Madenler Stratejik midir?
-Galip Türkmen-
Milli Güç Unsurları;
1 - Sabit Veriler
a- Coğrafya
b- Tarih
c- Nüfus
d- Kültür
2 – Potansiyel Veriler
a- Ekonomik Kapasite
b- Teknolojik Kapasite
c- Askeri Kapasite
3 – Stratejik Zihniyet ve Kültürel Kimlik
4 – Stratejik Planlama ve Siyasi İrade’den oluşur.
Dinamik bir uluslararası çevrede bir toplum üç tür davranış geliştirir.
1 – Kendi dinamizmini sınırlandıran statik bir tavır = Özgüven yoksunluğu
2 – Uluslar arası dinamizmin akışına kendini kaptırmak = Kimlik yoksunluğu
3 – Kendi dinamizminin potansiyelini uluslar arası dinamizmin potasında bir güç parametresi haline dönüştürebilme çabası. = Kişilikli ve Güvenli bir duruş*
Hiç şüphesiz ki, madenler sabit veriler arasındaki potansiyel güçtür. Sabit veridir; çünkü, coğrafyanın bir parçasıdır ve milyonlarca yılda, insan emeği olmaksızın oluşmuşlardır. Diğer yandan, Potansiyel veridir; çünkü, ekonomik bir değeri vardır ve basit bir teknoloji ve az bir gayretle ekonomiye sunulurlar.
Madenler belli lokasyonlarda oluşmaktadırlar ve sonsuz değildirler. Her ülkeye eşit dağılmamışlardır. Hiçbir ülke tüm madenlerde tek başına kendine yeterli değildir.
Kamuoyumuz “milli güvenlik” konusunda çok duyarlı olmasına rağmen madencilik sektörü ve güvenlik arasındaki yakın ilişkiden habersizdir. Bir ülkenin enerji ve hammadde güvenliği o ülkenin iç ve dış güvenliği kadar önemlidir. Harp tarihi kaynakların paylaşılması kavgasından ibarettir denilirse yeridir. Bu tarihi gerçek nedeni ile batılı ülkeler ulusal güvenlik stoklarına büyük önem verirken sosyalist ülkeler madenlerin tamamının stratejik olduğunu kabul etmişlerdir. Osmanlı devletinde ise madenlerde çalışanlar asker kişi sayılmışlar, askerlikten ve vergiden muaf tutulmuşlardır. Cumhuriyetimizin kuruluş yıllarında da madenciliğe milli müdafaamızın gereği ve “harici tediye muvazenesinin temini” nedeniyle büyük önem verilmiştir. 3213 sayılı maden kanunumuzda Bakanlar Kurulu Kararı ile kriz dönemleri için stratejik madenlerin stoklanması öngörülmüşse de bu konuda bugüne kadar önemli bir uygulama yapılmamıştır.
Askeri anlamda strateji bir milletin savunmasında askeri, siyasi, iktisadi ve manevi güçleri bir arada kullanmak ve düzenlemek sanatıdır. Ulusal bir tehlike sırasında, yurt içi üretimi, talebi nitelik ve nicelik bakımından karşılayamayan ve ulusal güvenliği için bir şekilde yurt dışından temin edilmesi gereken madenler de stratejiktir.
Stratejik maden kavramı günün koşullarına göre ve ülkeden ülkeye değişen göreceli bir kavramdır. Liberal ekonomilerde bir madenin stratejik olduğu ilan edildiğinde devletin hemen işletmeye geçmesi yerine stoklama yollarını araması istenir. Sosyalist blok ülkelerinde madencilik sektörünün tamamı stratejiktir, fanatik liberallere göre ise hiçbir maden stratejik olamaz. Türkiye’de stratejik maden denildiğinde uranyum ve toryum gibi nükleer madenler akla gelir. Bazılarına göre ise savaş zamanlarında silah gibi kullanılabilecek bor ve krom gibi madenlerimizde stratejiktir.
