibi, Katolik kilisesi bile Vatikan Kurultaylarını (özellikle 1961 yılında) toplayarak, inançlarını -o güne dek süregelen toplumsal ve kurumsal bütün tutuculukları aşmayı başararak- gelişen dünyanın gereklerine uydurabilmeyi başarmıştır. 

 

 

Diğer düşünürler, dikey olarak birbirlerinin düşünceleri üzerine konuyu derinleştirirlerken, 11ci yüzyılda yaşamış Balasagunlu Yusuf'un soruna yaklaşımı ise genellikle çok daha özgündür.[19] Önce, kişinin düşünce yetenekli bir varlık olduğundan söz ile yola çıkar. Bu özelliğin, diğer yaratıklardan ayıran en büyük ayrıcalık olduğunu savunur. Sonra da, kişinin bu yeteneğini ne gibi yöntemlerle kullanabileceğini ve kulanmakta olduğunu örnekleri ile ele alır. Nedenlerini vurgular. Balasagunlunun örnekleri, dünyada kişilerin karşılaştıkları sorunlara getirilebilecek çözümler üzerine kurulmuştur. Bununla birlikte, belirli bir kişisel ve toplumsal davranış yönteminin varlığını da ortaya koyar. Bu davranış yönteminin ilkeleri nedir? Bir Türk atasözü, bu yaklaşımı anlamamıza yardımcı olabileceği gibi, özetlememizi de sağlayabilir: "iğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır." Kişi, başkalarını ilgilendirecek bir girişime kalkarken, sözü edilen girişim kendi başına gelse idi, ne denli sevinir idi?

 

Ancak, bu düşünce yaklaşımı da bir yerde yetersiz kalır. Çünkü, her kişi bu düşünce yaklaşımı ile girişimlere başlamaz. Örneğin, yalnızca kişisel çikarlarını düşünerek atılıma başlayan bir toplumu ele alalım. Geçmişte örneği çok olan bu toplum, elinde olmayan varlıkları vuruş ve çarpma yolu ile elde etmek isteyebilir. Yağmalanmaktan kurtulmak için, baskına uğramak üzere olan diğer toplum da kendini savunmak isteyebilir. Balasagunlu, bu durumda "beylerin ellerini kılıçlarına dayamaları gerektiği" ni savunur. Bu görüş, Balasagunlu'dan beş yüz yıl sonra yaşayan Erasmus'un yazılarında da yer alır; 20ci yüzyılda da"savaş gereği" (haklı savaş) olarak Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında Batı uygarlıklarının baş dayanağı olur.

 

 

Mustafa Kemal Atatürk'ün "Egemenlik Ulusundur" (ya da, ilk söylediği gibi "hakimiyet, kayıtsız şartsız Milletindir") seslenişi ile yalnızca yurdu dört koldan saran dış yağılara karşı ileri sürülmüş bir yön gösteriş değildir. Öncelikle, toplumun düşüncelerinde düzenli ve yöntemli olmaları gereğini vurgulamaktadır. Diyebiliriz ki, Atatürk, toplumun egemen olarak yaşayabilmesi için "alın yazısı-kişi egemenliği" yaklaşımları arasında seçim yapması gerektiğini ileri sürüyordu.

 

Hasan Bülent Paksoy


KAYNAKLAR:

 

1. R. Kane, Free Will and Values (SUNY, 1985). Pp. 20-21. D1 (Freedom of the Will): A rational agent (person or self) S is (was) free at a time t with respect to a choice or decision J, if and only if, S has (had) the power at t to make J at t and S has (had) the power at t to do otherwise at t (i.e to refrain from making J and or to make some choice or decision other than J at t).

Free will, so defined, is a dual power; the power to choose (or, "efficacy" as we shall call it) and to do otherwise (or, "avoidability"). The latter, as indicated, may involve either refraining or making a a contrary or contradictory choice or decision.

 

 

2. Erasmus Rotterdamus, Enchiridion militis christiani (Handbook of a Christian Soldier) (St. Omer/Louvain, 1503). 

 

3. Discourse on Free Will: Erasmus vs Luther (New York, 1961).

 

4. John Bramhall, The Works of John Bramhall (Oxford: John Henry Parker, 1844); Thomas Hobbes,The English Works of Thomas Hobbes, W. Molesworth, Ed. (Scientia Aalen, 1962). P. 39: "I acknowledge this liberty, that I can do if I will: but to say I can will if I will. I take to be an absurd speech."

 

5. John Wyclif, On Universals (Tractatus de Universalibus) Anthony Kenny, Tr. (Oxford, 1985); John de Wycliffe, D.D. Tracts and Treatises Robert Vaughan, Tr. (London, 1845).

 

6. "I leave it to be considered whether [these claims] may not help to put an end to the long agitated, and I think, unreasonable, because unintelligible question, viz. whether man's will be free or no... the question itself is altogether improper. For.. when anyone well considers it, I think he will as plainly perceive that liberty, which is but a power, belong only to agents, and cannot be an attribute or modification of the will, which is also but a power." John Locke, An Essay Concerning Human Understanding A. C. Fraser, Ed. (New York: Dover, 1959). Pp. 319-320.

