Yazar | 
Hasan Bülent Paksoy |  | | Kişisel Web | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi |  | | |  | |  | Maksim Gorki ----------------------- "Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."----------------------- Ekmeğimi Kazanırkeni | | |
| 
Toplum Olarak Varılmak İstenen Sonuç Nedir?
-Hasan Bülent Paksoy- -D. Phil-
Bu soruya ayrıntılı karşılık verilmeden yola çıkmak, nereye gidileceğini bilmemeye eşittir. Nereye gidileceğini bilmemek, en kısa yoldan "yok" olmaktır. Çıkılması öngörülen yolculuğun birinci aşamada öncelikle düşüncesel açıdan olması, sorunun daha da büyük önem kazanmasına neden olur. Çünkü, düşüncesel yolculuk sonsuz olduğu gibi, sonuçları da sürekli ve ileriye açık olacaktır. Türk Atasözü: Günümüzde kişinin yiğitliğini evrene duyuracak belge alması, olumlu, yaşayıcı ve kalıcı düşünceleri geliştirmesine doğrudan bağlıdır. Bu tür başarılı kalıcılığa ulaşan bireyleri yetiştiremeyen ve onların başını çektikleri atılımları gerçekleştiremeyen toplulukların adlarını ileride anacak kişiler bile kalamayacaktır. Konu "varılmak istenen sonuç nedir?" Eğer soruya uygulanan düşünce düzeninin sağlıklı olduğu öngörülecek ise, bu sorunun tek ve kesin bir karşılığı vardır: "Toplumun ve toplumu oluşturan bireylerin yaşamlarını sağlıklı, güdümsüz, varlıklı ve mutluluk içinde sürdürmeleridir." Sağlık, güdümsüzlük ve mutluluğun tanımları nelerdir? "Sağlık"ı, yalnızca "hastalıksız" olarak düşünmek yetersizdir. Eğer toplum ve bireyleri, "Maya"larını sağlıklı olarak gelecek kuşaklara aktaramayacak bir duruma düşmüş, ya da düşürülmüş iseler, "sağlıklı" olamazlar. Bu "Maya" nedir? Ne gibi niteliklerden oluşur? Bu soruların en temel karşılığı: "toplumun sağlıklı gelişmesini sürdürecek ana değerler" olacaktır. Toplum, bu ana değerlerin ne olacağını da ancak karşılaştırmalı ve denetlemeli bilgi yolu ile elde edecektir. Birikmiş bilgilerin toplumca açıkça tartışılması ve bu yoldan denetlenerek süzgeçten geçirilmesi bu ana değerlerin ne olacağını da ortaya çıkaracaktır. "Maya" yı oluşturan değerlerin niteliklerinin bilinmemesi de, "maya" nın arılıktan uzaklaşmaya başladığının göstergesi olabilir. Geçmişte kayıt altına alınmış bütün olaylar, toplumların bu kısaca özetlenen sonuçlara ulaşabilmek için giriştikleri yarışmaların özetidir. Söz konusu yarışmalar, toplumların öz yaşamlarını sürdürmek için giriştikleri atılımlardır. Yaşamlarını sürdürmeyi kendilerine ilke seçmiş olan toplumlar, ellerindeki verileri en verimli oranda değerlendirmek ve kullanmakla yükümlüdürler. Dolayısı ile, bu tür değerlendirmeler yapılırken, gelecek kuşakları düşünce ardı etmeden işe koyulmak kaçınılmaz. İncelenmek üzere ele alınacak konular, bu amaçlara nasıl varılacağını saptamakla sıralanır. Üretilen başarılı ve kalıcı düşünce ve atılımların dünya toplumları için de yararlı olması gerekir. Bir toplumca üretilen her düşüncenin, o toplum için "başarılı" olsa da, uygulamaya konulduğunda, sonuçlarının bütün dünya toplumları için olumlu olamayacağını unutmamak gerekir. Günümüzde, dünya üzerinde büyük ölçüde atılıma geçmeye başlayan pekçok toplum ve bu toplumların içinde özel kuruluşlar bulunuyor. Bu örgütlerin bir bölümünün varmak istediği sonuçlar dünyadaki diğer toplumların hiçbir bakımdan yararına değildir. Bu bakımdan "bırakın, istediklerini yapsınlar" düşüncesi, yaşamak isteğinde olan hiçbir toplum için geçerli olamaz. Bu yeni bir gelişme değildir. Dünya toplumlarının birbirleri ile, karşılıklı alışveriş ve mayasal açılardan, çok daha yakın ilişkilerde bulunmaları dolayısı ile, artık