Stratejiklik kavramını askeri tanım dışında ele aldığımızda, eğer bir ülkenin sanayisi için olmazsa olmaz hammaddeler güvenli kaynaklardan sürekli olarak sağlanamıyorsa, olmayan maden de stratejiktir. Yine, yukarıda belirttiğimiz gibi, coğrafyada oluşumu ve dağılımı gereği bir maden büyük oranda bir ülkede bulunuyor ve olmazsa olmaz özellikleri varsa (bor ve krom gibi) bu maden de stratejik bir madendir. Üstelik bu stratejiklik sadece bulunan ülke için değil tüketen ülkeler için de geçerlidir. Savaşlar artık sadece silahla yapılmıyorlar.
Ulusal savunma stokları (national defence stockpile) ABD’de çok eski bir maziye sahiptir. Milli güvenlik kuruluşlarınca 3 yıl sürecek bir savaşa yetecek miktarlarda her yıl tesbit edilip bütçe kanunu kapsamında parlamentonun onayına sunulmaktadır. Yıl içinde bu stoklardan satış yapmaya sadece devlet başkanı yetkilidir. Soğuk savaş döneminde ortalama 10 milyar dolar değerinde 90 çeşit maden ve araz ürün ülkenin muhtelif yerlerinden stoklanmıştır. Sovyetler Birliğinin dağılması nedeniyle son yıllarda stok miktarları 5.5 milyar dolar seviyesine inmiştir. Stoklardan yıl içinde yapılan satışların değeri ise 600 milyon dolar civarındadır. Buro of mines (geological survey) teşkilatı ABD’nin bütün maden ve minerallerdeki dışa bağımlılık oranlarını her yıl yeniden hesaplayarak yayınlamaktadır. ABD’de bir kamu kuruluşu olan Defence Logistics Agency, ülke dışından temin edilen bir çok madeni stoklar ve zaman zaman piyasayı düzenlemek amacıyla satar. Sistem hem ülke güvenliği için gerekli madeni stoklamakta hem de piyasayı regüle etmektedir.
Almanya ve Japonya gibi ülkeler daha az sayıda stratejik madenin stoklanmasını, bu madenlerin ticaretini yapan özel şirketler eliyle sağlamaktadır. Devlet, ambarlama masraflarına iştirak etmekte ve stok miktarlarını belirlemektedir. Bu konuda ülkelerin kendi kaynaklarına göre stratejik bir sınıflamaya gittikleri resmi ve özel kritik ve stratejik mineral listeleri hazırladıkları görülmektedir. Listeler sadece askeri amaçlar için değil, stratejik bazı malzemeler ve sanayiler gözönünde tutularak ticari ve ekonomik amaçlar için de hazırlanabilmektedir. Yurtdışı kaynaklardan hammadde güvenliğinin uzun vadeli olarak sağlanabilmesi az gelişmiş ülkelere verilen kredilerin temel şartlarından birisidir. Dünya literatüründe : “Almanya çeşitli ülkelere 1.3 milyar dolar DM kredi sağlayarak yılda 12 milyon ton demir, 16.000 ton nikel, 67.000 ton bakır, 13.000 ton çinko, 90.000 ton boksit ve 3.000 ton kurşun ithalatını garanti altına almıştır.” türünden haberlere sık sık rastlanmaktadır. Ülkemizin yurt içi stokları bulunmadığı gibi kredi sağlayarak denizaşırı hammadde kaynaklarına sahip olma imkanı da sınırlıdır. Savaş metalleri ve stratejik mineraller bakımından çok zengin olan Orta Asya Cumhuriyetleri son yıllarda batı dünyasının yoğun ilgisini çekmektedir.