 

7. John Stuart Mill, On Liberty (New York, 1956).

 

8. Mortimer Jerome Adler,The Idea of Freedom: A Dialectical Examination of the Conception of Freedom (New York: Doubleday, 1958); Isaiah Berlin,Four Essays on Liberty (Oxford, 1969).

 

9. G. W. F. Leibniz, Selections P. Weiner, Ed. (New York: Scribners, 1951). Thesis of Leibniz: In the relation between reasons and choice, the reasons which the agent has prior to choice must in some sense incline the agent toward the choice, or the doing otherwise, whichever occurs, without necessitating what actually occurs, i.e. without determining what occurs in the sense of determinism (See Kane D2 P. 30).

 

10. D2 Determinism: The occurrence of a state or change E at a time t is determined if and only if there is some combination of past circumstances relative to t, or past circumstances relative to t and laws of nature, whose joint existence is a logically sufficient condition for the occurrence of E at t (where "X is a logically suficient condition for Y" means "it is logically necessary that if X then Y"). See, Kane, P. 30.

Libertarian view of Freedom: (i) denies that freedom and determinism are compatible (ii) (as a consequence of ascribing an incompatibilist freedom to humans, if for no other reason) denies that determinsm is true.

 

11. (Libertarian view of Freedom) Bernard Berofsky,Free Will and Determinism (New York, 1966). 

 

12. Alfarabi's Philosophy of Plato and Aristotle, (ca. 870-950) Muhsin Mahdi, Tr. (Free Press/Macmillan, 1962).

 

13. The Faith and Practice of AL GHAZALI,  W. Montgomery Watt, Ed. (London, 1953).

 

14. "History is the Light of Truth." Cicero,De Oratore II.9.36. 

 

15."Telling the truth will cost the historian his head." Guarino de Verona, Epistolario R. Sabbadini, Ed. (Venice, 1915-1919) 3 vols.

 

16. Kevin Krisciunas, "The Legacy of Ulugh Beg",CENTRAL ASIAN MONUMENTS (H. B. Paksoy, Editor) (Istanbul: Isis Press, 1992).

 

17. Kirimli Cafer Seydiahmet,Gaspirali İsmail Bey (Istanbul, n.d [1934]); H. B. Paksoy, Chora Batir: A Tatar Admonition to Future Generations.Studies in Comparative Communism, VOL. XIX Nos. 3 and 4; Autumn/Winter 1986. Pp. 253-265.

 

18. Makedonya'dan Orta Asyaya Enver Paşa (3 Vols.) (Istanbul, 1970-1972) [several printings were made], utilizing Enver's autobiography;Tek Adam [Mustafa Kemal]. (3 Vols.) (Istanbul, 1963-1965); and Ikinci Adam [Ismet Inönü] (3 Vols.) (Istanbul, 1966-1969). 

 

19. Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig Çeviri: R.R. Arat. (Ankara: TTK, 1974). 


Not: İlk olarak CENTRUM VOOR ISLAM IN EUROPA (U Gent, Belçika) da yayınlanmıştır



Toplum Olarak Varılmak İstenen Sonuç Nedir? -Hasan Bülent Paksoy- -D. Phil-


Bu soruya ayrıntılı karşılık verilmeden yola çıkmak, nereye gidileceğini bilmemeye eşittir. Nereye gidileceğini bilmemek, en kısa yoldan "yok" olmaktır. Çıkılması öngörülen yolculuğun birinci aşamada öncelikle düşüncesel açıdan olması, sorunun daha da büyük önem kazanmasına neden olur. Çünkü, düşüncesel yolculuk sonsuz olduğu gibi, sonuçları da sürekli ve ileriye açık olacaktır.



Orta Asya'daki "Köktendinci" Kimlik Üzerine Düşünceler -Hasan Bülent Paksoy-


Yönetimin federatif modeli merkeziyetçi ve otoriter yapının aşırılıklarını kontrol etmek için bir çözüm teşkil etmektedir. Bu durumda, çıkarılan yasalar, çoğunluğun adına yönetici seviyesinde ilan edilen kurallar (gerçekten çoğunluğun kararını yansıtıyorsa), azınlığın ya da azınlıkların gereksinimlerine ve isteklerine uymayacaktır. Peki bu uyumsuzluk çoğunluk tarafından da izlenen hakların bir ihlali olmayacak mıdır? Azınlık bazı şartlara boyun eğmeye, örneğin 'verimlilik' adına belli bir ürünü almaya zorlanmayacak mıdır? Sözgelimi eğer üretici genetik donanımdan geçmiş tarım ürünlerini üretme ve pazarlama hakkına sahipse, tüketicilerin de bunları kabul etme ya da reddetme hakları olmamalı mıdır?