hiçbir toplumun bu yararsız gelişmelere göz yumması kolay değildir. Günümüzde (ve geçmişte) eyleme geçen bu tür örgütler arasında saplantılı inanç kökenli olanlar olduğu gibi, "dünyanın düzenini" herhangi bir neden ile değiştirmek isteyenler de bulunur. Amaçları ne olursa olsun, bu örgütlerin çalışma alanlarının yöntemleri, bir orta oyunu gibi, açıktır. Amaçları çok küçük sayıdaki kişilerin çıkarlarını olabildiğince artırmak; buna karşı da, büyük toplumlara büyük ölçüde zarar verdirmek olduğu anlaşılan anılan örgütlerin çalışmaları yalnız eylemsel değildir. Önce düşüncesel kökenlere ve amaçlara dayandırılmışlardır. Bu düşüncelerin kökenlerini bulabilmek, oldukça büyük açılımlı bilgi dağarcığını, bu dağarcığı kullanabilecek deneyimli araştırmacıları gerektirir. Bu tür araştırmacıların yalnızca tek türde, örneğin yüksekokullar gibi, kuruluş bünyesinde çalışmaları gerekmez. Önemli olan, yeterli sayıda ve dünya düzeyindeki yetenekte Düşünce İşverenlerinin yetiştirilmesidir. Bilerek ya da bilmeyerek, bütün düşüncesel kuruluşlar da birbirleri ile yarışma içindedirler. Bu yönden de, içinden çıktıkları toplumlarını andırırlar. Ürettikleri düşünce ve görüşleri, diğer toplumların özel kuruluşlarına yansıtmak, "kaleyi içten fethetmek icin" çaba gösterirler. Dolayısı ile, Düşünce İşverenlerinin olaylara "tepki" göstermek yerine önceden "etki" düzeninde çalışması kaçınılmaz. Olayları, güncel darboğazlara ulaşmadan önce görmek ve önünü almak gerektir. Sonuç olarak: bütün bu işlemlerin ve yapılması gerekli işlerin dökümünü yapmak yerine, her atılım için hergün "varılmak istenen sonuç nedir" sorusunu her an göz önünde bulundurmak yeğdir. Her atılımın gül bahçesi olacağını düşünmek çocukluktur. Gönüllü kişiler karşılık beklemeden çalışır---belki. Hiç olmaz ise, gönüllüler uğraşlarının çiçeklenmesini görmek isteyeceklerdir. Bu, çok dikenli ve çileli bir yoldur. Bu yola çıkan her düşünce işvereninin istediğine, ya da özlediğine kavuşamadan göçüp-gidebileceğini unutmamak gerekir. Bu durumda, düşünce işvereninin yapabileceklerinin başında gelen, ilerde kendi yerini alacak ve daha iyi düşünce işverenliği yapacak olanları yetiştirmek, toplumun mayasını koruyup-geliştirmek, "toplum için varılmak istenen sonuç nedir" sorusunun sürekli sorulmasını sağlamaktır. Hasan Bülent Paksoy
|
Orta Asya'daki "Köktendinci" Kimlik Üzerine Düşünceler -Hasan Bülent Paksoy-
Yönetimin federatif modeli merkeziyetçi ve otoriter yapının aşırılıklarını kontrol etmek için bir çözüm teşkil etmektedir. Bu durumda, çıkarılan yasalar, çoğunluğun adına yönetici seviyesinde ilan edilen kurallar (gerçekten çoğunluğun kararını yansıtıyorsa), azınlığın ya da azınlıkların gereksinimlerine ve isteklerine uymayacaktır. Peki bu uyumsuzluk çoğunluk tarafından da izlenen hakların bir ihlali olmayacak mıdır? Azınlık bazı şartlara boyun eğmeye, örneğin 'verimlilik' adına belli bir ürünü almaya zorlanmayacak mıdır? Sözgelimi eğer üretici genetik donanımdan geçmiş tarım ürünlerini üretme ve pazarlama hakkına sahipse, tüketicilerin de bunları kabul etme ya da reddetme hakları olmamalı mıdır?
|
Düşünce İşvereni -Hasan Bülent Paksoy-
Türkiye Cumhuriyeti, 1950 ve 1960' larda "Düşünce İşçisi" kavramını emeklilik ve sağlık yasaları kapsamına aldı. Kamu ve özel işyerlerinde çalışmakta olan Beden İşçilerinin bu gibi korumalar altına alınmaları daha önce gerçekleştirilmiş idi. Ek olarak, Beden İşçilerinin toplu sözleşme, iş-durdurma, işyeri-kapatma ve yandaş çalışma düzenleri de Bülent Ecevit'in Çalışma Bakanlığı döneminde yasallaştırıldı.