Avrupa ülkelerinin büyük bir kısmı, aralarında Avrupa Birliği’ni oluşturmuş, ekonomik entegrasyonu tamamlamış ve siyasi entegrasyonu inşa etmeye başlamışlardır. Avrupa Birliği’nde oluşturulan ekonomik entegrasyonda savunma sanayii sektörü, yapılan tüm düzenlemelerin dışında tutulmuştur. Avrupa ülkelerinde devletlerin kendi silahlı kuvvetleri için yaptıkları tedarik faaliyetlerinde genel olarak rekabet unsurunu göz önünde bulundurmadıkları, bir holding yöneticisi gibi hareket ederek savunma sanayiinin uçak, tank, füze, elektronik gibi alt sektörlerinde güvenilir milli şirketlerle yakın bir işbirliği kurdukları ve savunma sistem ihalelerini karşılıklı pazarlıkla milli ana yüklenici (national prime contractor) dedikleri bu şirketlerle sözleşmeye bağladıkları gözlenmektedir. Ancak Avrupa’da bazı uzmanlar bunu da kesinlikle yeterli görmemekte, her alt sektörde tek bir Avrupa şirketinin yeterli olacağını, aksi halde ABD ile rekabet edebilmenin mümkün olmadığını savunmaktadırlar.
ABD’de savunma sanayii, milli güvenliğin korunması gerekçesiyle devlet tarafından kontrol edilmektedir. Savunma sistem tedarikleri güvenilir milli şirketlerden yapılmaktadır. Yabancı şirketler kritik savunma sistem ihalelerine sokulmamaktadır. Yabancı şirketlerin de katılabileceği savunma sistem tedarik ihalelerinde ise Amerikan Malı Satın Alımı Yasası’na göre yabancı teklif fiyatına nakliye masrafları ve vergiler eklendikten sonra ayrıca %50 daha ekleme yapılarak fiyat karşılaştırması yapılmaktadır.
Türkiye 20 madenin temininde %100 oranında 13 madenin temininde ise %50-100 arasında dışa bağımlıdır. Bu gün için %100 oranında, yani tamamen dışa bağımlı olduğumuz 20 maden şunlardır.
1- Kalay |
6- Platin |
11- Brom |
16- Wolfram |
|
| 2- Potasyum |
7- Elmas |
12- İyot |
17- Berilyum |
|
| 3- Titanyum |
8- Vanadyum |
13- Arsenik |
18- Korindon |
|
| 4- Andaluzit |
9- Lityum |
14- Kobalt |
19- Rutil |
|
| 5- Zirkon |
10- Nikel |
15- Uranyum |
20- Nadir Toprak Elementleri |
|
Bunlardan potasyum, titanyum, nikel, arsenik, kobalt, uranyum, wolfram, rutil ve nadir toprak elementleri (Basnazit) savaş ekonomisi halinde yurtiçi kaynaklardan elde edilebilir, fakat bu yıllarca sürebilir. Bu listede yer alan madenlerin çoğunun üreticisi de 5 den az olduğu için stratejik madenlerin çoğu bu gruba girmektedir.
Bugün için %50-100 arasında dışa bağımlı olduğumuz madenler şunlardır:
| 1- Petrol |
6- Doğal gaz |
10- Alüminyum |
| 2- Taşkömürü |
7- Altın |
11- Kurşun |
| 3- Fosfat |
8- Molibden |
12- Çinko |
| 4- Kükürt |
9- Refrakter Boksit |
13- Mika |
Savaş sanayii için çok önemli olan demir-çelik üretiminde demir cevheri bakımından dışa bağımlılık, hurda demir ithali de gözönüne alınırsa %50’nin çok üzerindedir. Konsantre/ham bakır üretimi gelişirken blister bakır üretimindeki gerileme de bakırda dışa bağımlılığı zaman zaman bu oranın üstüne çıkarmaktadır. Ancak savaş ekonomisi ve ambargo halinde ihtiyacın büyük ölçüde yerli kaynaklardan karşılanması mümkündür.
20 yıl önce hazırlanan mastır planlarda 2000 yılı için petrol üretimimiz 7.8 milyon ton, taşkömürü üretimimiz ise 8.3 milyon ton olarak öngörülmüş idi. Bugün bu hedeflerin yarısına bile ulaşılamamıştır. Enerji hammaddelerindeki dışa bağımlılık harp hali ve kriz dönemleri için çok tehlikelidir.