Düşünce İşvereni  -Hasan Bülent Paksoy-


Türkiye Cumhuriyeti, 1950 ve 1960' larda "Düşünce İşçisi" kavramını emeklilik ve sağlık yasaları kapsamına aldı. Kamu ve özel işyerlerinde çalışmakta olan Beden İşçilerinin bu gibi korumalar altına alınmaları daha önce gerçekleştirilmiş idi. Ek olarak, Beden İşçilerinin toplu sözleşme, iş-durdurma, işyeri-kapatma ve yandaş çalışma düzenleri de Bülent Ecevit'in Çalışma Bakanlığı döneminde yasallaştırıldı.


 

Hasan Bülent Paksoy


Doktorasını İngiltere'nin Oxford Üniversitesi'nde, Birleşik Krallık (United Kingdom) Üniversiteleri Rektörler Kurulu bursu ile bitiren Hasan Bülent Paksoy, Ohio State University, Franklin University, University of Massachusetts-Amherst ve Central Connecticut State University tarih bölümlerinde öğretim üyesi, Harvard Universitesi Orta Doğu Merkezinde Araştırmacı olarak görev yapdı.

Prof. Paksoy'un elliyi aşkın araştırma yazısı son yirmi yıl içinde Amerika, Avrupa ve Asya kıtaları üzerindeki onbir ülkede
(ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, Türkiye, Japonya, Kazakistan, Hollanda, Belçika, Güney Kore, Kanada) çıkarılan bilimsel dergilerde yayınlandı.

Paksoy, 1970 yılında ABD de Bostwick bursu ile Lisans ve ABD National Science Foundation araştırma programı destegi ile de
1976 yılında Yüksek Lisans diplomalarını aldı.

ESERLERİ

IDENTITIES: HOW GOVERNED, WHO PAYS? (2001); ESSAYS ON CENTRAL ASIA (1999); INTERCULTURAL STUDIES (New York: Simon and Schuster, 1998); TURK TARIHI, TOPLUMLARIN MAYASI, UYGARLIK (Izmir: Mazhar Zorlu Holding, 1997); CENTRAL ASIA READER: THE REDISCOVERY OF HISTORY (New York: M. E. Sharpe, 1994); CENTRAL ASIAN MONUMENTS (Istanbul: ISIS Yayinevi, 1992); ALPAMYSH: CENTRAL ASIAN IDENTITY UNDER RUSSIAN RULE (Hartford, Conn: AACAR, 1989)


 Uğraş




İnsan İnciyi Denizden Çıkarmadıkça O İster İnci Olsun İster Çakıltaşı Farketmez


Bir ulus, var oluşunun ve yaşam temelinde yatan değerleri korumak ve geliştirmek için belirli çizgide uzun süreli atılımlarını belirler ve uygulamaya geçer. Bu yöndeki köklü ve sürekli araştırmaları geleceğe dönük olarak düzenler, ve uygulamaya koyar. Düşünce önderleri, uygulayıcı önderlerle işbirliği eder. Tarih boyunca bu tür yaklaşımların çok örneği kaydedilmiştir.10 Ömer Seyfettin (1884-1920), bu konuda gerekli adımların atılmasını ilk salık veren 20. yüzyıl Türk düşünürlerinden biridir. 1919- 1924 Türk Kurtuluş Savaşı öncesi, Birinci Dünya Savaşı sırasında, Ilk Düşen Ak ve Ashab-ı Kehfimiz yazılarını yazmıştır.11 Bu yazılarda, Türk maya'sının korunması üzerine düşüncelerini genel kavramlar olarak ele almıştır:


 Düşünce



Düşünce İşvereni


Hiç bir Düşünce İşvereni, bu yazıda ele alınan kural ve gözlemlerin üzerinde değildir. Her Düşünce İşvereninin çalışmalarının, bütün Düşünce İşverenlerince, ve toplumca, düşünce kuramları ve uygar tartışma düzenleri içinde, topluma açık olarak, ince elenip sık dokunması gereklidir. Bu tür "eleme" ve değerlendirmeden geçmeyen Düşünce İşverenleri'nin düşünceleri, ilerde dünyadaki toplumların kanları ve canları ile yüksek kertede ödeme yapmalarını gerektirebilir.


 Kimlik



Orta Asya'daki "Köktendinci" Kimlik Üzerine Düşünceler


Kimlik bileşenleri güçlü bir şekilde kültürden etkilenmişlerdir. Kültür gerçek anlamda aklın geliştirilmesidir. Bu yer ve zaman açısından kesindir. Kuşaktan kuşağa, babadan oğula devredilen neydi? Bir jenerasyondan diğerine aktarılan değerlerin bileşeni muayyen bir yönetim şeklinin genel kültürünü belirlemektedir. Bu hem değişken, hem de sabittir. Söz konusu olan bu çelişki en iyi belirli bir kültürü öğrenmekle anlaşılabilir.


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 

Başsayfa

Hasan Bülent Paksoy

Yazarlar