|
İnsan İnciyi Denizden Çıkarmadıkça O İster İnci Olsun İster Çakıltaşı Farketmez -Hasan Bülent Paksoy-
I. Bu yazının başlığı olarak alınan ve atasözü niteliğindeki görüşünü, Balasagunlu Yusuf 11. yüzyılda yazdığı Kutadgu Bilig'de kaydetmiştir. Açıklamasını da ekler: Bilgili bilgisini dili ile meydana çıkarmazsa, yıllarca yatsa bile, onun bilgisi muhitini aydınlatmaz.
|
| | 
Hasan Bülent Paksoy
Doktorasını İngiltere'nin Oxford Üniversitesi'nde, Birleşik Krallık (United Kingdom) Üniversiteleri Rektörler Kurulu bursu ile bitiren Hasan Bülent Paksoy, Ohio State University, Franklin University, University of Massachusetts-Amherst ve Central Connecticut State University tarih bölümlerinde öğretim üyesi, Harvard Universitesi Orta Doğu Merkezinde Araştırmacı olarak görev yapdı.
Prof. Paksoy'un elliyi aşkın araştırma yazısı son yirmi yıl içinde Amerika, Avrupa ve Asya kıtaları üzerindeki onbir ülkede (ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, Türkiye, Japonya, Kazakistan, Hollanda, Belçika, Güney Kore, Kanada) çıkarılan bilimsel dergilerde yayınlandı.
Paksoy, 1970 yılında ABD de Bostwick bursu ile Lisans ve ABD National Science Foundation araştırma programı destegi ile de 1976 yılında Yüksek Lisans diplomalarını aldı.
ESERLERİ
IDENTITIES: HOW GOVERNED, WHO PAYS? (2001); ESSAYS ON CENTRAL ASIA (1999); INTERCULTURAL STUDIES (New York: Simon and Schuster, 1998); TURK TARIHI, TOPLUMLARIN MAYASI, UYGARLIK (Izmir: Mazhar Zorlu Holding, 1997); CENTRAL ASIA READER: THE REDISCOVERY OF HISTORY (New York: M. E. Sharpe, 1994); CENTRAL ASIAN MONUMENTS (Istanbul: ISIS Yayinevi, 1992); ALPAMYSH: CENTRAL ASIAN IDENTITY UNDER RUSSIAN RULE (Hartford, Conn: AACAR, 1989)
| 
| Uğraş |


| İnsan İnciyi Denizden Çıkarmadıkça O İster İnci Olsun İster Çakıltaşı Farketmez
Bir ulus, var oluşunun ve yaşam temelinde yatan değerleri korumak ve geliştirmek için belirli çizgide uzun süreli atılımlarını belirler ve uygulamaya geçer. Bu yöndeki köklü ve sürekli araştırmaları geleceğe dönük olarak düzenler, ve uygulamaya koyar. Düşünce önderleri, uygulayıcı önderlerle işbirliği eder. Tarih boyunca bu tür yaklaşımların çok örneği kaydedilmiştir.10 Ömer Seyfettin (1884-1920), bu konuda gerekli adımların atılmasını ilk salık veren 20. yüzyıl Türk düşünürlerinden biridir. 1919- 1924 Türk Kurtuluş Savaşı öncesi, Birinci Dünya Savaşı sırasında, Ilk Düşen Ak ve Ashab-ı Kehfimiz yazılarını yazmıştır.11 Bu yazılarda, Türk maya'sının korunması üzerine düşüncelerini genel kavramlar olarak ele almıştır:
|
| 
| Düşünce |

| Düşünce İşvereni
Hiç bir Düşünce İşvereni, bu yazıda ele alınan kural ve gözlemlerin üzerinde değildir. Her Düşünce İşvereninin çalışmalarının, bütün Düşünce İşverenlerince, ve toplumca, düşünce kuramları ve uygar tartışma düzenleri içinde, topluma açık olarak, ince elenip sık dokunması gereklidir. Bu tür "eleme" ve değerlendirmeden geçmeyen Düşünce İşverenleri'nin düşünceleri, ilerde dünyadaki toplumların kanları ve canları ile yüksek kertede ödeme yapmalarını gerektirebilir.
|
| 
| Kimlik |

| Orta Asya'daki "Köktendinci" Kimlik Üzerine Düşünceler
Kimlik bileşenleri güçlü bir şekilde kültürden etkilenmişlerdir. Kültür gerçek anlamda aklın geliştirilmesidir. Bu yer ve zaman açısından kesindir. Kuşaktan kuşağa, babadan oğula devredilen neydi? Bir jenerasyondan diğerine aktarılan değerlerin bileşeni muayyen bir yönetim şeklinin genel kültürünü belirlemektedir. Bu hem değişken, hem de sabittir. Söz konusu olan bu çelişki en iyi belirli bir kültürü öğrenmekle anlaşılabilir.
|
|  | Okumakta Olduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | |  | Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | |
|
|