Sert metal alaşımlarının ve harp sanayiinin en stratejik madenlerinden birisi olan wolfram üzerinde uzun yıllar çalışmasına ve zengin bir ülke olmamıza rağmen konsantre üretimi sağlanamadan Uludağ İşletmesi kapatılmış, ferrowolfram sanayii de kurulamamıştır. ABD Vietnam savaşı sırasında 25.000 ton wolfram stoklarından satışlara başlayarak stok seviyesini 1.900 tona düşürmüş, en büyük ihracatçı olan Çin’in aleyhine fiyatların asgari seviyeye düşmesini sağlamıştır. İkinci Dünya Savaşında Türkiye’den Almanya’ya yapılan krom sevkiyatının durdurulması için de ne büyük baskı altına girdiğimiz hatırlanmalıdır.
Yakın bir geçmişte Avrupa çelik sanayiinde fluorit yerine Türk kolemanitinin (kalsiyum borat) kullanılması da Türkiye’nin tek üretici olduğu ve bir harpte işgal edilirse Avrupa’da çelik üretiminin aksayacağı ileri sürülerek önlenmiştir. Avrupa’da Türk kolemanitinin çelik sanayiinde kullanımı halen sağlanamamıştır. İlginçtir, ülkemizde de kolemanit, çelik sektöründe kullanılmamaktadır. Kolemanitin stratejik mineral olma özelliği kendini hemen göstermektedir. Zira, Avrupa bu madene bağımlı olmak istememektedir.
Savaş sanayii için çok önemli olan ferromangan, ferronikel ve titan konusunda uzun yıllar çalışılmasına rağmen bugüne kadar bir sonuç alınamamıştır. Jet uçaklarının stratejik metallerinden biri olan kobalt Küre piritlerinden kazanılabilir. Burada 14.000 ton kobalt bulunduğu hesaplanmıştır. Kübalı askerlerin bile katıldığı Kongo ve Katanga çatışmalarının sebeplerinden birisi de bu bölgenin dünya kobalt rezervlerinin yarısına sahip olmasıdır. Bizim kobaltlarımız ise izabe artıkları içinde Karadeniz’e akıtılmalıdır.
Hammadde güvenliğinin sağlanması bütün ülkeler için hayati bir konu olmuştur. Osmanlı Devleti'nin paylaşılması ve İsrail'in kurulması ile başlayıp İran - Irak savaşı ve Körfez bunalımı ile sürüp giden krizin temelinde Orta Doğunun zengin petrol ve doğalgaz yataklarının bulunduğu bilinmektedir. Bugün tekrar ortaya çıkarılan "Şark Meselesi" de bölgenin petrol ve su kaynaklarına dönük uzun vadeli hesapların bir sonucudur.
Amerika'nın keşfi ile Kızılderili katliamı ve Aztek medeniyetinin yok edilmesi İspanyollar'ın altın bulma hırsı ile ilgilidir. Romalılarla - Kartacalılar arasında 120 yıl süren savaşların nedeni İspanya'daki gümüş madenleridir.
İngiltere asırlarca silah imalinde kullanmasınlar ve bağımsızlık mücadelesine kalkışmasınlar diye Amerika'daki kolonilerinde çıkarılan madenlerin orada izabe edilerek metal haline dönüştürülmesini yasaklamıştır. Japonya o devirlerde bakır üretimini artırabilmek için bir kanun çıkararak, idam cezasına çarptırılan mahkumların belli bir miktar bakır teslim ettiklerinde affedilmelerine imkan sağlamıştır.
Güney Amerika'nın siyasi tarihi bakır, gümüş, kalay, fosfat ve güherçile gibi madenlerle o kadar iç içedir ki, bir Avrupalı yazar bunu şu sözle dile getirir: "Latin Amerika'da devlet başkanları ya yabancı şirketlere maden imtiyazı verip kredi aldıkları için veya bunu yapmayı reddettikleri için devrilirler".
Avrupa'da Alsas-Loren demir yatakları ile Saardland kömürleri Fransa ile Almanya arasında defalarca savaşa yol açmıştır. Fransa'nın Afrika'daki etkinliği ise buradaki fosfat yataklarıdır. Metalik madenler bakımından zenginlikleri nedeniyle Rhodezya ve Katanga'da yakın geçmişte büyük krizler yaşanmıştır. Güney Afrika Cumhuriyeti ise maden zenginliği sayesinde ırk ayırımı politikasını bugüne kadar sürdürebilmiştir.
Körfez bölgesindeki petrol zenginliğinin, Osmanlı Devletinin yıkılışından, son yıllardaki körfez savaşına kadar dünya politikasında ne kadar önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. Hazar Denizi ve civarındaki petrol ve doğal gaz yatakları da bugün uluslararası politikaların odak noktası haline gelmiştir.
Harpler ve madenler arasında ilk çağlardan beri süregelen talihsiz bir ilişki vardır. “Stratejik Madenler” veya “Savaş Metalleri” gibi kavramlar bu ilişkiden doğmuştur. Sanayii ülkeleri bu gerçeği bildiklerinden enerji ve hammadde güvenlikleri için gerektiğinden uzun yıllar süren savaşları bile göze almışlardır.
Şimdi birileri çıkıp bize, “bu çağda stratejik maden mi olur?” diye soruyor. Her çağ bir önceki çağdan kanlı geçti. 20. yüzyıl, tüm yüzyılların toplamında ölen insandan daha fazlasının ölümüne sahne oldu; iki büyük dünya savaşına şahitlik etti. 21.yüzyılın barış yüzyılı olacağına ilişkin ciddi hiçbir emare yok ve her tarafımız kan gölü; Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu, Irak halen çatışmaların sürdüğü coğrafyalardır. ABD’nin tüm Ortadoğu’da haritaları değiştireceği, bu ülkenin en üst yöneticilerinin ağzından ilan edildi. Bunların güle oynaya gerçekleşeceğini düşünmek biraz saflık olur.
Savunma sanayiimizin arkasında, kendi doğal kaynaklarımıza dayalı, güçlü bir maden ve metalürji sanayiinin bulunması mutlaka gereklidir. Fakat, ekonomik faaliyetler içinde en başarısız olduğumuz alanlardan birisi de madenciliktir. Madenciliğe stratejik bakış eksiktir. Üzülerek belirtelim ki, kurumlarımız kendisini taşıyamamakta, gelecek vizyonundan yoksun bulunmaktadır.
Madencilik devletin yakın ilgi göstermesi gerektiren alt yapı yatırımlarının en önemlisidir. Yabancılara bırakılamaz, “riskli bir sektör ve kar etmesi uzun zaman alan sınai ve ticari bir faaliyet” olarak görülemez. Yabancılar tarafından dikte ettirilen kanun değişiklikleri gerekçelerinin hep bu argümana dayanması tesadüfi değildir.
Atatürk, Sakarya Savaşı dönüşünde yaptığı bir konuşmada cephelerde yalnız askerlerin değil milletlerin bütün maddi ve manevi güçlerinin karşı karşıya geldiğini ve çarpıştığını söylemiştir. Madenler Milli Güç unsurlarındandır ve tabii ki stratejiktir.
Uluslararası dinamizmin akışına kendini kaptırmış, kimlik yoksunu politikalardan vazgeçilmelidir. Kendi dinamizminin potansiyelini uluslararası dinamizmin potasında bir güç parametresi haline dönüştürebilme çabası ile kişilikli ve güvenli bir duruş sergilenmeli, bunun gereği olarak, diğer milli güç unsurları gibi madenlere de stratejik bir açıdan bakılmalı ve bu yönde siyasi irade üretilmelidir.
Galip Türkmen
* Milli Güç unsurları tasnifinde Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun Stratejik Derinlik kitabından yararlanılmıştır.
**Tablo için Kaynak:Hammadde Güvenliği, Dr. İ. SEYHAN, E.CENGİZ, MTA.
Galip Türkmen
Nisan 2004